* İnan olsun hiçbir sihirli formülüm yok ama nasihat isterseniz bol.
* Dünyaya gözümü açtığımda beynimde, kalbimde, gözümde, elimde hiç bir şey mevcut değildi. Sahip olduğum her şey çevremde olan ve kendindekini benimle paylaşma yüceliğini gösteren insanlardan bana intikal etmiştir.
* Bende olan benimle birlikte kara toprağa karışsın istemem. O nedenle akılda, yürekte, elde olan yakınımızdakilerle paylaşılmalı derim. Bir kasa portakalın tamamını satıp portakalsız kalsak bile sonuçta kasa bizimdir, bizde kalmıştır.
* Haddimizi bilmek ve kimseye haksızlık etmemek gerekir. Hisse.Net bünyesinde işin ehli, bilgi ve tecrübelerinden istifade edebileceğimiz çok değerli insanlar var. Forumda benim yarı yaşımda olan ancak sergilediği tavırla, fikirlerindeki tutarlılıkla bende saygı uyandıran üyelerin varolduğunu belirtmem gerekir.
* Bilgi, beceri sahibi olmanın yolu el attığımız konulara sahip çıkmaktan, bu konularda başarılı olan insanların izlediği yolu-yöntemi araştırmaktan geçiyor. Öncelikle herkesten bir şeyler öğrenebileceğimizi peşinen kabul etmemiz gerekir. Mesela hiçbir yetişkin bir bebeğin masumiyet ve sevimliliği içinde tebessüm edemiyor.
* Gidilecek ana rota bellidir ama tali yollar kişiden kişiye değişebilir. Yoldan çıkmamalı ancak başkalarının teker izinden gitmek gibi bir yanlışa da düşmemeliyiz. Örneğin milletin % 100 başarı sağladığını öne sürdüğü bazı Metastock formülleri beni hüsrana uğratmıştır.
* Geçmiş geleceğin aynası olduğuna göre müşterek hareket edeceğimiz kişi, şey ne ise seceresine bakmamız gerekir. Konu hisse senetleriyse 1-3-6-12-24 aylık performanslarına göz atılabilir.
* İyi olanın geriye düşmesi onun değerini azaltmadığı gibi kötü olanın öne çıkması da onun kıymetini artırmaz. Dopingle İngiliz Taylarını geçen Sütçü Beygiri iyi yarış atı sayılmaz.
* Tutulan yola, çıkılan sefere inanmak gerekir. Ancak bu inançla karşılaşacağımız güçlüklerin üstesinden gelebiliriz. Yine de aksi yönde emareler ortaya çıkarsa dik başlılık edip yanlışta ısrar etmek yerine hatayı kabullenip selametle seyredeceğimiz yeni bir rota belirlememiz gerekir.
* Her şeyin yeri ve zamanı olduğuna göre değişen koşullara göre rotamızı/pozisyonumuzu değiştirmemiz gerekir. Kış günü denize girmeye kalkarsak muhtemelen zatürre oluruz.
* Bize empoze edilen her şeyi mutlak doğru kabul edip olduğu gibi benimsemek işin kolayına kaçmaktır. İnsan şüphecilik vasfı sayesinde bilimde, teknolojide ileriye gitmiş, iyiye-doğruya-aydınlığa ulaşabilmiştir.
* Bir iş yaparken getiri-götürü kıstaslarını sürekli göz önünde bulundurmak gerekir. Herkes yemek pişirebilir ama marifetli aşçı mutfaktaki tabak-çanağı kırmadan yemeği pişirebilendir.
* Biz kendimize inanıp güveniyor ve bunu ortaya koyabiliyorsak başkaları da bize inanıp güvenir. Özgüven eksikliği çıktığımız yolculukları bir başımıza yapmamızla sonuçlanır.
* Güvensizlik kadar kendimize olan aşırı güvenimiz de kaza riskini artırır. Sürücüsü olduğumuz aracı tedbirli ve temkinli kullanırsak hedeflediğimiz varış noktasına selametle ulaşabiliriz.
28 Kasım 2007 Çarşamba
ATO'nun Sıcak Para Raporu
SICAK PARA: RİSKİ TÜRKİYE'NİN, KAZANCI SPEKÜLATÖRÜN...
-TÜRKİYE'YE 2003 YILI BAŞINDA GELEN VE TL'YE DÖNÜŞTÜRÜLEREK HAZİNE BONOSUNDA DEĞERLENDİRİLEN 1 MİLYON DOLAR, 3 MİLYON 265 BİN DOLARA KADAR YÜKSELDİ.. AYNI PARA BORSADA AYNI SÜREDE 5 MİLYON 690 BİN DOLAR OLDU.
- 2003 YILI BAŞINDA 6.6 MİLYAR DOLAR OLAN TÜRKİYE'DEKİ SICAK PARA MİKTARI BU SÜREDE 81,5 MİLYAR DOLAR ARTIP 88,1 MİLYAR DOLARA YÜKSELEREK TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN EN BÜYÜK RİSK HALİNE GELDİ.
-TÜRK VATANDAŞLARI İSE TÜRK PARASINA GÜVEN DUYMADIKLARI İÇİN ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ZARAR ETTİLER. YURT İÇİNDEKİ VE DIŞINDAKİ DÖVİZ CİNSİNDEN TASARRUFLARININ TUTARI 135 MİLYAR DOLARI BULAN TÜRK VATANDAŞLARININ BU SÜREDE DOLARDA TUTTUKLARI 1 MİLYON YTL, 798 BİN YTL'YE İNDİ.
-2003 YILI BAŞINDAN BU YANA DOLAR CİNSİNDEN, ÜÇ AY VADELİ DÖVİZ TEVDİAT HESABINDA TUTULAN 1 MİLYON YTL İSE FAİZLERİYLE BİRLİKTE SADECE 1 MİLYON 30 BİN YTL OLDU.
- AYGÜN: SICAK PARA SELİ TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDİYOR.
Artık cari işlemler açığı ve yüksek faiz oranlarından bile daha yüksek risk olarak gösterilen sıcak para Türkiye'de son dört yıllık dönemde, gelişmiş ülkelerde 25 - 30 yılda bile elde edemeyeceği kadar getiri elde etti. Türkiye'ye 2003 yılı başında getirilerek Türk Lirası'na dönüştürülüp bonoda değerlendirilen 1 milyon dolar, 4,5 yılda 3 milyon 265 bin dolara, borsada ise 5 milyon 690 bin dolara yükseldi.
Sıcak paraya dünyanın en yüksek kazancını sağlayan Türkiye'de 2002 yılı başında 6,6 milyar dolar olan sıcak para stoku bu yıl Mayıs ayı sonunda 88,1 milyar dolara kadar yükselirken, Türkiye ekonomisi için en yüksek risk haline geldi.
Yabancılar Türkiye'de dünyanın en yüksek getirisini elde ederken, yastık altında tutulanlar hariç, 134,8 milyar dolar düzeyinde bir döviz tasarrufu bulunan Türk vatandaş ve şirketlerinin ise 2003 yılı başında dolara yatırdıkları 1 milyon YTL, bu yıl Haziran ayı sonunda 798 bin YTL'ye geriledi. Bu sürede dolar cinsinden üç ay vadeli mevduatta tutulan 1 milyon YTL ise sadece 1 milyon 30 bin YTL olabildi.
- SICAK PARANIN HAZİNE BONOSUNDAKİ SERÜVENİ -
Merkez Bankası döviz kurları ve İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı DİBS Performans Endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamalar, 2003 yılı başında Türk parasına dönüştürülen sıcak paranın, 4,5 yılda dolar bazında bonoda yüzde 226,5, hisse senetlerinde ise yüzde 469 oranında kazanç elde ettiğini gösterdi. Hesaplamalar tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye gelen "küresel sermayenin" aldığı bu yüksek riske karşılık çok yüksek düzeyde kazanç sağladığını ortaya koyuyor.
Dolar kurunun yüzde 14,6 oranında düştüğü 2003 yılında üç ay vadeyi Hazine bonosunda çevrilen fonlar yatırımcıya Türk parası bazında yüzde 43.36 oranında getiri sağladı. Dolar bazında getiri ise yüzde 67,9 olarak gerçekleşti.
2004 yılında Hazine bonosu yüzde 23,3 oranında getiri sağlarken dolar kuru yüzde 3.85 oranında düştü ve bononun dolar bazında getirisi yüzde 28,2 olarak gerçekleşti.
2005 yılında dolar kuru yılbaşı ve yılsonu arasında sadece yüzde 0,07 arttı, üç ay vadeli Hazine bonosu yatırımcısı yüzde 16.01'lik getiri sağladı, dolar bazında bononun getirisi yüzde 15,2 olarak gerçekleşti.
2006 yılında kur yüzde 5.22 oranında artarken, Hazine bonosunda Türk Lirası bazında yüzde 16.55, dolar bazında ise yüzde 10,8 getiri oluştu.
Bu yılın ilk yarısında dolar kuru yüzde 7,7 oranında düştü, Hazine bonosuna yatırım yapanlar Türk Lirası bazında yüzde 9, faiz elde ederken dolar bazında getiri ise yüzde14 olarak gerçekleşti.
- 1 MİLYON DOLAR 3 MİLYON DOLARI GEÇTİ -
Buna göre,2002 yılı sonunda 1.635 YTL olan dolar kuruyla, 1 milyon 635 bin YTL olarak Türk Parasına dönüştürülerek bu tarihten sonra 3 ay vadeli bonoda tutulan 1 milyon dolar, her yılın yılsonu kuruyla 2003 yılı sonunda 1 milyon 679 bin dolara, 2004 yılı sonunda 2 milyon 153 bin dolara, 2005 yılı sonunda 2 milyon 496 bin dolara, 2006 yılı sonunda 2 milyon 764 bin dolara yükseldi. Bu yıl Haziran sonunda ise 3 milyon 265 bin dolara çıktı.
2003 yılı başından Haziran 2007 sonuna kadar olan dönemde, sürekli üç ay vadeli Hazine bonosunda tutulan fonlar Türk Lirası bazında birikimli olarak yüzde 160,6 oranında getiri elde etti. Aynı dönemde dolar kuru ise yüzde 20,2 oranında düştü. Bonodan sağlanan bu yüksek getiri ve kurdaki düşüş yüzünden, bononun dolar cinsinden 4,5 yıllık birikimli getirisi yüzde 226,5 olarak gerçekleşti.
- SICAK PARANIN BORSA SERÜVENİ -
2001 krizinde Türkiye'deki şirketlerin hisse senedi fiyatlarının dibe vurması, kriz sonrasında İMKB'yi sıcak para için en cazip alanlardan biri yaptı.
İMKB 100 endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre hisse senetleri 2003 yılında Türk Lirası bazında yüzde 79,6, 2004 yılında yüzde 34,1, 2005 yılında yüzde 59,3 getiri sağladı. 2006 yılında yatırımcısına yüzde 1,7 oranında kayıp yaşatan hisse senetlerinin, bu yılın ilk yarısındaki getirisi yüzde 20,4 olarak gerçekleşti.
İMKB sıcak paraya dolar bazında 2003 yılında yüzde 110,3, 2004 yılında yüzde 39,4, 2005 yılında yüzde 59,2 kazandırdı. İMKB'de 2006 yılında yüzde 5,6 oranında kayba uğrayan sıcak para bu yılın ilk yarısında ise yüzde 30,4 oranında kazandı.
2003 yılı başında hisse senedine yatırılan 1 milyon dolar, 2003 yılı sonunda 2 milyon 103 bin dolar, 2004 yılı sonunda 2 milyon 933 bin dolar, 2005 sonunda 4 milyon 668 bin dolara yükseldi. 2006 sonunda 4 milyon 363 bin dolar oldu. Dolar kurunun 1,3046 YTL'ye kadar indiği bu yıl Haziran sonu itibariyle ise 5 milyon 690 bin dolara kadar yükseldi.
İMKB 2003 yılı başından bu yıl Haziran sonuna kadar olan dönemde Türk Lirası bazında yüzde 354,1 oranında getiri sağlarken, dolar kurundaki yüzde 20,4 oranındaki düşüşün de etkisiyle dolar bazında sıcak paraya ise yüzde 469 oranında kazanç sağladı..
- TÜRKİYE'DE NE KADAR SICAK PARA VAR -
Uluslararası yatırımcılar, bu ölçüde bir getiri nedeniyle tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye yoğun miktarda kısa vadeli sermaye getirdiler.
2002 yılı sonunda Türkiye'de yabancılara ait toplam 6,6 milyar dolarlık sıcak para bulunuyordu. Bu tutarın 3,5 milyar dolarlık kısmı hisse senetlerinde, 1,3 milyar doları Hazine iç borçlanma kâğıtlarında, 1,8 milyar doları ise banka mevduatında tutuluyordu.
Mayıs 2007 sonu itibariyle ise sıcak para 88,1 milyar dolara kadar yükseldi. 2002 yılından sonra 81,5 milyar dolarlık bir büyüme yaşanan sıcak paranın 50 milyar doları hisse senetlerinde tutuluyor. İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70'inden fazlasına yabancılar sahip bulunuyor. Yabancıların Hazine iç borçlanma kâğıtlarına park etmiş durumda bekleyen parası ise 33 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Yabancıların Türkiye'deki bankalarda bulunan mevduatları ise 5 milyar dolarlık bir büyüklük oluşturuyor.
- TÜRK VATANDAŞLARININ ZARARI -
Türkiye, dünyanın en yüksek nominal faiz oranını uygulayarak ve parasının hızla değerlenmesine izin vererek sıcak paraya dünyanın en yüksek getirisini sağlarken, Türk vatandaşlarının Türk Parasına olan güvensizliği ise devam ediyor. Bu nedenle de döviz cinsinden tasarrufların toplam tasarruflar içerisindeki payı azımsanmayacak bir düzeyde seyrediyor.
Türk vatandaşlarının yurt içindeki toplam döviz tasarrufları 108,1 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Bunun 85,8 milyar doları mevduat bankaları ve katılım bankalarındaki döviz mevduatlarında, 3,6 milyar doları Hazine'nin dış borçlanma için çıkardığı Eurobondlarda, 3 milyar doları ise döviz cinsinden Hazine iç borçlanma kâğıtlarında tutuluyor. Ayrıca yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının Merkez Bankası'nda 15,6 milyar dolarlık kredi mektuplu ve süper döviz mevduatı bulunuyor.
Ayrıca Türk vatandaşlarının yurt dışında da döviz mevduatları bulunuyor. Merkez Bankası verilerine göre Türk vatandaşlarının yurt dışındaki mevduatları 2006 yılı sonunda 26,7 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Buna göre Türk vatandaşlarının yaklaşık 134,8 milyar dolarlık döviz tasarrufu bulunuyor. Buna bir de yastık altındaki dövizler eklendiğinde Türk vatandaşlarının 140 milyar dolara yakın bir döviz varlığı tuttuğu tahmin ediliyor.
Yabancılar, faiz oranlarının düşük olduğu Japonya ve İsviçre gibi ülkelerden borçlanarak Türkiye gibi ülkelere yatırım yapıp süper getiriler elde ederken, her an bir siyasi ya da ekonomik istikrarsızlık yaşanabileceği endişesiyle döviz kurunun bir anda fırlayabileceğinden endişe eden Türk halkı ise 2002 yılından sonra çok yüksek zararlara katlandılar.
2003 yılı başındaki kurdan dolara çevrilerek bu yıl haziran sonuna kadar yastık altında ya da vadesiz döviz mevduatında tutulan 1 milyon YTL, 798 YTL'ye kadar düştü. Üç ay vadeli döviz mevduat hesabında tutulan aynı para ise bu yıl Haziran sonu itibariyle sadece 1 milyon 30 bin YTL oldu.
- ATO BAŞKANI AYGÜN -
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, sıcak para selinin Türkiye ekonomisini tehdit ettiğini belirterek, şunları söyledi:
"Gittiği ülkelerde bir süre sahte bir mutluluk yaratan sıcak para sel gibidir. Koşullar nerde uygunsa oraya doğru akar. Eğer önlem almazsak, bıçak sırtında duran Türkiye ekonomisi, sıcak para selinin yol açacağı enkazın altında kalır. Sıcak para seli, varımızı yoğumuzu önüne katıp götürmeden önlem almalıyız. Vergi koyarak sıcak para girişini kontrol altına almamız, faiz oranlarını düşürmemiz, Hazine'nin borçlanma ihtiyacını azaltmamız gerekiyor."
2003 yılı başından bu yana geçen 4,5 yıllık süre içinde Türkiye'deki sıcak para miktarının 6,6 milyar dolardan 88,1 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Aygün, "Özellikle son 4 yılda sıcak para Türkiye'ye akın etti. Çünkü dolara bire üç veren başka bir ekonomi yok" diye konuştu.
-TÜRKİYE'YE 2003 YILI BAŞINDA GELEN VE TL'YE DÖNÜŞTÜRÜLEREK HAZİNE BONOSUNDA DEĞERLENDİRİLEN 1 MİLYON DOLAR, 3 MİLYON 265 BİN DOLARA KADAR YÜKSELDİ.. AYNI PARA BORSADA AYNI SÜREDE 5 MİLYON 690 BİN DOLAR OLDU.
- 2003 YILI BAŞINDA 6.6 MİLYAR DOLAR OLAN TÜRKİYE'DEKİ SICAK PARA MİKTARI BU SÜREDE 81,5 MİLYAR DOLAR ARTIP 88,1 MİLYAR DOLARA YÜKSELEREK TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN EN BÜYÜK RİSK HALİNE GELDİ.
-TÜRK VATANDAŞLARI İSE TÜRK PARASINA GÜVEN DUYMADIKLARI İÇİN ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ZARAR ETTİLER. YURT İÇİNDEKİ VE DIŞINDAKİ DÖVİZ CİNSİNDEN TASARRUFLARININ TUTARI 135 MİLYAR DOLARI BULAN TÜRK VATANDAŞLARININ BU SÜREDE DOLARDA TUTTUKLARI 1 MİLYON YTL, 798 BİN YTL'YE İNDİ.
-2003 YILI BAŞINDAN BU YANA DOLAR CİNSİNDEN, ÜÇ AY VADELİ DÖVİZ TEVDİAT HESABINDA TUTULAN 1 MİLYON YTL İSE FAİZLERİYLE BİRLİKTE SADECE 1 MİLYON 30 BİN YTL OLDU.
- AYGÜN: SICAK PARA SELİ TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDİYOR.
Artık cari işlemler açığı ve yüksek faiz oranlarından bile daha yüksek risk olarak gösterilen sıcak para Türkiye'de son dört yıllık dönemde, gelişmiş ülkelerde 25 - 30 yılda bile elde edemeyeceği kadar getiri elde etti. Türkiye'ye 2003 yılı başında getirilerek Türk Lirası'na dönüştürülüp bonoda değerlendirilen 1 milyon dolar, 4,5 yılda 3 milyon 265 bin dolara, borsada ise 5 milyon 690 bin dolara yükseldi.
Sıcak paraya dünyanın en yüksek kazancını sağlayan Türkiye'de 2002 yılı başında 6,6 milyar dolar olan sıcak para stoku bu yıl Mayıs ayı sonunda 88,1 milyar dolara kadar yükselirken, Türkiye ekonomisi için en yüksek risk haline geldi.
Yabancılar Türkiye'de dünyanın en yüksek getirisini elde ederken, yastık altında tutulanlar hariç, 134,8 milyar dolar düzeyinde bir döviz tasarrufu bulunan Türk vatandaş ve şirketlerinin ise 2003 yılı başında dolara yatırdıkları 1 milyon YTL, bu yıl Haziran ayı sonunda 798 bin YTL'ye geriledi. Bu sürede dolar cinsinden üç ay vadeli mevduatta tutulan 1 milyon YTL ise sadece 1 milyon 30 bin YTL olabildi.
- SICAK PARANIN HAZİNE BONOSUNDAKİ SERÜVENİ -
Merkez Bankası döviz kurları ve İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı DİBS Performans Endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamalar, 2003 yılı başında Türk parasına dönüştürülen sıcak paranın, 4,5 yılda dolar bazında bonoda yüzde 226,5, hisse senetlerinde ise yüzde 469 oranında kazanç elde ettiğini gösterdi. Hesaplamalar tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye gelen "küresel sermayenin" aldığı bu yüksek riske karşılık çok yüksek düzeyde kazanç sağladığını ortaya koyuyor.
Dolar kurunun yüzde 14,6 oranında düştüğü 2003 yılında üç ay vadeyi Hazine bonosunda çevrilen fonlar yatırımcıya Türk parası bazında yüzde 43.36 oranında getiri sağladı. Dolar bazında getiri ise yüzde 67,9 olarak gerçekleşti.
2004 yılında Hazine bonosu yüzde 23,3 oranında getiri sağlarken dolar kuru yüzde 3.85 oranında düştü ve bononun dolar bazında getirisi yüzde 28,2 olarak gerçekleşti.
2005 yılında dolar kuru yılbaşı ve yılsonu arasında sadece yüzde 0,07 arttı, üç ay vadeli Hazine bonosu yatırımcısı yüzde 16.01'lik getiri sağladı, dolar bazında bononun getirisi yüzde 15,2 olarak gerçekleşti.
2006 yılında kur yüzde 5.22 oranında artarken, Hazine bonosunda Türk Lirası bazında yüzde 16.55, dolar bazında ise yüzde 10,8 getiri oluştu.
Bu yılın ilk yarısında dolar kuru yüzde 7,7 oranında düştü, Hazine bonosuna yatırım yapanlar Türk Lirası bazında yüzde 9, faiz elde ederken dolar bazında getiri ise yüzde14 olarak gerçekleşti.
- 1 MİLYON DOLAR 3 MİLYON DOLARI GEÇTİ -
Buna göre,2002 yılı sonunda 1.635 YTL olan dolar kuruyla, 1 milyon 635 bin YTL olarak Türk Parasına dönüştürülerek bu tarihten sonra 3 ay vadeli bonoda tutulan 1 milyon dolar, her yılın yılsonu kuruyla 2003 yılı sonunda 1 milyon 679 bin dolara, 2004 yılı sonunda 2 milyon 153 bin dolara, 2005 yılı sonunda 2 milyon 496 bin dolara, 2006 yılı sonunda 2 milyon 764 bin dolara yükseldi. Bu yıl Haziran sonunda ise 3 milyon 265 bin dolara çıktı.
2003 yılı başından Haziran 2007 sonuna kadar olan dönemde, sürekli üç ay vadeli Hazine bonosunda tutulan fonlar Türk Lirası bazında birikimli olarak yüzde 160,6 oranında getiri elde etti. Aynı dönemde dolar kuru ise yüzde 20,2 oranında düştü. Bonodan sağlanan bu yüksek getiri ve kurdaki düşüş yüzünden, bononun dolar cinsinden 4,5 yıllık birikimli getirisi yüzde 226,5 olarak gerçekleşti.
- SICAK PARANIN BORSA SERÜVENİ -
2001 krizinde Türkiye'deki şirketlerin hisse senedi fiyatlarının dibe vurması, kriz sonrasında İMKB'yi sıcak para için en cazip alanlardan biri yaptı.
İMKB 100 endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre hisse senetleri 2003 yılında Türk Lirası bazında yüzde 79,6, 2004 yılında yüzde 34,1, 2005 yılında yüzde 59,3 getiri sağladı. 2006 yılında yatırımcısına yüzde 1,7 oranında kayıp yaşatan hisse senetlerinin, bu yılın ilk yarısındaki getirisi yüzde 20,4 olarak gerçekleşti.
İMKB sıcak paraya dolar bazında 2003 yılında yüzde 110,3, 2004 yılında yüzde 39,4, 2005 yılında yüzde 59,2 kazandırdı. İMKB'de 2006 yılında yüzde 5,6 oranında kayba uğrayan sıcak para bu yılın ilk yarısında ise yüzde 30,4 oranında kazandı.
2003 yılı başında hisse senedine yatırılan 1 milyon dolar, 2003 yılı sonunda 2 milyon 103 bin dolar, 2004 yılı sonunda 2 milyon 933 bin dolar, 2005 sonunda 4 milyon 668 bin dolara yükseldi. 2006 sonunda 4 milyon 363 bin dolar oldu. Dolar kurunun 1,3046 YTL'ye kadar indiği bu yıl Haziran sonu itibariyle ise 5 milyon 690 bin dolara kadar yükseldi.
İMKB 2003 yılı başından bu yıl Haziran sonuna kadar olan dönemde Türk Lirası bazında yüzde 354,1 oranında getiri sağlarken, dolar kurundaki yüzde 20,4 oranındaki düşüşün de etkisiyle dolar bazında sıcak paraya ise yüzde 469 oranında kazanç sağladı..
- TÜRKİYE'DE NE KADAR SICAK PARA VAR -
Uluslararası yatırımcılar, bu ölçüde bir getiri nedeniyle tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye yoğun miktarda kısa vadeli sermaye getirdiler.
2002 yılı sonunda Türkiye'de yabancılara ait toplam 6,6 milyar dolarlık sıcak para bulunuyordu. Bu tutarın 3,5 milyar dolarlık kısmı hisse senetlerinde, 1,3 milyar doları Hazine iç borçlanma kâğıtlarında, 1,8 milyar doları ise banka mevduatında tutuluyordu.
Mayıs 2007 sonu itibariyle ise sıcak para 88,1 milyar dolara kadar yükseldi. 2002 yılından sonra 81,5 milyar dolarlık bir büyüme yaşanan sıcak paranın 50 milyar doları hisse senetlerinde tutuluyor. İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70'inden fazlasına yabancılar sahip bulunuyor. Yabancıların Hazine iç borçlanma kâğıtlarına park etmiş durumda bekleyen parası ise 33 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Yabancıların Türkiye'deki bankalarda bulunan mevduatları ise 5 milyar dolarlık bir büyüklük oluşturuyor.
- TÜRK VATANDAŞLARININ ZARARI -
Türkiye, dünyanın en yüksek nominal faiz oranını uygulayarak ve parasının hızla değerlenmesine izin vererek sıcak paraya dünyanın en yüksek getirisini sağlarken, Türk vatandaşlarının Türk Parasına olan güvensizliği ise devam ediyor. Bu nedenle de döviz cinsinden tasarrufların toplam tasarruflar içerisindeki payı azımsanmayacak bir düzeyde seyrediyor.
Türk vatandaşlarının yurt içindeki toplam döviz tasarrufları 108,1 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Bunun 85,8 milyar doları mevduat bankaları ve katılım bankalarındaki döviz mevduatlarında, 3,6 milyar doları Hazine'nin dış borçlanma için çıkardığı Eurobondlarda, 3 milyar doları ise döviz cinsinden Hazine iç borçlanma kâğıtlarında tutuluyor. Ayrıca yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının Merkez Bankası'nda 15,6 milyar dolarlık kredi mektuplu ve süper döviz mevduatı bulunuyor.
Ayrıca Türk vatandaşlarının yurt dışında da döviz mevduatları bulunuyor. Merkez Bankası verilerine göre Türk vatandaşlarının yurt dışındaki mevduatları 2006 yılı sonunda 26,7 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Buna göre Türk vatandaşlarının yaklaşık 134,8 milyar dolarlık döviz tasarrufu bulunuyor. Buna bir de yastık altındaki dövizler eklendiğinde Türk vatandaşlarının 140 milyar dolara yakın bir döviz varlığı tuttuğu tahmin ediliyor.
Yabancılar, faiz oranlarının düşük olduğu Japonya ve İsviçre gibi ülkelerden borçlanarak Türkiye gibi ülkelere yatırım yapıp süper getiriler elde ederken, her an bir siyasi ya da ekonomik istikrarsızlık yaşanabileceği endişesiyle döviz kurunun bir anda fırlayabileceğinden endişe eden Türk halkı ise 2002 yılından sonra çok yüksek zararlara katlandılar.
2003 yılı başındaki kurdan dolara çevrilerek bu yıl haziran sonuna kadar yastık altında ya da vadesiz döviz mevduatında tutulan 1 milyon YTL, 798 YTL'ye kadar düştü. Üç ay vadeli döviz mevduat hesabında tutulan aynı para ise bu yıl Haziran sonu itibariyle sadece 1 milyon 30 bin YTL oldu.
- ATO BAŞKANI AYGÜN -
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, sıcak para selinin Türkiye ekonomisini tehdit ettiğini belirterek, şunları söyledi:
"Gittiği ülkelerde bir süre sahte bir mutluluk yaratan sıcak para sel gibidir. Koşullar nerde uygunsa oraya doğru akar. Eğer önlem almazsak, bıçak sırtında duran Türkiye ekonomisi, sıcak para selinin yol açacağı enkazın altında kalır. Sıcak para seli, varımızı yoğumuzu önüne katıp götürmeden önlem almalıyız. Vergi koyarak sıcak para girişini kontrol altına almamız, faiz oranlarını düşürmemiz, Hazine'nin borçlanma ihtiyacını azaltmamız gerekiyor."
2003 yılı başından bu yana geçen 4,5 yıllık süre içinde Türkiye'deki sıcak para miktarının 6,6 milyar dolardan 88,1 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Aygün, "Özellikle son 4 yılda sıcak para Türkiye'ye akın etti. Çünkü dolara bire üç veren başka bir ekonomi yok" diye konuştu.
Yabancılar İçin Borsanın Dayanılmaz Cazibesi
Şükrü KIZILOT, Hürriyet, 9 Ağustos 2007
ÖZELLİKLE son yıllarda Türkiye, yabancı yatırımcılar için dayanılmaz bir cazibe merkezi oldu. Türkiye'ye akın ediyor, inanılmaz paralar kazanıyorlar...
Yabancıların yatırımlarına bakıyoruz; borsa, tahvil-bono, mevduat faizi ya da banka veya diğer kuruluşların hisselerini almaya yönelik. Türkiye'de yeni tesis kurmaya, istihdam yaratan yeni yatırımlar yapmaya sıcak bakmıyorlar.
VERGİ AVANTAJLARI
O kadar çok ki...
1- Yabancı yatırımcı, parasını ülkemize gönderdiğinde ya da parasını ülkemizden çektiğinde, vergi alınmıyor. Bu, onlar açısından son derece olumlu...
2- Yabancıların borsa kazançları, tutarı kaç bin YTL hatta kaç milyon YTL olursa olsun yüzde sıfır stopaja tabi. Yani vergi yok (GVK Geçici Md. 67).
3- Yabancıların Hazine bonosu ve Devlet tahvili faiz gelirleri ve alım-satım kazançları; yüzde sıfır stopaja tabi yani tutarı ne olursa olsun vergiye tabi değil.
4- Mevduat Faizi ve Repo Gelirleri: Yabancı yatırımcıların Türkiye'de elde ettikleri mevduat faizi ve repo gelirleri, yüzde 15 stopaja tabi. O kadar...
FAİZ AVANTAJLARI
Tablodan da fark edileceği gibi, dünyada en yüksek reel faiz Türkiye'de...
Böyle olunca, yabancı yatırımcılar Türkiye'de döviz bozdurup, YTL cinsinden yatırım yapıyorlar. Düşük kur-yüksek faiz nedeniyle, döviz cinsinden yüzde 20-50 arasında getiri sağlayabiliyorlar.
Geçtiğimiz Cumartesi Hürriyet'te okudunuz, İngiliz The Times gazetesi, düşük faizli para biriminden borçlanıp, getirisi yüksek para birimine yatırım anlamına gelen "carry trade"nin, Japon kadınları arasında yayıldığını belirtiyordu. Japon kadınları yüzde 0.5 faiz ödeyerek Japon Yeni kredisi alıyor ve Türkiye'de yatırım yapıp, dolar cinsinden yüzde 20-50 arası getiri sağlıyorlar. Aslında sadece Japon kadınları değil, dünyanın çeşitli ülkelerinin kadın ve erkekleri de, şirketleri de böyle yapıyorlar.
YÜZDE 50'Yİ BULAN KAZANÇ
Türkiye, şu anda dünyada en yüksek reel faizin ödendiği ülke özelliğini taşıyor. Tabloda da görüldüğü gibi, Ağustos başı itibariyle Türkiye'de enflasyon yüzde 6.90, Merkez Bankası referans faizi 17.50. Buna göre reel faiz de 10.60 oluyor.
Döviz kurunun düşmesinin de etkisiyle, son bir yılda borsada elde edilen kazanç, dolar bazında yüzde 63'ü, Euro bazında da yüzde 52'yi, Hazine bonosu ve Devlet tahvili faizinde ise yüzde 50'yi buluyor. Bono faizine gelince, örneğin; 31 Temmuz 2006'da dolar kuru 1.568 iken 1 milyon dolar getiren yabancı, yüzde 22.8 faizi olan Hazine bonosunu aldığında, 31 Temmuz 2007 itibariyle, 1.280 YTL kur üzerinden 1 milyon 504 bin yani dolar bazında yüzde 50 bir getiri sağlıyor. Bu getirinin, vergisinin olmayışı da cabası...
Vergi ve faiz avantajları nedeniyle; Türkiye'ye gelen sıcak (emanet) para, 90 milyar dolara ulaşmış durumda. Görünen o ki, döviz kuru düşük, faiz oranları da yüksek olduğu sürece, Türkiye, sıcak paranın aktığı ülke olmaya devam edecek.
ÖZELLİKLE son yıllarda Türkiye, yabancı yatırımcılar için dayanılmaz bir cazibe merkezi oldu. Türkiye'ye akın ediyor, inanılmaz paralar kazanıyorlar...
Yabancıların yatırımlarına bakıyoruz; borsa, tahvil-bono, mevduat faizi ya da banka veya diğer kuruluşların hisselerini almaya yönelik. Türkiye'de yeni tesis kurmaya, istihdam yaratan yeni yatırımlar yapmaya sıcak bakmıyorlar.
VERGİ AVANTAJLARI
O kadar çok ki...
1- Yabancı yatırımcı, parasını ülkemize gönderdiğinde ya da parasını ülkemizden çektiğinde, vergi alınmıyor. Bu, onlar açısından son derece olumlu...
2- Yabancıların borsa kazançları, tutarı kaç bin YTL hatta kaç milyon YTL olursa olsun yüzde sıfır stopaja tabi. Yani vergi yok (GVK Geçici Md. 67).
3- Yabancıların Hazine bonosu ve Devlet tahvili faiz gelirleri ve alım-satım kazançları; yüzde sıfır stopaja tabi yani tutarı ne olursa olsun vergiye tabi değil.
4- Mevduat Faizi ve Repo Gelirleri: Yabancı yatırımcıların Türkiye'de elde ettikleri mevduat faizi ve repo gelirleri, yüzde 15 stopaja tabi. O kadar...
FAİZ AVANTAJLARI
Tablodan da fark edileceği gibi, dünyada en yüksek reel faiz Türkiye'de...
Böyle olunca, yabancı yatırımcılar Türkiye'de döviz bozdurup, YTL cinsinden yatırım yapıyorlar. Düşük kur-yüksek faiz nedeniyle, döviz cinsinden yüzde 20-50 arasında getiri sağlayabiliyorlar.
Geçtiğimiz Cumartesi Hürriyet'te okudunuz, İngiliz The Times gazetesi, düşük faizli para biriminden borçlanıp, getirisi yüksek para birimine yatırım anlamına gelen "carry trade"nin, Japon kadınları arasında yayıldığını belirtiyordu. Japon kadınları yüzde 0.5 faiz ödeyerek Japon Yeni kredisi alıyor ve Türkiye'de yatırım yapıp, dolar cinsinden yüzde 20-50 arası getiri sağlıyorlar. Aslında sadece Japon kadınları değil, dünyanın çeşitli ülkelerinin kadın ve erkekleri de, şirketleri de böyle yapıyorlar.
YÜZDE 50'Yİ BULAN KAZANÇ
Türkiye, şu anda dünyada en yüksek reel faizin ödendiği ülke özelliğini taşıyor. Tabloda da görüldüğü gibi, Ağustos başı itibariyle Türkiye'de enflasyon yüzde 6.90, Merkez Bankası referans faizi 17.50. Buna göre reel faiz de 10.60 oluyor.
Döviz kurunun düşmesinin de etkisiyle, son bir yılda borsada elde edilen kazanç, dolar bazında yüzde 63'ü, Euro bazında da yüzde 52'yi, Hazine bonosu ve Devlet tahvili faizinde ise yüzde 50'yi buluyor. Bono faizine gelince, örneğin; 31 Temmuz 2006'da dolar kuru 1.568 iken 1 milyon dolar getiren yabancı, yüzde 22.8 faizi olan Hazine bonosunu aldığında, 31 Temmuz 2007 itibariyle, 1.280 YTL kur üzerinden 1 milyon 504 bin yani dolar bazında yüzde 50 bir getiri sağlıyor. Bu getirinin, vergisinin olmayışı da cabası...
Vergi ve faiz avantajları nedeniyle; Türkiye'ye gelen sıcak (emanet) para, 90 milyar dolara ulaşmış durumda. Görünen o ki, döviz kuru düşük, faiz oranları da yüksek olduğu sürece, Türkiye, sıcak paranın aktığı ülke olmaya devam edecek.
Türkiye'de Ekonomi Bilinci
Öncelikle yazıma Atatürk’ün iki sözüyle başlamak istiyorum :“Gerçek işgaller kılıçla değil, sabanla yapılır.” “ Yurttaş bir kişinin verginin kalkabileceğine inandırılması veya böyle bir düşünceye itilmesi, devletin yıkılmasını istemek demektir.” Yıllardır ülke gündemini takip ediyorsanız, 2000-2002 yıllarındaki ekonomik krizlerden itibaren ülkemizdeki ekonomi tarzı haberlerin, borsa analizi programlarının, ekonomik tartışma platformlarının arttığını görebilirsiniz. Bu programlarda tartışılan konular sürekli sabittir : “ Cari açık, Döviz kuru ne kadar olmalı? Borsa neden düştü? Faizler ne kadar artmalı?” …. Uzar da gider. Bu platformlarda ne söyleniyor? Halk bunu anlıyor mu? Bir ülkenin gelişmesi için borsanın artması ne kadar önemli? Söylenenler doğru mu? Doğruysa uygulanıyor mu? Yoksa işin uzmanı olmayıp bu programlara çıkanların amacı halkın anlamadığı tarzda konuşup ahkam keserek popülaritelerini arttırmak mı?
Şimdi oturun ve biraz düşünün, bir ülke borsanın artmasıyla büyüyüp gelişir mi? Size mantıklı geliyor mu? Hayır, borsanın artmasıyla ülke gelişmez. Borsa bir balon gibidir, şişirirsiniz sonra da ekonomi iyi oldu ülke büyüdü diye insanları kandırırsınız. Halbuki balon patladığında ya da indiğinde yine eski hacmine ve ağırlığına kavuşmuştur. Peki borsa önemsiz mi? Hayır, tabi ki önemlidir. Ama sadece bir göstergedir. Neyin göstergesidir? Ülkemizde borsa, yabancı sermayenin kağıt parçasına üzerine yatırdığı paradır. Bu yatırılan sıcak para 63 milyar dolar civarındadır. İşin ilginci bu kağıt parçalarına para koyanlara “yatırımcı” deniliyor. Bence yatırımcının tanımı bu olmamalıdır. Yatırımcı, “üretim merkezi açan, ürettikleriyle bir katma değer yaratan, üretmek için çalışan işçi alan böylece ülkedeki işsizliği azaltan kişi” olmalıdır.
Tv lerde tartışılan bir konu daha :” Dolar kurunun artması cari açığı azaltır.”. Evet, doğru. Ama bunu tartışmak bir zaman kaybıdır. Çünkü dolar kurunun artması sayesinde cari açık en fazla yüzde 5 oranında geçici olarak azalır. Cari açığın asıl kaynağı sanayimizin dışa bağımlı olmasıdır. Sanayi üretimimiz artarsa ihracatımız artar burası güzel ama ithalatımız daha da hızlı artar. Çünkü dışa bağımlıyız. Gümrük birliğinden sonra yerli sanayicimizi desteklemedik..Çok bilmiş uzman olmayanların konuştuğu Tv programlarında bu dile getirilmez, çünkü onlar için önemli olan döviz kurudur..
Tv lerde tartışılan başka bir konu da şu : “Merkez Bankasının faiz arttırımı enflasyonu durduracak mı veya düşürecek mi?” Bunları tartışmak kadar boş bir iş olabilir mi? Üretmeden, çalışmadan sadece faiz arttırmayla enflasyon düşer mi? O zaman oturalım sadece faiz arttıralım..
Enflasyonun, faizlerin düşmesi; cari açığın kapanıp cari fazla verilmesi, ülkenin gelişmesi tek yolla olur : ÇALIŞMAK. Atatürk’ün yukarda söylediği cümledeki “saban” kelimesi çalışmayı temsil eder. Bir ülkedeki üretim mallarına olan talep o malların arzından fazlaysa, malların fiyatları artar ve enflasyon kavramı ortaya çıkar. Peki ne yapmalı?
Ülke olarak çok çalışıp üretmeliyiz, Çin örneği gibi… Çünkü sürekli üretirsek talep azalır ve fiyatlar düşer(enflasyon düşer) Eğer daha da üretirseniz talep gitgide azalacağından stoklarınız birikir. Biriken stoklarınızı ucuza ihraç ederseniz hem rakipleri bitirirsiniz hem de ihracatınız artar.Dünya devi Çin böyle yapmadı mı? Borsa şöyle, döviz böyle, cari açık öyle gibi söylemlere ülke olarak çok takılıyoruz. Bunları bırakalım bunlar sadece bir gösterge. Göstergeye bakarak zaman kaybedeceğimize, göstergeyi değiştirelim. Bizim işimiz “yerli” gücümüzle, potansiyelimizle üretmektir. Başka bir şey değildir.
Yazan : Mert Okan Sarıoğlu
Kaynak : ekoist.net
Şimdi oturun ve biraz düşünün, bir ülke borsanın artmasıyla büyüyüp gelişir mi? Size mantıklı geliyor mu? Hayır, borsanın artmasıyla ülke gelişmez. Borsa bir balon gibidir, şişirirsiniz sonra da ekonomi iyi oldu ülke büyüdü diye insanları kandırırsınız. Halbuki balon patladığında ya da indiğinde yine eski hacmine ve ağırlığına kavuşmuştur. Peki borsa önemsiz mi? Hayır, tabi ki önemlidir. Ama sadece bir göstergedir. Neyin göstergesidir? Ülkemizde borsa, yabancı sermayenin kağıt parçasına üzerine yatırdığı paradır. Bu yatırılan sıcak para 63 milyar dolar civarındadır. İşin ilginci bu kağıt parçalarına para koyanlara “yatırımcı” deniliyor. Bence yatırımcının tanımı bu olmamalıdır. Yatırımcı, “üretim merkezi açan, ürettikleriyle bir katma değer yaratan, üretmek için çalışan işçi alan böylece ülkedeki işsizliği azaltan kişi” olmalıdır.
Tv lerde tartışılan bir konu daha :” Dolar kurunun artması cari açığı azaltır.”. Evet, doğru. Ama bunu tartışmak bir zaman kaybıdır. Çünkü dolar kurunun artması sayesinde cari açık en fazla yüzde 5 oranında geçici olarak azalır. Cari açığın asıl kaynağı sanayimizin dışa bağımlı olmasıdır. Sanayi üretimimiz artarsa ihracatımız artar burası güzel ama ithalatımız daha da hızlı artar. Çünkü dışa bağımlıyız. Gümrük birliğinden sonra yerli sanayicimizi desteklemedik..Çok bilmiş uzman olmayanların konuştuğu Tv programlarında bu dile getirilmez, çünkü onlar için önemli olan döviz kurudur..
Tv lerde tartışılan başka bir konu da şu : “Merkez Bankasının faiz arttırımı enflasyonu durduracak mı veya düşürecek mi?” Bunları tartışmak kadar boş bir iş olabilir mi? Üretmeden, çalışmadan sadece faiz arttırmayla enflasyon düşer mi? O zaman oturalım sadece faiz arttıralım..
Enflasyonun, faizlerin düşmesi; cari açığın kapanıp cari fazla verilmesi, ülkenin gelişmesi tek yolla olur : ÇALIŞMAK. Atatürk’ün yukarda söylediği cümledeki “saban” kelimesi çalışmayı temsil eder. Bir ülkedeki üretim mallarına olan talep o malların arzından fazlaysa, malların fiyatları artar ve enflasyon kavramı ortaya çıkar. Peki ne yapmalı?
Ülke olarak çok çalışıp üretmeliyiz, Çin örneği gibi… Çünkü sürekli üretirsek talep azalır ve fiyatlar düşer(enflasyon düşer) Eğer daha da üretirseniz talep gitgide azalacağından stoklarınız birikir. Biriken stoklarınızı ucuza ihraç ederseniz hem rakipleri bitirirsiniz hem de ihracatınız artar.Dünya devi Çin böyle yapmadı mı? Borsa şöyle, döviz böyle, cari açık öyle gibi söylemlere ülke olarak çok takılıyoruz. Bunları bırakalım bunlar sadece bir gösterge. Göstergeye bakarak zaman kaybedeceğimize, göstergeyi değiştirelim. Bizim işimiz “yerli” gücümüzle, potansiyelimizle üretmektir. Başka bir şey değildir.
Yazan : Mert Okan Sarıoğlu
Kaynak : ekoist.net
Trendleri Tespit Etmek
Eğilimlerin Üç Dönemi
İngilizce'de "trend" denilen eğilim, piyasanın genel yönünü ifade eder. Dow Teorisine göre eğilimlerin çoğu üç dönemden ibarettir: Oluşum, kamunun iştiraki ve dağılım. Profesyonel ve geniş bilgiyle donanmış yatırımcılar eğilimin tespit edilmesi henüz kolay olmadığı oluşum dönemdinde alım veya satış yapar. Öneğin; bilgili yatırımcılar mevcut aşağıya bir eğilimin yakında biteceğini fark ettikleri zaman alım yapmaya başlar.
Kamu iştirak, eğilimi takip eden geniş kitlelerin piyasaya girip eğilim doğrultusunda alım veya satış yapmasını kasteder. Bu dönem, fiyatların hızlı yükselmeye veya düşmeye başladığı zaman başlar.
Haberler bu eğilime destek vermeye başladığı ve kamu iştirakların daha da yoğunlaşmasıyla piyasadaki spekülatif hacim iyice şiştiği zaman eğilimin dağılım dönemi başlayacaktır. Piyasaları iyi anlayan bilgili yatırımcı geniş kitleler eğilimin sona ereceğini keşfetmeden bu noktada hemen satar (veya alır).
Bir eğilim, tersine döneceğine dair kesin sinyal verene kadar bu eğilimin devam edeceği kabul edilmektedir.
Bu teori, bir cismin hareketi dışarıdan gelecek bir güç olmadığı müddetçe aynı yönde devam eder diye bildiğimiz fizik kanununu yansıtır. Aynı şekilde piyasalarda bir eğilim, teknik analiz ve hatta temel analizle tespit edilebilecek farklı bir etken olmadığı müddetçe aynı yönde devam eder.
Eğilimli Piyasalarda Yatırım
Bir eğilimin varolması izafi üst ve alt noktaların (tepe ve dip noktalarının) oluşmasına dayanır. Her biri bir öncekinden daha yüksek olan, birbirini takip eden iki izafi tepe noktası ve her biri bir öncekinden daha yüksek olan, birbirini takip eden iki izafi dip noktası bir eğilimin oluşmasına işaret olarak kabul edilir. Üçüncü izafi bir tepe noktası bu eğilimi teyit eder.
Oluşmaya başlayan bir eğilimin devam etmesi, bir öncekinden daha yüksek bir fiyata ulaşmayı başaran, birbirini takip eden yarışlara bağlıdır. Yatırımcılar izafi dip noktası zamanında alım yapıp eğilimin devamından yararlanabilir. Yükselen bir eğilim izafi bir dip noktası oluşturursa fakat bir dahaki çıkış bir önceki seviyeyi geçmezse bu eğilim şüpheye düşer. Böyle bir noktada birbirinden daha düşük seviyeli dip noktası eğilimin tersine döndüğünü gösterir. Ancak piyasanın, hemen hemen eşit aralıklarla iki fiyat seviyesinin arasında bir müddet yerinde sayması daha muhtemeldir.
Kararsız ve Konsolide Piyasalar
Piyasalar her zaman eğilimler şeklinde hareket etmez; bir çok zaman yerine oturmuş tepe ve dip çizgilerinin arasında gidip gelir. Yükselen veya alçalan bir eğilimin mevcut olmadığı piyasalara bazen de "sideway trend" (yan eğilim) denilir. Kısa vadeli bir eğilim söz konusu olduğu zaman piyasaların Kararsız veya konsolide olduğu söylenir.
Kaynak : Forex
İngilizce'de "trend" denilen eğilim, piyasanın genel yönünü ifade eder. Dow Teorisine göre eğilimlerin çoğu üç dönemden ibarettir: Oluşum, kamunun iştiraki ve dağılım. Profesyonel ve geniş bilgiyle donanmış yatırımcılar eğilimin tespit edilmesi henüz kolay olmadığı oluşum dönemdinde alım veya satış yapar. Öneğin; bilgili yatırımcılar mevcut aşağıya bir eğilimin yakında biteceğini fark ettikleri zaman alım yapmaya başlar.
Kamu iştirak, eğilimi takip eden geniş kitlelerin piyasaya girip eğilim doğrultusunda alım veya satış yapmasını kasteder. Bu dönem, fiyatların hızlı yükselmeye veya düşmeye başladığı zaman başlar.
Haberler bu eğilime destek vermeye başladığı ve kamu iştirakların daha da yoğunlaşmasıyla piyasadaki spekülatif hacim iyice şiştiği zaman eğilimin dağılım dönemi başlayacaktır. Piyasaları iyi anlayan bilgili yatırımcı geniş kitleler eğilimin sona ereceğini keşfetmeden bu noktada hemen satar (veya alır).
Bir eğilim, tersine döneceğine dair kesin sinyal verene kadar bu eğilimin devam edeceği kabul edilmektedir.
Bu teori, bir cismin hareketi dışarıdan gelecek bir güç olmadığı müddetçe aynı yönde devam eder diye bildiğimiz fizik kanununu yansıtır. Aynı şekilde piyasalarda bir eğilim, teknik analiz ve hatta temel analizle tespit edilebilecek farklı bir etken olmadığı müddetçe aynı yönde devam eder.
Eğilimli Piyasalarda Yatırım
Bir eğilimin varolması izafi üst ve alt noktaların (tepe ve dip noktalarının) oluşmasına dayanır. Her biri bir öncekinden daha yüksek olan, birbirini takip eden iki izafi tepe noktası ve her biri bir öncekinden daha yüksek olan, birbirini takip eden iki izafi dip noktası bir eğilimin oluşmasına işaret olarak kabul edilir. Üçüncü izafi bir tepe noktası bu eğilimi teyit eder.
Oluşmaya başlayan bir eğilimin devam etmesi, bir öncekinden daha yüksek bir fiyata ulaşmayı başaran, birbirini takip eden yarışlara bağlıdır. Yatırımcılar izafi dip noktası zamanında alım yapıp eğilimin devamından yararlanabilir. Yükselen bir eğilim izafi bir dip noktası oluşturursa fakat bir dahaki çıkış bir önceki seviyeyi geçmezse bu eğilim şüpheye düşer. Böyle bir noktada birbirinden daha düşük seviyeli dip noktası eğilimin tersine döndüğünü gösterir. Ancak piyasanın, hemen hemen eşit aralıklarla iki fiyat seviyesinin arasında bir müddet yerinde sayması daha muhtemeldir.
Kararsız ve Konsolide Piyasalar
Piyasalar her zaman eğilimler şeklinde hareket etmez; bir çok zaman yerine oturmuş tepe ve dip çizgilerinin arasında gidip gelir. Yükselen veya alçalan bir eğilimin mevcut olmadığı piyasalara bazen de "sideway trend" (yan eğilim) denilir. Kısa vadeli bir eğilim söz konusu olduğu zaman piyasaların Kararsız veya konsolide olduğu söylenir.
Kaynak : Forex
İndikatörler Bize Yol Gösterir mi?
En basitiyle sisteminiz ağırlıklı ortalama esaslı al sat türünde olsun. Fiyatlar ortalamanın üzerine çıkınca al, altına inince sat. Bu kadar basit. Fakat sisteme uysaymışım çok para kazanırdım dediğimiz çok olmuştur. Zamanla irade göstererek sisteme harfi harfine de uyduğumuz ama yinede sonucun bizi şaşırttığını görmüşüzdür.
Şöyle düşünebilirsiniz "bir indikatör kazandırsa sadece bakıp ona göre alıp satmak zor bir şey değil ki bunu herkes yapabilir." Buna rağmen her teknik analist hep daha başka indikatör aramaya çalışmıştır, var olanlara güvenmedikleri için mi yoksa yetersiz buldukları için mi?
Kendi deneyimlerim indikatörlerin başarısının onu yorumlayanın başarısına bağlı olduğudur. Bir MACD indikatörünün standart olarak al verdiği koşul bilinir yorumlanış biçimi kısaca, benzerleri gibi iki eğrinin birbirini kestiği zaman al durumudur. Ancak incelenirse al ve sat pozisyonlarının bu kadar başarılı olmadığı görülür, hemen bütün indikatörlerde bu sorun yaşanmaktadır.
Kullandığınız indikatörü hiç anlamaya çalıştınız mı? İndikatörler matematiksel ifadeler olduğuna göre o size kendi fonksiyonu doğrultusunda sonucu veriyor. Ama hangi şartlar altında bu sonucu kabul edip etmeyeceğinizi size söyleyemiyor. Sizin bu indikatörün davranış biçimini anlamak, hangi koşullarda doğru sonuç vereceğini bilmek için inceleme yapmanız gerekir ve tek başına yeterli olup olmayacağının sonucuna varmalısınız. Şöyle ki bir indikatör sat vermiştir ama çok kısa zaman önce al verip vermediğine baktınız mı ya da son zamanlarda al ve satları birbirine çok yakın olduğunu ve fiyatların genel gidişi yataya yakın olduğunu.
Peki ne yapacağız? Indikatörümüzün trendlerin hangi konumlarında geçmişte iyi kazançlar getirdiğine bakacağız v ya kazanç getirdiği dönemlerin trend yapılarına bakacağız. Diyelim ki hisse senedi 2000 lira ile 3000 lira arasında haftalardır yatay gidiyor. Bu dönemlerde basit ortalamalar yataylaşmaz mı? Bu durumda iki eğrinin birbirini kısa zaman aralıklarında her an kesmesi doğal olabilir. Bir hisse hızla yükseldikden sonra kısa bir düzeltme yapmış bu düzeltme esnasında indikatörünüz çıkıştan önceki davranışını aynı şekilde geri vermiş olması mümkün olabilir. Bu durumda bu indikatörün periyodunun yetersiz kalmış olabileceğini hissenin bu formasyonu için optimize edilmesi gerektiğini düşünmemiz gerekir.
Bir indikatör her hissede başarılı sonucu vermeyebilir. Hissenin salınım karakteri anlamsız olmasına rağmen sağlıklı biı çıkış trendini izliyor olabilir. Kullandığımız indikatör hissenin trend yapısını dikkate alarak kullanmalıyız. Aksi halde hızlı al/sat sinyallerinde çok hızlı davranamaz iseniz trend getirisinin çok arkasında kalabilirsiniz. Yeni indikatörler arayıp zaman kaybetmekten daha iyisi bilinen indikatörlerin davranış biçimlerini çözüp ne zaman kullanmanız gerektiğini bulabildiğinizde bütün indikatörlere güvenebileceğinizi farkedeceksiniz.
Tavsiye: İndikatörleri kullanırken büyük periyotlarla çalışmaya başlayın örneğin 20 günlük basit ortalama 10 günlük basit ortalamadan daha az yanlış yapmanıza neden olur. Tecrübeniz artıkça daha düşük periyotlarda çalışabilirsiniz.
Kaynak : Omveri.Net
Şöyle düşünebilirsiniz "bir indikatör kazandırsa sadece bakıp ona göre alıp satmak zor bir şey değil ki bunu herkes yapabilir." Buna rağmen her teknik analist hep daha başka indikatör aramaya çalışmıştır, var olanlara güvenmedikleri için mi yoksa yetersiz buldukları için mi?
Kendi deneyimlerim indikatörlerin başarısının onu yorumlayanın başarısına bağlı olduğudur. Bir MACD indikatörünün standart olarak al verdiği koşul bilinir yorumlanış biçimi kısaca, benzerleri gibi iki eğrinin birbirini kestiği zaman al durumudur. Ancak incelenirse al ve sat pozisyonlarının bu kadar başarılı olmadığı görülür, hemen bütün indikatörlerde bu sorun yaşanmaktadır.
Kullandığınız indikatörü hiç anlamaya çalıştınız mı? İndikatörler matematiksel ifadeler olduğuna göre o size kendi fonksiyonu doğrultusunda sonucu veriyor. Ama hangi şartlar altında bu sonucu kabul edip etmeyeceğinizi size söyleyemiyor. Sizin bu indikatörün davranış biçimini anlamak, hangi koşullarda doğru sonuç vereceğini bilmek için inceleme yapmanız gerekir ve tek başına yeterli olup olmayacağının sonucuna varmalısınız. Şöyle ki bir indikatör sat vermiştir ama çok kısa zaman önce al verip vermediğine baktınız mı ya da son zamanlarda al ve satları birbirine çok yakın olduğunu ve fiyatların genel gidişi yataya yakın olduğunu.
Peki ne yapacağız? Indikatörümüzün trendlerin hangi konumlarında geçmişte iyi kazançlar getirdiğine bakacağız v ya kazanç getirdiği dönemlerin trend yapılarına bakacağız. Diyelim ki hisse senedi 2000 lira ile 3000 lira arasında haftalardır yatay gidiyor. Bu dönemlerde basit ortalamalar yataylaşmaz mı? Bu durumda iki eğrinin birbirini kısa zaman aralıklarında her an kesmesi doğal olabilir. Bir hisse hızla yükseldikden sonra kısa bir düzeltme yapmış bu düzeltme esnasında indikatörünüz çıkıştan önceki davranışını aynı şekilde geri vermiş olması mümkün olabilir. Bu durumda bu indikatörün periyodunun yetersiz kalmış olabileceğini hissenin bu formasyonu için optimize edilmesi gerektiğini düşünmemiz gerekir.
Bir indikatör her hissede başarılı sonucu vermeyebilir. Hissenin salınım karakteri anlamsız olmasına rağmen sağlıklı biı çıkış trendini izliyor olabilir. Kullandığımız indikatör hissenin trend yapısını dikkate alarak kullanmalıyız. Aksi halde hızlı al/sat sinyallerinde çok hızlı davranamaz iseniz trend getirisinin çok arkasında kalabilirsiniz. Yeni indikatörler arayıp zaman kaybetmekten daha iyisi bilinen indikatörlerin davranış biçimlerini çözüp ne zaman kullanmanız gerektiğini bulabildiğinizde bütün indikatörlere güvenebileceğinizi farkedeceksiniz.
Tavsiye: İndikatörleri kullanırken büyük periyotlarla çalışmaya başlayın örneğin 20 günlük basit ortalama 10 günlük basit ortalamadan daha az yanlış yapmanıza neden olur. Tecrübeniz artıkça daha düşük periyotlarda çalışabilirsiniz.
Kaynak : Omveri.Net
Usta Olma Yolunda
Mustafa Damgacı, Aralık/2002
Teknik analiz nedir, temelleri, kavramları nelerdir, kazandırır mı gibi sorular herkesin merak ettiği ama cevap bulmakta güçlük çektiği, öğrenmek için heveslendiği çoğunlukla başlamadan bıraktığı ilgi alanlarından biri olmuştur. Ancak, zamanla bir heves olarak kalmasının en büyük nedeni teknik analizin öğrenilmesinin zorluğundan değil kullanılamamasından ileri gelmektedir. Oysa ki TA'yı kullanmasını bilenler her gün yeni bir büyüsünü keşfederler.
Teknik analiz için anlatılabileceklerin hepsi kitaplarda yazıyor. Fakat ipuçlarını yakalamak, sihirleri keşfetmek size bağlı.
İyi bir analizci olmak yani bu işten para kazanmak için yapılması gereken şey bir TA ustasının yanında çıraklık yapmak olabilirdi. Bu işin ustaları da mı var? Evet var, hem de öyle ki birbirlerini hiç tanımasalar bile dünyanın herhangi bir yerinde yaşasalar bile, birbirlerini hissedebilirler sanki telepati düzeyinde iletişim kuruyorlarmış gibi aynı tepkiyi verebilirler. Fiyatlar onlar için Mors alfabesi gibidir. Bir endekse bakıp bu ülkenin ekonomisinin gidişatı şöyle diyebilirler. Bu ne kahinliktir ne de falcılıktır.
Çünkü fiyatları oluşturan insanlardır. Dünyanın görünüşüne de şekil veren insanlar değil midir? Bireylerin psikolojisi fiyatlara etki eder. Bu psikolojik bütünlük fiyatlarda salınımlara yol açar. Kimileri haberleri çok önceden duymuştur. Belki de haber daha yayınlanmamıştır bile, spekülatör olabilir, manipülatör de olabilir ama her ne yaparsa yapsınlar ister istemez fiyatları oluştururlar. Fiyatlar bir süre yatay seyredebilirler ama bir yöne gitmek zorundadır.
Yanılma payı var mıdır? Yanılan kimdir, fiyatlar mı? Hayır fiyatlar gerçeğin sonucudur. Fiyatları yorumlayanın bu gerçeğe hangi gözlükle baktığına bağlı olarak görebilir. Fiyatlar karmaşık bir salınımdadırlar, yönü söyleyebilir, yönün değişeceğini de söyleyebilir. Teknik analist, fiyatlar yön değiştirirken pozisyonu değiştirebilme becerisine de sahip olmalıdır.
Öyleyse bir teknik analizcinin başarısı fiyatları oluşturan psikolojinin ne kadar dışında kaldığına da bağlıdır.
Peki bir teknik analizci para kazanabilir mi? Para kazanmak karar verebilmek demektir. Yapmanız gerekeni bilseniz de yapmıyorsanız para kazanmanız mümkün olabilir mi?
"Teknik analiz" karar vermek için size yol gösterecektir, karar verme kabiliyetiniz doğuştan sizde olan bir yetenekte olabilir. Ancak usta analistlerin karar verme süresi bir anlıktır, o anı kısaltabilme başarısını çok uzun zamanda başarılı trade'lerin sonucunda elde ederler. Bir türlü formüle edilemeyen al sinyalini görebilirler, zaman gelir formüle ihtiyaçları kalmaz gözleriyle grafiği okurlar.
Yalnız başınıza değilsiniz. İyi bir teknik analizci olma yolunda mutlaka ustalarla karşılaşacaksınız, o vakit yazılamayan, yazılsa da anlaşılamayacak sihirleri çözmeniz kolaylaşacaktır.
Teknik analiz nedir, temelleri, kavramları nelerdir, kazandırır mı gibi sorular herkesin merak ettiği ama cevap bulmakta güçlük çektiği, öğrenmek için heveslendiği çoğunlukla başlamadan bıraktığı ilgi alanlarından biri olmuştur. Ancak, zamanla bir heves olarak kalmasının en büyük nedeni teknik analizin öğrenilmesinin zorluğundan değil kullanılamamasından ileri gelmektedir. Oysa ki TA'yı kullanmasını bilenler her gün yeni bir büyüsünü keşfederler.
Teknik analiz için anlatılabileceklerin hepsi kitaplarda yazıyor. Fakat ipuçlarını yakalamak, sihirleri keşfetmek size bağlı.
İyi bir analizci olmak yani bu işten para kazanmak için yapılması gereken şey bir TA ustasının yanında çıraklık yapmak olabilirdi. Bu işin ustaları da mı var? Evet var, hem de öyle ki birbirlerini hiç tanımasalar bile dünyanın herhangi bir yerinde yaşasalar bile, birbirlerini hissedebilirler sanki telepati düzeyinde iletişim kuruyorlarmış gibi aynı tepkiyi verebilirler. Fiyatlar onlar için Mors alfabesi gibidir. Bir endekse bakıp bu ülkenin ekonomisinin gidişatı şöyle diyebilirler. Bu ne kahinliktir ne de falcılıktır.
Çünkü fiyatları oluşturan insanlardır. Dünyanın görünüşüne de şekil veren insanlar değil midir? Bireylerin psikolojisi fiyatlara etki eder. Bu psikolojik bütünlük fiyatlarda salınımlara yol açar. Kimileri haberleri çok önceden duymuştur. Belki de haber daha yayınlanmamıştır bile, spekülatör olabilir, manipülatör de olabilir ama her ne yaparsa yapsınlar ister istemez fiyatları oluştururlar. Fiyatlar bir süre yatay seyredebilirler ama bir yöne gitmek zorundadır.
Yanılma payı var mıdır? Yanılan kimdir, fiyatlar mı? Hayır fiyatlar gerçeğin sonucudur. Fiyatları yorumlayanın bu gerçeğe hangi gözlükle baktığına bağlı olarak görebilir. Fiyatlar karmaşık bir salınımdadırlar, yönü söyleyebilir, yönün değişeceğini de söyleyebilir. Teknik analist, fiyatlar yön değiştirirken pozisyonu değiştirebilme becerisine de sahip olmalıdır.
Öyleyse bir teknik analizcinin başarısı fiyatları oluşturan psikolojinin ne kadar dışında kaldığına da bağlıdır.
Peki bir teknik analizci para kazanabilir mi? Para kazanmak karar verebilmek demektir. Yapmanız gerekeni bilseniz de yapmıyorsanız para kazanmanız mümkün olabilir mi?
"Teknik analiz" karar vermek için size yol gösterecektir, karar verme kabiliyetiniz doğuştan sizde olan bir yetenekte olabilir. Ancak usta analistlerin karar verme süresi bir anlıktır, o anı kısaltabilme başarısını çok uzun zamanda başarılı trade'lerin sonucunda elde ederler. Bir türlü formüle edilemeyen al sinyalini görebilirler, zaman gelir formüle ihtiyaçları kalmaz gözleriyle grafiği okurlar.
Yalnız başınıza değilsiniz. İyi bir teknik analizci olma yolunda mutlaka ustalarla karşılaşacaksınız, o vakit yazılamayan, yazılsa da anlaşılamayacak sihirleri çözmeniz kolaylaşacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)