İşlem hacmi, borsada o gün gerçekleşen alışverişin, parasal olarak miktarı (değeri) ya da sözleşme adedi (lot) şeklinde ifade edilen rakamsal bir ifadesidir. Bazı durumlarda el değiştiren hisse senedi adedi olarak da ifade edilir ve genellikle fiyat grafiğinin alt tarafında çizilen dikey çubuklarla gösterilir.
Aslında işlem hacmi hakkında tüm söylenecekleri Charles Dow yüz yılı aşkın bir süre önce tek bir cümleyle özetlemiş: “Hacim trendi teyit etmelidir”. İşlem hacminin seviyesi fiyat hareketinin arkasındaki desteği, kabullenmişliği ve heyecanı gösterir. Dolayısıyla hisse senedi piyasalarında, fiyatlar yükseldikçe işlem hacminin artması, yatay piyasalarda ve fiyatlar düştükçe de işlem hacminin azalması beklenir. Durum böyle olduğu müddetçe, işlem hacmi trendi teyit eder. Ana trend yukarıyken fiyatların aşağı doğru düzeltme yapması süresince işlem hacminin azalması, yukarı hareket için bir tehlike arz etmez (çünkü azalan işlem hacmi düşük maliyetli uzun pozisyon tutanların kâr almak için acele etmediklerini gösterir). Ana trend yukarıyken, aşağı düzeltme esnasında işlem hacminin artması bu ana trendin artık sona erdiğine işaret eder. İşlem hacminin fiyat hareketini teyit etmediği durumları belirlemenin en iyi yolu, fiyat ile işlem hacmi arasındaki uyuşmazlığa bakmaktır. Fiyatlar yükselirken işlem hacminin bu yükselişe eşlik etmemesi veya azalması fiyat yükselişinin fazla devam etmeyeceğine işaret eder. Fiyatların bir konsolidasyon (sıkışma) alanından belli bir yöne çıkışının müjdecisi olan kırılma anında ise işlem hacmi genellikle dramatik bir şekilde artması beklenir. Bu artış, o yöne doğru başlayan yeni bir trendin habercisidir.
Teknik analistlerce üniversal olarak kabul edilmiş bu kurallar, fiyat hareketinin belli bir yöne doğru başlaması ve devam etmesi için işlem hacminin artıyor olmasını şart koşuyor, ancak bu genellemenin bir yumuşak karnı olduğunun ve bazı yetersizlikler içerdiğinin farkında olmamız gerek. Bu yetersizliklerin ilki, vadeli işlem piyasalarında olduğu gibi hisse senedi piyasalarında da kendisini gösterir ve ortaya tavan/taban günlerinde (vadeli işlem piyasalarında “limit” günlerinde) çıkar. Hepimizin de bildiği gibi, mevcut fiyat hareketinin (bu ister belli bir yöne doğru devam etmekte olan trend olsun isterse de trendde geri dönüş anı olsun) en kuvvetli olduğu (yâni devam etmeye en yatkın olduğu) günler tavan/taban günleridir. Piyasaya tavan veya taban yaptıracak kadar güçlü temel değişiklikler olmuştur. Ne var ki, bu güçlü değişimleri ve bu değişimlerin neden olduğu dramatik fiyat hareketini işlem hacmi rakamlarında bulamayız, çünkü tavan veya tabanda kilitlenmiş olan piyasada işlem olmaz. Dolayısıyla, bu tür tavan/taban günlerinin grafiklerine baktığımızda hatırı sayılır bir şekilde azalmış işlem hacmi görürüz. Bu da yukarıda sıraladığımız ilkelerin tamamına ters düşer. Öyleyse, işlem hacmi rakamlarının önemini özellikle tavan/taban günlerinde tam anlamıyla göz ardı etmemiz gerekir.
İşlem hacmi rakamlarının analiz değerini yitirmesinin ikinci nedeni, hisse senedi piyasalarında değil de, daha çok vadeli işlemler borsalarında daha belirgindir. Bu borsalarda günlük işlem hacmi rakamları kapanışa yakın ya da gün sonunda ilân edilir ki, bu da özellikle daha kısa vadeli yatırımcılar için önemli bir eksikliktir.
Üçüncü bir çelişkili duruma da yukarıda bahsi geçen kırış zamanlarında şahit oluruz. Yaygınca kabul edilmiş teknik analiz ilkelerine göre yatırımcılar kırış anında işlem hacminde bir patlama görmezlerse bu kırışın bir boğa veya ayı tuzağına dönüşeceği endişesiyle pozisyona girmekte tereddüte düşerler. Çoğu zaman doğru sonuç veren bu kuram, işlem hacminin fiyat hareketinden önce oluşması koşulunu, yâni bir öncü gösterge olması gerektiğini ifade etmektedir. Halbuki mantık bu kuralı kabul etmeyi pek de akıllıca bulmuyor, çünkü hepimiz yatırımcıların dikkatini en fazla fiyat hareketinin çektiğini biliyoruz. Arkamıza yaslanmış otururken fiyatların bir yöne doğru hareketlenmesi (işlem hacminin değil) hemen kıpırdamaya başlamamızın asıl nedeni değil midir? Bir kırışa yüksek işlem hacmi eşlik ettiğinde hemen bu kırışın geçerli olduğuna ve hareketin kırış yönünde devam edeceğine karar veririz ama öte yandan kırış anında işlem hacmi yükselmezse de bir tuzak olduğuna kara verir geri çekiliriz. Geriye bakıp grafiklerde olmuş bitmiş hareketleri inceleyerek kırışın geçerli olup olmadığına karar vermeyi herkes becerir. Bize asıl gereken kararı kırış anında verebilmektir.
Bu durumda hesaplanmalarında işlem hacmi rakamlarını içeren OBV, Chaikin, MFI, vs. gibi teknik göstergelerden faydalanabiliriz. Ne var ki, bu göstergeler bile özellikle vadeli işlem piyasalarında işimize yaramayabilir. İşlem hacmi rakamı, gün içinde alınan ve satılan sözleşmelerin toplamıdır. Her alıcının karşısında bir satıcı bulunur. Vadeli işlem piyasalarında, hisse senedi piyasalarında olduğu gibi işlem hacmi rakamlarını yükselenler ve düşenler diye kategorize edemeyiz. Burada her alıcı ve her satıcı yaptığının doğru olduğunu varsayar. Piyasayı hareket ettiren işlem hacmi değildir, çünkü yukarı hareketin işlem hacmi aşağı hareketin işlem hacminden daha fazla olamaz. Fiyat hareketi ne olursa olsun alan ve satanların işlem hacmi eşittir. Fiyatlar ne yöne olursa olsun, eğer işlem hacmi 4,000 sözleşme artmışsa, bu 4,000 sözleşmenin alındığını ve karşılığında 4,000 sözleşmenin satıldığını gösterir.
İşte bu yetersizlik ve çelişkiler işlem hacminin hem öncü bir gösterge olarak hem de tek başına kullanılmasını tehlikeli kılmaktadır. Dolayısıyla, mutlaka yukarıda bahsi geçen diğer işlem hacmi göstergelerinden faydalanılmalıdır
Kaynak : Ali Perşembe, Dünya Gazetesi 11/11/2006
28 Ekim 2007 Pazar
Spekülatörler Hangi Teknikleri Kullanır?
Spekülatörler yaptıkları analizler ve aldıkları haberler doğrultusunda endeks üzerinde iki karar doğrultusunda hareket ederler;
"aşağı ya da yukarı"
Bu durumda spekülatörlerin borsada hisselerde yaptıkları işlemleri takip ederek yönü ve zamanlamayı tahmin edebiliriz. Ama öncelikle Spekülatörlerin hangi teknikleri kullandıklarını bilmemiz gerekir.
Temel olarak spekülatörler Hisse Toplama, Hisseden Çıkma, Açığa Satış, Açığa Satış Pozisyonunu Kapatma ve Doldur - Boşalt tekniklerini kullanırlar.
Hisse (Mal) Toplama: Senedin gidişatında iyi bir hareket oluşturacak olan haber alındıktan sonra mal spekülatörler tarafından toplanır. Sahip olduğu maddi güç ve kredi imkanı onların piyasada rahat bir pozisyon almasını sağlar.
Hisseden (Maldan) Çıkma: Haber kamuya intikal ettikten sonra, spekülatörlerin pozisyon aldığı hisselere talep çoğalır.. Daha önceden düşük fiyattan aldıkları hisselerin fiyatları arttığı zaman pozisyonlarını kapatırlar. Bu işleme Hisseden (Maldan) Çıkma adı verilir.
Açığa Satış: Spekülatörlerin en çok kullandığı tekniklerden biri de budur. Sahibi olmadıkları hisseleri ödünç alarak yüksek fiyatta satar ve daha sonra hisse fiyatı düştüğünde yeniden alırlar. Aldıkları seviyeden tekrar geri iade ederler. Gözaltı Pazarında işlem gören hisselerde bu tekniği kullanma imkanı yoktur.
Açığa Satış Pozisyonunu Kapatma: Açığa satış işlemi gerçekleştikten sonra fiyatlar teknik ve göreceli olarak yeniden düştüğünde, yani satıcılar aktif olduğu zaman spekülatörler Açığa Satış Pozisyonunu Kapama tekniğini kullanırlar.
Doldur - Boşalt: Yukarıdaki işlemleri gerçekleştirmek için, fiyat kademelerinde çeşitli aracı kurumlar üzerinden karşılıklı al - sat işlemi yapan spekülatörler kademeleri aşağı - yukarı hareket ettirirler. Buna Doldur - Boşalt Tekniği denir.
Sahip oldukları güç ile milyarlara hükmeden spekülatörler bu teknikleri kullanmaktadır. Eğer spekülatörlerin kuralları ile bu oyunu oynamazsanız, büyük ihtimalle oyunda kaybedenler safında olacaksınız.
M.Uğur Umay
Finans Uzmanı
"aşağı ya da yukarı"
Bu durumda spekülatörlerin borsada hisselerde yaptıkları işlemleri takip ederek yönü ve zamanlamayı tahmin edebiliriz. Ama öncelikle Spekülatörlerin hangi teknikleri kullandıklarını bilmemiz gerekir.
Temel olarak spekülatörler Hisse Toplama, Hisseden Çıkma, Açığa Satış, Açığa Satış Pozisyonunu Kapatma ve Doldur - Boşalt tekniklerini kullanırlar.
Hisse (Mal) Toplama: Senedin gidişatında iyi bir hareket oluşturacak olan haber alındıktan sonra mal spekülatörler tarafından toplanır. Sahip olduğu maddi güç ve kredi imkanı onların piyasada rahat bir pozisyon almasını sağlar.
Hisseden (Maldan) Çıkma: Haber kamuya intikal ettikten sonra, spekülatörlerin pozisyon aldığı hisselere talep çoğalır.. Daha önceden düşük fiyattan aldıkları hisselerin fiyatları arttığı zaman pozisyonlarını kapatırlar. Bu işleme Hisseden (Maldan) Çıkma adı verilir.
Açığa Satış: Spekülatörlerin en çok kullandığı tekniklerden biri de budur. Sahibi olmadıkları hisseleri ödünç alarak yüksek fiyatta satar ve daha sonra hisse fiyatı düştüğünde yeniden alırlar. Aldıkları seviyeden tekrar geri iade ederler. Gözaltı Pazarında işlem gören hisselerde bu tekniği kullanma imkanı yoktur.
Açığa Satış Pozisyonunu Kapatma: Açığa satış işlemi gerçekleştikten sonra fiyatlar teknik ve göreceli olarak yeniden düştüğünde, yani satıcılar aktif olduğu zaman spekülatörler Açığa Satış Pozisyonunu Kapama tekniğini kullanırlar.
Doldur - Boşalt: Yukarıdaki işlemleri gerçekleştirmek için, fiyat kademelerinde çeşitli aracı kurumlar üzerinden karşılıklı al - sat işlemi yapan spekülatörler kademeleri aşağı - yukarı hareket ettirirler. Buna Doldur - Boşalt Tekniği denir.
Sahip oldukları güç ile milyarlara hükmeden spekülatörler bu teknikleri kullanmaktadır. Eğer spekülatörlerin kuralları ile bu oyunu oynamazsanız, büyük ihtimalle oyunda kaybedenler safında olacaksınız.
M.Uğur Umay
Finans Uzmanı
Borsada Fırsat Maliyeti ve Zaman
Repodan haftada % 1 kazandığınızı düşünün.
Ayda % 4 eder.
10.00 YTL’den hisse senedi aldınız. Bir ay sonra 9.70’e düştü. Kayıp % 3 gibi gözükse de repo kaybı % 4 + hisse kaybı %3 = toplam kayıp % 7’dir.
Bir ay daha geçti. Hisse 9.30’a düştü.
Repo kaybı (2 aylık) = % 8 + hisse kaybı = % 7 = toplam kayıp % 15.
Buradan şunu anlamanız lazım. Hisse kaybı yanında geçen zamana da dikkat etmeniz gereklidir. İşte burada zaman stop’ una dikkat etmek gerekiyor.
Diyelim ki 10.00 YTL’ den aldığınız hisseye % 8 fiyat stop’ u koyduk. Yani hissenin fiyatı 9.20’ye düştüğü zaman satacağız. Hisse 9.50 – 10.20 aralığında gidip geliyor. 45 gün sonra hissenin değeri 9.60. Hisseden % 4 zamandan % 6 toplamda % 10 kayıp var. Zaman geçtiği halde hissede hareket yoksa satmayı düşünebilirsiniz.
İşte profesyonel yatırımcı burada satar.
Çünkü geçen zaman yatırımcının aleyhine işler. Geçen zaman kaybettiğiniz ve cebinizden çıkan paralardır. Kaldı ki hisse alışınızdan sonra yükselişe geçmiyorsa mutlaka bir sorun var demektir. Küçük yatırımcı repo gelirine ya da fırsat maliyetine bakmaz. O aldığı hisseleri ya sever, ya da onlardan nefret eder. Küçük yatırımcının hisselerini tamamen satıp nakde geçtigi zaman yükselişin başlayacağı zamandır. Çünkü küçük yatırımcı “pes” demeden hisselerini satmaz.
“Pes” denilen yerler ise genellikle çok düşük seviyelerdir.
Zaman stop’ u gerçekten faydalı bir işlevdir. İdealde hisseyi aldığınız gün kâra geçmeniz gerekir. Ama belirli bir zaman geçip de hissede kayda değer bir yükseliş olmuyorsa satış düşünmenin vakti gelmiş demektir.
En yükseğinden % 30 - % 40’ lık bir düşüş yaşayan piyasa uzun süre o en yüksek seviyeyi göremez. 6 ay süren ve % 30’ luk kayba neden olan hisse düşüşüne % 25 repo kaybını da eklerseniz gerçekte 100 olan portföyünüz % 45’e iner. Düştüğünüz yerden geri dönmek ise “deveye hendek atlatmaktan” daha zor hale gelmiştir.
Siz siz olun fırsat maliyetinin gücünü küçümsemeyin!
M.Uğur Umay
Finans Uzmanı
Ayda % 4 eder.
10.00 YTL’den hisse senedi aldınız. Bir ay sonra 9.70’e düştü. Kayıp % 3 gibi gözükse de repo kaybı % 4 + hisse kaybı %3 = toplam kayıp % 7’dir.
Bir ay daha geçti. Hisse 9.30’a düştü.
Repo kaybı (2 aylık) = % 8 + hisse kaybı = % 7 = toplam kayıp % 15.
Buradan şunu anlamanız lazım. Hisse kaybı yanında geçen zamana da dikkat etmeniz gereklidir. İşte burada zaman stop’ una dikkat etmek gerekiyor.
Diyelim ki 10.00 YTL’ den aldığınız hisseye % 8 fiyat stop’ u koyduk. Yani hissenin fiyatı 9.20’ye düştüğü zaman satacağız. Hisse 9.50 – 10.20 aralığında gidip geliyor. 45 gün sonra hissenin değeri 9.60. Hisseden % 4 zamandan % 6 toplamda % 10 kayıp var. Zaman geçtiği halde hissede hareket yoksa satmayı düşünebilirsiniz.
İşte profesyonel yatırımcı burada satar.
Çünkü geçen zaman yatırımcının aleyhine işler. Geçen zaman kaybettiğiniz ve cebinizden çıkan paralardır. Kaldı ki hisse alışınızdan sonra yükselişe geçmiyorsa mutlaka bir sorun var demektir. Küçük yatırımcı repo gelirine ya da fırsat maliyetine bakmaz. O aldığı hisseleri ya sever, ya da onlardan nefret eder. Küçük yatırımcının hisselerini tamamen satıp nakde geçtigi zaman yükselişin başlayacağı zamandır. Çünkü küçük yatırımcı “pes” demeden hisselerini satmaz.
“Pes” denilen yerler ise genellikle çok düşük seviyelerdir.
Zaman stop’ u gerçekten faydalı bir işlevdir. İdealde hisseyi aldığınız gün kâra geçmeniz gerekir. Ama belirli bir zaman geçip de hissede kayda değer bir yükseliş olmuyorsa satış düşünmenin vakti gelmiş demektir.
En yükseğinden % 30 - % 40’ lık bir düşüş yaşayan piyasa uzun süre o en yüksek seviyeyi göremez. 6 ay süren ve % 30’ luk kayba neden olan hisse düşüşüne % 25 repo kaybını da eklerseniz gerçekte 100 olan portföyünüz % 45’e iner. Düştüğünüz yerden geri dönmek ise “deveye hendek atlatmaktan” daha zor hale gelmiştir.
Siz siz olun fırsat maliyetinin gücünü küçümsemeyin!
M.Uğur Umay
Finans Uzmanı
Bunları Unutmayın !
Time Dergisinin dünyanın "bir numaralı" fon yöneticisi olarak tanımladığı Peter Lynch'in, "Best Seller" listelerine giren "Borsa'da Tek Başına" kitabının sonunda yazdığı altın kurallar aşağıdadır. Yazar teknik analizden çok temel analize önem veriyor.
* * *
- Önümüzdeki ay, önümüzdeki yıl ya da üç yıl içinde borsa mutlaka düşecektir.
- Borsadaki düşüşler istediğiniz kuruluşların hisselerini almak için eşsiz bir fırsattır. Son derece başarılı şirketlerin hisseleri inanılmaz fiyatlara düşebilir.
- Borsanın önümüzdeki bir, hatta iki yıl içinde ne yöne gideceğini tahmin etmek olanaksızdır.
- Borsada karlı çıkmak için sürekli haklı çıkmanıza gerek yoktur.
- En karlı hisse her zaman sürprizdir. Hangi şirketin ne zaman, nereye satılacağı da öyle. Sonuca ulaşmak için değil aylar, yıllarca beklemek gerekebilir.
- Farklı kategorilerdeki hisselerin riskleri ve avantajları da farklıdır.
- Orta tempolu şirketlerden elde ettiğiniz yüzde 20-30'luk karları toplayarak büyük paralar kazanabilirsiniz.
- Hisse fiyatları kısa vadede beklenenin tam tersi yöne hareket etse de, uzun dönemde şirket kazançları ile orantılı bir gelişme gösterecektir.
- Bir şirketin durumunun kötü olması, daha da kötüleşmeyeceği anlamına gelmez.
- Elinizdeki hisse senedinin fiyatının yükselmesi, haklı olduğunuz anlamına gelmez.
- Elinizdeki hissenin fiyatının düşmesi yanıldığınız anlamına da gelmez.
- Hisselerin büyük bölümü yatırımcı kuruluşların elinde bulunan, Wall Street analistlerinin peşinde koştuğu, hisse fiyatı borsa ortalamasının üzerinde artış gösteren ve gerçek değerinin üzerinde olan şirketlerin hisseleri ya yakında değer kaybedecek ya da aynı düzeyde kalacaktır.
- Sırf fiyatı düşük diye vasat bir şirketin hisselerini satın almak zarar getirir.
- Fiyatı gerçek değerinin biraz üzerine çıktı diye hızla büyüyen, karlı bir şirketin hissesini satmak zarar getirir.
- Şirketlerin gelişmelerinin arkasında belli nedenler vardır ve hızlı büyüyen şirketler, bu hızı zamanla yitirirler.
- Karlı bir hisseyi zamanında satın almamış olmak size zarar getirmez.
- Bir hisse, sahibinin kim olduğunu bilmez.
- Asla karlı hisseleri kendi haline bırakıp, kuruluşun gelişimini izlemekten vazgeçmeyin.
- Bir hissenin değeri sıfıra düşerse, hisseye ister 50, ister 25, 5 ya da 2 dolar ödemiş olun, zararınız aynı olacaktır: Yatırdığınız her şey.
- Şirketlerin gelişimlerini izleyerek yatırımlarınızdan alacağınız karları artırabilirsiniz. Hisseler gerçek değerlerinden sapma gösterdiklerinde, ortada daha gerçekçi bir alternatif varsa, elinizdekileri satıp yeni hisselere yönelin.
- Bir şirketin durumu iyiye gidiyorsa, elinizdeki hisselerin sayısını artırın, durumu kötüleşmekteyse bu sayıyı azaltın.
- Çiçekleri koparıp, otları sulayarak karınızı artıramazsınız.
- Karınızın borsa ortalamasını aşamayacağına inanıyorsanız, paranızı bir müşterek fona yatırın, böylece zaman ve paradan tasarruf etmiş olursunuz.
- Her zaman endişelenecek bir şeyler vardır.
- Yeni fikirlere açık olun.
- Etraftaki bütün kızları öpmek zorunda değilsiniz. Pek çok karlı hisseyi kaçırmış olsanız da, borsa ortalamasının çok üzerine çıkmayı başarabilirsiniz.
* * *
- Önümüzdeki ay, önümüzdeki yıl ya da üç yıl içinde borsa mutlaka düşecektir.
- Borsadaki düşüşler istediğiniz kuruluşların hisselerini almak için eşsiz bir fırsattır. Son derece başarılı şirketlerin hisseleri inanılmaz fiyatlara düşebilir.
- Borsanın önümüzdeki bir, hatta iki yıl içinde ne yöne gideceğini tahmin etmek olanaksızdır.
- Borsada karlı çıkmak için sürekli haklı çıkmanıza gerek yoktur.
- En karlı hisse her zaman sürprizdir. Hangi şirketin ne zaman, nereye satılacağı da öyle. Sonuca ulaşmak için değil aylar, yıllarca beklemek gerekebilir.
- Farklı kategorilerdeki hisselerin riskleri ve avantajları da farklıdır.
- Orta tempolu şirketlerden elde ettiğiniz yüzde 20-30'luk karları toplayarak büyük paralar kazanabilirsiniz.
- Hisse fiyatları kısa vadede beklenenin tam tersi yöne hareket etse de, uzun dönemde şirket kazançları ile orantılı bir gelişme gösterecektir.
- Bir şirketin durumunun kötü olması, daha da kötüleşmeyeceği anlamına gelmez.
- Elinizdeki hisse senedinin fiyatının yükselmesi, haklı olduğunuz anlamına gelmez.
- Elinizdeki hissenin fiyatının düşmesi yanıldığınız anlamına da gelmez.
- Hisselerin büyük bölümü yatırımcı kuruluşların elinde bulunan, Wall Street analistlerinin peşinde koştuğu, hisse fiyatı borsa ortalamasının üzerinde artış gösteren ve gerçek değerinin üzerinde olan şirketlerin hisseleri ya yakında değer kaybedecek ya da aynı düzeyde kalacaktır.
- Sırf fiyatı düşük diye vasat bir şirketin hisselerini satın almak zarar getirir.
- Fiyatı gerçek değerinin biraz üzerine çıktı diye hızla büyüyen, karlı bir şirketin hissesini satmak zarar getirir.
- Şirketlerin gelişmelerinin arkasında belli nedenler vardır ve hızlı büyüyen şirketler, bu hızı zamanla yitirirler.
- Karlı bir hisseyi zamanında satın almamış olmak size zarar getirmez.
- Bir hisse, sahibinin kim olduğunu bilmez.
- Asla karlı hisseleri kendi haline bırakıp, kuruluşun gelişimini izlemekten vazgeçmeyin.
- Bir hissenin değeri sıfıra düşerse, hisseye ister 50, ister 25, 5 ya da 2 dolar ödemiş olun, zararınız aynı olacaktır: Yatırdığınız her şey.
- Şirketlerin gelişimlerini izleyerek yatırımlarınızdan alacağınız karları artırabilirsiniz. Hisseler gerçek değerlerinden sapma gösterdiklerinde, ortada daha gerçekçi bir alternatif varsa, elinizdekileri satıp yeni hisselere yönelin.
- Bir şirketin durumu iyiye gidiyorsa, elinizdeki hisselerin sayısını artırın, durumu kötüleşmekteyse bu sayıyı azaltın.
- Çiçekleri koparıp, otları sulayarak karınızı artıramazsınız.
- Karınızın borsa ortalamasını aşamayacağına inanıyorsanız, paranızı bir müşterek fona yatırın, böylece zaman ve paradan tasarruf etmiş olursunuz.
- Her zaman endişelenecek bir şeyler vardır.
- Yeni fikirlere açık olun.
- Etraftaki bütün kızları öpmek zorunda değilsiniz. Pek çok karlı hisseyi kaçırmış olsanız da, borsa ortalamasının çok üzerine çıkmayı başarabilirsiniz.
Takas Analizi
Mesela A hissesini devamlı izliyorsunuz.
Akşamları pozisyonları, takasları inceliyorsunuz.
Bir kurum alım yapıyor, ama 2 gün sonra onun takasında bu alınan mal görülmüyor.
Demek ki ya başkasına aldı ya da karşılıklı işlem yapıldı. (Yani bir kurumdan alınırken diğer kurumdan çıkıldı.)
Siz bu durumda spekülatörün bir kurumunu öğrendiniz.
Devamlı bu şekilde izliyorsunuz.
3-4 aracı kurum kullanılıyor, ve alınan tüm mallar 1-2 kurumun takasına gidiyor.
Bu durumda hisse toplanıyor demektir.
Ya da 3-4 kurumdan alınıyor, ama 2 gün sonra mal alan bu 3-4 kurumun takasında hisselerin yarısından çoğu yok.
Büyük bir satıcıda yok. İşte şimdi korkun, spekülatör malı gizli gizli 7-8 kurumdan çıkıyor.
Ya da 1 veya 2 kurumdan aşırı denebilecek biçimde alım yapılıyor.
5 kurum bazında hep artı kapatıyor.
Ama takas verilerinde bu mal görülmüyor ya da yarısı görülüyor.
Bu durumda aşırı alım yapılan gündeki satıcı kurumlara bakın.
Piyasadaki çoğu spekülatör 1-2 kurumdan alır, 5-8 kurumdan çıkar.
Kafamız karıştı mı diyorsunuz?
Size işin en kolay yönünü söyleyeyim o zaman.
Tahtayı devamlı gün gün izleyin.
Kendinize hayali bir portföy oluşturun.
Mesela 15 hisse. Bu hisseleri hergün takip edin.
2 Hafta sonra hissenin takasında meydana gelen değişiklikleri, farklı kurumları, hissenin hareket tarzını ezberlersiniz.
Tabii bu yazdıklarım yüzeysel izleyenler için, derinlikli izleyenler için bu çok kolay.
Mesela bir hissede günlük normal işlem hacmi 2 milyon lot ve bunu yapan kurumları ezberlediniz.
Ve birgün şimdiye kadar hiç görmediğiniz bir kurum aşırı mal satıyor.
Sizin tanıdığınız kurumlarda azar azar karrşılamaya çalışıyor.
Takasa bakıyorsunuz o kurumda bu mal yok.
Bu durumda bilin ki ince bir ipin üstündesiniz.
Bunun tersi bir durumda da temkinli olmakta fayda var tabii.
Ama tersi durumda fazla korkmaya gerek yok.
Takas işi anlata anlata bitmez.
Büyüklerin her kurumda hesapları vardır.
O yüzden sizler sadece hisselerinizi dikkatli izleyin ve çözmeye çalışın.
Unutmayın ki sağlam bir yatırım için Temel, Teknik, Takas ŞART.
(Alıntıdır)
Akşamları pozisyonları, takasları inceliyorsunuz.
Bir kurum alım yapıyor, ama 2 gün sonra onun takasında bu alınan mal görülmüyor.
Demek ki ya başkasına aldı ya da karşılıklı işlem yapıldı. (Yani bir kurumdan alınırken diğer kurumdan çıkıldı.)
Siz bu durumda spekülatörün bir kurumunu öğrendiniz.
Devamlı bu şekilde izliyorsunuz.
3-4 aracı kurum kullanılıyor, ve alınan tüm mallar 1-2 kurumun takasına gidiyor.
Bu durumda hisse toplanıyor demektir.
Ya da 3-4 kurumdan alınıyor, ama 2 gün sonra mal alan bu 3-4 kurumun takasında hisselerin yarısından çoğu yok.
Büyük bir satıcıda yok. İşte şimdi korkun, spekülatör malı gizli gizli 7-8 kurumdan çıkıyor.
Ya da 1 veya 2 kurumdan aşırı denebilecek biçimde alım yapılıyor.
5 kurum bazında hep artı kapatıyor.
Ama takas verilerinde bu mal görülmüyor ya da yarısı görülüyor.
Bu durumda aşırı alım yapılan gündeki satıcı kurumlara bakın.
Piyasadaki çoğu spekülatör 1-2 kurumdan alır, 5-8 kurumdan çıkar.
Kafamız karıştı mı diyorsunuz?
Size işin en kolay yönünü söyleyeyim o zaman.
Tahtayı devamlı gün gün izleyin.
Kendinize hayali bir portföy oluşturun.
Mesela 15 hisse. Bu hisseleri hergün takip edin.
2 Hafta sonra hissenin takasında meydana gelen değişiklikleri, farklı kurumları, hissenin hareket tarzını ezberlersiniz.
Tabii bu yazdıklarım yüzeysel izleyenler için, derinlikli izleyenler için bu çok kolay.
Mesela bir hissede günlük normal işlem hacmi 2 milyon lot ve bunu yapan kurumları ezberlediniz.
Ve birgün şimdiye kadar hiç görmediğiniz bir kurum aşırı mal satıyor.
Sizin tanıdığınız kurumlarda azar azar karrşılamaya çalışıyor.
Takasa bakıyorsunuz o kurumda bu mal yok.
Bu durumda bilin ki ince bir ipin üstündesiniz.
Bunun tersi bir durumda da temkinli olmakta fayda var tabii.
Ama tersi durumda fazla korkmaya gerek yok.
Takas işi anlata anlata bitmez.
Büyüklerin her kurumda hesapları vardır.
O yüzden sizler sadece hisselerinizi dikkatli izleyin ve çözmeye çalışın.
Unutmayın ki sağlam bir yatırım için Temel, Teknik, Takas ŞART.
(Alıntıdır)
Akıllı Oyuncular
9.00 YTL maliyetle XHOL hissesini 11.00 seviyesinde satmak için aldınız ve 8.20 seviyesinde zarara uğrayıp sattınız. Kötü bir haberle hisse iyice düşüşe geçti ve 6.00 lere kadar indi. Ohhhh iyi ki sattım dediniz. Daha sonra spekülatörlerin kamuya henüz ulaşmamış olan haberleri piyasaya duyurması ile endeks direncini kırdı ve sattığınız hisse 9.00 a geri döndü. ALIM İÇİN ARTIK ÇOK GEÇ! Haberler etkisini iyice arttırdı ve hisse 12.30 - 12.50 ye vurdu. HOPPALAAA! BUYUR BURDAN YAK!
E peki kardeşim nerden bileceğim ben böyle olacağını?
"Borsada kaybetme ve kazanmanın 4 olasılığ vardır"
1. DOĞRU Hareket, YANLIŞ Sonuç
2. YANLIŞ Hareket, DOĞRU Sonuç
3. DOĞRU Hareket, DOĞRU Sonuç
4. YANLIŞ Hareket, YANLIŞ Sonuç
Konuyu birde şöyle ele alalım.
Örneğimizle devam edelim;
9.00 den hisseye girdiniz. Endeks düştü ve satışınızı yapıp zararı realize ettiniz. Hisse size zarar ettirdi diye küsmeyin. İzlemeye devam. Hemen 1 gün içerisinde hissenin 1 yıllık analizini incelediniz. Ve en kötü dönemlerdeki destek noktasını buldunuz. Şirket profilini incelediniz. Bilançolar, temel analizlerde tamam. Artık alım için karar vermenizin zamanı. 7.20 seviyesinden yeniden hisseye girdiniz diyelim. Piyasa da talep artıyor ve hisse canlanıyor. Hemen elinizdeki hisselerin bir kısmını nakite dönüştürüyorsunuz. Unutmayın bu bir fırsattır! Yükseliş sürüyor sizde bir miktar daha mal alıyorsunuz. Yeni seviyelerden hisseye girip yükseldikçe yeniden satıyorsunuz. Bu şekilde tahtada yukarı aşağı hareket yapıyorsunuz. (Ben buna asansör tekniği diyorum) Bu şekilde önceden kafanızda oluşturduğunuz seviyeye gelmeden veya çok yakın olduğunuz bir seviyede hisseden komple çıkıyorsunuz.
Kademeler arasında yaptığınız bu hareketlere bir de rakamsal olarak bakalım;
9.00 den girdiniz 8.20 den zararına sattınız. Kayıp (1000 lot olduğunu düşünelim) 800 YTL zarar.
7.20 den tekrar 1000 lot ---> Hisse 9.00 a döndü.. 1.800 YTL kar.
800 YTL kenarda dursun. İlk pozisyondaki zarara karşılık.
9.00 den aldınız tekrar 200 lot diyelim. 9.20 de sat karı nakte çevir.
9.50 den tekrar al bekle. 10.000 de aynı işlemle nakte geç.
Hedefimiz 11.00
10.30 den al ve yükselişi bekle. Zaten aşağı düşerse hemen satmalısınız. Eğer halen çıkarsa 11.00 ı beklemeden 10.80 civarında komple pozisyonu kapamalısınız.
Bu şekilde tahtada yukarı aşağı hareket yaparak 1 taşla 2 kuş birden vurursunuz. Hatta ördek avına bile çıkabilirsiniz.
TABİKİ BU DEDİKLERİM SADECE OLASILIK.
UNUTMAYIN 99 POZİSYONDA KAR ETSENİZ BİLE 100. POZİSYONDA PİYASADAN TEK SEFERDE SİLİNEBİLİRSİNİZ.
AKILLI OYUNCU'nun şansı yüksektir.
Şans & Borsa? Birbiri ile alakalı mı sizce?
"Başarmak için çalışmak gerekir. Çalıştıkça da şansınız artar."
M.Ugur UMAY
Finans Uzmanı
E peki kardeşim nerden bileceğim ben böyle olacağını?
"Borsada kaybetme ve kazanmanın 4 olasılığ vardır"
1. DOĞRU Hareket, YANLIŞ Sonuç
2. YANLIŞ Hareket, DOĞRU Sonuç
3. DOĞRU Hareket, DOĞRU Sonuç
4. YANLIŞ Hareket, YANLIŞ Sonuç
Konuyu birde şöyle ele alalım.
Örneğimizle devam edelim;
9.00 den hisseye girdiniz. Endeks düştü ve satışınızı yapıp zararı realize ettiniz. Hisse size zarar ettirdi diye küsmeyin. İzlemeye devam. Hemen 1 gün içerisinde hissenin 1 yıllık analizini incelediniz. Ve en kötü dönemlerdeki destek noktasını buldunuz. Şirket profilini incelediniz. Bilançolar, temel analizlerde tamam. Artık alım için karar vermenizin zamanı. 7.20 seviyesinden yeniden hisseye girdiniz diyelim. Piyasa da talep artıyor ve hisse canlanıyor. Hemen elinizdeki hisselerin bir kısmını nakite dönüştürüyorsunuz. Unutmayın bu bir fırsattır! Yükseliş sürüyor sizde bir miktar daha mal alıyorsunuz. Yeni seviyelerden hisseye girip yükseldikçe yeniden satıyorsunuz. Bu şekilde tahtada yukarı aşağı hareket yapıyorsunuz. (Ben buna asansör tekniği diyorum) Bu şekilde önceden kafanızda oluşturduğunuz seviyeye gelmeden veya çok yakın olduğunuz bir seviyede hisseden komple çıkıyorsunuz.
Kademeler arasında yaptığınız bu hareketlere bir de rakamsal olarak bakalım;
9.00 den girdiniz 8.20 den zararına sattınız. Kayıp (1000 lot olduğunu düşünelim) 800 YTL zarar.
7.20 den tekrar 1000 lot ---> Hisse 9.00 a döndü.. 1.800 YTL kar.
800 YTL kenarda dursun. İlk pozisyondaki zarara karşılık.
9.00 den aldınız tekrar 200 lot diyelim. 9.20 de sat karı nakte çevir.
9.50 den tekrar al bekle. 10.000 de aynı işlemle nakte geç.
Hedefimiz 11.00
10.30 den al ve yükselişi bekle. Zaten aşağı düşerse hemen satmalısınız. Eğer halen çıkarsa 11.00 ı beklemeden 10.80 civarında komple pozisyonu kapamalısınız.
Bu şekilde tahtada yukarı aşağı hareket yaparak 1 taşla 2 kuş birden vurursunuz. Hatta ördek avına bile çıkabilirsiniz.
TABİKİ BU DEDİKLERİM SADECE OLASILIK.
UNUTMAYIN 99 POZİSYONDA KAR ETSENİZ BİLE 100. POZİSYONDA PİYASADAN TEK SEFERDE SİLİNEBİLİRSİNİZ.
AKILLI OYUNCU'nun şansı yüksektir.
Şans & Borsa? Birbiri ile alakalı mı sizce?
"Başarmak için çalışmak gerekir. Çalıştıkça da şansınız artar."
M.Ugur UMAY
Finans Uzmanı
Niye Hep Kaybediyorlar (2)
Ali Perşembe
24 Şubat 2007, Dünya Gazetesi
Disiplinli olmak yaptığımız işi sıkıcı yapar, çünkü her koşulda, her gelişmede ne yapacağımız bellidir. İşin heyecanı kaçar. İşte kaybetmeye mahkum olanların kaderi de bu heyecan beklentisidir. Onlar piyasaya kâr etmek amacıyla hazırlanmış bir plânla kâr etmek için değil, eğlenmek ve heyecan duymak için gelmişlerdir. Grafiklerin arkasındaki gizem, uzak olsa da kâr olasılığının varlığı, çabuk zengin olma hayali gibi romantik fantazilerin cazibesi çok ağırdır. Kaybetmeye başladıklarında pozisyonlarını açık bırakıp gözlerini kaparlar ve yakalandıkları kapanın kıskacının mucizevi bir şekilde açılıverileceğini umut ederler. Kazananların ise böyle romantik amaçları yoktur. Heyecan ve eğlence, oynadıkları o sıkıcı (disiplinli) oyunun bir parçası değildir. Onlar zengin olmak ve bu işin nasıl yapılacağını bildikleri için ordadırlar. Kendi başarılarına hayranlık duymazlar, yöntemlerinin sırlarını başkalarıyla paylaşmazlar ve metodik yaklaşımları boyanın kurumasını seyretmek kadar sıkıcıdır. Özenle inşa ettikleri sistemleri, ne kadar basit olsa da yıllarını almıştır. Sonuçta yaşamları, sorgulanmadan emrine uyulacak o sinyali bekleme yavanlığına indirgenmiştir. Halbuki devamlı kaybedenler piyasanın girift mekanizmasını – grafikler, sinyaller, çarklar, vidalar – öğrenmek istemezler, çünkü bunların öğrenilmesinin işin romantizmini mahvedecektir. O gizem, o kâr serabı, o bilinmeyen, hepsi, çok fazla şey keşfedilirse kaybedilecek olan bir heyecan girdabının dönmesine yardımcı olmaktadır. Tutanhamon’un mezarıyla Titanik de heyecanlıydı, ama yıllardır isimlerini bile duymuyoruz. Keşifler yapılıp bittikten sonra halk gazetelerde başka heyecanların peşine düştü. Kazananlar bu heyecan ve maceranın değil kâr peşinde oldukları için piyasalar hakkında öğrenilecek her şeyi ararlar. Hepimize doğuştan enjekte edilen değerlerden bir tanesi de yaptığımız işi sevmek olmuştur. Belki de bu doktrinin dozu biraz fazla verilmiştir. Elbette işimizi sevmek onu daha iyi yapmamıza yardımcı olur, ama öte yandan işinizi ne kadar iyi yapar hale gelirseniz o iş o kadar sıkıcı hale gelir. Yeni engeller, yeni çıtalar, yeni heyecanlar azalır. Belki de bir trader veya yatırımcı olmayı, iş sahibi olmakla aynı kefeye koymamak gerek. Burada karar sizin. Bu işe niye girdiğinizi siz seçeceksiniz. Kâr mı yoksa heyecan mı?
SABIR
Piyasalarda çabucak zengin olmak (veya çabucak iflâs etmek) için sayısız fırsat vardır. Bu fırsat kalabalıkları hep cezbetmiştir. Bu kalabalığın arasında spekülatörler, işe yeni başlayanlar, deneyimliler, emekliler, borçlarından kurtulmak isteyen profesyoneller, vs. bulunur. Paralarını almak istediğiniz kişiler bunlardır. Ayıya yakalanacak olan da onlardır. Ayıdan (piyasadan) kaçamazsınız. Piyasayı yenemezsiniz. Piyasanın merhameti olmadığını çabuk öğrenenleriniz, ayıdan değil, ayıdan kaçanlardan daha hızlı koşmayı ve aynı piyasa gibi merhametli olmamayı öğreneceklerdir. Kimilerimiz bu dersi erken, kimilerimiz geç alır. Bir trading stratejisi ve sistemi oluşturmak için aylarımızı verir, daha sonra kenarda kalmamız ve denenmiş stratejimizin kurallarına uymamız gerekirken o tüyonun, o albenili görüşün peşine düşüp pozisyona girerek ayıya yakalanırız. Sonuçta hayatta kalanlarımızın yanına tek bir ders kalır:
İşinizi plânlamış ama plânınızı işletmiyorsanız, bir plânınız yok demektir!
Çoğu yatırımcı ve hemen hemen her trader ve spekülatör piyasalara çabuk kâr etmek için gelir. Bu beklenti, medyada başarılı portföy ve fon yöneticileri veya şuraya para yatırılırsa ne kazanılabileceği hakkında çıkan pırıltılı yazı ve programların parlattığı hikâyelerle şişer. Global iletişimin saniyeler içinde yapılabilmesi, haberlerin tüm dünyaya bir anda yayılması, sanki hemen harekete geçmezsek her şeyi kaçıracakmışız gibi bir hava yaratır. Bu da, dikkatli etüt ve plânlamaları bir kenara bırakıp sabırsızlığı ve fevri davranış biçimlerini ön plâna çıkartır. Katılımcılar yürümeyi öğrenmeden koşmaya çalışırlar. Kararlar, önceden plânlandığının tam tersi şekilde verilmeye başlar. Herhalde dünyada katılımcıların sonuç almak için bu kadar sabırsız davrandığı başka bir iş kolu yoktur. Baraj yapıyorsanız, kâra geçmek için belki de beş yıl beklemeniz gerekir. Bir mal üretip ihraç ediyorsanız, kârlar defterlere ancak aylar sonra yansır. Kebapçı açsanız bile kendinize bir ay mühlet verirsiniz. Ne var ki, bu mühletin finansal piyasalarda bahsi bile geçmez. Piyasa çabucak zengin olanların destanlarıyla o adar doludur ki sizin de bu başarıyı tekrarlamamanız için hiçbir sebep yoktur.
Hızlı zengin olmak amacıyla piyasa girenlerin yaptığı en büyük hata, her piyasa dönüşünü yakalamaya çalışmaktır. Bu taktiğin yaşama şansı yoktur. Bunu yaparken perspektifimizi, tarafsızlığımızı ve piyasa gerçekleri ile olan bağlantımızı kaybederiz ve psikolojik uçuruma doğru yaklaşırız. Her trend dönüşünü yakalamaya çalışmak, verileri baz alarak değil fevri kararlar vererek davranmaya yol açar. Daha az sıklıkla verilen kararların arkasında daha fazla düşünme, daha fazla ince eleyip sık dokuma vardır. İyi kurgulanmış bir kararın sonucu her zaman için sık sık ve fevri şekilde verilen karardan daha iyi olacaktır.
Piyasalarda her şeyin saniyeler için olup bitivermesi sizi yanıltmasın. Fırsatlar asla tükenmeyecektir. Bunu kaçırdıysanız, biraz sonra başkası gelecektir. En iyi yatırım kararları olasılıklar sizin lehinizdeyken verilir. Yatırım seçeneklerinizi soğuk, tarafsız ve katı bir bakış açısıyla ve pazar yerinin gürültü patırtısından uzakta verirseniz bu olasılığı artırısınız. Bu biraz da gerilla savaşına benzer. Gerillaların sayısı her zaman savaştıkları ordudan daha azdır. Dolayısıyla düşmanın kendilerine gelmesini beklerler. Çarpışma yer ve zamanını onlar seçerler. Eğer düşmanla her temas edildiğinde çarpışmayı seçselerdi sayı (olasılık) üstünlüğüne yenilip yok oluverirlerdi. Onların sabrı sizde de olmalıdır. Bu sabrın derecesi yatırım stratejinizin vadesine göre değişir (birkaç saatlik, haftalık, üç aylık, vs.). Bu süreden ziyade önemli olan bütün askerlerinizin hizzaya girmiş olmasını beklemeyi bilmektir. Piyasaların en iyi zamanında bile para yapmak zordur. Öyleyse, o pozisyonu ama zamanının gelip gelmediğinin kararını piyasanın değil sizin vermeniz gerekir. Piyasa her dönüşünde size “buyur” demeye devam edecektir. Bu çağrıya yanıt verip vermeme kararı fevri olmamalıdır. İster teknik, ister temel analiz kullanın, pozisyona girmek için piyasanın şişik veya düşük olduğu zamanı beklersiniz. Bunu belirlemek için kullandığınız araçlar mükemmel değildir (fiyat/kazanç oranı, bilançolar, hareketli ortalamalar, RSI, vs.). Önemli olan, tasarladığınız oyun plânının gerektirdiği o düşük riskli giriş fiyatının oluşmasını bekleme sabrına sahip olmaktır. Kitapta illa pozisyon alacaksınız diye bir kural bulunmaz. Dürtüleriniz hep o daveti kabul etme eğilimindedir ama kavganız o dürtüleri bastırmak için olmalıdır. Sabırlı olmaya çalışırken takip etmemiz gereken ilk ilke pozisyona erken girmemektir ama aynı ilke çıkış için de gereklidir. Çok erken (kârdayken) veya çok geç (zarardayken) çıkmak para kazandırmaz. Neyin erken neyin geç olduğu kararını, fevri davranış biçimleri ve piyasanın kıvır kıvır oynaması değil işin başında yaptığımız plânın (yatırım stratejimiz, trading sistemimiz) vermesi gerekir. Oyun bu kadar sıkıcı, sıkıcı olduğu kadar kolay ve kârlıdır.
Psikologlar insanların normal davranış biçimlerinin piyasalarda işlem yapmaya elverişli olmadığını ezelden beri söylüyorlar. Para kazanma ve kaybetmeye karşı insanların verdikleri normal tepkiler onları piyasalarda tam yanlış zamanda yanlış şeyi yapmaya dürter. Vince1 bu olguyu nefis bir cümleyle özetliyor:
“Ancak yaptığınız en kötü hatanın boyutu kadar akıllısınız!”
1 Vince, Ralph, The New Money Management: A Framework for Asset Allocation, (John Wiley & Sons, New York, 1995)
24 Şubat 2007, Dünya Gazetesi
Disiplinli olmak yaptığımız işi sıkıcı yapar, çünkü her koşulda, her gelişmede ne yapacağımız bellidir. İşin heyecanı kaçar. İşte kaybetmeye mahkum olanların kaderi de bu heyecan beklentisidir. Onlar piyasaya kâr etmek amacıyla hazırlanmış bir plânla kâr etmek için değil, eğlenmek ve heyecan duymak için gelmişlerdir. Grafiklerin arkasındaki gizem, uzak olsa da kâr olasılığının varlığı, çabuk zengin olma hayali gibi romantik fantazilerin cazibesi çok ağırdır. Kaybetmeye başladıklarında pozisyonlarını açık bırakıp gözlerini kaparlar ve yakalandıkları kapanın kıskacının mucizevi bir şekilde açılıverileceğini umut ederler. Kazananların ise böyle romantik amaçları yoktur. Heyecan ve eğlence, oynadıkları o sıkıcı (disiplinli) oyunun bir parçası değildir. Onlar zengin olmak ve bu işin nasıl yapılacağını bildikleri için ordadırlar. Kendi başarılarına hayranlık duymazlar, yöntemlerinin sırlarını başkalarıyla paylaşmazlar ve metodik yaklaşımları boyanın kurumasını seyretmek kadar sıkıcıdır. Özenle inşa ettikleri sistemleri, ne kadar basit olsa da yıllarını almıştır. Sonuçta yaşamları, sorgulanmadan emrine uyulacak o sinyali bekleme yavanlığına indirgenmiştir. Halbuki devamlı kaybedenler piyasanın girift mekanizmasını – grafikler, sinyaller, çarklar, vidalar – öğrenmek istemezler, çünkü bunların öğrenilmesinin işin romantizmini mahvedecektir. O gizem, o kâr serabı, o bilinmeyen, hepsi, çok fazla şey keşfedilirse kaybedilecek olan bir heyecan girdabının dönmesine yardımcı olmaktadır. Tutanhamon’un mezarıyla Titanik de heyecanlıydı, ama yıllardır isimlerini bile duymuyoruz. Keşifler yapılıp bittikten sonra halk gazetelerde başka heyecanların peşine düştü. Kazananlar bu heyecan ve maceranın değil kâr peşinde oldukları için piyasalar hakkında öğrenilecek her şeyi ararlar. Hepimize doğuştan enjekte edilen değerlerden bir tanesi de yaptığımız işi sevmek olmuştur. Belki de bu doktrinin dozu biraz fazla verilmiştir. Elbette işimizi sevmek onu daha iyi yapmamıza yardımcı olur, ama öte yandan işinizi ne kadar iyi yapar hale gelirseniz o iş o kadar sıkıcı hale gelir. Yeni engeller, yeni çıtalar, yeni heyecanlar azalır. Belki de bir trader veya yatırımcı olmayı, iş sahibi olmakla aynı kefeye koymamak gerek. Burada karar sizin. Bu işe niye girdiğinizi siz seçeceksiniz. Kâr mı yoksa heyecan mı?
SABIR
Piyasalarda çabucak zengin olmak (veya çabucak iflâs etmek) için sayısız fırsat vardır. Bu fırsat kalabalıkları hep cezbetmiştir. Bu kalabalığın arasında spekülatörler, işe yeni başlayanlar, deneyimliler, emekliler, borçlarından kurtulmak isteyen profesyoneller, vs. bulunur. Paralarını almak istediğiniz kişiler bunlardır. Ayıya yakalanacak olan da onlardır. Ayıdan (piyasadan) kaçamazsınız. Piyasayı yenemezsiniz. Piyasanın merhameti olmadığını çabuk öğrenenleriniz, ayıdan değil, ayıdan kaçanlardan daha hızlı koşmayı ve aynı piyasa gibi merhametli olmamayı öğreneceklerdir. Kimilerimiz bu dersi erken, kimilerimiz geç alır. Bir trading stratejisi ve sistemi oluşturmak için aylarımızı verir, daha sonra kenarda kalmamız ve denenmiş stratejimizin kurallarına uymamız gerekirken o tüyonun, o albenili görüşün peşine düşüp pozisyona girerek ayıya yakalanırız. Sonuçta hayatta kalanlarımızın yanına tek bir ders kalır:
İşinizi plânlamış ama plânınızı işletmiyorsanız, bir plânınız yok demektir!
Çoğu yatırımcı ve hemen hemen her trader ve spekülatör piyasalara çabuk kâr etmek için gelir. Bu beklenti, medyada başarılı portföy ve fon yöneticileri veya şuraya para yatırılırsa ne kazanılabileceği hakkında çıkan pırıltılı yazı ve programların parlattığı hikâyelerle şişer. Global iletişimin saniyeler içinde yapılabilmesi, haberlerin tüm dünyaya bir anda yayılması, sanki hemen harekete geçmezsek her şeyi kaçıracakmışız gibi bir hava yaratır. Bu da, dikkatli etüt ve plânlamaları bir kenara bırakıp sabırsızlığı ve fevri davranış biçimlerini ön plâna çıkartır. Katılımcılar yürümeyi öğrenmeden koşmaya çalışırlar. Kararlar, önceden plânlandığının tam tersi şekilde verilmeye başlar. Herhalde dünyada katılımcıların sonuç almak için bu kadar sabırsız davrandığı başka bir iş kolu yoktur. Baraj yapıyorsanız, kâra geçmek için belki de beş yıl beklemeniz gerekir. Bir mal üretip ihraç ediyorsanız, kârlar defterlere ancak aylar sonra yansır. Kebapçı açsanız bile kendinize bir ay mühlet verirsiniz. Ne var ki, bu mühletin finansal piyasalarda bahsi bile geçmez. Piyasa çabucak zengin olanların destanlarıyla o adar doludur ki sizin de bu başarıyı tekrarlamamanız için hiçbir sebep yoktur.
Hızlı zengin olmak amacıyla piyasa girenlerin yaptığı en büyük hata, her piyasa dönüşünü yakalamaya çalışmaktır. Bu taktiğin yaşama şansı yoktur. Bunu yaparken perspektifimizi, tarafsızlığımızı ve piyasa gerçekleri ile olan bağlantımızı kaybederiz ve psikolojik uçuruma doğru yaklaşırız. Her trend dönüşünü yakalamaya çalışmak, verileri baz alarak değil fevri kararlar vererek davranmaya yol açar. Daha az sıklıkla verilen kararların arkasında daha fazla düşünme, daha fazla ince eleyip sık dokuma vardır. İyi kurgulanmış bir kararın sonucu her zaman için sık sık ve fevri şekilde verilen karardan daha iyi olacaktır.
Piyasalarda her şeyin saniyeler için olup bitivermesi sizi yanıltmasın. Fırsatlar asla tükenmeyecektir. Bunu kaçırdıysanız, biraz sonra başkası gelecektir. En iyi yatırım kararları olasılıklar sizin lehinizdeyken verilir. Yatırım seçeneklerinizi soğuk, tarafsız ve katı bir bakış açısıyla ve pazar yerinin gürültü patırtısından uzakta verirseniz bu olasılığı artırısınız. Bu biraz da gerilla savaşına benzer. Gerillaların sayısı her zaman savaştıkları ordudan daha azdır. Dolayısıyla düşmanın kendilerine gelmesini beklerler. Çarpışma yer ve zamanını onlar seçerler. Eğer düşmanla her temas edildiğinde çarpışmayı seçselerdi sayı (olasılık) üstünlüğüne yenilip yok oluverirlerdi. Onların sabrı sizde de olmalıdır. Bu sabrın derecesi yatırım stratejinizin vadesine göre değişir (birkaç saatlik, haftalık, üç aylık, vs.). Bu süreden ziyade önemli olan bütün askerlerinizin hizzaya girmiş olmasını beklemeyi bilmektir. Piyasaların en iyi zamanında bile para yapmak zordur. Öyleyse, o pozisyonu ama zamanının gelip gelmediğinin kararını piyasanın değil sizin vermeniz gerekir. Piyasa her dönüşünde size “buyur” demeye devam edecektir. Bu çağrıya yanıt verip vermeme kararı fevri olmamalıdır. İster teknik, ister temel analiz kullanın, pozisyona girmek için piyasanın şişik veya düşük olduğu zamanı beklersiniz. Bunu belirlemek için kullandığınız araçlar mükemmel değildir (fiyat/kazanç oranı, bilançolar, hareketli ortalamalar, RSI, vs.). Önemli olan, tasarladığınız oyun plânının gerektirdiği o düşük riskli giriş fiyatının oluşmasını bekleme sabrına sahip olmaktır. Kitapta illa pozisyon alacaksınız diye bir kural bulunmaz. Dürtüleriniz hep o daveti kabul etme eğilimindedir ama kavganız o dürtüleri bastırmak için olmalıdır. Sabırlı olmaya çalışırken takip etmemiz gereken ilk ilke pozisyona erken girmemektir ama aynı ilke çıkış için de gereklidir. Çok erken (kârdayken) veya çok geç (zarardayken) çıkmak para kazandırmaz. Neyin erken neyin geç olduğu kararını, fevri davranış biçimleri ve piyasanın kıvır kıvır oynaması değil işin başında yaptığımız plânın (yatırım stratejimiz, trading sistemimiz) vermesi gerekir. Oyun bu kadar sıkıcı, sıkıcı olduğu kadar kolay ve kârlıdır.
Psikologlar insanların normal davranış biçimlerinin piyasalarda işlem yapmaya elverişli olmadığını ezelden beri söylüyorlar. Para kazanma ve kaybetmeye karşı insanların verdikleri normal tepkiler onları piyasalarda tam yanlış zamanda yanlış şeyi yapmaya dürter. Vince1 bu olguyu nefis bir cümleyle özetliyor:
“Ancak yaptığınız en kötü hatanın boyutu kadar akıllısınız!”
1 Vince, Ralph, The New Money Management: A Framework for Asset Allocation, (John Wiley & Sons, New York, 1995)
Niye Hep Kaybediyorlar (1)
Ali Perşembe
10 Şubat 2007, Dünya Gazetesi
Canoles, Thompson, Irwin ve France’nin1, 1989-90 yıllarında A.B.D.’nin Alabama eyaletinde yerleşik 21 aracı kurumunda işlem yapan 114 müşteriden aldıkları 73 sorudan oluşan ilginç bir anket var. İşte sonuçlar:
Müşterilerin ortalama yaşı 50. Çoğu varlıklı (ortalama yıllık kazançları 110,000 dolar) ve eğitim seviyeleri nüfus ortalamalarının üzerinde.
Çoğunluk kâr etmek için değil eğlenmek ve heyecan duymak için işlem yapıyor.
Başarı oranları %51 ama sonuçta para kaybediyorlar, çünkü zararda oturma süreleri, kârda oturma sürelerinin iki misli ve Risk/Getiri oranları çok düşük.
Çoğunun hesabında sadece o an yaptıkları işleme yetecek kadar para var.
Sadece küçük bir azınlık zarar stopu kullanıyor.
Çoğu için “kazanmak” “ne kadar kazanmak”dan daha önemli.
Hemen hemen hiçbiri risk yönetimi teknikleri uygulamıyor.
En küçüklerin brüt kazançları bile olmamış.
Yarısı ayda veya haftada bir kumar başlığı altına giren bir faaliyette bulunuyor (poker, at yarışı, rulet, yirmi bir, vs.)
Üçte biri “içerdekilerden biri” diye tasvir ettikleri bir bilgi kaynağına sahip olduğuna inanıyor ama çoğunluğu sahip oldukları o “içerdeki” kaynağın dahi bilgiyi ikinci veya üçüncü elden aldığını biliyor.
En acıklısı da bu: ankete katılanların %45’i kendilerini bu işte başarılı görmüyor ve bunu değiştirmek için davranış biçimlerinde düzletme yapmayı düşünmüyor.
Resim yavaş yavaş ortaya çıkıyor değil mi? Biraz daha kurcalayalım.
[DİSİPLİN VE ORGANİZASYON
Yukarıdaki ankete katılan müşteriler çok geniş bir meslek yelpazesinden geliyorlar (kimisi doktor, kimisi profesyonel yönetici, kimisi çiftçi, vs.). Yine A.B.D. yapılan başka bir araştırma, en başarılı yatırımcıların mühendis (çözümleyici ve matematik beceriler) veya asker (disiplin, organizasyon ve kural ve talimatlara uymaya yatkınlık) mesleklerinden çıktığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle:
a) Displinliler,
b) Plânlı, organize ve sistematik çalışıyorlar ve
c) Duyguların engel olmasına izin vermeden bir yöntemi uygulayabiliyorlar, yâni zaman geldiğinde tetiği çekebiliyorlar.
Sadece bilgi yeterli değil (sistematik yaklaşım, doğru davranış biçimleri ve risk yönetimi gerek). Vince2 konuyu daha da agresif ifade ediyor:
Benim görüşüm, zekâ ile piyasalarda para kazanma arsında pek fazla bir bağlantı olmadığı doğrultusunda. Bunu derken, ne kadar salaksanız o kadar çok para yaparsınız demek istemiyorum. İyi bir trader olma denkleminde sadece zekânın çok küçük bir girdi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bu girdiler arasında zihni sağlamlık ve disiplin, zekâdan çok daha ağır basıyor. Benim tanıdığım her trader’ın hayatında bir veya daha fazla çok kötü bir zarar tecrübe edilmiştir. İyi trader’ları diğerlerinden ayıran ortak nokta, işlerin en kötü gittiği zamanda telefonu kaldırıp o emri verebilme yeteneğidir. Bunun için de ileri düzeyde bir matematikçi veya bilim adamı olmaktan çok daha fazlası gerekir.
Yapılması gereken, önceden belirlenmiş, test edilmiş ve başarılı olacağına kanaat getirilmiş plânı (sistemi) taviz vermeden uygulattıracak disipline sahip olmak.
HAYATTA KALMA OYUNU
Piyasalarda oynanan en büyük oyun hayatta kalma oyunudur. Hayatta kalmak istiyorsanız kazananlar gibi düşünmek zorundasınız. Para kazanmak için kapandan kurtulup peynire ulaşmanın ne gerektireceğini iyi anlamış olmanız gerekir. Hatta daha iyisi, kapana girmeden peynire ulaşmaktır. İşte işin sırrı da buradadır. Zaman içinde hepimizin kapana kısıldığı anlar olacaktır ama seçenek ortadadır: kaçmak veya yatıp avcının gelip bizi almasını beklemek. Bu seçimi yapmak için, hayatta kalma oyununda kimin av kimin avcı olduğunu iyi anlamamız gerekir. Bu o kadar zor değildir. Yaptığımız tek iş, aynı amaç için oraya gelmiş ve ellerini bizim cebimize sokmaya çalışan insanların ceplerine ulaşmaya çalışmaktır. Eğer cebine ulaşmaya çalıştığımız kişinin beceri ve kaynakları bizimki kadar iyiyse bunu yapma şansımız azalır. Amaç, av olmamak için bu becerileri edinmek (disiplin ve doğru davranış biçimleri) ve avlanmak için bu becerilere sahip olmayanları seçmektir. Bu konuya gelince aklıma hep Wall Street’te sık sık dile getirilen o küçük anekdot gelir:
İki dağcıyı bir ayı kovalamaya başlar. Dağcılardan birisi çivili ayakkabısını koşu ayakkabısıyla değiştirmek için durup eğilir. Arkadaşı korku ve heyecan içinde bağırır, “Deli misin sen? Ayıdan daha hızlı koşamazsın ki!” Diğeri yerden kafasını sakince kaldırır ve şöyle cevap verir: “Ayıdan değil, senden daha hızlı koşmak için değiştiriyorum.”
Yatırımcılar disiplin kelimesini pek sevmezler. Ne de olsa “piyasa silahşörü” olmak çok daha seksi bir kavramdır. Ne var ki, çoğunluk kendi kurallarını bile uygulama disiplininden yoksundur. Ne tuhaftır ki, neden para kaybettiklerinin nedenlerini görmezden gelen aynı kişiler trading, teknik analiz, temel analiz, vs. gibi eğitim seminerlerine kepçeyle para akıtırlar. Halbuki kişisel disiplin öyle seyirciler arasında oturup öğrenilecek bir şey değildir.
Yatırım yapmanın ve trading faaliyetinin en zor yönlerinden bir tanesi orijinal yatırım felsefenize bağlı kalmakatır. Başta herkes bağlı kalacağını söyler ama uygulamada işler değişir. Etrafınızdaki insanlar, gelişmeler, psikolojik engeller daha ilk fırsatta sözünüzden döndürüverir sizi. Başta bir plânla ve iyi niyetle başlarsınız ama belki bir haber ya da yatırım uzmanınızdan bir yorum dayanılmaz bir baskı haline geliverir. Başta hazırlıklı olduğunuz o düşüş geldiğinde en kötü yerde pozisyondan çıkmaya koşarsınız. İşte ilk başta seçilen plâna bağlı kalmak bu nedenden dolayı önemlidir. En kötü senaryoda bile, plâna bağlı kalıp da para kaybetmenin verdiği zarar duygusal tepkilerin sonuçlarından çok daha hafif olacaktır.
(Devamı var)
1 Canoles, W.B., Thompson, S.R., Irwin, S.H. ve France, V.G., “An Analysis of the Profiles and Motivations of Habitual Commodity Speculators”, (OFOR Paper, Number 97-01, Mayıs 1997) [/size]
2 Vince, Ralph, The New Money Management: A Framework for Asset Allocation, (John Wiley & Sons, New York, 1995
10 Şubat 2007, Dünya Gazetesi
Canoles, Thompson, Irwin ve France’nin1, 1989-90 yıllarında A.B.D.’nin Alabama eyaletinde yerleşik 21 aracı kurumunda işlem yapan 114 müşteriden aldıkları 73 sorudan oluşan ilginç bir anket var. İşte sonuçlar:
Müşterilerin ortalama yaşı 50. Çoğu varlıklı (ortalama yıllık kazançları 110,000 dolar) ve eğitim seviyeleri nüfus ortalamalarının üzerinde.
Çoğunluk kâr etmek için değil eğlenmek ve heyecan duymak için işlem yapıyor.
Başarı oranları %51 ama sonuçta para kaybediyorlar, çünkü zararda oturma süreleri, kârda oturma sürelerinin iki misli ve Risk/Getiri oranları çok düşük.
Çoğunun hesabında sadece o an yaptıkları işleme yetecek kadar para var.
Sadece küçük bir azınlık zarar stopu kullanıyor.
Çoğu için “kazanmak” “ne kadar kazanmak”dan daha önemli.
Hemen hemen hiçbiri risk yönetimi teknikleri uygulamıyor.
En küçüklerin brüt kazançları bile olmamış.
Yarısı ayda veya haftada bir kumar başlığı altına giren bir faaliyette bulunuyor (poker, at yarışı, rulet, yirmi bir, vs.)
Üçte biri “içerdekilerden biri” diye tasvir ettikleri bir bilgi kaynağına sahip olduğuna inanıyor ama çoğunluğu sahip oldukları o “içerdeki” kaynağın dahi bilgiyi ikinci veya üçüncü elden aldığını biliyor.
En acıklısı da bu: ankete katılanların %45’i kendilerini bu işte başarılı görmüyor ve bunu değiştirmek için davranış biçimlerinde düzletme yapmayı düşünmüyor.
Resim yavaş yavaş ortaya çıkıyor değil mi? Biraz daha kurcalayalım.
[DİSİPLİN VE ORGANİZASYON
Yukarıdaki ankete katılan müşteriler çok geniş bir meslek yelpazesinden geliyorlar (kimisi doktor, kimisi profesyonel yönetici, kimisi çiftçi, vs.). Yine A.B.D. yapılan başka bir araştırma, en başarılı yatırımcıların mühendis (çözümleyici ve matematik beceriler) veya asker (disiplin, organizasyon ve kural ve talimatlara uymaya yatkınlık) mesleklerinden çıktığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle:
a) Displinliler,
b) Plânlı, organize ve sistematik çalışıyorlar ve
c) Duyguların engel olmasına izin vermeden bir yöntemi uygulayabiliyorlar, yâni zaman geldiğinde tetiği çekebiliyorlar.
Sadece bilgi yeterli değil (sistematik yaklaşım, doğru davranış biçimleri ve risk yönetimi gerek). Vince2 konuyu daha da agresif ifade ediyor:
Benim görüşüm, zekâ ile piyasalarda para kazanma arsında pek fazla bir bağlantı olmadığı doğrultusunda. Bunu derken, ne kadar salaksanız o kadar çok para yaparsınız demek istemiyorum. İyi bir trader olma denkleminde sadece zekânın çok küçük bir girdi olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bu girdiler arasında zihni sağlamlık ve disiplin, zekâdan çok daha ağır basıyor. Benim tanıdığım her trader’ın hayatında bir veya daha fazla çok kötü bir zarar tecrübe edilmiştir. İyi trader’ları diğerlerinden ayıran ortak nokta, işlerin en kötü gittiği zamanda telefonu kaldırıp o emri verebilme yeteneğidir. Bunun için de ileri düzeyde bir matematikçi veya bilim adamı olmaktan çok daha fazlası gerekir.
Yapılması gereken, önceden belirlenmiş, test edilmiş ve başarılı olacağına kanaat getirilmiş plânı (sistemi) taviz vermeden uygulattıracak disipline sahip olmak.
HAYATTA KALMA OYUNU
Piyasalarda oynanan en büyük oyun hayatta kalma oyunudur. Hayatta kalmak istiyorsanız kazananlar gibi düşünmek zorundasınız. Para kazanmak için kapandan kurtulup peynire ulaşmanın ne gerektireceğini iyi anlamış olmanız gerekir. Hatta daha iyisi, kapana girmeden peynire ulaşmaktır. İşte işin sırrı da buradadır. Zaman içinde hepimizin kapana kısıldığı anlar olacaktır ama seçenek ortadadır: kaçmak veya yatıp avcının gelip bizi almasını beklemek. Bu seçimi yapmak için, hayatta kalma oyununda kimin av kimin avcı olduğunu iyi anlamamız gerekir. Bu o kadar zor değildir. Yaptığımız tek iş, aynı amaç için oraya gelmiş ve ellerini bizim cebimize sokmaya çalışan insanların ceplerine ulaşmaya çalışmaktır. Eğer cebine ulaşmaya çalıştığımız kişinin beceri ve kaynakları bizimki kadar iyiyse bunu yapma şansımız azalır. Amaç, av olmamak için bu becerileri edinmek (disiplin ve doğru davranış biçimleri) ve avlanmak için bu becerilere sahip olmayanları seçmektir. Bu konuya gelince aklıma hep Wall Street’te sık sık dile getirilen o küçük anekdot gelir:
İki dağcıyı bir ayı kovalamaya başlar. Dağcılardan birisi çivili ayakkabısını koşu ayakkabısıyla değiştirmek için durup eğilir. Arkadaşı korku ve heyecan içinde bağırır, “Deli misin sen? Ayıdan daha hızlı koşamazsın ki!” Diğeri yerden kafasını sakince kaldırır ve şöyle cevap verir: “Ayıdan değil, senden daha hızlı koşmak için değiştiriyorum.”
Yatırımcılar disiplin kelimesini pek sevmezler. Ne de olsa “piyasa silahşörü” olmak çok daha seksi bir kavramdır. Ne var ki, çoğunluk kendi kurallarını bile uygulama disiplininden yoksundur. Ne tuhaftır ki, neden para kaybettiklerinin nedenlerini görmezden gelen aynı kişiler trading, teknik analiz, temel analiz, vs. gibi eğitim seminerlerine kepçeyle para akıtırlar. Halbuki kişisel disiplin öyle seyirciler arasında oturup öğrenilecek bir şey değildir.
Yatırım yapmanın ve trading faaliyetinin en zor yönlerinden bir tanesi orijinal yatırım felsefenize bağlı kalmakatır. Başta herkes bağlı kalacağını söyler ama uygulamada işler değişir. Etrafınızdaki insanlar, gelişmeler, psikolojik engeller daha ilk fırsatta sözünüzden döndürüverir sizi. Başta bir plânla ve iyi niyetle başlarsınız ama belki bir haber ya da yatırım uzmanınızdan bir yorum dayanılmaz bir baskı haline geliverir. Başta hazırlıklı olduğunuz o düşüş geldiğinde en kötü yerde pozisyondan çıkmaya koşarsınız. İşte ilk başta seçilen plâna bağlı kalmak bu nedenden dolayı önemlidir. En kötü senaryoda bile, plâna bağlı kalıp da para kaybetmenin verdiği zarar duygusal tepkilerin sonuçlarından çok daha hafif olacaktır.
(Devamı var)
1 Canoles, W.B., Thompson, S.R., Irwin, S.H. ve France, V.G., “An Analysis of the Profiles and Motivations of Habitual Commodity Speculators”, (OFOR Paper, Number 97-01, Mayıs 1997) [/size]
2 Vince, Ralph, The New Money Management: A Framework for Asset Allocation, (John Wiley & Sons, New York, 1995
Fibonacci ve Çalışmaları
Orta çağın en büyük matematikçilerinden biri olarak kabul edilen Leonardo Pisano Fibonacci İtalya'nın ünlü Pisa şehrinde doğmuş, çocukluğunu babasının çalıştığı Cezayir'de geçirmiştir. İlk matematik eğitimini müslüman bilim adamlarından almış, Avrupa'da Roma rakamları kullanılırken ve sıfır kavramı ortada yokken Batıya Arap rakamlarını ve sıfırı tanıtmıştır.
Fibonacci, her sayının, kendinden önce gelen sayı ile toplanarak bir sonrakinin elde edildiği sayı dizisini keşfetmiştir. (1 sayısı kendisiyle toplanıp 2 sayısı elde edilir ve 2, kendinden önceki sayı olan 1 ile toplanıp 3, 3 sayısı kendinden önceki 2 ile toplayıp 5 ve bu şekilde, her sayı kendinden önceki ile toplanarak bir sonraki sayıya ulaşılır.) Bu diziye, bulucusuna ithafen Fibonacci sayıları denilmektedir. Sayı dizisi, doğadaki birçok oluşumun düzeninde bulunduğu varsayılan Altın Oran'ı kapsar ve birçok bilimsel araştırmaya dayanak teşkil eder. Bu çalışmalar ve Altın Oran kavramı daha sonra bitkilerin yaprak oluşumundan, tavşanların üremelerine kadar genişletilmiş, son olarak yazar Dan Brown’un Da Vinci Şifresi kitabında kendine yer bulmuştur.
Tek tek ele alındığında birbiriyle hiçbir ilgisi olmayan bu sayıların arasında, serideki her bir sayının kendinden önceki sayının yaklaşık 1.618 katı olması gibi bir ilişki oluşmaktadır.
Fibonacci Çalışmaları ve Teknik Analiz
Fibonacci’nin çalışmaları daha sonra teknik analize uyarlanmış ve Fibonacci yay, fan, geri alım çizgileri ve zaman bölgeleri oluşturulmuştur. Bu çalışmalar, hisse senedi fiyatları bu çizgi/bölgelere yaklaştığında trend değişikliklerinin gündeme geleceği varsayımına dayanmaktadır.
Fibonacci Geri Alım Çizgileri bir dip ve bir tepe arasına çizilen trend çizgisinin 9 yatay çizgi ile bölünmesi ile oluşturulmaktadır. Bu 9 yatay çizgi (0.0, % 23.6, % 38.2, % 50, % 61.8, % 100, % 161.8, % 261.8 ve % 423.6) Fibonacci seviyelerinden geçmektedir.
Aşağı veya yukarı belirli bir fiyat hareketinden sonra fiyatlar bu hareketin bir kısmını geri almaya çalışır. Fiyatlar geri dönerken Fibonacci çizgilerinin geçtiği seviyeler destek veya direnç olarak kendini gösterir.
Uzunca bir açıklama oldu. Sonuç olarak yukarıdaki İMKB-100 grafiği üzerindeki çizgiler Fibonacci çizgileri olup endeksin tepki yükselişinde karşılaşacağı direnç seviyelerine işaret etmektedir.
Fibonacci, her sayının, kendinden önce gelen sayı ile toplanarak bir sonrakinin elde edildiği sayı dizisini keşfetmiştir. (1 sayısı kendisiyle toplanıp 2 sayısı elde edilir ve 2, kendinden önceki sayı olan 1 ile toplanıp 3, 3 sayısı kendinden önceki 2 ile toplayıp 5 ve bu şekilde, her sayı kendinden önceki ile toplanarak bir sonraki sayıya ulaşılır.) Bu diziye, bulucusuna ithafen Fibonacci sayıları denilmektedir. Sayı dizisi, doğadaki birçok oluşumun düzeninde bulunduğu varsayılan Altın Oran'ı kapsar ve birçok bilimsel araştırmaya dayanak teşkil eder. Bu çalışmalar ve Altın Oran kavramı daha sonra bitkilerin yaprak oluşumundan, tavşanların üremelerine kadar genişletilmiş, son olarak yazar Dan Brown’un Da Vinci Şifresi kitabında kendine yer bulmuştur.
Tek tek ele alındığında birbiriyle hiçbir ilgisi olmayan bu sayıların arasında, serideki her bir sayının kendinden önceki sayının yaklaşık 1.618 katı olması gibi bir ilişki oluşmaktadır.
Fibonacci Çalışmaları ve Teknik Analiz
Fibonacci’nin çalışmaları daha sonra teknik analize uyarlanmış ve Fibonacci yay, fan, geri alım çizgileri ve zaman bölgeleri oluşturulmuştur. Bu çalışmalar, hisse senedi fiyatları bu çizgi/bölgelere yaklaştığında trend değişikliklerinin gündeme geleceği varsayımına dayanmaktadır.
Fibonacci Geri Alım Çizgileri bir dip ve bir tepe arasına çizilen trend çizgisinin 9 yatay çizgi ile bölünmesi ile oluşturulmaktadır. Bu 9 yatay çizgi (0.0, % 23.6, % 38.2, % 50, % 61.8, % 100, % 161.8, % 261.8 ve % 423.6) Fibonacci seviyelerinden geçmektedir.
Aşağı veya yukarı belirli bir fiyat hareketinden sonra fiyatlar bu hareketin bir kısmını geri almaya çalışır. Fiyatlar geri dönerken Fibonacci çizgilerinin geçtiği seviyeler destek veya direnç olarak kendini gösterir.
Uzunca bir açıklama oldu. Sonuç olarak yukarıdaki İMKB-100 grafiği üzerindeki çizgiler Fibonacci çizgileri olup endeksin tepki yükselişinde karşılaşacağı direnç seviyelerine işaret etmektedir.
Hisse.Net Ratingleri
AMAÇ
Hisse.Net Forumunda açılan hisse başlıklarının izlenme oranlarından yola çıkarak üyelerin sağlıklı yatırım kararları verip vermediğini tespit etmektir.
KAPSAM
1. Forumda toplam 330 hisse senedi için konu başlığı açılmıştır. Bu hisselerden 294'ü Ulusal Pazarda, 15'i 2 nci Ulusal Pazarda, 8'i Gözaltı Pazarında, 3'ü Yatırım Fonları Pazarında işlem görmektedir. Geriye kalan 4 hisse şirket birleşmeleri nedeniyle Borsa Kodundan çıkarılmış, 6 hissenin Borsadaki alım-satım işlemleri durdurulmuştur.
2. İnceleme 330 hisse üzerinden yapılmış ancak değerlendirme aşamasında 25/02/2007 tarihi itibariyle izlenme oranı 100 binin üzerinde olan 104 hisse dikkate alınmıştır. Buna göre değerlendirmeye alınan hisse sayısı Genel hisse sayısının % 32'si civarındadır.
3. İzlenme sayılarının belirlenmesinde Forumun faaliyete geçtiği Ocak 2004 ayı başlangıç kabul edilmiş, izleyen tarihlerde İMKB'ye kote edilen hisse senetleri de bu çerçevede değerlendirilmiştir.
İNCELEME
1. Görüntülenme sayısı 250 binin üzerinde olan hisse adedi 28, 500 bini aşan hisse adedi 6, 1 milyonu geçen hisse adedi ise 2’dir.
2. Listenin ilk iki sırasında 1 milyon 110 bin, 1 milyon 44 bin ile KRMD ve YKBNK yer alırken PERYO ve GRNYO 100 biner görüntülenme ile 103 ve 104 ncü sırada kendine yer bulmuştur.
3. XU30 Hisselerinden 19'u, XU050 hisselerinden 30'u, XU100 hisselerinden 55'i foru üyelerinin ilgisine mazhar olmuştur. Bunun yanında XU100 endeksine dahil olmayan ARFYO, BJKAS, ISAMB, ISYAT sırasıyla 595, 451, 375 ve 350 binin üzerindeki görüntülenme sayısı ile listenin ilk 20 sırasında yer almıştır. Yani AKBNK veya TCELL hisseleri üyelere ARFYO ve ISAMB kadar cazip görünmemiştir.
4. XU30 Endeksine dahil 11 hisse (AKBNK, ARCLK, DENIZ, DYHOL, FINBN, HURGZ, MIGRS, SISE, TCELL, VAKBN), XU050 Endeksine dahil 20 hisse (AKCNS, AKSGR, AEFES, ANSGR, AYGAZ, ENKAI, FROTO, FORTS, TRKCM) üyelerin ilgisini çekmeyi başaramamıştır. İMKB-100 Endeksinde yer almasına rağmen 45 hisse, 104 hisselik rating listesi dışında kalmıştır.
5. Metal Eşya ve Kimya sektörleri 10'ar hisse ile Holding ve Yatırım Ortaklıkları ise 8'er hisse ile üyelerin ilgisini çeken sektörlerin başında yer almıştır. Borsadan çıkarılan 2 hisse ile Gözaltı Pazarından 2, 2 nci Ulusal Pazardan 3 hisse üyelerin ilgi alanına girmiştir.
6. 23/02/2006 Kapanışları dikkate alındığında İMKB’de son bir yıllık dönemde % 10'un üzerinde getiri sağlayan hisse sayısı 59'dur. Hisse.Net Forum üyeleri bu hisselerden ancak 22'sine itibar etmiş; geriye kalan 37 hisseyi ise ilgilenmeye değer bulmamıştır. Üyeler IZMDC muaf tutulursa yıllık primi % 100’ü aşan 5 hissenin 4’ünün lafını dahi etmemiştir.
7. Kafa karıştıran bunca doneden sonra sektör endekslerinin yıllık getirileri arasında bir karşılaştırma yapılmamıştır. Ancak sektörlerdeki şirket sayıları göz ardı edilerek bakıldığında son bir yıllık dönemde dokuma, giyim eşyası ve deri şirketlerinin yer aldığı Tekstil sektörü ile çoğunluğunu çimento şirketlerinin oluşturduğu Taş, Toprak Sektöründeki şirketlerin primli hisse sayısı yönünden öne çıktığı görülmektedir. Halbuki bu sektörler 5 nci maddede sıralanan üyelerin tercih ettiği sektörler arasında yer almamaktadır.
SONUÇ
Bu işte bir terslik var.
1. Demek ki okumakla, yazmakla hisseler prim yapmıyor.
2. Pazarda ayağa düşen mal misali; bizler dile düşen hisselere ilgi gösteriyoruz.
Hisse.Net Forumunda açılan hisse başlıklarının izlenme oranlarından yola çıkarak üyelerin sağlıklı yatırım kararları verip vermediğini tespit etmektir.
KAPSAM
1. Forumda toplam 330 hisse senedi için konu başlığı açılmıştır. Bu hisselerden 294'ü Ulusal Pazarda, 15'i 2 nci Ulusal Pazarda, 8'i Gözaltı Pazarında, 3'ü Yatırım Fonları Pazarında işlem görmektedir. Geriye kalan 4 hisse şirket birleşmeleri nedeniyle Borsa Kodundan çıkarılmış, 6 hissenin Borsadaki alım-satım işlemleri durdurulmuştur.
2. İnceleme 330 hisse üzerinden yapılmış ancak değerlendirme aşamasında 25/02/2007 tarihi itibariyle izlenme oranı 100 binin üzerinde olan 104 hisse dikkate alınmıştır. Buna göre değerlendirmeye alınan hisse sayısı Genel hisse sayısının % 32'si civarındadır.
3. İzlenme sayılarının belirlenmesinde Forumun faaliyete geçtiği Ocak 2004 ayı başlangıç kabul edilmiş, izleyen tarihlerde İMKB'ye kote edilen hisse senetleri de bu çerçevede değerlendirilmiştir.
İNCELEME
1. Görüntülenme sayısı 250 binin üzerinde olan hisse adedi 28, 500 bini aşan hisse adedi 6, 1 milyonu geçen hisse adedi ise 2’dir.
2. Listenin ilk iki sırasında 1 milyon 110 bin, 1 milyon 44 bin ile KRMD ve YKBNK yer alırken PERYO ve GRNYO 100 biner görüntülenme ile 103 ve 104 ncü sırada kendine yer bulmuştur.
3. XU30 Hisselerinden 19'u, XU050 hisselerinden 30'u, XU100 hisselerinden 55'i foru üyelerinin ilgisine mazhar olmuştur. Bunun yanında XU100 endeksine dahil olmayan ARFYO, BJKAS, ISAMB, ISYAT sırasıyla 595, 451, 375 ve 350 binin üzerindeki görüntülenme sayısı ile listenin ilk 20 sırasında yer almıştır. Yani AKBNK veya TCELL hisseleri üyelere ARFYO ve ISAMB kadar cazip görünmemiştir.
4. XU30 Endeksine dahil 11 hisse (AKBNK, ARCLK, DENIZ, DYHOL, FINBN, HURGZ, MIGRS, SISE, TCELL, VAKBN), XU050 Endeksine dahil 20 hisse (AKCNS, AKSGR, AEFES, ANSGR, AYGAZ, ENKAI, FROTO, FORTS, TRKCM) üyelerin ilgisini çekmeyi başaramamıştır. İMKB-100 Endeksinde yer almasına rağmen 45 hisse, 104 hisselik rating listesi dışında kalmıştır.
5. Metal Eşya ve Kimya sektörleri 10'ar hisse ile Holding ve Yatırım Ortaklıkları ise 8'er hisse ile üyelerin ilgisini çeken sektörlerin başında yer almıştır. Borsadan çıkarılan 2 hisse ile Gözaltı Pazarından 2, 2 nci Ulusal Pazardan 3 hisse üyelerin ilgi alanına girmiştir.
6. 23/02/2006 Kapanışları dikkate alındığında İMKB’de son bir yıllık dönemde % 10'un üzerinde getiri sağlayan hisse sayısı 59'dur. Hisse.Net Forum üyeleri bu hisselerden ancak 22'sine itibar etmiş; geriye kalan 37 hisseyi ise ilgilenmeye değer bulmamıştır. Üyeler IZMDC muaf tutulursa yıllık primi % 100’ü aşan 5 hissenin 4’ünün lafını dahi etmemiştir.
7. Kafa karıştıran bunca doneden sonra sektör endekslerinin yıllık getirileri arasında bir karşılaştırma yapılmamıştır. Ancak sektörlerdeki şirket sayıları göz ardı edilerek bakıldığında son bir yıllık dönemde dokuma, giyim eşyası ve deri şirketlerinin yer aldığı Tekstil sektörü ile çoğunluğunu çimento şirketlerinin oluşturduğu Taş, Toprak Sektöründeki şirketlerin primli hisse sayısı yönünden öne çıktığı görülmektedir. Halbuki bu sektörler 5 nci maddede sıralanan üyelerin tercih ettiği sektörler arasında yer almamaktadır.
SONUÇ
Bu işte bir terslik var.
1. Demek ki okumakla, yazmakla hisseler prim yapmıyor.
2. Pazarda ayağa düşen mal misali; bizler dile düşen hisselere ilgi gösteriyoruz.
Zor Kararlar
Bilgehan Yazıcı
Borsaya Girmek, Borsada Kalmak, Borsadan Çıkmak...
İnsanların karar alırken rasyonel yöntemler kullanmaları, üniversitede ekonomi ve finans dersleri aldığım zamanlardan beri aklıma yatmayan çok önemli bir varsayımdı. Bilimsel anlamda kolaylık sağlıyordu. Bu varsayımdan yola çıkarak oluşturulan modeller yardımıyla bir takım matematiksel sonuçlara ulaşılabiliyordu ama gittiğim seans salonlarındaki yatırımcı grupları karar alırken sanki daha farklı süreçler yaşıyorlar; 94 krizini yaşayan ülkedeki insanlar kriz karşısında hiç de rasyonel olmayan değişik tepkiler veriyorlardı.
Sıradan insanların yatırım kararlarını verirken danıştıkları uzmanların, genellikle eğitimini bu konuda almış kişiler olarak, daha rasyonel olmaları beklenebilir. Peki yatırımcı, uzman görüşlerine ne kadar değer vermektedir? Genellikle birbiriyle çok da iyi anlaşamayan uzmanlar, yatırımcının iyi bilmediği ve anlayamadığı risklerden bahsettikleri için, sıradan insanda yatırım uzmanlarını dinlese de dinlemese de büyük bir kaybı olmayacağı duygusu uyandırır. Sokaktaki insanların çoğu uzmanlık konuları ile ilgilenmez. Yatırımcıya anlatılan Brezilya’daki seçim sonuçları, Afganistan’daki asker sayısı, Arjantin olma ihtimali, başbakanın rahatsızlığı, MB’nın faiz indirimi, son açıklanan enflasyon anketi gibi “derin” konular bugün vardır, yarın yoktur. Zaten uzmanlar da bu konuların çoğunu dün bilmiyorlardı, bugün gündemin dayatması sonucu öğrendiler. Yarın gündemden düşünce unutacaklar, sonra tekrar hatırlayacaklar. Belki üç yıl sonra Afrika’nın büyüme hızını, yok olan yağmur ormanlarını…
Uzmanların anlattıklarından çok da tatmin olamayan sıradan yatırımcı için fiyat hareketleri ve ortalıkta uçuşan tüyolar daha önemli olur. Yatırımcı borsanın yakın geçmişteki performansını tekrarlayabileceğini düşünür. Bu olasılık kişiye oldukça gerçekçi görünür. Peki tam karar verme noktasında insan nasıl bir duyguya kapılır? Tabii ki yatırım kararları ile ilgili yakın geçmişte yaşadıkları şimdiki kararı etkiler. Geçmişte çekingen davranıp fırsatları kaçırmış ve pişmanlık duymuşsa bu duygu kararında belirleyici olabilir. Diğer taraftan borsaya girmiş ve para kazanmışsa ruh hali çok daha farklıdır. Kumarbazlar gibi oyuna devam etmek isteyebilir.
Çevresinde ya da basında borsadan bahsedildiğini duymuş ama yatırım yapmamış bir kişi borsa yükselip de başkalarının paralarını katlama hikayelerini işittikçe tatsız bir kıskançlık duygusuna sürüklenebilir. Bu duygu birden kişiyi “borsaya girsem mi?” sorusundan çok uzaklara götürerek hayata dair aldığı önemli kararları sorgulamaya iter ve özsaygısını bile zedeleyebilir. Eğer borsada parasını katlayanlar gerçekten daha akıllı ve bilgili ise kişi kendisini aşağılanmış hissederek, örneğin geçmiş okul başarılarını düşünerek bu durumu sadece diğerlerinin daha şanslı olmalarına bağlar. Şans ya da değil sonuç olarak onlar paralarını katlamış, yatırımcı geri kalmıştır. Yatırım kararı verilmesi gereken şu noktada şanslı olup olmadığını şimdiden bilemeyecek olan yatırımcı sırf yaşadığı duygusal sıkıntıyı hafifletmek amacıyla karar verir. Yani karar vermiş olmak için karar vermektedir. Bazen bu kendi kendini ikna süreci o kadar uzun ve sıkıntılı bir hal alır ki yatırımcı karar verebilene kadar geçen sürede fırsatlar da kaçar. Bu durumda borsaya giren yatırımcı herkesin kendisine karşı olduğuna inanır, hatta çevresindekilere “benim yaptığımın tersini yapın” tavsiyesi vermekten çekinmez! Aslında bütün olan biten bu kişinin zor karar vermesi ve uzun sürede fiyat hareketlerini izleyerek ikna olmasıdır. O ikna olduğu noktada zaten fiyat hareketinin sonuna gelinmiştir.
Bir süredir yükselmiş olan fiyatlardan alım yapan kişi doğal olarak zarar edebileceğinin farkındadır. Borsa belki de tepe yapmaktadır, ancak yatırımcının bu kararı verirken yaşadığı duygusal süreç o kadar ağırdır ki, kararı verip kurtulmayı bir miktar zarar etme riskine tercih eder. Diğer tarafta ise kazanan “şanslı” tarafın hissettikleri daha farklıdır. Kişi başkalarının tavsiyeleri ya da kendi analizleri sonucunda fiyatlar düşükken borsada yatırım yapmıştır. Şimdi borsada kalıp kalmama kararını vermek durumunda ise içinde bulunduğu duygusal durum hisse senedi alamamış yatırımcıdan çok daha farklı olacaktır. Bu kişi belirli bir tatmin duygusuna ulaşmış ve iyi para kazanmıştır. Bu durum kumarbazların para kazandıktan sonraki duygusal durumlarına benzer, nasıl olsa havadan gelen parayı kullanacağından tekrar oynamasında sakınca yoktur.
Hisse senedini bütün yükseliş boyunca tutup zirvede satmak öyle söylendiği gibi kolay değildir. Çevreden sürekli ucuz ya da pahalı olduğuna dair enformasyon bombardımanı gelir. Sonuç olarak yine bir karar verilmesi gerekir ve duygusal yük artar. Ancak bu sefer kazanılmış bir para ve başarı olduğundan süreç daha kolaydır.
Karar verildikten sonra da bu duygusal süreç hemen sona ermez. Kişi nasıl haklı çıktığını görebilmek için fiyatları takip etmeye devam eder. Bu izleme yeni karar alma süreçleri doğurur. Örneğin, satılan bir hissenin yükselmeye devam etmesi halinde duyulan pişmanlık sonucu tekrar ikna olunup alım yapılabilir veya satışın hemen arkasından gerileyen hissede haklı çıkmanın gururuyla hisse yeniden “alttan alınıp yerine konulur”.
Sonuç olarak borsada yatırım yapmak kararındaki yatırımcı “borsaya girmek, borsada kalmak, borsadan çıkmak” şeklinde özetleyebileceğimiz üç ana kararı farklı sıralamalarla da olsa sürekli vermek zorundadır. Bu karar verme aşamaları genellikle yorucudur ve rasyonel bilgi ve beklentilere dayanmaz. Çevreden duyulan hikayeler ve yaşanan fiyat hareketleri ile yatırımcının üzerinde çabucak kararını vermesi için baskı kurulur. Bu duygusal baskıdan kurtulmak isteğindeki yatırımcı da önce kararını verir sonra bu kararı rasyonelize ederek kendini rahatlatır. Borsacılar arasında fiyatı sinir bozucu şekilde sürekli düşen hisse senetleri için kullanılan bir tabir vardır; “Ver Kurtul”… Yatırımcı kararını verir ve kurtulur…
Borsaya Girmek, Borsada Kalmak, Borsadan Çıkmak...
İnsanların karar alırken rasyonel yöntemler kullanmaları, üniversitede ekonomi ve finans dersleri aldığım zamanlardan beri aklıma yatmayan çok önemli bir varsayımdı. Bilimsel anlamda kolaylık sağlıyordu. Bu varsayımdan yola çıkarak oluşturulan modeller yardımıyla bir takım matematiksel sonuçlara ulaşılabiliyordu ama gittiğim seans salonlarındaki yatırımcı grupları karar alırken sanki daha farklı süreçler yaşıyorlar; 94 krizini yaşayan ülkedeki insanlar kriz karşısında hiç de rasyonel olmayan değişik tepkiler veriyorlardı.
Sıradan insanların yatırım kararlarını verirken danıştıkları uzmanların, genellikle eğitimini bu konuda almış kişiler olarak, daha rasyonel olmaları beklenebilir. Peki yatırımcı, uzman görüşlerine ne kadar değer vermektedir? Genellikle birbiriyle çok da iyi anlaşamayan uzmanlar, yatırımcının iyi bilmediği ve anlayamadığı risklerden bahsettikleri için, sıradan insanda yatırım uzmanlarını dinlese de dinlemese de büyük bir kaybı olmayacağı duygusu uyandırır. Sokaktaki insanların çoğu uzmanlık konuları ile ilgilenmez. Yatırımcıya anlatılan Brezilya’daki seçim sonuçları, Afganistan’daki asker sayısı, Arjantin olma ihtimali, başbakanın rahatsızlığı, MB’nın faiz indirimi, son açıklanan enflasyon anketi gibi “derin” konular bugün vardır, yarın yoktur. Zaten uzmanlar da bu konuların çoğunu dün bilmiyorlardı, bugün gündemin dayatması sonucu öğrendiler. Yarın gündemden düşünce unutacaklar, sonra tekrar hatırlayacaklar. Belki üç yıl sonra Afrika’nın büyüme hızını, yok olan yağmur ormanlarını…
Uzmanların anlattıklarından çok da tatmin olamayan sıradan yatırımcı için fiyat hareketleri ve ortalıkta uçuşan tüyolar daha önemli olur. Yatırımcı borsanın yakın geçmişteki performansını tekrarlayabileceğini düşünür. Bu olasılık kişiye oldukça gerçekçi görünür. Peki tam karar verme noktasında insan nasıl bir duyguya kapılır? Tabii ki yatırım kararları ile ilgili yakın geçmişte yaşadıkları şimdiki kararı etkiler. Geçmişte çekingen davranıp fırsatları kaçırmış ve pişmanlık duymuşsa bu duygu kararında belirleyici olabilir. Diğer taraftan borsaya girmiş ve para kazanmışsa ruh hali çok daha farklıdır. Kumarbazlar gibi oyuna devam etmek isteyebilir.
Çevresinde ya da basında borsadan bahsedildiğini duymuş ama yatırım yapmamış bir kişi borsa yükselip de başkalarının paralarını katlama hikayelerini işittikçe tatsız bir kıskançlık duygusuna sürüklenebilir. Bu duygu birden kişiyi “borsaya girsem mi?” sorusundan çok uzaklara götürerek hayata dair aldığı önemli kararları sorgulamaya iter ve özsaygısını bile zedeleyebilir. Eğer borsada parasını katlayanlar gerçekten daha akıllı ve bilgili ise kişi kendisini aşağılanmış hissederek, örneğin geçmiş okul başarılarını düşünerek bu durumu sadece diğerlerinin daha şanslı olmalarına bağlar. Şans ya da değil sonuç olarak onlar paralarını katlamış, yatırımcı geri kalmıştır. Yatırım kararı verilmesi gereken şu noktada şanslı olup olmadığını şimdiden bilemeyecek olan yatırımcı sırf yaşadığı duygusal sıkıntıyı hafifletmek amacıyla karar verir. Yani karar vermiş olmak için karar vermektedir. Bazen bu kendi kendini ikna süreci o kadar uzun ve sıkıntılı bir hal alır ki yatırımcı karar verebilene kadar geçen sürede fırsatlar da kaçar. Bu durumda borsaya giren yatırımcı herkesin kendisine karşı olduğuna inanır, hatta çevresindekilere “benim yaptığımın tersini yapın” tavsiyesi vermekten çekinmez! Aslında bütün olan biten bu kişinin zor karar vermesi ve uzun sürede fiyat hareketlerini izleyerek ikna olmasıdır. O ikna olduğu noktada zaten fiyat hareketinin sonuna gelinmiştir.
Bir süredir yükselmiş olan fiyatlardan alım yapan kişi doğal olarak zarar edebileceğinin farkındadır. Borsa belki de tepe yapmaktadır, ancak yatırımcının bu kararı verirken yaşadığı duygusal süreç o kadar ağırdır ki, kararı verip kurtulmayı bir miktar zarar etme riskine tercih eder. Diğer tarafta ise kazanan “şanslı” tarafın hissettikleri daha farklıdır. Kişi başkalarının tavsiyeleri ya da kendi analizleri sonucunda fiyatlar düşükken borsada yatırım yapmıştır. Şimdi borsada kalıp kalmama kararını vermek durumunda ise içinde bulunduğu duygusal durum hisse senedi alamamış yatırımcıdan çok daha farklı olacaktır. Bu kişi belirli bir tatmin duygusuna ulaşmış ve iyi para kazanmıştır. Bu durum kumarbazların para kazandıktan sonraki duygusal durumlarına benzer, nasıl olsa havadan gelen parayı kullanacağından tekrar oynamasında sakınca yoktur.
Hisse senedini bütün yükseliş boyunca tutup zirvede satmak öyle söylendiği gibi kolay değildir. Çevreden sürekli ucuz ya da pahalı olduğuna dair enformasyon bombardımanı gelir. Sonuç olarak yine bir karar verilmesi gerekir ve duygusal yük artar. Ancak bu sefer kazanılmış bir para ve başarı olduğundan süreç daha kolaydır.
Karar verildikten sonra da bu duygusal süreç hemen sona ermez. Kişi nasıl haklı çıktığını görebilmek için fiyatları takip etmeye devam eder. Bu izleme yeni karar alma süreçleri doğurur. Örneğin, satılan bir hissenin yükselmeye devam etmesi halinde duyulan pişmanlık sonucu tekrar ikna olunup alım yapılabilir veya satışın hemen arkasından gerileyen hissede haklı çıkmanın gururuyla hisse yeniden “alttan alınıp yerine konulur”.
Sonuç olarak borsada yatırım yapmak kararındaki yatırımcı “borsaya girmek, borsada kalmak, borsadan çıkmak” şeklinde özetleyebileceğimiz üç ana kararı farklı sıralamalarla da olsa sürekli vermek zorundadır. Bu karar verme aşamaları genellikle yorucudur ve rasyonel bilgi ve beklentilere dayanmaz. Çevreden duyulan hikayeler ve yaşanan fiyat hareketleri ile yatırımcının üzerinde çabucak kararını vermesi için baskı kurulur. Bu duygusal baskıdan kurtulmak isteğindeki yatırımcı da önce kararını verir sonra bu kararı rasyonelize ederek kendini rahatlatır. Borsacılar arasında fiyatı sinir bozucu şekilde sürekli düşen hisse senetleri için kullanılan bir tabir vardır; “Ver Kurtul”… Yatırımcı kararını verir ve kurtulur…
Havada Uçuşan Tüyolar
Bilgehan Yazıcı
Borsa yatırımcısı için aldığı hisse senetlerinin fiyatının yükselmesi para kazanmaktan çok daha fazlasını ifade eder. Borsada kazanmak, tıpkı hayatta kazanmak gibidir; borsayı yenmek, herkesin önünde olmak, dediğinin çıkması, üstün olmak v.b…
Yatırımcılar borsadan kazandıkları paraları zekalarının ve kişisel yeteneklerinin “en doğal” sonucu olarak görürler. Oysa ki İMKB100 endeksi genel olarak yükselen bir trend içindeyse, tanım icabı piyasa genelindeki hisse senetlerinin fiyatları da yükseliyordur. Bu durum her ne kadar tüm yatırımcıların kazanmasını sağlasa da yatırımcılar elde ettikleri kazançları kendi becerilerin kanıtı olarak görme eğilimini kuvvetle sürdürürler. Bu başarı duygusunu devam ettirme isteği de borsaya olan ilgilerini pekiştirir.
Kazanılan para ve başarı hissi ile tatmin olan ego, kendisindeki bu “üstün” yeteneği diğer insanlarla da paylaşmak ister. Tüyo vermek, olaya bu açıdan bakılınca aslında gayet masumhane bir tavırdır. Kişi sadece kendi başarı ve becerilerini başkalarıyla paylaşarak tatmin olmak istemektedir.
Verilen tüyoların isabetliliği yatırımcının çevresindeki itibarını artırarak ego tatminini destekler ve kişi bu başarı hissini sürekli kılmak dürtüsüyle alım-satımını yaptığı hisse senetleri hakkında daha çok okuyup öğrenmeye başlar. Böylece kurulan hisse al-sat, para kazan, başkalarıyla paylaş, senin borsada kazanmayı bildiğini bilsinler döngüsü çalışmaya devam eder.
Bence tüyo vermek yatırımcılar arasında her zaman var olacak masumane bir davranıştır. Temelinde yukarıda anlattığım son derece basit bir insan dürtüsü, temel bir duygusal ihtiyaç vardır; başarılarınızın başkaları tarafından da bilinip takdir edilmesi ihtiyacı… Ayrıca tüyolar isabetli çıkmaya devam ettikçe kişisel itibar algısı daha da yükselecek, dolayısıyla çevredekilerin minnet duygularının farkında olmak yatırımcının duygusal tatmini artıracaktır.
Borsa’da yatırım yapan insanların çoğu profesyonel borsacı olmadığından hisse senetlerini herhangi bir sebeple seçmiş olabilirler. Gazetede okumuş, birisinden duymuş ya da içine doğmuş olabilir. Sebep hiç önemli değil, önemli olan yukarıda anlattığım döngünün içine bir kere girmiş olmaktır.
Bu sürecin içine giren yatırımcı bir sonraki adımda para kazandığı hisse senetleri hakkında bilgi edinmeye başlar. Belki adını ilk defa duymasına rağmen tereddütsüz satın aldığı hisse senetlerinin ait olduğu şirketleri merak eder. Söz konusu şirketlerin ne iş yaptığı, ne ürettiği, ne sattığı, arsasının ne kadar değerli olduğu gibi ayrıntıları öğrenir. Hatta daha meraklı yatırımcılar EBITDA oranı, yeniden değerleme değer artışı gibi bir takım daha gizemli teknik tabirler öğrenerek bunları uygun ortamlarda “cümle içinde” kullanmaya çalışırlarlar.
Zaten endeksin genel olarak yükseldiği ve borsaya ilginin arttığı dönemlerde arkadaş arasında, sosyal ortamlarda borsadan daha çok konuşulmaya başlanır. Hisse alıp sattığını ve bu işleri bildiğini hissetirenler “hakettikleri” ilgiyi hemen üzerilerinde toplarlar. Eğer ortamda birden çok borsacı varsa hisse senetleri üzerine kurulu eğlenceli bir “söz satrancı” dinleme şansı bile olabilir.
Tüyocular borsa konuşulan ortamlarda genellikle şüpheyle karışık bir ilgi görürler. Yatırımcılar gerek basın gerekse yatırım uzmanları tarafından tüyo ile işlem yapılmaması hususunda defalarca uyarılmıştır. Bu uyarıların arkasında tüyocunun kötü niyetli olduğu, kendisinin satmak istediği hisselere talep yaratmak için önerilerde bulunduğu inancı vardır. Bu önermede doğruluk payı olmakla birlikte, kanımca tüyocu kendisine maddi çıkar sağlamaktan ziyade iyi niyetli bir itibar ve ilgi görme girişiminde bulunmaktadır.
Olaya bu açıdan yaklaşınca yatırımcı açısından durum oldukça netleşir; ya kulaklarını tüyolara tıkayacaktır, ya da tüyo ile işlem yapmaya kalkıştığında aslında sadece tüyocunun egosunu tatmin etmesine aracılık ettiğinin farkında olacaktır. Bu durumda tüyo ile işlem yapmakla borsadan rastgele bir hisse senedi seçmek arasında hiç bir fark olmadığını da kavramış olur. Ne de olsa mutlaka bir yerlerde birileri de onun şansına seçtiği hisse senedi hakkında tüyolar dağıtıyordur, sadece yatırımcı orada değildir.
Borsa yatırımcısı için aldığı hisse senetlerinin fiyatının yükselmesi para kazanmaktan çok daha fazlasını ifade eder. Borsada kazanmak, tıpkı hayatta kazanmak gibidir; borsayı yenmek, herkesin önünde olmak, dediğinin çıkması, üstün olmak v.b…
Yatırımcılar borsadan kazandıkları paraları zekalarının ve kişisel yeteneklerinin “en doğal” sonucu olarak görürler. Oysa ki İMKB100 endeksi genel olarak yükselen bir trend içindeyse, tanım icabı piyasa genelindeki hisse senetlerinin fiyatları da yükseliyordur. Bu durum her ne kadar tüm yatırımcıların kazanmasını sağlasa da yatırımcılar elde ettikleri kazançları kendi becerilerin kanıtı olarak görme eğilimini kuvvetle sürdürürler. Bu başarı duygusunu devam ettirme isteği de borsaya olan ilgilerini pekiştirir.
Kazanılan para ve başarı hissi ile tatmin olan ego, kendisindeki bu “üstün” yeteneği diğer insanlarla da paylaşmak ister. Tüyo vermek, olaya bu açıdan bakılınca aslında gayet masumhane bir tavırdır. Kişi sadece kendi başarı ve becerilerini başkalarıyla paylaşarak tatmin olmak istemektedir.
Verilen tüyoların isabetliliği yatırımcının çevresindeki itibarını artırarak ego tatminini destekler ve kişi bu başarı hissini sürekli kılmak dürtüsüyle alım-satımını yaptığı hisse senetleri hakkında daha çok okuyup öğrenmeye başlar. Böylece kurulan hisse al-sat, para kazan, başkalarıyla paylaş, senin borsada kazanmayı bildiğini bilsinler döngüsü çalışmaya devam eder.
Bence tüyo vermek yatırımcılar arasında her zaman var olacak masumane bir davranıştır. Temelinde yukarıda anlattığım son derece basit bir insan dürtüsü, temel bir duygusal ihtiyaç vardır; başarılarınızın başkaları tarafından da bilinip takdir edilmesi ihtiyacı… Ayrıca tüyolar isabetli çıkmaya devam ettikçe kişisel itibar algısı daha da yükselecek, dolayısıyla çevredekilerin minnet duygularının farkında olmak yatırımcının duygusal tatmini artıracaktır.
Borsa’da yatırım yapan insanların çoğu profesyonel borsacı olmadığından hisse senetlerini herhangi bir sebeple seçmiş olabilirler. Gazetede okumuş, birisinden duymuş ya da içine doğmuş olabilir. Sebep hiç önemli değil, önemli olan yukarıda anlattığım döngünün içine bir kere girmiş olmaktır.
Bu sürecin içine giren yatırımcı bir sonraki adımda para kazandığı hisse senetleri hakkında bilgi edinmeye başlar. Belki adını ilk defa duymasına rağmen tereddütsüz satın aldığı hisse senetlerinin ait olduğu şirketleri merak eder. Söz konusu şirketlerin ne iş yaptığı, ne ürettiği, ne sattığı, arsasının ne kadar değerli olduğu gibi ayrıntıları öğrenir. Hatta daha meraklı yatırımcılar EBITDA oranı, yeniden değerleme değer artışı gibi bir takım daha gizemli teknik tabirler öğrenerek bunları uygun ortamlarda “cümle içinde” kullanmaya çalışırlarlar.
Zaten endeksin genel olarak yükseldiği ve borsaya ilginin arttığı dönemlerde arkadaş arasında, sosyal ortamlarda borsadan daha çok konuşulmaya başlanır. Hisse alıp sattığını ve bu işleri bildiğini hissetirenler “hakettikleri” ilgiyi hemen üzerilerinde toplarlar. Eğer ortamda birden çok borsacı varsa hisse senetleri üzerine kurulu eğlenceli bir “söz satrancı” dinleme şansı bile olabilir.
Tüyocular borsa konuşulan ortamlarda genellikle şüpheyle karışık bir ilgi görürler. Yatırımcılar gerek basın gerekse yatırım uzmanları tarafından tüyo ile işlem yapılmaması hususunda defalarca uyarılmıştır. Bu uyarıların arkasında tüyocunun kötü niyetli olduğu, kendisinin satmak istediği hisselere talep yaratmak için önerilerde bulunduğu inancı vardır. Bu önermede doğruluk payı olmakla birlikte, kanımca tüyocu kendisine maddi çıkar sağlamaktan ziyade iyi niyetli bir itibar ve ilgi görme girişiminde bulunmaktadır.
Olaya bu açıdan yaklaşınca yatırımcı açısından durum oldukça netleşir; ya kulaklarını tüyolara tıkayacaktır, ya da tüyo ile işlem yapmaya kalkıştığında aslında sadece tüyocunun egosunu tatmin etmesine aracılık ettiğinin farkında olacaktır. Bu durumda tüyo ile işlem yapmakla borsadan rastgele bir hisse senedi seçmek arasında hiç bir fark olmadığını da kavramış olur. Ne de olsa mutlaka bir yerlerde birileri de onun şansına seçtiği hisse senedi hakkında tüyolar dağıtıyordur, sadece yatırımcı orada değildir.
Yatırım Stratejileri
Bu bölümün başlığı her ne kadar yatırım stratejileri olsa da, sadece bu ve benzeri çalışmalarda meydana çıkarılan borsadaki mevsimsellik etkilerine bakarak yatırım yapmak çok yanlış bir davranış olur. Doğru olan davranış, yatırım yaparken birçok göstergenin yanında mevsimsellik etkilerini de göz önünde bulundurmaktır. İMKB’de gözlemlenen mevsimsel anomaliler doğrultusunda normal üstü kazanç sağlayacak yatırım stratejileri aşağıda özetlenmiştir. Ancak söz konusu kar fırsatlarının farkına varan yatırımcı sayısı arttıkça ve piyasa etkinleştikçe bu tip fırsatların yavaş yavaş ortadan kalkacağını da unutmamak gerekir.
Haftanın günlerine ilişkin olarak, elde edinilen sonuçlara göre, pazartesi veya salı günleri alıp, perşembe veya cuma günleri satmak karlıdır. İMKB’nin 26 Ekim 1987 ile 1 Şubat 2002 tarihleri arasındaki 14,5 yıllık tarihinde, her salı günü seans sonunda alım, her cuma günü seans sonunda da satım yapan yatırımcı ortalamada 3 günlük %1,2’lik kar elde etmiştir.
Seanslara ilişkin olarak ise, genelde alımları salı birinci seans, satımları ise perşembe birinci seansta yapmak karlı bulunmuştur. Borsanın 14,5 yıllık tarihinde salı günü birinci seans sonunda alım, perşembe günü birinci seans sonunda ise satım yapan yatırımcı 4 seansta (2 günlük) ortalama %0,89 kar elde etmiştir.
Gün düzeyinde işlem yapanlar için, birinci seanslar ortalamada ikinci seanslardan yaklaşık iki kat daha fazla getiri sağladığı için, her günün ikinci seansı alım, birinci seansı ise satım yapmak uygun stratejidir.
Endeks birinci seansta artış göstermiş ise, alımları aynı seans, satımları ikinci seans; eğer düşüş göstermiş ise alımları ikinci seans, satımları da aynı seans içinde yapmak uygun bir yatırım stratejisi olabilir. Aynı şekilde eğer endeks ikinci seans artmış ise, alımları aynı seans içinde, satımları izleyen seans içinde yapmak; düşmüş ise de alımları bir sonraki seans, satımları da aynı seansta yapmak uygundur.
Aylık bazda bakıldığında ise, alımları mart, mayıs, temmuz ve ağustos aylarında; satımları ise ocak, nisan, haziran ve aralık aylarında yapmak tarihi olarak karlı gözükmektedir. Nitekim, borsanın 14,5 yıllık tarihinde her kasım ayı başında alım, her ocak ayı sonunda da satım işlemi yapan yatırımcı 3 ayda ortalama %56 kar elde etmiştir.
Aybaşı ve özellikle de yılbaşı önceleri ve sonraları ikişer günün yüksek getiri getirdiğini göz önüne alarak, satımları genelde aybaşı sonrası iki gün içinde yapmak, diğer bir yatırım stratejisi olabilir.
Son olarak, tatil ve özellikle de uzun tatillere ilişkin anomaliler incelendiğinde, hisse senedi satımlarını tatil öncesi iki gün içinde, alımlarını ise tatil sonrası iki gün içinde yapmak uygun bir strateji olarak karşımıza çıkar.
Kaynak : IBS
Haftanın günlerine ilişkin olarak, elde edinilen sonuçlara göre, pazartesi veya salı günleri alıp, perşembe veya cuma günleri satmak karlıdır. İMKB’nin 26 Ekim 1987 ile 1 Şubat 2002 tarihleri arasındaki 14,5 yıllık tarihinde, her salı günü seans sonunda alım, her cuma günü seans sonunda da satım yapan yatırımcı ortalamada 3 günlük %1,2’lik kar elde etmiştir.
Seanslara ilişkin olarak ise, genelde alımları salı birinci seans, satımları ise perşembe birinci seansta yapmak karlı bulunmuştur. Borsanın 14,5 yıllık tarihinde salı günü birinci seans sonunda alım, perşembe günü birinci seans sonunda ise satım yapan yatırımcı 4 seansta (2 günlük) ortalama %0,89 kar elde etmiştir.
Gün düzeyinde işlem yapanlar için, birinci seanslar ortalamada ikinci seanslardan yaklaşık iki kat daha fazla getiri sağladığı için, her günün ikinci seansı alım, birinci seansı ise satım yapmak uygun stratejidir.
Endeks birinci seansta artış göstermiş ise, alımları aynı seans, satımları ikinci seans; eğer düşüş göstermiş ise alımları ikinci seans, satımları da aynı seans içinde yapmak uygun bir yatırım stratejisi olabilir. Aynı şekilde eğer endeks ikinci seans artmış ise, alımları aynı seans içinde, satımları izleyen seans içinde yapmak; düşmüş ise de alımları bir sonraki seans, satımları da aynı seansta yapmak uygundur.
Aylık bazda bakıldığında ise, alımları mart, mayıs, temmuz ve ağustos aylarında; satımları ise ocak, nisan, haziran ve aralık aylarında yapmak tarihi olarak karlı gözükmektedir. Nitekim, borsanın 14,5 yıllık tarihinde her kasım ayı başında alım, her ocak ayı sonunda da satım işlemi yapan yatırımcı 3 ayda ortalama %56 kar elde etmiştir.
Aybaşı ve özellikle de yılbaşı önceleri ve sonraları ikişer günün yüksek getiri getirdiğini göz önüne alarak, satımları genelde aybaşı sonrası iki gün içinde yapmak, diğer bir yatırım stratejisi olabilir.
Son olarak, tatil ve özellikle de uzun tatillere ilişkin anomaliler incelendiğinde, hisse senedi satımlarını tatil öncesi iki gün içinde, alımlarını ise tatil sonrası iki gün içinde yapmak uygun bir strateji olarak karşımıza çıkar.
Kaynak : IBS
Ekonomik Tetikçiler
Vural SAVAŞ
"April Yayıncılık" kitapları arasında çıkan "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" adlı eserinde John Perkins kendini şöyle ifade ediyor: "Ekonomik tetikçiler (ET'ler), yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı "yardım" kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum; çünkü ben de bir 'Ekonomik Tetikçi' idim (s.5)."
"EKONOMİ EKONOMİ DİYE DİYE KENDİLERİNİ DE BİZİ DE UNUTURLAR"
Can Yücel de "Dönmeyenler" başlıklı şiirinde, televizyonlarımızda sık sık boy gösteren ekonomik tetikçilerimizden bazılarını şöyle tanımlamıştı:
"Öyle keyifli yazıyorum ki
Bu adamlar hem üniversitede var
Hem gazetede yazarlar
Hem de bozarlar
xxx
Bu özel üniversite randevucuları
Dünyaya bir şey öğreteceklerini sanırlar
Ekonomi ekonomi diye diye
Kendilerini unuttukları gibi
Bizleri de unuturlar
Adları lazım değil aslında
Kendileri lazımlık"
"DIŞ YARDIMLA TORUNLARINI BİLE REHİN ALIYORUZ"
John Perkins, günlüğünde şunları yazmış: "ABD'de tek bir masum kişi var mı? Her ne kadar, en büyük kazancı ekonomik piramidin tepesindekiler elde ediyor olsalar da, milyonlarcamızın geçimi -doğrudan veya dolaylı olarak- az gelişmiş ülkelerin sömürülmelerine bağlı. Nerede ise tüm sanayimizi besleyen kaynaklar ve ucuz iş gücü Endonezya gibi yerlerden geliyor ve bunun çok azı geriye dönüyor. Dış yardım olarak verilen borçlar bugünün çocuklarının ve onların torunlarının birer rehine olmalarını garantiliyor. Sırf bize olan borçlarını geri ödemeleri için, şirketlerimizin kendi doğal kaynaklarını talan etmelerine izin vermek ve eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerden vazgeçmek zorunda kalacaklar. Şirketlerimizin, elektrik santralları, havaalanları ve sanayi siteleri inşa etmek için bu paranın çoğunu zaten almış olmalarının bu denklemde yeri yok. Çoğu Amerikalının bundan habersiz olduğu mazereti masumiyeti gösterir mi? Bilgilendirilmemiş ve bilerek yanlış bilgilendirilmiş, evet, ama masum? (s.83)"
SADRAZAM ALİ PAŞA'NIN FERYADI
Sadrazam Ali Paşa yıllar önce şöyle haykırıyordu: "Borçlu bir memleket, her zaman için düşmanlarının önünde başı eğik, boynu büküktür... Bize emir vermekle kalmazlar, maliyemizi de kontrol altına alırlar, hangi kanunu istediklerini, hangilerini istemediklerini bize dikte ederler (Fuat Andıç, Süphan Andıç, 'Kırım Savaşı, Ali Paşa ve Paris Andlaşması', s.94)".
ABD DOLARI KARŞILIKSIZ
John Perkins, ABD'nin çöküşünü hazırlayacak zayıf yönü hakkında şu bilgileri veriyor: "Küresel imparatorluk büyük ölçüde, doların dünyada standart para birimi olarak kullanıldığı ve Birleşik Devletler darphanesinin de bu dolarları basmaya yetkili olduğu gerçeğine dayanır. Böylece, Ekvador gibi ülkelere, hiçbir zaman geri ödemeyeceklerini bildiğimiz borçlar veririz; hatta, borçlarını ödemeleri istemeyiz de -elimize koz veren, bizim diyetimiz olan da budur. Normal şartlar altında, sonunda kendi kaynaklarımızı tüketme riskini taşırız; sonuçta, borç veren hiçbir kimse, geri gelmeyen çok fazla miktarda borcu kaldıramaz. Ancak, bizimkiler normal şartlar değildir. Birleşik Devletler'in bastığı paranın arkasında altın desteği yoktur. Aslında, dünyanın genelde ekonomimize ve bizi desteklemesi için yarattığımız imparatorluğun gücünü ve kaynaklarını kullanabilme becerimize olan güveni dışında, hiçbir şey tarafından desteklenmemektedir. Dolar basma olanağımız bize inanılmaz bir güç sağlamaktadır. Bu, diğerlerinin yanında, hiçbir zaman ödenmeyecek borçlar vermeye devam edebileceğimiz ve kendimizin de yüksek miktarda borca girebileceğimiz anlamına gelir. 2003 yılının başında Birleşik Devletler'in milli borcu 6 trilyon doları geçmişti ve yıl sonundan önce de 7 trilyon dolara -Amerikan vatandaşı başına kabaca 24 bin dolar- ulaşması bekleniyordu. Dünya standart para birimi olarak doları kabul etmeye devam ettiği sürece, bu aşırı borç şirketokrasi için ciddi bir engel oluşturmaz.
YA BAŞKA BİR PARA BİRİMİ DOLARIN YERİNİ ALIRSA!
"Ancak, başka bir para birimi gelip de doların yerini almaya kalkacak olursa ve Birleşik Devletler'in alacaklılarından bazıları (örneğin, Japonya veya Çin) alacaklarını istemeye karar verirlerse, bu durum radikal olarak değişir. Birleşik Devletler, kendini birdenbire son derece tehlikeli ve nazik bir durumda bulabilir. Aslında, bugün böyle bir para biriminin varlığı artık kuramsal olmaktan çıkmıştır; 1 Ocak 2002'de uluslararası finans sahnesine giren avronun prestiji ve gücü her geçen ay artmaktadır. Avro, Irak işgalinin intikamını almak isteyecek, ya da herhangi bir nedenden ötürü Birleşik Devletler'e karşı gücünü kullanmaya karar verecek bir OPEC için olağanüstü bir fırsat oluşturmaktadır. OPEC, standart para birimi olarak dolar yerine avro kullanmaya karar verirse, bu, şirketokrasiyi temelinden sarsar. Böyle bir şey olur da, bir veya iki büyük alacaklı, borçlarımızı avro cinsinden ödememizi talep ederlerse, bunun etkisi çok büyük olur (s.295)."
ABD, çöküşüne doğru hızla yol alıyor... Bakalım ayakta kalma çabasıyla daha kaç ülkeye saldıracak veya işbirlikçi politikacılar ve ekonomik tetikçiler yardımıyla kaç ülkenin daha ekonomisini çökerterek, paramparça olmalarını sağlayacak?
"April Yayıncılık" kitapları arasında çıkan "Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları" adlı eserinde John Perkins kendini şöyle ifade ediyor: "Ekonomik tetikçiler (ET'ler), yerküre üzerindeki ülkeleri trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Dünya Bankası, ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) ve diğer yabancı "yardım" kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında sahte finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayet bulunmaktadır. Oynadıkları oyun imparatorluklar kadar eski olmasına rağmen, günümüzdeki küreselleşme sürecinde yeni ve korkutucu bir boyuta ulaşmıştır. Nereden mi biliyorum; çünkü ben de bir 'Ekonomik Tetikçi' idim (s.5)."
"EKONOMİ EKONOMİ DİYE DİYE KENDİLERİNİ DE BİZİ DE UNUTURLAR"
Can Yücel de "Dönmeyenler" başlıklı şiirinde, televizyonlarımızda sık sık boy gösteren ekonomik tetikçilerimizden bazılarını şöyle tanımlamıştı:
"Öyle keyifli yazıyorum ki
Bu adamlar hem üniversitede var
Hem gazetede yazarlar
Hem de bozarlar
xxx
Bu özel üniversite randevucuları
Dünyaya bir şey öğreteceklerini sanırlar
Ekonomi ekonomi diye diye
Kendilerini unuttukları gibi
Bizleri de unuturlar
Adları lazım değil aslında
Kendileri lazımlık"
"DIŞ YARDIMLA TORUNLARINI BİLE REHİN ALIYORUZ"
John Perkins, günlüğünde şunları yazmış: "ABD'de tek bir masum kişi var mı? Her ne kadar, en büyük kazancı ekonomik piramidin tepesindekiler elde ediyor olsalar da, milyonlarcamızın geçimi -doğrudan veya dolaylı olarak- az gelişmiş ülkelerin sömürülmelerine bağlı. Nerede ise tüm sanayimizi besleyen kaynaklar ve ucuz iş gücü Endonezya gibi yerlerden geliyor ve bunun çok azı geriye dönüyor. Dış yardım olarak verilen borçlar bugünün çocuklarının ve onların torunlarının birer rehine olmalarını garantiliyor. Sırf bize olan borçlarını geri ödemeleri için, şirketlerimizin kendi doğal kaynaklarını talan etmelerine izin vermek ve eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerden vazgeçmek zorunda kalacaklar. Şirketlerimizin, elektrik santralları, havaalanları ve sanayi siteleri inşa etmek için bu paranın çoğunu zaten almış olmalarının bu denklemde yeri yok. Çoğu Amerikalının bundan habersiz olduğu mazereti masumiyeti gösterir mi? Bilgilendirilmemiş ve bilerek yanlış bilgilendirilmiş, evet, ama masum? (s.83)"
SADRAZAM ALİ PAŞA'NIN FERYADI
Sadrazam Ali Paşa yıllar önce şöyle haykırıyordu: "Borçlu bir memleket, her zaman için düşmanlarının önünde başı eğik, boynu büküktür... Bize emir vermekle kalmazlar, maliyemizi de kontrol altına alırlar, hangi kanunu istediklerini, hangilerini istemediklerini bize dikte ederler (Fuat Andıç, Süphan Andıç, 'Kırım Savaşı, Ali Paşa ve Paris Andlaşması', s.94)".
ABD DOLARI KARŞILIKSIZ
John Perkins, ABD'nin çöküşünü hazırlayacak zayıf yönü hakkında şu bilgileri veriyor: "Küresel imparatorluk büyük ölçüde, doların dünyada standart para birimi olarak kullanıldığı ve Birleşik Devletler darphanesinin de bu dolarları basmaya yetkili olduğu gerçeğine dayanır. Böylece, Ekvador gibi ülkelere, hiçbir zaman geri ödemeyeceklerini bildiğimiz borçlar veririz; hatta, borçlarını ödemeleri istemeyiz de -elimize koz veren, bizim diyetimiz olan da budur. Normal şartlar altında, sonunda kendi kaynaklarımızı tüketme riskini taşırız; sonuçta, borç veren hiçbir kimse, geri gelmeyen çok fazla miktarda borcu kaldıramaz. Ancak, bizimkiler normal şartlar değildir. Birleşik Devletler'in bastığı paranın arkasında altın desteği yoktur. Aslında, dünyanın genelde ekonomimize ve bizi desteklemesi için yarattığımız imparatorluğun gücünü ve kaynaklarını kullanabilme becerimize olan güveni dışında, hiçbir şey tarafından desteklenmemektedir. Dolar basma olanağımız bize inanılmaz bir güç sağlamaktadır. Bu, diğerlerinin yanında, hiçbir zaman ödenmeyecek borçlar vermeye devam edebileceğimiz ve kendimizin de yüksek miktarda borca girebileceğimiz anlamına gelir. 2003 yılının başında Birleşik Devletler'in milli borcu 6 trilyon doları geçmişti ve yıl sonundan önce de 7 trilyon dolara -Amerikan vatandaşı başına kabaca 24 bin dolar- ulaşması bekleniyordu. Dünya standart para birimi olarak doları kabul etmeye devam ettiği sürece, bu aşırı borç şirketokrasi için ciddi bir engel oluşturmaz.
YA BAŞKA BİR PARA BİRİMİ DOLARIN YERİNİ ALIRSA!
"Ancak, başka bir para birimi gelip de doların yerini almaya kalkacak olursa ve Birleşik Devletler'in alacaklılarından bazıları (örneğin, Japonya veya Çin) alacaklarını istemeye karar verirlerse, bu durum radikal olarak değişir. Birleşik Devletler, kendini birdenbire son derece tehlikeli ve nazik bir durumda bulabilir. Aslında, bugün böyle bir para biriminin varlığı artık kuramsal olmaktan çıkmıştır; 1 Ocak 2002'de uluslararası finans sahnesine giren avronun prestiji ve gücü her geçen ay artmaktadır. Avro, Irak işgalinin intikamını almak isteyecek, ya da herhangi bir nedenden ötürü Birleşik Devletler'e karşı gücünü kullanmaya karar verecek bir OPEC için olağanüstü bir fırsat oluşturmaktadır. OPEC, standart para birimi olarak dolar yerine avro kullanmaya karar verirse, bu, şirketokrasiyi temelinden sarsar. Böyle bir şey olur da, bir veya iki büyük alacaklı, borçlarımızı avro cinsinden ödememizi talep ederlerse, bunun etkisi çok büyük olur (s.295)."
ABD, çöküşüne doğru hızla yol alıyor... Bakalım ayakta kalma çabasıyla daha kaç ülkeye saldıracak veya işbirlikçi politikacılar ve ekonomik tetikçiler yardımıyla kaç ülkenin daha ekonomisini çökerterek, paramparça olmalarını sağlayacak?
Kriz Olur mu?
Öztin AKGÜÇ
Bir ekonomide önemli dengesizlikler varsa, bu dengesizlikler düzensiz biçimde dengelenmiş gibi görünüyorsa, ekonomiyi yöneten ya da yönetirmiş gibi gözüken kadro, gereken nitelik, beceri, öngörü yetisine sahip değilse, o ekonomide bir kriz, bunalım, ister türbülans deyin, kaçınılmaz olur. Kesin olarak böyle bir yargıya varılır, ama olası bir krizin kesin tarihini ve şiddetini kestirmek zordur.
2007 yılı hem cumhurbaşkanlığı hem de genel seçim yılı olduğundan, AKP, her türlü ödünü vererek, geleceği dahi satarak bir bunalıma yol açmamaya çabalamaktadır. Rakamlar, özellikle enflasyon ve büyümeye ilişkin rakamlar makyajlanmış görünüyor. Buna bütçe rakamları da ekleniyor. 2007 yılında enflasyon fiilen daha hızlanacağı, büyüme reel olarak yavaşlayacağı ve bütçe açığı büyüyeceği için büyümeye daha fazla gereksinim duyulacaktır. TÜİK'in açıkladığı rakamlar, tahminler, daha somut verilerle desteklenmeli, yalnız kendi kamuoyumuzdaki kuşkuları değil, dış kurumların, ajanların da kuşkularını dağıtmalıdır. Tüm boyamaya karşın, ekonomik büyüme hızımız, bırakın Çin, Hindistan, Rusya'nın büyüme hızlarını, birçok Afrika ülkesinin, hatta Afrika ortalamasının bile altında kalmaktadır.
Sadece rakamların boyanması yeterli değildir. Bizde kriz genellikle döviz kurları ile ölçülüyor. O halde kriz izleniminin oluşmaması için kurların yükselmemesi en azından iç fiyat artışının üstünde artmaması gerekir. Bunun için, cari işlemler açığının düzensiz de olsa fonlanması zorunludur. AKP, döviz girişi sağlamak için, iki aracı kullanıyor: (i) Yüksek faizle, sıcak paraya yüksek getiri sağlamak, (ii) Ülkenin yeraltı ve yerüstü varlıklarını yabancılara satmak... Galiba yerüstünde çok fazla bir şey kalmadı, şimdi yeraltı kaynaklarımız pazarlanıyor. Petrol Kanunu'ndaki değişiklikler göz ardı edilmemeli. Belki de bu ileri bir görüşlülük. Baştan ver kurtul politikası izleniyor. Günün birinde petrol yatakları işletilirse Irak'ın durumuna düşmemek için şimdiden petrol kaynağını çokuluslu şirketlere peşkeş çekerek yabancıları işgal zahmetine katlanmadan da kurtarıcı bir politika benimseniyor.
Türkiye ekonomik krizden, bu tür politikalarla kaçamaz, sadece şiddet derecesini artırarak erteler. Türkiye krizi erteliyor, öteliyor. 2007 yılında kriz olur mu? Kesinlikle bir şey söylenemez, ama krizin 2008 yılına kalmaması büyük olasılıktır.
Türkiye, özellikle 2001 krizini çok kötü yürütmüş, maliyeti çok ağır olmuştur; 2000 yılı sonlarına doğru kriz göstergeleri belirdiğinde TCMB gerekli likidite genişlemesini zamanında yapmamış gecikmeli alınan önlem etkili olmamış, döviz varlığını, kambiyo rejimi değişmeden bir gün önce, 5 milyar USD'den fazla dövizin önemli bir bölümünü, bankacılık sırrı diye sakladıkları, dört bankaya satmış (bu bankalardan ikisi yabancı, ikisi de halen yabancı ortaklıdır), kamuya 2 trilyon TL'den fazla zarar, döviz sattıkları bankalara da havadan kâr sağlamış, batan bankaların TMSF yönetimine alınması ile bu bankaların borçlarının kamu borcu haline dönüştürülmesi, sonucu en iyi tahminle kamuya 30 milyar USD ek yük getirmiştir.
Geçmişten ders almak gerekirse, krizin şiddetini azaltmak için şu önlemler alınabilir. (i) TCMB, alış kuru ile satış kuru arasındaki farkı, marjı açsın, bir tür ikili kur uygulamasına geçsin, yabancılara, bankalara döviz yüksek satış kuru üzerinden satılacağından, bir kriz döneminde kamunun zararı hafifletilir. (ii) Bankalar artık kesinlikle TMSF yönetimine alınmasın, zor duruma düşen bankanın bankacılık faaliyeti durdurularak, tasfiye işlemine geçilsin. (iii) Vergi değişikliğinde, sözde vergi reformlarında (!) hep yabancıların, sermayedarların çıkarları öngörüleceğine, biraz da kamu yararı gözetilsin. Borsaya kesinlikle işlem vergisi getirilsin, kambiyo gider vergisinin, döviz satışındaki Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi'nin hem oranı binde birden yüzde iki üçe yükseltilsin hem de uygulama alanı, swap, arbitraj işlemlerini de kapsayacak biçimde genişletilsin. (iv) Özel kesimin dış borçları hiçbir şekilde kamu borcu haline dönüştürülmesin. Özel kişiler borçlarını ödeyemediğinde borç verenler, bankalar, karşılık ayıracak, borcu silerek yeni ödeme planına bağlayarak, zararın bir kısmını üstlenirler. Kamu borcu haline dönüştürüldüğünde ise 2001'de olduğu gibi özel borçları kamu ödemek zorunda kalır.
Türkiye'de bu önerilere sıcak bakılmayacağını, IMF'cilerin, çıkar gruplarının bankacıların, onların sözcülerinin, hatta ne olup bittiğinin pek farkında olmayan vatandaşların karşı çıkacağını biliyorum. Peki niye kötü kişi olma pahasına yazıyorum. Umudum ülke, toplum yararını düşünen tek bir kişi bile olsa kazanmak.
Bir ekonomide önemli dengesizlikler varsa, bu dengesizlikler düzensiz biçimde dengelenmiş gibi görünüyorsa, ekonomiyi yöneten ya da yönetirmiş gibi gözüken kadro, gereken nitelik, beceri, öngörü yetisine sahip değilse, o ekonomide bir kriz, bunalım, ister türbülans deyin, kaçınılmaz olur. Kesin olarak böyle bir yargıya varılır, ama olası bir krizin kesin tarihini ve şiddetini kestirmek zordur.
2007 yılı hem cumhurbaşkanlığı hem de genel seçim yılı olduğundan, AKP, her türlü ödünü vererek, geleceği dahi satarak bir bunalıma yol açmamaya çabalamaktadır. Rakamlar, özellikle enflasyon ve büyümeye ilişkin rakamlar makyajlanmış görünüyor. Buna bütçe rakamları da ekleniyor. 2007 yılında enflasyon fiilen daha hızlanacağı, büyüme reel olarak yavaşlayacağı ve bütçe açığı büyüyeceği için büyümeye daha fazla gereksinim duyulacaktır. TÜİK'in açıkladığı rakamlar, tahminler, daha somut verilerle desteklenmeli, yalnız kendi kamuoyumuzdaki kuşkuları değil, dış kurumların, ajanların da kuşkularını dağıtmalıdır. Tüm boyamaya karşın, ekonomik büyüme hızımız, bırakın Çin, Hindistan, Rusya'nın büyüme hızlarını, birçok Afrika ülkesinin, hatta Afrika ortalamasının bile altında kalmaktadır.
Sadece rakamların boyanması yeterli değildir. Bizde kriz genellikle döviz kurları ile ölçülüyor. O halde kriz izleniminin oluşmaması için kurların yükselmemesi en azından iç fiyat artışının üstünde artmaması gerekir. Bunun için, cari işlemler açığının düzensiz de olsa fonlanması zorunludur. AKP, döviz girişi sağlamak için, iki aracı kullanıyor: (i) Yüksek faizle, sıcak paraya yüksek getiri sağlamak, (ii) Ülkenin yeraltı ve yerüstü varlıklarını yabancılara satmak... Galiba yerüstünde çok fazla bir şey kalmadı, şimdi yeraltı kaynaklarımız pazarlanıyor. Petrol Kanunu'ndaki değişiklikler göz ardı edilmemeli. Belki de bu ileri bir görüşlülük. Baştan ver kurtul politikası izleniyor. Günün birinde petrol yatakları işletilirse Irak'ın durumuna düşmemek için şimdiden petrol kaynağını çokuluslu şirketlere peşkeş çekerek yabancıları işgal zahmetine katlanmadan da kurtarıcı bir politika benimseniyor.
Türkiye ekonomik krizden, bu tür politikalarla kaçamaz, sadece şiddet derecesini artırarak erteler. Türkiye krizi erteliyor, öteliyor. 2007 yılında kriz olur mu? Kesinlikle bir şey söylenemez, ama krizin 2008 yılına kalmaması büyük olasılıktır.
Türkiye, özellikle 2001 krizini çok kötü yürütmüş, maliyeti çok ağır olmuştur; 2000 yılı sonlarına doğru kriz göstergeleri belirdiğinde TCMB gerekli likidite genişlemesini zamanında yapmamış gecikmeli alınan önlem etkili olmamış, döviz varlığını, kambiyo rejimi değişmeden bir gün önce, 5 milyar USD'den fazla dövizin önemli bir bölümünü, bankacılık sırrı diye sakladıkları, dört bankaya satmış (bu bankalardan ikisi yabancı, ikisi de halen yabancı ortaklıdır), kamuya 2 trilyon TL'den fazla zarar, döviz sattıkları bankalara da havadan kâr sağlamış, batan bankaların TMSF yönetimine alınması ile bu bankaların borçlarının kamu borcu haline dönüştürülmesi, sonucu en iyi tahminle kamuya 30 milyar USD ek yük getirmiştir.
Geçmişten ders almak gerekirse, krizin şiddetini azaltmak için şu önlemler alınabilir. (i) TCMB, alış kuru ile satış kuru arasındaki farkı, marjı açsın, bir tür ikili kur uygulamasına geçsin, yabancılara, bankalara döviz yüksek satış kuru üzerinden satılacağından, bir kriz döneminde kamunun zararı hafifletilir. (ii) Bankalar artık kesinlikle TMSF yönetimine alınmasın, zor duruma düşen bankanın bankacılık faaliyeti durdurularak, tasfiye işlemine geçilsin. (iii) Vergi değişikliğinde, sözde vergi reformlarında (!) hep yabancıların, sermayedarların çıkarları öngörüleceğine, biraz da kamu yararı gözetilsin. Borsaya kesinlikle işlem vergisi getirilsin, kambiyo gider vergisinin, döviz satışındaki Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi'nin hem oranı binde birden yüzde iki üçe yükseltilsin hem de uygulama alanı, swap, arbitraj işlemlerini de kapsayacak biçimde genişletilsin. (iv) Özel kesimin dış borçları hiçbir şekilde kamu borcu haline dönüştürülmesin. Özel kişiler borçlarını ödeyemediğinde borç verenler, bankalar, karşılık ayıracak, borcu silerek yeni ödeme planına bağlayarak, zararın bir kısmını üstlenirler. Kamu borcu haline dönüştürüldüğünde ise 2001'de olduğu gibi özel borçları kamu ödemek zorunda kalır.
Türkiye'de bu önerilere sıcak bakılmayacağını, IMF'cilerin, çıkar gruplarının bankacıların, onların sözcülerinin, hatta ne olup bittiğinin pek farkında olmayan vatandaşların karşı çıkacağını biliyorum. Peki niye kötü kişi olma pahasına yazıyorum. Umudum ülke, toplum yararını düşünen tek bir kişi bile olsa kazanmak.
Borsa Çıkarken Türkiye Nasıl Batar?
- ''Kıbrıs görüşmelerinde Brüksel ve Washington memnun, borsa fırladı, rekora gidiyor'' haberleri ortalığı kaplamış. Kıbrıs satılıyor ve aynı anda borsa rekora gidiyor, ilginç ''örtüşme'' ; daha doğrusu ''tersine korretasyon'' demek uygun düşüyor.
- Nasılsa, aynı şeyi 6 Mart 1995'te gümrük birliği ile AB'ye (ve Batı kapitalizmine) tek yanlı bağlanırken de rekorları görmüştük. Türkiye sömürgeleşirken borsa yükseliyordu.
- Yine ne tesadüftür ki Aralık 1999'da Helsinki doruğunda Türkiye için, Kıbrıs-Ege koşulu, ''sahte adaylık'' statüsü getirilirken de rekorlar konuşuldu.
- Buna karşılık geçen yıl Irak tezkeresi reddedilince borsa düşmüştü.
Kıbrıs, Ege verilirken bizim borsa yükseliyor; ABD'nin ve AB'nin talepleri yerine getirilirken borsada iyi gelişmeler oluyor. Hatta bizim pamuk, mısır, tütün, pancar, çay üreticisini iflas ettiren kanunlar Meclis'ten geçerken borsa yine yükseliyordu.
Öte yandan IMF'nin işçiyi, memuru, köylüyü ezen talepleri karşılanırken borsa çıkıyordu. Affedersiniz ama bizim borsa gerçekten Türk halkına yarar sağlayan bir kurum olabilir mi?
Türkiye'nin ulusal çıkarları yerle bir edilirken köylü, işçi, memur ve ulusal sanayici geriletilirken borsa ileriye gidiyor. Bu işte bir terslik var, bu borsa bizim borsamız olamaz. Sıralayalım:
- Kıbrıs, Annan Planı marifetiyle AB'ye (ve Yunanistan'a) teslim edilirken borsa yükseliyor.
- Dış ticaret açığımız hızla büyürken, dış borcumuz hızla artarken borsada yine yükselme görülüyor.
- Çokuluslu şirketler Türkiye pazarını ele geçirirken borsada yine ''hayırlı'' gelişmelerin olduğu ortaya çıkıyor. Hayrının kime dokunduğunu iyi görmek gerekir.
O zaman bu borsanın bizim değil, Türkiye üzerinde hesaplarını yürüten Batı kapitalizminin borsası olduğu sonucu çıkmaz mı?
Kimin borsası bu?
Türk halkı siyasi, iktisadi, kültürel olarak kaybederken ''iyiye giden'' borsa kesinlikle bizim borsamız olamaz. Bizim içimizde, Batı kapitalizminin, onların dev şirketlerinin ve siyasi merkezlerinin bir borsası haline gelmiş olmuyor mu?
Bunun en çarpıcı örneğini Annan Planı dolayısıyla yaşadık.
- KKTC'de, Türkiye tarafında değil de ''Rumların, AB'nin ve ABD'nin yanında duranlar'' ilerledikçe borsa da yükseliyordu.
- Karen Fogg 'un, Verheugen 'in, Weston 'un hakaret ve dayatmalarına Ankara sessiz kaldıkça borsa iyiye gidiyordu.
- ABD'nin ve AB'nin mısır, tütün, şeker, sigara tekellerinin Türk köylüsünü ezen yeni düzenlemeleri Meclis'ten geçtikçe borsa düzeliyordu.
- Kırk yılda bir, ''tezkereyi'' reddederek ulusal çıkarlarımızı koruduğumuz gün ise borsa düşüyordu.
Soruyorum size, bu borsa bizim borsamız olabilir mi? Başımıza felaketler getirildikçe yükselen bir borsa, arada iyi bir şeyler yaptığımız zaman ise düşen bir borsa, nasıl bizim olabilir?
Dışarıdaki Türkiye ve borsa
Bunun sebebi çok açık ve basittir. Türkiye Batı kapitalizminin içine alınmamış, özellikle itilmiştir. Kapitalist düzenin ''kaybedenler tarafına'' oturtulmuştur.
Bu nedenle Brüksel, Washington kazandıkça, Batı kapitalizminin çokuluslu tekelleri Türkiye pazarını denetimleri altına aldıkça borsamız da yükselmektedir. Çünkü borsamız, Batı kapitalizminin Türkiye'deki uzantısı olarak algılanmaktadır.
Batı'daki ülkeler ve onların şirketleri kazandıkça borsa da yükselmektedir: Batı'nın yalnız iktisadi değil siyasi, askeri ve kültürel talepleri yerine getirildikçe borsa da coşmaktadır.
AB ve ABD'de büyük şirketler kazanırken ülke ekonomisi de yükselir: Frankfurt, Londra, New York borsaları yükselirken ekonomileri de kazanır. Çünkü mikro gelişmeler ile makro gelişmeler arasında hem örtüşme hem de tamamlaşma (dışsallıklar) vardır.
Buna karşılık Türkiye ve benzerlerinde bu örtüşme yoktur. Dışa bağımlı holdingler kazanırken ülke kaybeder; borsa yükselirken çiftçi, işçi, memur, ulusal sanayi zarara uğrar. Çünkü Türkiye gibi ülkeler, şirketleri ve yönetimleri ile dışa tek yanlı bağlanmışlardır.
Sorunlarımıza çözüm ararken ''ulusallığın'' niçin bu kadar önemli olduğunu bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekir.
Kıbrıs verilirken borsanın yükselmesinin ardındaki ''keramet'' bundan kaynaklanıyor; bu net bir gerçektir, tabii görmek isteyenler için...
Kaynak : Erol Manisalı, Cumhuriyet / Bıçak sırtı / 2 Nisan 2004
- Nasılsa, aynı şeyi 6 Mart 1995'te gümrük birliği ile AB'ye (ve Batı kapitalizmine) tek yanlı bağlanırken de rekorları görmüştük. Türkiye sömürgeleşirken borsa yükseliyordu.
- Yine ne tesadüftür ki Aralık 1999'da Helsinki doruğunda Türkiye için, Kıbrıs-Ege koşulu, ''sahte adaylık'' statüsü getirilirken de rekorlar konuşuldu.
- Buna karşılık geçen yıl Irak tezkeresi reddedilince borsa düşmüştü.
Kıbrıs, Ege verilirken bizim borsa yükseliyor; ABD'nin ve AB'nin talepleri yerine getirilirken borsada iyi gelişmeler oluyor. Hatta bizim pamuk, mısır, tütün, pancar, çay üreticisini iflas ettiren kanunlar Meclis'ten geçerken borsa yine yükseliyordu.
Öte yandan IMF'nin işçiyi, memuru, köylüyü ezen talepleri karşılanırken borsa çıkıyordu. Affedersiniz ama bizim borsa gerçekten Türk halkına yarar sağlayan bir kurum olabilir mi?
Türkiye'nin ulusal çıkarları yerle bir edilirken köylü, işçi, memur ve ulusal sanayici geriletilirken borsa ileriye gidiyor. Bu işte bir terslik var, bu borsa bizim borsamız olamaz. Sıralayalım:
- Kıbrıs, Annan Planı marifetiyle AB'ye (ve Yunanistan'a) teslim edilirken borsa yükseliyor.
- Dış ticaret açığımız hızla büyürken, dış borcumuz hızla artarken borsada yine yükselme görülüyor.
- Çokuluslu şirketler Türkiye pazarını ele geçirirken borsada yine ''hayırlı'' gelişmelerin olduğu ortaya çıkıyor. Hayrının kime dokunduğunu iyi görmek gerekir.
O zaman bu borsanın bizim değil, Türkiye üzerinde hesaplarını yürüten Batı kapitalizminin borsası olduğu sonucu çıkmaz mı?
Kimin borsası bu?
Türk halkı siyasi, iktisadi, kültürel olarak kaybederken ''iyiye giden'' borsa kesinlikle bizim borsamız olamaz. Bizim içimizde, Batı kapitalizminin, onların dev şirketlerinin ve siyasi merkezlerinin bir borsası haline gelmiş olmuyor mu?
Bunun en çarpıcı örneğini Annan Planı dolayısıyla yaşadık.
- KKTC'de, Türkiye tarafında değil de ''Rumların, AB'nin ve ABD'nin yanında duranlar'' ilerledikçe borsa da yükseliyordu.
- Karen Fogg 'un, Verheugen 'in, Weston 'un hakaret ve dayatmalarına Ankara sessiz kaldıkça borsa iyiye gidiyordu.
- ABD'nin ve AB'nin mısır, tütün, şeker, sigara tekellerinin Türk köylüsünü ezen yeni düzenlemeleri Meclis'ten geçtikçe borsa düzeliyordu.
- Kırk yılda bir, ''tezkereyi'' reddederek ulusal çıkarlarımızı koruduğumuz gün ise borsa düşüyordu.
Soruyorum size, bu borsa bizim borsamız olabilir mi? Başımıza felaketler getirildikçe yükselen bir borsa, arada iyi bir şeyler yaptığımız zaman ise düşen bir borsa, nasıl bizim olabilir?
Dışarıdaki Türkiye ve borsa
Bunun sebebi çok açık ve basittir. Türkiye Batı kapitalizminin içine alınmamış, özellikle itilmiştir. Kapitalist düzenin ''kaybedenler tarafına'' oturtulmuştur.
Bu nedenle Brüksel, Washington kazandıkça, Batı kapitalizminin çokuluslu tekelleri Türkiye pazarını denetimleri altına aldıkça borsamız da yükselmektedir. Çünkü borsamız, Batı kapitalizminin Türkiye'deki uzantısı olarak algılanmaktadır.
Batı'daki ülkeler ve onların şirketleri kazandıkça borsa da yükselmektedir: Batı'nın yalnız iktisadi değil siyasi, askeri ve kültürel talepleri yerine getirildikçe borsa da coşmaktadır.
AB ve ABD'de büyük şirketler kazanırken ülke ekonomisi de yükselir: Frankfurt, Londra, New York borsaları yükselirken ekonomileri de kazanır. Çünkü mikro gelişmeler ile makro gelişmeler arasında hem örtüşme hem de tamamlaşma (dışsallıklar) vardır.
Buna karşılık Türkiye ve benzerlerinde bu örtüşme yoktur. Dışa bağımlı holdingler kazanırken ülke kaybeder; borsa yükselirken çiftçi, işçi, memur, ulusal sanayi zarara uğrar. Çünkü Türkiye gibi ülkeler, şirketleri ve yönetimleri ile dışa tek yanlı bağlanmışlardır.
Sorunlarımıza çözüm ararken ''ulusallığın'' niçin bu kadar önemli olduğunu bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekir.
Kıbrıs verilirken borsanın yükselmesinin ardındaki ''keramet'' bundan kaynaklanıyor; bu net bir gerçektir, tabii görmek isteyenler için...
Kaynak : Erol Manisalı, Cumhuriyet / Bıçak sırtı / 2 Nisan 2004
18 Ekim 2007 Perşembe
Destekler Kırılırken

Bir önceki grafik 4 seans öncesini gösteriyordu. Yukarıdaki grafik ise bugün 2 nci seans kapanışında gelinen noktayı göstermekte. Gönül bunun geçici bir tuzak olmasını diliyor ancak dış borsaların halihazır durumu ilerisi için umutlu olmayı engelliyor.
Şeytan dürtüyor ve Penguen her zaman ki gibi "Birşey bildiğimiz yok. Atıyoruz, kalbimiz temiz tutuyor" de diyor.
20 Seanslık HAO'lar
6 Ekim 2007 Cumartesi
Med-Cezirler

İnsanız ya borsalardaki yükselişlerde hayallerimiz, düşüşlerde umutsuzluğumuz sınır tanımıyor. Bir türlü ölçüyü tutturamıyor ve hep olması gerekenden daha iyimser veya daha kötümser bir ruh hali içinde oluyoruz. Halbuki menkul kıymet borsalarında pozisyon alan insanların serinkanlı olup duygu seline kapılmaması ve mantığını hep ön planda bulundurması gerekiyor.
Gerçekte borsalarda sürekli bir med-cezir olayı yaşanıyor. Bunun ayırtına varanlar sular çekildiğinde zahmetsizce karaya vuran balıkları toplarken, yaşadıkları tecrübelerden gerekli dersi almayıp sahili mekan tutanlar ise deniz yükseldiğinde kulübelerinin sular altında kalışına şaşırıyor.
Gündüzleri gecelerin, yazları kışların takip etmesine benzer şekilde borsalarda dalgalı denizde seyreden tekneler gibi bir inip bir çıkacaktır. FED’in faiz indirim rüzgarını ardına alan başta DJI olmak üzere dış borsaların ve onlarla entegre hale gelen İMKB’nin bir süre daha çıkışlarını sürdürmesi beklenebilir. Ama belirtildiği üzere sürekli yükseliş veya düşüş bu işin doğasına terstir.
Acizane düşüncem içinde bulunulan trend kanal direnci 58-59 bin seviyelerine kadar bir yükseliş görülebileceği, ancak ardından 100-150 günlük hareketli ortalamalar seviyesine kadar bir geri çekilme yaşanabileceği yönündedir. Cuma günkü kapanış dikkate alındığında 100 günlük HO’lar 49.200, 150 günlük HO’lar ise 47.600 seviyelerinden geçmektedir.
Kararlarınızın isabetli olmasını; uygun zamanda, uygun safta bulunmanızı dilerim.
Gerçekte borsalarda sürekli bir med-cezir olayı yaşanıyor. Bunun ayırtına varanlar sular çekildiğinde zahmetsizce karaya vuran balıkları toplarken, yaşadıkları tecrübelerden gerekli dersi almayıp sahili mekan tutanlar ise deniz yükseldiğinde kulübelerinin sular altında kalışına şaşırıyor.
Gündüzleri gecelerin, yazları kışların takip etmesine benzer şekilde borsalarda dalgalı denizde seyreden tekneler gibi bir inip bir çıkacaktır. FED’in faiz indirim rüzgarını ardına alan başta DJI olmak üzere dış borsaların ve onlarla entegre hale gelen İMKB’nin bir süre daha çıkışlarını sürdürmesi beklenebilir. Ama belirtildiği üzere sürekli yükseliş veya düşüş bu işin doğasına terstir.
Acizane düşüncem içinde bulunulan trend kanal direnci 58-59 bin seviyelerine kadar bir yükseliş görülebileceği, ancak ardından 100-150 günlük hareketli ortalamalar seviyesine kadar bir geri çekilme yaşanabileceği yönündedir. Cuma günkü kapanış dikkate alındığında 100 günlük HO’lar 49.200, 150 günlük HO’lar ise 47.600 seviyelerinden geçmektedir.
Kararlarınızın isabetli olmasını; uygun zamanda, uygun safta bulunmanızı dilerim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
