Söz tükenince hikaye devreye giriyor.
Hikaye Mevlana'nın Mesnevi'sinden alıntıdır.
FARE İLE DEVE
Çok eskiden, kendini beğenmiş şımarık bir fare ile, akıllı ve alçak gönüllü bir deve yaşardı.Bir gün karşılaşıp arkadaş oldular.Fare:
-Sana kılavuzluk etmeliyim! dedi...Yularından çekip istediğim yere götürmeliyim!...Deve arkadaşının küstahça teklifine razı oldu. Bir süre gittikten sonra küçük bir dere kenarına ulaştılar.Devenin diz kapaklarına bile ulaşmayan su, Fare için uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi...
-Ben buradan geçemem diye fısıldadı korkuyla...Deve:
-Ne bekliyorsun? diye çıkıştı. Kılavuz önden gider, dal bakalım suya...
-Ama... diye kekeledi Fare, görmüyor musun su çok derin? Fare mahcup olmuş, boyundan büyük işlere giriştiği için kıpkırmızı kesilmişti...
-Sizin için küçük ama, bana göre çok büyük bir su....diye inledi. Ben artık kılavuz olmaktan vazgeçiyorum. Keşke daha önceden düşünseydim de boyumdan büyük işlere girişmeseydim.
-Evet, dedi Deve, yumuşak bir sesle, herkes kendi haddini bilmeli ve asla aldatıcı gurura kapılmamalı...
29 Eylül 2007 Cumartesi
Zorunlu Hatırlatma
Bu köşede yayınlanan ilk mesajımda borsa bilgi ve becerisi yönünden herhangi bir ehliyet ve iddiam olmadığını ifade etmiştim. Ancak İMKB'de işlem gören değişik hisselerin teknik analiz talepleri yoğunlaşınca ek açıklamalar yapma gereği duydum.
* Her insanın bulunduğu konuma göre bakışı, görüşü ve yorumu değişmektedir. Sorulan sorulara verilen cevaplar tamamen kişisel görüşlerimi yansıtmaktadır. Doğruluk veya yanlışlıkları tartışılabilir. Sualler akıl erdiği, dil döndüğü ölçüde iyiniyetle yanıtlanmaya çalışılmaktadır. Her söylediğim doğrudur, isabetlidir yönünde bir iddiam yoktur. Dolayısıyla hisse analizi konusunda yazdıklarıma ihtiyatla yaklaşılması tavsiye olunur.
* Yatırım tutarı, riks algılaması, getiri beklentisi kişiden kişiye değişmektedir. Az veya çok borsada yatırım yapan her yatırımcı hisse senetlerinin diğer yatırım araçlarından daha riskli olduğunu bilip kabullenmek durumundadır.
* İyi kazanç için yola çıkıp kötü kayıplarla karşılaşılması muhtemeldir. Görüşüp konuştuğum borsa yatırımcılarının % 90'ı bugün 1 koyup yarın 3 kazanmak hayalindedir. Bu ancak bir spekülatörün yeğeniyseniz mümkündür. Sade bir vatandaş bu mantıkla borsaya getirdiği her 3 liranın 2 lirasını kurda-kuşa yem edip hüsrana uğrayacaktır.
* Tekniği düzgün işleyen her senedin prim yapacağı iddia edilemez. Riski minimize etmek için teknikten önce o hissenin temel verileri gözden geçirilmelidir. Satışları, karı önceki dönemlere göre artış gösteren, bulunduğu sektör ve borsa geneline göre ucuz kalmış, ileriye dönük beklentileri ve yükseliş potansiyeli olan hisselere yatırım yapılmalıdır.
* Yelle gelen selle gideceği için hisse seçimi yapılırken tercih 2 günde % 20 prim yapan hisseler yerine 2 ayda % 20 prim yapan veya yapmaya aday hisselerden yana kullanılmalıdır.
* Sözün özü; rehberliğini istediğiniz insanların bilgi, beceri ve birikimi sizin anlayış ve beklentilerinizle uyum içinde olmayabilir. Kendinize ait kararları kendiniz almak, bu kararların nimet ve külfetlerini üstlenmek sizin sorumluluğunuzdadır. Yeryüzünde sizi sizden iyi tanıyıp bilen kimse yoktur. Size kılavuzluk edecek en iyi rehber yine kendi akıl ve ön sezilerinizdir.
Hülyalarınızı, rüyalarınızı tahrip etmek istemem ama bu hatırlatmaları yapmaya kendimi mecbur hissettim.
* Her insanın bulunduğu konuma göre bakışı, görüşü ve yorumu değişmektedir. Sorulan sorulara verilen cevaplar tamamen kişisel görüşlerimi yansıtmaktadır. Doğruluk veya yanlışlıkları tartışılabilir. Sualler akıl erdiği, dil döndüğü ölçüde iyiniyetle yanıtlanmaya çalışılmaktadır. Her söylediğim doğrudur, isabetlidir yönünde bir iddiam yoktur. Dolayısıyla hisse analizi konusunda yazdıklarıma ihtiyatla yaklaşılması tavsiye olunur.
* Yatırım tutarı, riks algılaması, getiri beklentisi kişiden kişiye değişmektedir. Az veya çok borsada yatırım yapan her yatırımcı hisse senetlerinin diğer yatırım araçlarından daha riskli olduğunu bilip kabullenmek durumundadır.
* İyi kazanç için yola çıkıp kötü kayıplarla karşılaşılması muhtemeldir. Görüşüp konuştuğum borsa yatırımcılarının % 90'ı bugün 1 koyup yarın 3 kazanmak hayalindedir. Bu ancak bir spekülatörün yeğeniyseniz mümkündür. Sade bir vatandaş bu mantıkla borsaya getirdiği her 3 liranın 2 lirasını kurda-kuşa yem edip hüsrana uğrayacaktır.
* Tekniği düzgün işleyen her senedin prim yapacağı iddia edilemez. Riski minimize etmek için teknikten önce o hissenin temel verileri gözden geçirilmelidir. Satışları, karı önceki dönemlere göre artış gösteren, bulunduğu sektör ve borsa geneline göre ucuz kalmış, ileriye dönük beklentileri ve yükseliş potansiyeli olan hisselere yatırım yapılmalıdır.
* Yelle gelen selle gideceği için hisse seçimi yapılırken tercih 2 günde % 20 prim yapan hisseler yerine 2 ayda % 20 prim yapan veya yapmaya aday hisselerden yana kullanılmalıdır.
* Sözün özü; rehberliğini istediğiniz insanların bilgi, beceri ve birikimi sizin anlayış ve beklentilerinizle uyum içinde olmayabilir. Kendinize ait kararları kendiniz almak, bu kararların nimet ve külfetlerini üstlenmek sizin sorumluluğunuzdadır. Yeryüzünde sizi sizden iyi tanıyıp bilen kimse yoktur. Size kılavuzluk edecek en iyi rehber yine kendi akıl ve ön sezilerinizdir.
Hülyalarınızı, rüyalarınızı tahrip etmek istemem ama bu hatırlatmaları yapmaya kendimi mecbur hissettim.
Yatırımcılar
Ülke ve dünyada iş faaliyetlerinin, milli gelir artışlarının, şirket karlarının gelecekteki seyrini doğru tahmin edebilen bir yatırımcı zengin olabilir. Fakat böyle bir insan mevcut değildir.
Yatırımcı ve spekülatörleri en az dört gruba ayırabiliriz.
1) Satın aldıkları hisse senetlerini uzun sürelerde muhafaza edenler. Milli ekonomi yükselen bir eğilim gösterdiği için uzun vadede durumları oldukça iyidir.Piyasadan aldıkları hisse senetlerini adeta dondurdukları için, muamele miktarını sınırlamaları sebebi ile piyasanın incelmesine sebep olurlar. Hazır alıcıları kısıtlıdır.
2) Komisyoncu ve aracılarla sıkı ilişki içersinde, fiyatları her an takip eden kimseler. Sürekli alıp satarlar ve kâr ederler. Bu grubun mevcudiyeti sayesinde piyasa daha az ince olur. Alım satım yoğunluğu sınırlı "likitide" sağlar.
3) Bu iki grup arasında üçüncü bir grup vardır.Bunlar birkaç aylık veya bir kaç yıllık kaymalar gösterirler. Bunların arasında en az muvaffak olanlar, piyasaya fiyatlar zirveye çıktığı zaman giren amatörlerdir. Zaten bunların girmesi akıllı ve tecrubelerin piyasadan çekilmesi için bir işarettir. En başarılı olmuş spekülatörler, ayak takımının aşırı heyecanlarından kaçınan ve iş şartlarının önemli hareketlerini teşhis edebilenlerdir.Ancak yukarıdaki ifade, bunların hissede senetleri fiyatlarının daha yükseleceği intibaını uyandırdığı zaman mübayaada bulunurlar. Düşme kaçınılmaz görüldüğünde, ellerindeki hisse senetlerini satarlar. Aynı senetleri, fiyatlar düştüğünde tekrar satın alırlar.
Bu spekülatörlerin davranışı fiyat istikrarsızlığı yaratır. Fiyat yükselme ve düşmeleri şiddetlenir.
4) Nihayet özel durumları tetkik eden kimseler vardır. Genel veya özel kaynaklardan şirketlerin servetlerindeki değişmeleri, iflas, temettüleri, şirket ayrılmalarını, birleşmelerini, kar durumlarını, temettü ilanlarını haber alırlar. Üçüncü gurubun başarılı taraflarına haiz oldukları taktirde bu gurubun mensupları piyasadan çok büyük karlar elde ederler. İkinci Dünya Savaşının siyaset adamı ve hisse senetleri piyasasından büyük karlar elde eden BERNARD BARUCH'un şu sözlerini, parasını hisse senedine yatırmak isteyenlerin daima hatırlarında tutmalarında büyük yarar vardır:''Bütün işlerinizden vazgeçip, piyasanın bütün tarihini ve muamele gören hisse senetlerinin ana şirketlerini bir tıp talebesinin anatomi öğrendiği tarzda tetkik ederseniz, üstelik sizde büyük bir kumarbazın soğukkanlılığı varsa, altıncı hisse sahipseniz ve aslan gibi cesursanız sizin için bir şans ümidi vardır.''
Kaynak : Faruk Ertunç
Yatırımcı ve spekülatörleri en az dört gruba ayırabiliriz.
1) Satın aldıkları hisse senetlerini uzun sürelerde muhafaza edenler. Milli ekonomi yükselen bir eğilim gösterdiği için uzun vadede durumları oldukça iyidir.Piyasadan aldıkları hisse senetlerini adeta dondurdukları için, muamele miktarını sınırlamaları sebebi ile piyasanın incelmesine sebep olurlar. Hazır alıcıları kısıtlıdır.
2) Komisyoncu ve aracılarla sıkı ilişki içersinde, fiyatları her an takip eden kimseler. Sürekli alıp satarlar ve kâr ederler. Bu grubun mevcudiyeti sayesinde piyasa daha az ince olur. Alım satım yoğunluğu sınırlı "likitide" sağlar.
3) Bu iki grup arasında üçüncü bir grup vardır.Bunlar birkaç aylık veya bir kaç yıllık kaymalar gösterirler. Bunların arasında en az muvaffak olanlar, piyasaya fiyatlar zirveye çıktığı zaman giren amatörlerdir. Zaten bunların girmesi akıllı ve tecrubelerin piyasadan çekilmesi için bir işarettir. En başarılı olmuş spekülatörler, ayak takımının aşırı heyecanlarından kaçınan ve iş şartlarının önemli hareketlerini teşhis edebilenlerdir.Ancak yukarıdaki ifade, bunların hissede senetleri fiyatlarının daha yükseleceği intibaını uyandırdığı zaman mübayaada bulunurlar. Düşme kaçınılmaz görüldüğünde, ellerindeki hisse senetlerini satarlar. Aynı senetleri, fiyatlar düştüğünde tekrar satın alırlar.
Bu spekülatörlerin davranışı fiyat istikrarsızlığı yaratır. Fiyat yükselme ve düşmeleri şiddetlenir.
4) Nihayet özel durumları tetkik eden kimseler vardır. Genel veya özel kaynaklardan şirketlerin servetlerindeki değişmeleri, iflas, temettüleri, şirket ayrılmalarını, birleşmelerini, kar durumlarını, temettü ilanlarını haber alırlar. Üçüncü gurubun başarılı taraflarına haiz oldukları taktirde bu gurubun mensupları piyasadan çok büyük karlar elde ederler. İkinci Dünya Savaşının siyaset adamı ve hisse senetleri piyasasından büyük karlar elde eden BERNARD BARUCH'un şu sözlerini, parasını hisse senedine yatırmak isteyenlerin daima hatırlarında tutmalarında büyük yarar vardır:''Bütün işlerinizden vazgeçip, piyasanın bütün tarihini ve muamele gören hisse senetlerinin ana şirketlerini bir tıp talebesinin anatomi öğrendiği tarzda tetkik ederseniz, üstelik sizde büyük bir kumarbazın soğukkanlılığı varsa, altıncı hisse sahipseniz ve aslan gibi cesursanız sizin için bir şans ümidi vardır.''
Kaynak : Faruk Ertunç
Borsalar
Hisse senetleri piyasası ile ilgilenenlerin okumalarını sağlık verebileceğim Paul A. Samuelson 'un iktisat kitabında yer alan ''HİSSE SENETLERİ PİYASASINDAKİ DALGALANMALAR'' başlıklı ek yazısı, Amerika Birleşik Devletleri şartlarını yansıtsa da, günümüz Türk yatırımcıları tarafından da ilginç bulunabilir. Bu bakımdan özetini veriyorum.
A.B.D.'nde 1920'lerin hisse senetleri piyasasındaki görülmemiş genişleme esnasında ev kadınları, hamallar, üniversite öğrencileri hisse senetleri alıp satmakta idiler. Hisse senetleri fiyatlarının yükselmekte bulunduğu bir piyasada, hem de süreklilik arz ettiğinde bu piyasaya kendi ümitlerini kendisi yaratıyordu. Eğer insanlar hisse senetleri fiyatlarının yükseleceklerini zannettikleri için hisse senedi satın alıyorsa, bu satın alma olayı ile fiyatlar zaten yükselmektedir. Fiyatların yükselmesi yeni satın almalara yol açmakta, fiyatlar tekrar yükselmektedir. Üstelik zar ve oyun kağıtları ile oynanan kumarda her kazanan bir kaybeden olmasına karşı, burada kazananlara karşı kaybeden bulunmamaktadır.
Bu öyle bir oyundur ki, alan kazanır. Herkes aynı zamanda da kazancını tahsil etmeye kalksa, bütün kazançlar ortadan kalkar. Fakat bu karlı işe kim son vermek isteyebilir?
Bütün dünya delirse, sağlam kafada olmak bir delilik sayılır. Akıllı ve şüpheci bir kimse, belediye hizmetlerinin, Holding şirketlerinin sağlam temelleri olmayan kağıt üzerine kurulmuş olduğuna, Florida Lüks mesken inşaatlarının bir çalılık ile bataklık arasına kurulu bulunduğuna, Güney Amerika ve Avrupa’ya verilen borçların, verimsiz yollara yüzme havuzlarına sarf edildiğine kanaat getirseydi durum ne olacaktı?
Kısa zamanda mülkiyet ile ilgili şu kaideyi öğrenecekti: ''Bir şeyin kıymeti, insanların ona atfettikleri değer ile ölçülür.
''Ancak muvaffak olmak için, çok güç olan ikinci bir kaideyi uygulayabilmek gerekir. Bu kaide de sonda kalmamanın icap ettiğidir; “Sona kalan dona kalır.”
1929 Ekiminin uğursuz buhranı patlak verdiği zaman herkes dona kalmıştı.Bu işi bildiklerini iddia edenlerin havaları inmişti. Piyasa yok olmuş, adeta dipsiz bir kuyu ortaya çıkmıştı. Komisyoncular hisse senetlerinin fiyatlarını bir taraftan düşürürlerken, bir taraftan veresiye muamelelerine giriştiler. Peşin para ile hisse senedi almış olanlar bile, yıl sonuna kadar sermayelerinin üçte birini kaybettiler. 1932 senesine kadar bu kayıp altıda beşe kadar çıktı. Piyasanın yükselmesi nasıl kendi ümitlerinin tesiri ile oldu ise, batması da insanların kendi kabuslarının eseri olmuştur.
Hisse Senetleri Piyasası 1950-1960 devresinin ortalarına doğru 1929'ların zirvesine erişmiş bulunuyordu. Elektrik konuları ile ilgili hisse senetlerinin şiddetle yükselmesi ve 1962 yılının ortasında buhrana sebebiyet vermesi; insan tabiatının tecrübelere rağmen değişmediğini gösteriyor.
Kaynak : Faruk Ertunç
A.B.D.'nde 1920'lerin hisse senetleri piyasasındaki görülmemiş genişleme esnasında ev kadınları, hamallar, üniversite öğrencileri hisse senetleri alıp satmakta idiler. Hisse senetleri fiyatlarının yükselmekte bulunduğu bir piyasada, hem de süreklilik arz ettiğinde bu piyasaya kendi ümitlerini kendisi yaratıyordu. Eğer insanlar hisse senetleri fiyatlarının yükseleceklerini zannettikleri için hisse senedi satın alıyorsa, bu satın alma olayı ile fiyatlar zaten yükselmektedir. Fiyatların yükselmesi yeni satın almalara yol açmakta, fiyatlar tekrar yükselmektedir. Üstelik zar ve oyun kağıtları ile oynanan kumarda her kazanan bir kaybeden olmasına karşı, burada kazananlara karşı kaybeden bulunmamaktadır.
Bu öyle bir oyundur ki, alan kazanır. Herkes aynı zamanda da kazancını tahsil etmeye kalksa, bütün kazançlar ortadan kalkar. Fakat bu karlı işe kim son vermek isteyebilir?
Bütün dünya delirse, sağlam kafada olmak bir delilik sayılır. Akıllı ve şüpheci bir kimse, belediye hizmetlerinin, Holding şirketlerinin sağlam temelleri olmayan kağıt üzerine kurulmuş olduğuna, Florida Lüks mesken inşaatlarının bir çalılık ile bataklık arasına kurulu bulunduğuna, Güney Amerika ve Avrupa’ya verilen borçların, verimsiz yollara yüzme havuzlarına sarf edildiğine kanaat getirseydi durum ne olacaktı?
Kısa zamanda mülkiyet ile ilgili şu kaideyi öğrenecekti: ''Bir şeyin kıymeti, insanların ona atfettikleri değer ile ölçülür.
''Ancak muvaffak olmak için, çok güç olan ikinci bir kaideyi uygulayabilmek gerekir. Bu kaide de sonda kalmamanın icap ettiğidir; “Sona kalan dona kalır.”
1929 Ekiminin uğursuz buhranı patlak verdiği zaman herkes dona kalmıştı.Bu işi bildiklerini iddia edenlerin havaları inmişti. Piyasa yok olmuş, adeta dipsiz bir kuyu ortaya çıkmıştı. Komisyoncular hisse senetlerinin fiyatlarını bir taraftan düşürürlerken, bir taraftan veresiye muamelelerine giriştiler. Peşin para ile hisse senedi almış olanlar bile, yıl sonuna kadar sermayelerinin üçte birini kaybettiler. 1932 senesine kadar bu kayıp altıda beşe kadar çıktı. Piyasanın yükselmesi nasıl kendi ümitlerinin tesiri ile oldu ise, batması da insanların kendi kabuslarının eseri olmuştur.
Hisse Senetleri Piyasası 1950-1960 devresinin ortalarına doğru 1929'ların zirvesine erişmiş bulunuyordu. Elektrik konuları ile ilgili hisse senetlerinin şiddetle yükselmesi ve 1962 yılının ortasında buhrana sebebiyet vermesi; insan tabiatının tecrübelere rağmen değişmediğini gösteriyor.
Kaynak : Faruk Ertunç
Göstergelerle Alım-Satım Modeli Oluşturma-III

CCI İndikatörü
Daha önce de belirtildiği üzere; CCI göstergesi +100 ve –100 arasında değerler alır. Gösterge +100 ile belirlenen çizginin üzerine çıktığında hisse senedinde aşırı alımların, -100 ile belirlenen çizginin altına indiğinde hisse senedinde aşırı satışların olduğunu gösterir. Tabii ki aşırı alıma geçilen hisse senetlerinde hemen kısa bir süre sonra kar satışlarının geleceği bellidir.
Bu nedenle CCI +100'ün üzerinde ise alım yapılmaması gerekir. Aksine tecrübeli yatırımcıların da bildiği gibi, hisse senedinin fiyatı oldukça düşmüşken ve aşırı satım bölgesinde iken alım yapılmalıdır. Aynı şekilde hisse senedinin fiyatı çok yükselmişken ve aşırı alım bölgesinde iken satış yapılmalıdır.
Aşağıda 04/01/1999-02/09/1999 tarihleri arasında Migros'a ait 10 günlük CCI göstergesinin aşırı alım/satım bölgeleri görülmektedir:
Kaynak : IBS
Göstergelerle Alım-Satım Modeli Oluşturma-II

STCH / Stokastik Osilatörü
Stokastik osilatör 0-100 arasında değerler alır. Gösterge üzerinde alt ve üst bölgelerde iki paralel çizgi vardır. Bu sınırlar aşırı alım (overbought) ve aşırı satım (oversold) bölgelerini temsil ederler. Buna göre, hisseden hisseye değişmekle birlikte stokastik osilatör belli bir sınırın üzerine çıktığında satılır, altına indiğinde alınır. Genel kabul görmüş olan ve en yaygın kullanılan aşırı alım ve aşırı satım sınırları 80 ve 20'dir. Bu sınırlar çok sıkça kullanılmasına rağmen genel bir kural değildir. Hisse senedinin önceki seyirleri izlenerek farklı sınırlar kullanılabilir.
Aşırı alım ve satım bölgeleri arasında stokastik osilatörünün yönüne göre fiyat trendi hakkında tahmin yapılır. Stokastik osilatörünün 80 sınırının üzerine çıkması yukarı trendin hızlanacağı ve aşırı alım bölgesinde bulunulmasından dolayı her an trend değişiminin olabileceği anlamına gelmektedir. Sat sinyali, aşırı alım bölgesinde tepe yaptıktan sonra aşırı alım sınırını aşağı doğru kırdığı zaman alınır. Gösterge bu seviyeden itibaren genellikle orta bant olarak kabul edebileceğimiz 50 değerine yaklaştıktan sonra bir tepki çıkışı vermektedir. Talebin yüksekliği göstergenin tekrar üst sınırın üstüne çıkmasına sebebiyet vermektedir. Bu durumda tekrar alım tavsiye edilir fakat yüklenilecek olan risk daha yüksektir. Göstergenin aşırı satım bölgesine girmesi durumlarında da yukarıdaki kuralların tersi geçerlidir.
Aşağıda 04/01/99 ve 11/08/99 tarihleri arasında İMKB ULUSAL-100 endeksine ait stokastik osilatörünün grafiği ve alım-satım yapılabilecek noktalar görülmektedir.
Yatırımcıların Stokastik ile "AL" Emri Verdikleri Kritik Noktalar
"a" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı satım sınırını (20) gördüğü anda al emri verirler.
"b" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı satım sınırının altına inip, tarihi minimum seviyelerine geldiğinde al emri verirler.
"c" noktası: Bazı yatırımcılar göstergenin dip yaptığını görüp, aşırı satım sınırına doğru yükselişe geçtiği anda al emri verirler.
"d" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı satım bölgesinde dip yaptıktan ve dönüp aşırı satım sınırını kırdıktan sonra al emri verirler.
Yatırımcıların Stokastik ile "SAT" Emri Verdikleri Kritik Noktalar
"x" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı alım sınırını (80) gördüğü anda sat emri verirler.
"y" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı alım sınırının üstüne çıkıp, tarihi maksimum seviyelerine geldiğinde sat emri verirler.
"z" noktası: Bazı yatırımcılar göstergenin tepe yaptığını görüp, aşırı alım sınırına doğru inişe geçtiği anda sat emri verirler.
"w" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı alım bölgesinde tepe yaptıktan ve dönüp aşırı alım sınırını kırdıktan sonra sat emri verirler.
Kaynak : IBS
Göstergelerle Alım-Satım Modeli Oluşturma - I

RSI / Relatif Güç Göstergesi
RSI herhangi bir hisse senedinin veya endeksin fiyat eğrisi ile birlikte yorumlandığında, fiyatların seyri hakkında faydalı bilgiler verebilir. Fiyatların çok düşük veya çok yüksek olduğu RSI ile kolaylıkla görülür.
Aşırı Alım-Satım Bölgeleri
RSI 0-100 arasında değerler alır. RSI grafiklerinde aşırı alım (overbought) ve aşırı satım (oversold) sınırları vardır. Bu sınırlar her hisse senedi veya endeks verilerine ve RSI için kullanılan zaman dilimine göre değişebilmektedir. Aşırı alım ve aşırı satım sınırları için teknik analiz incelemelerinde genellikle 70 ile 30 veya 80 ile 20 parametreleri kullanılmaktadır. Daha genel anlamda kullanılan 70 ve 30'dur. Sınırlar belirlenirken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta; sınırlar üzerinde indikatöre ait değerlerin %70-80 lik bir bölümünün yer alması gerektiğidir.
Aşırı alım ve satım bölgeleri arasında RSI'ın yönüne göre fiyat trendi hakkında tahmin yapılır. RSI'ın 70 sınırının üzerine çıkması yukarı trendin hızlanacağı ve aşırı alım bölgesinde bulunulmasından dolayı her an trend değişiminin olabileceği anlamına gelmektedir. Sat sinyali RSI'ın aşırı alım bölgesinde tepe yaptıktan sonra aşırı alım sınırını aşağı doğru kırdığı zaman alınır. Gösterge bu seviyeden itibaren genellikle orta bant olarak kabul edebileceğimiz 50 değerine yaklaştıktan sonra bir tepki çıkışı vermektedir. Talebin yüksekliği göstergenin tekrar üst sınırın üstüne çıkmasına sebebiyet vermektedir. Bu durumda tekrar alım tavsiye edilir fakat yüklenilecek olan risk daha yüksektir. Göstergenin aşırı satım bölgesine girmesi durumlarında da yukarıdaki kuralların tersi geçerlidir.
Aşağıda Ereğli Demir Çelik hisse senedinin 20/07/98-27/07/99 tarihleri arasındaki RSI (n=9 günlük) grafiği görülmektedir;
Yatırımcıların RSI ile "AL" Emri Verdikleri Kritik Noktalar
"a"noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı satım sınırını (30) gördüğü anda al emri verirler.
"b" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı satım sınırının altına inip, tarihi minimum seviyelerine geldiğinde al emri verirler.
"c" noktası: Bazı yatırımcılar göstergenin dip yaptığını görüp, aşırı satım sınırına doğru yükselişe geçtiği anda al emri verirler.
"d" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı satım bölgesinde dip yaptıktan ve dönüp aşırı satım sınırını kırdıktan sonra al emri verirler.
Yatırımcıların RSI ile "SAT" Emri Verdikleri Kritik Noktalar
"x" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı alım sınırını (70) gördüğü anda sat emri verirler.
"y" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı alım sınırının üstüne çıkıp, tarihi maksimum seviyelerine geldiğinde sat emri verirler.
"z" noktası: Bazı yatırımcılar göstergenin tepe yaptığını görüp, aşırı alım sınırına doğru inişe geçtiği anda sat emri verirler.
"w" noktası: Bazı yatırımcılar gösterge aşırı alım bölgesinde tepe yaptıktan ve dönüp aşırı alım sınırını kırdıktan sonra sat emri verirler.
Kaynak : IBS
İMKB-30 Hisseleri

1. İMKB-30 Endeksine dahil hisselerin son bir yıllık getiri/götürü oranları aşağıdaki tabloda olduğu gibidir. İMKB-100 Endeksinin 19/01/2006 kapanışı 43.645, 19/01/2007 kapanışı ise 40.201'dir. Buna göre son bir yıllık dönemde İMKB-100 genelindeki gerileme % 7.9 seviyesindedir. Tablo incelendiğinde İMKB-30 endeksine kayıtlı hisselerde daha fazla kayıplar olduğu görülmektedir. (**)
2. Tablodan da anlaşılacağı üzere İMKB-30 Endeksine dahil olup yıllık getirisi % 10'un üstünde gerçekleşen hisse sayısı sadece 5'tir. Halbuki İMKB genelinde bu rakam 67'ye ulaşmaktadır.
3. Güvenilir/sağlam/istikrarlı/risksiz anlamında "blue chip" denilen hisse senetlerinin bu performansı karşısında insanın aklına ister istemez acaba işin erbabları böyle diyerek küçük yatırımcının gözünü mü boyuyorlar sorusu gelmektedir.
(*) Değerlendirme 19/01 kapanışlarına göre yapılmıştır.
(**) Sonradan ilave edilmiştir.
İMKB'ye Dair
İMKB-100 endeks 36.350 seviyesinden hızlı bir koşu tutturmuş ve son 8 işlem gününde % 14 prim artışıyla bugün 41.250 puana erişmiştir. Yıllık memur maaş artışının % 8 olduğu günümüz Türkiye'sinde bu azımsanacak bir oran değildir. Bugünkü kapanış sonrasında teknik göstergeler hala gücünü korumaktadır. Daha önceki hareketlerine bakılacak olursa endeksin % 4-5 civarında bir değer artışıyla bu seviyelerden 42.800-43.200 seviyelerine erişmesi muhtemeldir. Daha sonra 40.800-40.400 seviyelerine bir geri çekilme görülebilir.
Yukarıdaki hesaba göre hedeflenen mesafenin 3/4'ü geçilmiş ve ortada çeyrek ekmek kalmıştır. Endeksin kısa vadede çizeceği zig-zaglara tedbirli girilip çıkılabilirse İMKB'den hala kazanç elde edilebilir. Ancak şahsim fikrim bulunduğumuz seviyeler borsada orta ve uzun vadeli pozisyon açmak için uygun yerler değildir. Akılda mutlaka hisse senedi sahibi olmak düşüncesi varsa endeksin ileride daha uygun fiyatlardan bu imkanı sunacağı kanaatindeyim.
Geçen Cuma akşamı Cafe Trend&Trade köşesinde Sn. Hank tarafından Tüm Hisselerin Haftalık ve Yıllık Para Giriş Özeti (yani Toplanan / Dağıtılan Hisseler Listesi) yayımlandı. Hisse seçiminde tereddütler yaşanıyorsa bu listelerin gözden geçirilmesinde yarar olduğu düşüncesindeyim. Listeler incelenecek olursa son 8 işlem gününde en çok prim yapan hisselerin bu listelerde yer aldığı görülecektir.
Endeks 8/1'de 38.200'deki desteğini aşağıya kırınca teknik analize inanan herkeste İMKB artık iflah olmaz düşüncesi hakim oldu. Umutlar tükenince endişeler arttı ve düşüşün nerelerde son bulacağı soruları sorulur oldu. Aradan 14 gün geçip bugüne geldiğimizde ise 28/02/06'da görülen 48.200 zirvesinin bu yükselişte geçileceğinden söz eder olduk. Hafta sonu dergi-gazete raflarına baktığımda medyanın borsa treni kalkıyor diye anonslar yaptığına tanık oldum. Malına güvenen hiçbir pazarcı tutup çığırtkanlık yapmaz. Ancak akşam pazarında eldeki maldan kurtulmak isteyenler bu tür pazarlama hilelerine başvurulabilir.
Geride kalan iki hafta içinde Türkiye ekonomisi büyük atılımlar mı yaptı? Cari açık kapandı, dış borçlar ödendi de, bizim mi haberimiz olmadı? Aslında geçen süre zarfında bir değişiklik olmadı. İşin sırrı, eğer eliniz güçlüyse toplum psikolojisini belirleme ve olayları yönlendirme imkanınız oluyor. Borsadaki yükselişin yegane sebebi atıl paranın borsaya kanalize edilmesi, alım iştahının körüklenmesi ve daha yüksek fiyattan hisse almaya niyetli insanların varlığıdır.
Para girince gerek hisselerin, gerek borsanın tekniği güzelleşir. Riske edebilecek yüklü paranız varsa yerlerde süründüğü için kimsenin yüzüne bakmadığı bir hisse senedini dünya güzeli yapabilir, güzelliğini herkesin diline dolayabilirsiniz. Yine paranızla hissenin teknik göstergelerinde istediğiniz şekli oluşturabilirsiniz. Teknik analiz yorumu yapanlar, sermaye sahiplerinin çizdiği bu şekilleri yorumlamaya ve borsaya yatırım yapacaklara ışık tutma gayretinde bulunurlar. Ellerinden ancak bu kadarı gelir.
Sonuç olarak biz küçük yatırımcıların oyunu, oyunun kurallarını belirleme lüksümüz yoktur. Ancak çeşme aktığı sürece testimizi doldurabilir veya amcaların / dayıların arkasına gizlenip yaşıtımız hasmımıza bir-iki tekme savurabiliriz. Bütün yapabileceğimiz bundan ibarettir. Bu akşam "Söz gümüşse sükut altındır" deyişi hatırımdan çıktığından lafı biraz uzattım. Siz sorduğunuz için bende aklımdan geçenleri yazıya aktardım. Yoksa durduk yerden böyle ahkam kesmeye kalkmazdım.
Tüm umutlarınız, hayalleriniz gerçeğe dönüşsün.
Yukarıdaki hesaba göre hedeflenen mesafenin 3/4'ü geçilmiş ve ortada çeyrek ekmek kalmıştır. Endeksin kısa vadede çizeceği zig-zaglara tedbirli girilip çıkılabilirse İMKB'den hala kazanç elde edilebilir. Ancak şahsim fikrim bulunduğumuz seviyeler borsada orta ve uzun vadeli pozisyon açmak için uygun yerler değildir. Akılda mutlaka hisse senedi sahibi olmak düşüncesi varsa endeksin ileride daha uygun fiyatlardan bu imkanı sunacağı kanaatindeyim.
Geçen Cuma akşamı Cafe Trend&Trade köşesinde Sn. Hank tarafından Tüm Hisselerin Haftalık ve Yıllık Para Giriş Özeti (yani Toplanan / Dağıtılan Hisseler Listesi) yayımlandı. Hisse seçiminde tereddütler yaşanıyorsa bu listelerin gözden geçirilmesinde yarar olduğu düşüncesindeyim. Listeler incelenecek olursa son 8 işlem gününde en çok prim yapan hisselerin bu listelerde yer aldığı görülecektir.
Endeks 8/1'de 38.200'deki desteğini aşağıya kırınca teknik analize inanan herkeste İMKB artık iflah olmaz düşüncesi hakim oldu. Umutlar tükenince endişeler arttı ve düşüşün nerelerde son bulacağı soruları sorulur oldu. Aradan 14 gün geçip bugüne geldiğimizde ise 28/02/06'da görülen 48.200 zirvesinin bu yükselişte geçileceğinden söz eder olduk. Hafta sonu dergi-gazete raflarına baktığımda medyanın borsa treni kalkıyor diye anonslar yaptığına tanık oldum. Malına güvenen hiçbir pazarcı tutup çığırtkanlık yapmaz. Ancak akşam pazarında eldeki maldan kurtulmak isteyenler bu tür pazarlama hilelerine başvurulabilir.
Geride kalan iki hafta içinde Türkiye ekonomisi büyük atılımlar mı yaptı? Cari açık kapandı, dış borçlar ödendi de, bizim mi haberimiz olmadı? Aslında geçen süre zarfında bir değişiklik olmadı. İşin sırrı, eğer eliniz güçlüyse toplum psikolojisini belirleme ve olayları yönlendirme imkanınız oluyor. Borsadaki yükselişin yegane sebebi atıl paranın borsaya kanalize edilmesi, alım iştahının körüklenmesi ve daha yüksek fiyattan hisse almaya niyetli insanların varlığıdır.
Para girince gerek hisselerin, gerek borsanın tekniği güzelleşir. Riske edebilecek yüklü paranız varsa yerlerde süründüğü için kimsenin yüzüne bakmadığı bir hisse senedini dünya güzeli yapabilir, güzelliğini herkesin diline dolayabilirsiniz. Yine paranızla hissenin teknik göstergelerinde istediğiniz şekli oluşturabilirsiniz. Teknik analiz yorumu yapanlar, sermaye sahiplerinin çizdiği bu şekilleri yorumlamaya ve borsaya yatırım yapacaklara ışık tutma gayretinde bulunurlar. Ellerinden ancak bu kadarı gelir.
Sonuç olarak biz küçük yatırımcıların oyunu, oyunun kurallarını belirleme lüksümüz yoktur. Ancak çeşme aktığı sürece testimizi doldurabilir veya amcaların / dayıların arkasına gizlenip yaşıtımız hasmımıza bir-iki tekme savurabiliriz. Bütün yapabileceğimiz bundan ibarettir. Bu akşam "Söz gümüşse sükut altındır" deyişi hatırımdan çıktığından lafı biraz uzattım. Siz sorduğunuz için bende aklımdan geçenleri yazıya aktardım. Yoksa durduk yerden böyle ahkam kesmeye kalkmazdım.
Tüm umutlarınız, hayalleriniz gerçeğe dönüşsün.
Borsa Eksper / Uzmanları
Menkul kıymetler borsalarında, borsa üyelerini temsilen doğrudan işlemlerde bulunabilen ya da teknik düzeyde ve analitik çalışmalar yaparak borsadaki işlemlere katkıda bulunan kişilere borsa uzmanı/eksperi denilmektedir.
Broker : (Simsar, Komisyoncu) Aracı kurumlardan iletilen alım-satım emirlerini İMKB binasındaki terminaller vasıtasıyla bizzat gerçekleştiren görevlilerdir. Ülkemizde broker'lara İMKB tarafından verilen resmi unvan üye temsilcisidir.
Dealer : (Tüccar, Tacir) Amerika'daki anlamı borsada kendi nam ve hesabına alım-satım yapan acenteler ya da toptancılar olmakla beraber Türkiye’de aracı kurumlara ulaşan al-sat emirlerini broker'a ileten kişilere dealer denilmektedir. Şirket içinde görevlidir. Kendi adına alım-satım yapması yasaktır.
Broker : (Simsar, Komisyoncu) Aracı kurumlardan iletilen alım-satım emirlerini İMKB binasındaki terminaller vasıtasıyla bizzat gerçekleştiren görevlilerdir. Ülkemizde broker'lara İMKB tarafından verilen resmi unvan üye temsilcisidir.
Dealer : (Tüccar, Tacir) Amerika'daki anlamı borsada kendi nam ve hesabına alım-satım yapan acenteler ya da toptancılar olmakla beraber Türkiye’de aracı kurumlara ulaşan al-sat emirlerini broker'a ileten kişilere dealer denilmektedir. Şirket içinde görevlidir. Kendi adına alım-satım yapması yasaktır.
Finansal Zeka
Ekonominin darboğazda olduğu bir dönemde krizi neler yaparak en az zararla atlatabileceğinizi ya da bundan nasıl kazançlı çıkabileceğinizi düşündünüz mü? Krizi sadece eleştirdiniz mi yoksa kendinizden başlayarak farklı birşeyler mi yapmaya başladınız? Robert Kiyosaki’nin Zengin Baba Yoksul Baba isimli kitabındaki çözüm yollarını paylaşmaya ne dersiniz?
Maddi anlamda sağlam ve güvenli bir geleceğe sahip olmak istiyorsanız, eski kurallarla oynama riskini göze alamazsınız. Herkesin eğitime ihtiyacı vardır; farklı bir eğitime. Ve herkesin kuralları bilmesi gerek; farklı kuralları!
Okulda Öğretilmeyenler
Paranın idaresi okulda öğretilmez. Okullar akademik ve mesleki becerilere odaklanır, finansal becerilere değil. Okullarından iyi derecelerle mezun olmuş akıllı bankacıların, doktorların ve avukatların parasal sorunlarla uğraşmasının nedeni budur. Ulusal boyutta borçlarla uğraşmamızın nedeni ise, yüksek eğitimli politikacıların ve hükümet yetkililerinin para konularında çok az eğitimli ya da eğitimsiz olmalarıdır. Bugün etkili özgeçmiş yazmayı bilmeyen üniversite öğrencisi neredeyse yoktur, ama güçlü iş mektupları yazmayı ve finansal planlar yapmayı bilenlerin sayısı azınlıktadır. Oysa değişimlerin gerçekliğimizin ilerisinde olduğu dünyamızda finansal olarak iki temel seçeneğimiz var: Kendi finansal dehamızı uyandırmakta ya güvenli oynarız, ya da akıllı!
Zenginliğin Sırları
Zenginliğin sırrı para kazanmayı öğrenmektir. Çok basit gibi görünen ama uygulamaya geldiğinde birçok insanın almaya cesaret edemediği sorumluluklar yükleyen bir iştir para kazanmayı öğrenmek. Bu, kaybetme korkusunun kazanma arzusundan büyük olması sendromudur. Güvenli oynamayı seçmişsinizdir. Akıllı riskler alabilmek için değişime açık olmak gerekir, en iyi değişiklik ise bakış açınızı değiştirmektir. İhtiyaç duyduğumuz şey 2 kulağımızın arasında.Yoksul ve orta sınıftan insanlar para için çalışırlar. Zenginin ise kendisi için çalışacak parası vardır. Bunu biraz açarsak, bir işyerine gidip 1 ay çalışırsanız ve onu 50 yılla çarparsanız çoğu insanın hayatlarını ne yaparak geçirdiklerini anlarsınız. Tutkuları tarafından değil, korkuları tarafından yönetilen insanların kabullendikleri yaşam biçimidir bu. Diğer taraftan paranın bizim için çalışmasını sağlamanın yolu bizim varlığımızı gerektirmeyecek işler yapmaktan geçer. Bir iş kurup o işin başına profesyonel bir yönetici getirmek, evden çalışmak, online pazarlama yapmak bunlara örnek olarak gösterilebilir.
Stratejik Gönüllülük
Zenginlerin para için çalışmadığını biliyor muydunuz? Hayır gönlü zengin olanlardan bahsetmeyeceğim. Çevrenizde birçok başarı öyküsü duymuşsunuzdur, ya da ekonomi dergilerinde, işletme-yönetim kitaplarında okumuşsunuzdur. Benim tanıdığım bir örnek, bugün Türkiye’nin en büyük ütü imalatçısı ve aynı zamanda ihracatçısı çocukken çırak olarak girdiği bir yerde öğreniyor ütücülüğü, sonra bir girişimde bulunup parça montajıyla imalata başlıyor ve bugün 45 ülkeye ihracat yapan bir firmanın genel müdürü. Stratejik gönüllülük yetenek geliştirmek için hiçbir ücret talep etmeden yapılan iştir. Bu bir mağazada satış elemanı olarak çalışmak olabilir, bir ustanın yanında çıraklık olabilir, bir yönetim danışmanına asistanlık yapmak olabilir; ne olursa olsun sonuç aynıdır, kişiye ilerde geçeceği yollardan geçmiş birinin bilgi ve tecrübelerinden faydalanma ve o kişinin yaptığı hatalara düşmeme imkanını verdiği gibi, vizyon geliştirmesine ve yeni fırsat kapılarının açılmasına da yardımcı olur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta çoğu kişinin duygularıyla düşündüğünü farketmemesidir. Duygularınız duygularınızdır, ama düşünmeyi öğrenmeniz gerekir. Stratejik gönüllülük kavramının diğer özelliği de zihnimizdeki sınırları kaldırmamıza yardım etmesidir. Kendi kabuğumuzdan sıyrılıp dışımızdaki dünyada olup bitenleri algıladığımızda ve bu yönde girişimde bulunduğumuzda, aklımızın bize bir başkasının ödeyebileceğinin üzerinde para kazanmayı gösterdiğini görürüz.
Finansal Okuryazarlık
Zengin olmayı istemeyen yok gibidir ama finansal okuryazarlığa sahip kaç kişinin olduğu da tartışılır, çünkü bir serveti açıklayan şey kelimeler değil, rakamlardır. Muhasebede rakamlar değil onların bize söyledikleri önemlidir. Finansal okuryazarlığın ilk şartı servet satın almaktır, yükümlülük değil. Servet, cebinize para koyan şeydir, borç ise cebinizden para alan şeydir. Finansal okuryazarlıkta 4 önemli kavram gelir, harcama, servet ve borç. Gelirlere örnek olarak maaşlarımızı; harcamalara örnek olarak yaptığımız alışverişleri, vergileri; borçlara örnek olarak kredi kartlarını, tüketici kredilerini; servete örnek olarak da emlakları, zihinsel mülklerimizi, faizleri ve hisse senetlerini gösterebiliriz.
Zenginler, Servet Kolonu Dolu Olan İnsanlardır
Japonların 3 şeyin gücünü çok iyi anladıkları söylenir. Kılıç, mücevher ve ayna. Kılıç silahların gücünü simgeler. Mücevher paranın gücünü simgeler. Şu deyiş bazı açılardan doğrudur: ‘Altın kuralı unutma... Altını olan kuralı koyar.’ Ayna ise kendini bilmenin gücünü simgeler. Bu güç Japon efsanelerine göre bu üçlünün en değerlisidir. Nedeni ise çoğu kimsenin kendi içsel bilgeliklerine, içlerinde yatan dehaya güvenmek yerine kalabalığa karışmasıdır. Farklı olma korkusu insanları sorunların çözümü için yeni yollar aramaktan alıkoymaktadır.
Nerede Kaybediyoruz?
Kaybettiğimiz en değerli şey kaçırdığımız fırsatlardır. Küçük fırsatlar büyük girişimlerin başlangıcıdır. Bugün değerli olan diğer şey bilgidir. Bill Gates neden dünyanın en zengini düşündünüz mü? Ya da biz niye onun kadar kazanamıyoruz? O bizim bilmediklerimizi biliyor. En güncel bilgiye sahip ve pazara istediğini vererek bu bilgiyi yatırımlarında kullanmasını iyi biliyor. Bilgi en büyük zenginliğimizdir, en büyük riski yaratan ise bilmemektir. Finansal zeka konusunda bir uzman olan ve danışmanlık yapan Robert Kiyosaki gençlere kazanacakları şeyler için değil, öğrenecekleri şeyler için çalışmalarını tavsiye ediyor.
Kaynak : www.danismend.com
Maddi anlamda sağlam ve güvenli bir geleceğe sahip olmak istiyorsanız, eski kurallarla oynama riskini göze alamazsınız. Herkesin eğitime ihtiyacı vardır; farklı bir eğitime. Ve herkesin kuralları bilmesi gerek; farklı kuralları!
Okulda Öğretilmeyenler
Paranın idaresi okulda öğretilmez. Okullar akademik ve mesleki becerilere odaklanır, finansal becerilere değil. Okullarından iyi derecelerle mezun olmuş akıllı bankacıların, doktorların ve avukatların parasal sorunlarla uğraşmasının nedeni budur. Ulusal boyutta borçlarla uğraşmamızın nedeni ise, yüksek eğitimli politikacıların ve hükümet yetkililerinin para konularında çok az eğitimli ya da eğitimsiz olmalarıdır. Bugün etkili özgeçmiş yazmayı bilmeyen üniversite öğrencisi neredeyse yoktur, ama güçlü iş mektupları yazmayı ve finansal planlar yapmayı bilenlerin sayısı azınlıktadır. Oysa değişimlerin gerçekliğimizin ilerisinde olduğu dünyamızda finansal olarak iki temel seçeneğimiz var: Kendi finansal dehamızı uyandırmakta ya güvenli oynarız, ya da akıllı!
Zenginliğin Sırları
Zenginliğin sırrı para kazanmayı öğrenmektir. Çok basit gibi görünen ama uygulamaya geldiğinde birçok insanın almaya cesaret edemediği sorumluluklar yükleyen bir iştir para kazanmayı öğrenmek. Bu, kaybetme korkusunun kazanma arzusundan büyük olması sendromudur. Güvenli oynamayı seçmişsinizdir. Akıllı riskler alabilmek için değişime açık olmak gerekir, en iyi değişiklik ise bakış açınızı değiştirmektir. İhtiyaç duyduğumuz şey 2 kulağımızın arasında.Yoksul ve orta sınıftan insanlar para için çalışırlar. Zenginin ise kendisi için çalışacak parası vardır. Bunu biraz açarsak, bir işyerine gidip 1 ay çalışırsanız ve onu 50 yılla çarparsanız çoğu insanın hayatlarını ne yaparak geçirdiklerini anlarsınız. Tutkuları tarafından değil, korkuları tarafından yönetilen insanların kabullendikleri yaşam biçimidir bu. Diğer taraftan paranın bizim için çalışmasını sağlamanın yolu bizim varlığımızı gerektirmeyecek işler yapmaktan geçer. Bir iş kurup o işin başına profesyonel bir yönetici getirmek, evden çalışmak, online pazarlama yapmak bunlara örnek olarak gösterilebilir.
Stratejik Gönüllülük
Zenginlerin para için çalışmadığını biliyor muydunuz? Hayır gönlü zengin olanlardan bahsetmeyeceğim. Çevrenizde birçok başarı öyküsü duymuşsunuzdur, ya da ekonomi dergilerinde, işletme-yönetim kitaplarında okumuşsunuzdur. Benim tanıdığım bir örnek, bugün Türkiye’nin en büyük ütü imalatçısı ve aynı zamanda ihracatçısı çocukken çırak olarak girdiği bir yerde öğreniyor ütücülüğü, sonra bir girişimde bulunup parça montajıyla imalata başlıyor ve bugün 45 ülkeye ihracat yapan bir firmanın genel müdürü. Stratejik gönüllülük yetenek geliştirmek için hiçbir ücret talep etmeden yapılan iştir. Bu bir mağazada satış elemanı olarak çalışmak olabilir, bir ustanın yanında çıraklık olabilir, bir yönetim danışmanına asistanlık yapmak olabilir; ne olursa olsun sonuç aynıdır, kişiye ilerde geçeceği yollardan geçmiş birinin bilgi ve tecrübelerinden faydalanma ve o kişinin yaptığı hatalara düşmeme imkanını verdiği gibi, vizyon geliştirmesine ve yeni fırsat kapılarının açılmasına da yardımcı olur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta çoğu kişinin duygularıyla düşündüğünü farketmemesidir. Duygularınız duygularınızdır, ama düşünmeyi öğrenmeniz gerekir. Stratejik gönüllülük kavramının diğer özelliği de zihnimizdeki sınırları kaldırmamıza yardım etmesidir. Kendi kabuğumuzdan sıyrılıp dışımızdaki dünyada olup bitenleri algıladığımızda ve bu yönde girişimde bulunduğumuzda, aklımızın bize bir başkasının ödeyebileceğinin üzerinde para kazanmayı gösterdiğini görürüz.
Finansal Okuryazarlık
Zengin olmayı istemeyen yok gibidir ama finansal okuryazarlığa sahip kaç kişinin olduğu da tartışılır, çünkü bir serveti açıklayan şey kelimeler değil, rakamlardır. Muhasebede rakamlar değil onların bize söyledikleri önemlidir. Finansal okuryazarlığın ilk şartı servet satın almaktır, yükümlülük değil. Servet, cebinize para koyan şeydir, borç ise cebinizden para alan şeydir. Finansal okuryazarlıkta 4 önemli kavram gelir, harcama, servet ve borç. Gelirlere örnek olarak maaşlarımızı; harcamalara örnek olarak yaptığımız alışverişleri, vergileri; borçlara örnek olarak kredi kartlarını, tüketici kredilerini; servete örnek olarak da emlakları, zihinsel mülklerimizi, faizleri ve hisse senetlerini gösterebiliriz.
Zenginler, Servet Kolonu Dolu Olan İnsanlardır
Japonların 3 şeyin gücünü çok iyi anladıkları söylenir. Kılıç, mücevher ve ayna. Kılıç silahların gücünü simgeler. Mücevher paranın gücünü simgeler. Şu deyiş bazı açılardan doğrudur: ‘Altın kuralı unutma... Altını olan kuralı koyar.’ Ayna ise kendini bilmenin gücünü simgeler. Bu güç Japon efsanelerine göre bu üçlünün en değerlisidir. Nedeni ise çoğu kimsenin kendi içsel bilgeliklerine, içlerinde yatan dehaya güvenmek yerine kalabalığa karışmasıdır. Farklı olma korkusu insanları sorunların çözümü için yeni yollar aramaktan alıkoymaktadır.
Nerede Kaybediyoruz?
Kaybettiğimiz en değerli şey kaçırdığımız fırsatlardır. Küçük fırsatlar büyük girişimlerin başlangıcıdır. Bugün değerli olan diğer şey bilgidir. Bill Gates neden dünyanın en zengini düşündünüz mü? Ya da biz niye onun kadar kazanamıyoruz? O bizim bilmediklerimizi biliyor. En güncel bilgiye sahip ve pazara istediğini vererek bu bilgiyi yatırımlarında kullanmasını iyi biliyor. Bilgi en büyük zenginliğimizdir, en büyük riski yaratan ise bilmemektir. Finansal zeka konusunda bir uzman olan ve danışmanlık yapan Robert Kiyosaki gençlere kazanacakları şeyler için değil, öğrenecekleri şeyler için çalışmalarını tavsiye ediyor.
Kaynak : www.danismend.com
Parasal Zekanın 10 Temel İlkesi - II
5.Vergiler Önyargılı Karar Vermemize Sebep Olur:
Yatırımlarımızın geri dönüşünde verginin önemli bir rolü vardır. Çünkü bizim elimize geçen net tutar vergiler çıkarıldıktan sonra kalandır. Bu yüzden amacımız vergilerimizi en düşük seviyeye indirmek değil, vergi sonrası kazancımızı en yüksek seviyeye çıkarmak olmalıdır.
6.Likidite Önemlidir:
Finansal planlama yaparken birlikte çalıştığımız kurum ya da kuruluşlara uzun vadeli yatırımlar yapmalarını öneririz. Ancak kısa vadeli ihtiyati tasarruf tedbirlerini de almak gereklidir. Çünkü hayatımızda her an hastalık, ölüm, işten çıkarılma, sakatlık gibi beklenmedik bir durumla karşılaşabiliriz.
Böyle bir durumla karşılaştığımızda eğer hemen nakde dönüştürülebilen bir yatırımımız yoksa (likit fon, döviz, nakit tasarruf vb.) iki seçeneğimiz vardır:
Birincisi evimizi, arabamızı ya da sahip olduğumuz başka bir ekonomik değeri acilen elden çıkarmak ki bu durumda normal de satabileceğimizin ortalama %25-30 daha altında bir fiyata vermek zorunda kalırız.
Ikincisi borç ya da kredi almak ki bu da bizi uzun yıllar ödemek zorunda kalacağımız bir yükümlülük altına sokar. Oysa likit olmamız bizi bu iki tehlikeden koruyacağı gibi elimizde yatırıma dönüştürebilecek bir para olduğu için fırsatlara daha açık olmamızı ve yakaladığımızda değerlendirip piyasanın üstünde getiri elde etmemizi sağlar. Likidite ile ilgili önemli bir nokta da şu ki, sadece cebinizdeki para sizindir. Borç verdiğiniz para geri dönmeyebilir, ev alırsınız deprem olabilir, hisse senedine yatırım yaparsınız düşebilir…
Ama nakit her zaman nakittir ve kesinlikle sadık bir köledir, her zaman, her şeyiyle sizindir.
7.Plansız Hiçbir Şey Olmaz:
Birçoğumuz hafta sonu katılacağımız kokteylde ne giyeceğimizi Finansal geleceğimizi düşündüğümüzden daha çok düşünürüz! Sebebini merak ediyor musunuz? Çok basit, çünkü harcamak tasarruf etmekten daha kolaydır. Çünkü harcarken düşünmenize gerek yoktur, ama tasarruf ederken düşünmek zorundasınız. Çocuğunuzun okul taksitlerini ya da faturalarınızı ödemek finansal planlama yapmak değildir. Bu yüzden basit de olsa finansal bir plan yapıp hemen bilinçli olarak gelirimizin belirli bir kısmını birikime ayırmamız gerekiyor.
8.En Iyi Korunma Bilgidir:
Finansal konularla uğraşmaktan kurtulmanın en kolay yolu güvendiğiniz bir yakınınızın ya da dostunuzun tavsiyelerine göre hareket etmektir. Basın-yayın organlarının tavsiyelerine göre yatırımlarımıza yön vermek de kolaydır. İyi bilinmesi gereken husus bir sigortacıya giderseniz size sigorta tavsiye edecek olması, bir emlak danışmanına giderseniz emlak yatırımı yapmanızı isteyeceğidir.
Bu durumda en iyi strateji az da olsa finansal bilgilerle kendimizi donatmaktır.
9.Kendinizi ve Sevdiklerinizi Finansal Risklere Karşı Korumanın En Garantili Yolu - Sigorta:
Birçoğumuz sigorta satın almaz ancak birçoğumuza sigorta satılır! Sigortanın doğru poliçeler seçildiğinde ne kadar kıymetli bir birikim ve güvence yöntemi olduğu defalarca ispatlanmıştır. Sigorta konusunda en doğru seçim başımıza geldiğinde kendimizi güvence altına alamayacağımız risklerin bulunduğu en düşük prim içeren poliçeyi seçmektir.
10.Önce Kendinize Ödeme Yapın:
Kendi finansal durumumuzu birinci öncelik haline getirmek mantık olarak doğrudur ancak gerçek hayatta az kullanılan bir yöntemdir. Bunun sebebi sevdiğimiz ya da ihtiyacımız olan şeyleri aldıktan sonra elimizde kalanı biriktirmeye çalışmamızdır, çünkü nedense gelirimizden bağımsız olarak onu bitirmeye yetecek kadar çok giderimiz olur. Öyleyse bunun tam tersini yapmak doğru olan stratejidir, elimize geçenin bir kısmını tasarruf edip kalanı ile giderlerimizi karşılamak…
Bütün bu ilkeler paraya ve onu kullanım şeklimize yön verir. Bu ilkelere sadık kalarak paramıza ve finansal geleceğimize yön verdiğimizde kendimiz için bir zenginlik oluşturmuş ve finansal hedeflerimize daha kısa zamanda erişmiş oluruz.
Yazan : Hakan Turgut
Yatırımlarımızın geri dönüşünde verginin önemli bir rolü vardır. Çünkü bizim elimize geçen net tutar vergiler çıkarıldıktan sonra kalandır. Bu yüzden amacımız vergilerimizi en düşük seviyeye indirmek değil, vergi sonrası kazancımızı en yüksek seviyeye çıkarmak olmalıdır.
6.Likidite Önemlidir:
Finansal planlama yaparken birlikte çalıştığımız kurum ya da kuruluşlara uzun vadeli yatırımlar yapmalarını öneririz. Ancak kısa vadeli ihtiyati tasarruf tedbirlerini de almak gereklidir. Çünkü hayatımızda her an hastalık, ölüm, işten çıkarılma, sakatlık gibi beklenmedik bir durumla karşılaşabiliriz.
Böyle bir durumla karşılaştığımızda eğer hemen nakde dönüştürülebilen bir yatırımımız yoksa (likit fon, döviz, nakit tasarruf vb.) iki seçeneğimiz vardır:
Birincisi evimizi, arabamızı ya da sahip olduğumuz başka bir ekonomik değeri acilen elden çıkarmak ki bu durumda normal de satabileceğimizin ortalama %25-30 daha altında bir fiyata vermek zorunda kalırız.
Ikincisi borç ya da kredi almak ki bu da bizi uzun yıllar ödemek zorunda kalacağımız bir yükümlülük altına sokar. Oysa likit olmamız bizi bu iki tehlikeden koruyacağı gibi elimizde yatırıma dönüştürebilecek bir para olduğu için fırsatlara daha açık olmamızı ve yakaladığımızda değerlendirip piyasanın üstünde getiri elde etmemizi sağlar. Likidite ile ilgili önemli bir nokta da şu ki, sadece cebinizdeki para sizindir. Borç verdiğiniz para geri dönmeyebilir, ev alırsınız deprem olabilir, hisse senedine yatırım yaparsınız düşebilir…
Ama nakit her zaman nakittir ve kesinlikle sadık bir köledir, her zaman, her şeyiyle sizindir.
7.Plansız Hiçbir Şey Olmaz:
Birçoğumuz hafta sonu katılacağımız kokteylde ne giyeceğimizi Finansal geleceğimizi düşündüğümüzden daha çok düşünürüz! Sebebini merak ediyor musunuz? Çok basit, çünkü harcamak tasarruf etmekten daha kolaydır. Çünkü harcarken düşünmenize gerek yoktur, ama tasarruf ederken düşünmek zorundasınız. Çocuğunuzun okul taksitlerini ya da faturalarınızı ödemek finansal planlama yapmak değildir. Bu yüzden basit de olsa finansal bir plan yapıp hemen bilinçli olarak gelirimizin belirli bir kısmını birikime ayırmamız gerekiyor.
8.En Iyi Korunma Bilgidir:
Finansal konularla uğraşmaktan kurtulmanın en kolay yolu güvendiğiniz bir yakınınızın ya da dostunuzun tavsiyelerine göre hareket etmektir. Basın-yayın organlarının tavsiyelerine göre yatırımlarımıza yön vermek de kolaydır. İyi bilinmesi gereken husus bir sigortacıya giderseniz size sigorta tavsiye edecek olması, bir emlak danışmanına giderseniz emlak yatırımı yapmanızı isteyeceğidir.
Bu durumda en iyi strateji az da olsa finansal bilgilerle kendimizi donatmaktır.
9.Kendinizi ve Sevdiklerinizi Finansal Risklere Karşı Korumanın En Garantili Yolu - Sigorta:
Birçoğumuz sigorta satın almaz ancak birçoğumuza sigorta satılır! Sigortanın doğru poliçeler seçildiğinde ne kadar kıymetli bir birikim ve güvence yöntemi olduğu defalarca ispatlanmıştır. Sigorta konusunda en doğru seçim başımıza geldiğinde kendimizi güvence altına alamayacağımız risklerin bulunduğu en düşük prim içeren poliçeyi seçmektir.
10.Önce Kendinize Ödeme Yapın:
Kendi finansal durumumuzu birinci öncelik haline getirmek mantık olarak doğrudur ancak gerçek hayatta az kullanılan bir yöntemdir. Bunun sebebi sevdiğimiz ya da ihtiyacımız olan şeyleri aldıktan sonra elimizde kalanı biriktirmeye çalışmamızdır, çünkü nedense gelirimizden bağımsız olarak onu bitirmeye yetecek kadar çok giderimiz olur. Öyleyse bunun tam tersini yapmak doğru olan stratejidir, elimize geçenin bir kısmını tasarruf edip kalanı ile giderlerimizi karşılamak…
Bütün bu ilkeler paraya ve onu kullanım şeklimize yön verir. Bu ilkelere sadık kalarak paramıza ve finansal geleceğimize yön verdiğimizde kendimiz için bir zenginlik oluşturmuş ve finansal hedeflerimize daha kısa zamanda erişmiş oluruz.
Yazan : Hakan Turgut
Parasal Zekanın 10 Temel İlkesi - I
Kişisel finans ve para yönetimi ile ilgili her şeyin özetini bu yazıda bulacaksınız. Kişisel finans ve para yönetimi dendiğinde birçoğumuzun aklı karışıyor. Finans mı? Para yönetimi mi? İlk akla gelenler finansal tablolar, hesap cetvelleri, muhasebe, finansal kurumlar, yüzde hesapları vb. Böyle düşünenlerimiz haksız da sayılmazlar, ancak bütün bu bilimsel gerçekliğin altında yatan temel ilkeler çok basit. Kişisel finans ve para yönetimi bu ilkelerin toplamından ibaret.
Öyleyse temel ilkeleri bildiğimizde, benim parasal zekâ diye adlandırdığım bu bilimsel gerçeklikleri de kavramış oluruz. Parasal zekânın temel ilkelerini anlamak için finans bilmemize gerek yok, ama kişisel finans ve para yönetimini anlamak için bu ilkeleri bilmemiz gerekiyor. Parasal zekânın sadece bu temel ilkelerini bile biliyor olsanız finansal hedeflerinize ulaşmanız ve zenginliğinizi artırmanız çok daha kolay olacaktır.
1. Risk-Getiri Beklentisi - Yatırımcılar Enflasyonun Üzerinde Getiri Elde Etmeyecekleri Risklere Girmezler:
Hepimizin az ya da çok birikimi vardır. Birikim yaparak tüketimlerimizin bir kısmını erteleriz ve böylece satın alım gücümüzü artırarak şu an alabileceklerimizden daha fazlasını alabilmeyi umarız. Bunun daha önemli bir sebebi ise paramızı kullanmak isteyen devletin, şirketlerin ya da kişilerin bunun karşılığında bize yine para ödemeleri diğer bir deyişle satın alma gücümüzü artırmayı vaat etmeleridir. Enflasyon ise paramızın satın alım gücünü düşürdüğü için enflasyonun üzerinde getiri elde edeceğimizi umduğumuz yatırım araçlarına paramızı yatırırız.
2.Paranın Zaman Değeri – Bugün Alınan 1 Türk Lirası Gelecekte Alacağımız 1 Türk Lirası’ndan Daha Değerlidir:
Para elimizde olduğu müddetçe değer kazanabilen bir araç olduğuna göre bugünkü bir lira gelecekteki bir liradan çok daha değerlidir. Bu ilkeyi bilmek bize iki tür avantaj sağlar:
Birincisi, bu ilkeyi bildiğimizde yatırımların zaman içinde nasıl büyüdüğünü anlarız. Ikincisi, farklı zamanlarda paramızın değerini karşılaştırmamızı sağlar. Bu ilke zenginlik yaratmak ve onu korumak için çok önemlidir. Taksitle otomobil satın aldığımızda bugünün parasını harcıyor ve gelecekte de ödemeye devam ediyoruz.
Buna karşın emekliliğimiz için birikim yaptığımızda gelecekte harcamak üzere tasarruf ediyoruz. Her iki durumda da paranın zaman değeri ilkesi geçerli. Isterseniz yatırım olduğunu sanarak taksitle otomobil satın alır, bugünün lirasını harcar ve aynı liranın gelecekteki değeri üzerinden ödeme yaparsınız ve kendinizi bitmek bilmeyen bir borcun içinde bulursunuz. Taksitleriniz ve faiz oranlarınız sabit mi?
Anlıyorum, peki benzin giderleri, aracınızın bakım masrafları ve amortismanı da sabit mi?! Ya da bugünün lirasını emeklilik için tasarruf eder ve gelecekteki liranın değeri üzerinden muhtemelen taksitle aldığınız o arabadan peşin olarak iki tane alabilecek kadar nakitle harcama yaparsınız.
3.Farklılaştırma Riski Azaltır:
Yatırım konusunda belki de en çok söylenen sözdür, “yumurtaları farklı sepete koyun”. Böylece yatırım yaptığımız araçlardan biri düşerken diğeri yükselir ve kazanamazsak da en azından kaybetmeyiz ve paramızın değerini korumuş oluruz. Borsa gibi riski yüksek bir yatırımımız varsa bunun yanında sabit getirili menkul kıymetlere (tahvil, bono, mevduat faizi, yatırım fonu vb.) de yatırım yapmamız buna örnek olarak verilebilir.
4.Yüksek Getirili Yatırım Araçlarını Bulmak Zordur:
Biri size çok yüksek kazanç imkanı olan bir fırsattan söz ediyorsa iki kere düşünmenizi tavsiye ederim. Kişisel olarak diyebilirim ki, madem çok yüksek getirili bir yatırım aracı buldum, bunu niye sizinle paylaşayım? Kaybedilecek zaman yoktur, yatırımlarıma yön verip bu çok yüksek getirili araçtan maksimum faydayı sağlamam gerekir.
Kaldı ki ne kadar çok kişi bu fırsattan haberdar olursa getirisi de o kadar düşecektir. Bu durumda gazetelerde, dergilerde okuduğumuz yatırım fırsatlarına ne kadar itibar etmeliyiz? Eğer bir yatırım fırsatını benden başka 20 milyon kişi daha biliyorsa o yatırımın piyasanın üzerinde getiri sağlaması düşünülemez. Çünkü insanlar başkalarının bilmediklerini bildikleri için para kazanırlar.
Ben proje çizmeyi bilmediğim için inşaat mühendisine evimin projesini çizdiriyorum, bilseydim kendim çizerdim. Bilgisayarım bozulduğunda tamir etmeyi bilmediğim için teknik servise götürüyorum, bilseydim götürmezdim. Dünyanın en zengin adamı olan Warren Buffet’ın hayatı boyunca hiç tüyo almamış olması bir şans olabilir mi sizce?
Yazan : Hakan Turgut
Öyleyse temel ilkeleri bildiğimizde, benim parasal zekâ diye adlandırdığım bu bilimsel gerçeklikleri de kavramış oluruz. Parasal zekânın temel ilkelerini anlamak için finans bilmemize gerek yok, ama kişisel finans ve para yönetimini anlamak için bu ilkeleri bilmemiz gerekiyor. Parasal zekânın sadece bu temel ilkelerini bile biliyor olsanız finansal hedeflerinize ulaşmanız ve zenginliğinizi artırmanız çok daha kolay olacaktır.
1. Risk-Getiri Beklentisi - Yatırımcılar Enflasyonun Üzerinde Getiri Elde Etmeyecekleri Risklere Girmezler:
Hepimizin az ya da çok birikimi vardır. Birikim yaparak tüketimlerimizin bir kısmını erteleriz ve böylece satın alım gücümüzü artırarak şu an alabileceklerimizden daha fazlasını alabilmeyi umarız. Bunun daha önemli bir sebebi ise paramızı kullanmak isteyen devletin, şirketlerin ya da kişilerin bunun karşılığında bize yine para ödemeleri diğer bir deyişle satın alma gücümüzü artırmayı vaat etmeleridir. Enflasyon ise paramızın satın alım gücünü düşürdüğü için enflasyonun üzerinde getiri elde edeceğimizi umduğumuz yatırım araçlarına paramızı yatırırız.
2.Paranın Zaman Değeri – Bugün Alınan 1 Türk Lirası Gelecekte Alacağımız 1 Türk Lirası’ndan Daha Değerlidir:
Para elimizde olduğu müddetçe değer kazanabilen bir araç olduğuna göre bugünkü bir lira gelecekteki bir liradan çok daha değerlidir. Bu ilkeyi bilmek bize iki tür avantaj sağlar:
Birincisi, bu ilkeyi bildiğimizde yatırımların zaman içinde nasıl büyüdüğünü anlarız. Ikincisi, farklı zamanlarda paramızın değerini karşılaştırmamızı sağlar. Bu ilke zenginlik yaratmak ve onu korumak için çok önemlidir. Taksitle otomobil satın aldığımızda bugünün parasını harcıyor ve gelecekte de ödemeye devam ediyoruz.
Buna karşın emekliliğimiz için birikim yaptığımızda gelecekte harcamak üzere tasarruf ediyoruz. Her iki durumda da paranın zaman değeri ilkesi geçerli. Isterseniz yatırım olduğunu sanarak taksitle otomobil satın alır, bugünün lirasını harcar ve aynı liranın gelecekteki değeri üzerinden ödeme yaparsınız ve kendinizi bitmek bilmeyen bir borcun içinde bulursunuz. Taksitleriniz ve faiz oranlarınız sabit mi?
Anlıyorum, peki benzin giderleri, aracınızın bakım masrafları ve amortismanı da sabit mi?! Ya da bugünün lirasını emeklilik için tasarruf eder ve gelecekteki liranın değeri üzerinden muhtemelen taksitle aldığınız o arabadan peşin olarak iki tane alabilecek kadar nakitle harcama yaparsınız.
3.Farklılaştırma Riski Azaltır:
Yatırım konusunda belki de en çok söylenen sözdür, “yumurtaları farklı sepete koyun”. Böylece yatırım yaptığımız araçlardan biri düşerken diğeri yükselir ve kazanamazsak da en azından kaybetmeyiz ve paramızın değerini korumuş oluruz. Borsa gibi riski yüksek bir yatırımımız varsa bunun yanında sabit getirili menkul kıymetlere (tahvil, bono, mevduat faizi, yatırım fonu vb.) de yatırım yapmamız buna örnek olarak verilebilir.
4.Yüksek Getirili Yatırım Araçlarını Bulmak Zordur:
Biri size çok yüksek kazanç imkanı olan bir fırsattan söz ediyorsa iki kere düşünmenizi tavsiye ederim. Kişisel olarak diyebilirim ki, madem çok yüksek getirili bir yatırım aracı buldum, bunu niye sizinle paylaşayım? Kaybedilecek zaman yoktur, yatırımlarıma yön verip bu çok yüksek getirili araçtan maksimum faydayı sağlamam gerekir.
Kaldı ki ne kadar çok kişi bu fırsattan haberdar olursa getirisi de o kadar düşecektir. Bu durumda gazetelerde, dergilerde okuduğumuz yatırım fırsatlarına ne kadar itibar etmeliyiz? Eğer bir yatırım fırsatını benden başka 20 milyon kişi daha biliyorsa o yatırımın piyasanın üzerinde getiri sağlaması düşünülemez. Çünkü insanlar başkalarının bilmediklerini bildikleri için para kazanırlar.
Ben proje çizmeyi bilmediğim için inşaat mühendisine evimin projesini çizdiriyorum, bilseydim kendim çizerdim. Bilgisayarım bozulduğunda tamir etmeyi bilmediğim için teknik servise götürüyorum, bilseydim götürmezdim. Dünyanın en zengin adamı olan Warren Buffet’ın hayatı boyunca hiç tüyo almamış olması bir şans olabilir mi sizce?
Yazan : Hakan Turgut
İMKB Bünyesindeki Pazarlar
Ulusal Pazar
Ulusal Pazar’da yer alan tüm şirketler İMKB tarafından önceden belirlenmiş kotasyon şartlarını tümüyle karşılayan şirketlerdir. Şu anda, Ulusal Pazar’dan seçilmiş 100 şirkete ait hisse senetleri İMKB Ulusal-100 Endeksini oluşturmaktadır.
Ulusal Pazar’da işlem gören hisse senetlerinin takası, Türkiye’deki tek yetkili takas ve merkezi saklama kuruluşu olan İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş. (Takasbank) tarafından gerçekleştirilir. Genel takas esasları şöyledir;
- Takas günü T+2 şeklinde, işlemi izleyen ikinci işgündür.
- Çoklu netleştirme sistemi uygulanır.
- Ödemeler aynı gün hesaplarda biriken fonlarla yapılır.
- Ödeme karşılığı teslim esası uygulanır.
İkinci Ulusal Pazar
İkinci Ulusal Pazar, ülkenin çeşitli bölgelerinde faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli şirketlerin hisse senetlerinin likit, güvenli ve şeffaf bir ortamda işlem görmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. İkinci Ulusal Pazar aynı zamanda, İMKB Ulusal Pazar’ından geçici veya sürekli olarak çıkartılan şirketler ile Ulusal Pazar için geçerli kotasyon ve işlem görme koşullarını sağlayamayan şirketlere ait hisse senetlerini de kapsamaktadır İkinci Ulusal Pazar’da işlem görme koşullarını taşıyan şirketler bu pazara İMKB Yönetim Kurulu kararı ile alınırlar.
İkinci Ulusal Pazar’daki takas esasları Ulusal Pazar’da uygulanan genel takas esasları ile aynıdır.
Yeni Ekonomi Pazarı
İMKB'de "Yeni Ekonomi Pazarı (YEP)”nın oluşturulmasındaki amaç telekomünikasyon, bilişim, elektronik, İnternet, bilgisayar üretim, yazılım ve donanım, medya veya Borsa Yönetim Kurulu’nca kabul edilecek benzeri alanlarda faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin sermaye piyasasından kaynak elde etmelerini sağlamak ve sözkonusu şirketlerin hisse senetlerinin Borsa'da güven ve şeffaflık ortamında, organize ikincil piyasada işlem görmesini temin etmektir.
Gözaltı Pazarı
Gözaltı Pazarı’nın kuruluş amacı, aşağıda belirtilen koşulların ortaya çıkması sonucunda, şirketlerin izleme ve inceleme kapsamına alınması durumlarında sürekli gözetim, denetim ve izleme ortamında, yatırımcıların devamlı ve zamanında bilgilendirilmesini sağlayacak önlemlerle birlikte, hisse senetlerinin İMKB bünyesinde işlem görebileceği organize bir pazar oluşturmak ve sözkonusu şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmış tasarruf sahiplerine likidite olanağı sunmaktır. Bu koşullar;
a) Hisse senetleri Borsa'da işlem gören şirketler ve/veya hisse senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağandışı durumların ortaya çıkması,
b) Hisse senetleri Borsa'da işlem gören şirketler tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli olarak aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna gerekli özenin gösterilmemesi,
c) Yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya işlem gördüğü pazardan geçici ya da sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek gelişmelerin oluşması.
Gözaltı Pazarı 4 Aralık 1996 tarihinde faaliyete geçmiştir.
Gözaltı Pazarı’ndaki takas esasları Ulusal Pazar’da uygulanan genel takas esasları ile aynıdır.
Kaynak : İMKB
Ulusal Pazar’da yer alan tüm şirketler İMKB tarafından önceden belirlenmiş kotasyon şartlarını tümüyle karşılayan şirketlerdir. Şu anda, Ulusal Pazar’dan seçilmiş 100 şirkete ait hisse senetleri İMKB Ulusal-100 Endeksini oluşturmaktadır.
Ulusal Pazar’da işlem gören hisse senetlerinin takası, Türkiye’deki tek yetkili takas ve merkezi saklama kuruluşu olan İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş. (Takasbank) tarafından gerçekleştirilir. Genel takas esasları şöyledir;
- Takas günü T+2 şeklinde, işlemi izleyen ikinci işgündür.
- Çoklu netleştirme sistemi uygulanır.
- Ödemeler aynı gün hesaplarda biriken fonlarla yapılır.
- Ödeme karşılığı teslim esası uygulanır.
İkinci Ulusal Pazar
İkinci Ulusal Pazar, ülkenin çeşitli bölgelerinde faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli şirketlerin hisse senetlerinin likit, güvenli ve şeffaf bir ortamda işlem görmesini sağlamak amacıyla kurulmuştur. İkinci Ulusal Pazar aynı zamanda, İMKB Ulusal Pazar’ından geçici veya sürekli olarak çıkartılan şirketler ile Ulusal Pazar için geçerli kotasyon ve işlem görme koşullarını sağlayamayan şirketlere ait hisse senetlerini de kapsamaktadır İkinci Ulusal Pazar’da işlem görme koşullarını taşıyan şirketler bu pazara İMKB Yönetim Kurulu kararı ile alınırlar.
İkinci Ulusal Pazar’daki takas esasları Ulusal Pazar’da uygulanan genel takas esasları ile aynıdır.
Yeni Ekonomi Pazarı
İMKB'de "Yeni Ekonomi Pazarı (YEP)”nın oluşturulmasındaki amaç telekomünikasyon, bilişim, elektronik, İnternet, bilgisayar üretim, yazılım ve donanım, medya veya Borsa Yönetim Kurulu’nca kabul edilecek benzeri alanlarda faaliyet gösteren teknoloji şirketlerinin sermaye piyasasından kaynak elde etmelerini sağlamak ve sözkonusu şirketlerin hisse senetlerinin Borsa'da güven ve şeffaflık ortamında, organize ikincil piyasada işlem görmesini temin etmektir.
Gözaltı Pazarı
Gözaltı Pazarı’nın kuruluş amacı, aşağıda belirtilen koşulların ortaya çıkması sonucunda, şirketlerin izleme ve inceleme kapsamına alınması durumlarında sürekli gözetim, denetim ve izleme ortamında, yatırımcıların devamlı ve zamanında bilgilendirilmesini sağlayacak önlemlerle birlikte, hisse senetlerinin İMKB bünyesinde işlem görebileceği organize bir pazar oluşturmak ve sözkonusu şirketlerin hisse senetlerine yatırım yapmış tasarruf sahiplerine likidite olanağı sunmaktır. Bu koşullar;
a) Hisse senetleri Borsa'da işlem gören şirketler ve/veya hisse senetleri işlemleri ile ilgili olarak olağandışı durumların ortaya çıkması,
b) Hisse senetleri Borsa'da işlem gören şirketler tarafından kamunun zamanında, tam ve sürekli olarak aydınlatılmasına ve mevcut düzenlemelere uyum konusuna gerekli özenin gösterilmemesi,
c) Yatırımcıların haklarının korunması ve kamu yararı gereği hisse senetlerinin Borsa kotundan ve/veya işlem gördüğü pazardan geçici ya da sürekli çıkarılması sonucunu doğurabilecek gelişmelerin oluşması.
Gözaltı Pazarı 4 Aralık 1996 tarihinde faaliyete geçmiştir.
Gözaltı Pazarı’ndaki takas esasları Ulusal Pazar’da uygulanan genel takas esasları ile aynıdır.
Kaynak : İMKB
Sermaye Piyasası
Sermaye Piyasası Nedir?
Sermaye piyasası hisse senedi gibi ortaklık sağlayan ya da tahvil, finansman bonosu gibi alacaklılık sağlayan yatırım araçları vasıtasıyla, tasarrufçulardan girişimcilere kaynak aktarılan piyasalardır. Yatırımcılar, yatırımlarını belli bir getiri beklentisi ile yatırım araçlarında değerlendirirler. Girişimciler ise, sermaye piyasasında ihraç ettikleri hisse senetleri veya borçlanma senetleri aracılığı ile yatırımcıların tasarruflarını reel yatırımlara dönüştürürler. Banka ve aracı kurumları kapsayan aracı kuruluşlar, yatırımcıların talepleri ve beklentileri doğrultusunda sermaye piyasası alım-satım işlemlerini ve şirketlerin hisse senedi veya borçlanma senedi halka arzlarını gerçekleştirirler. Yatırımcılarla girişimcilerin piyasa aracılığıyla buluşması ekonomik büyümeye katkıda bulunmaktadır.
Sermaye piyasası birincil piyasa ve ikincil piyasa olmak üzere ikiye ayrılır:
Birincil
Piyasa Hisse senedi ve tahvil gibi menkul değerleri ihraç edenler ile tasarruf sahiplerinin doğrudan karşılaştıkları piyasadır. Birincil piyasaya en güzel örneklerden biri, şirketlerin hisse senedi halka arzıdır. Şirketler, orta ve uzun vadeli fonları birincil piyasada temin ederler. Menkul kıymetleri ihraçtan alanlar, bunları tekrar paraya çevirmek istediklerinde, hisse senetlerinde hiç bir zaman, tahvillerde ise vadeden önce bunları ihraç eden kuruluşa müracaat edemezler.
İkincil Piyasa
Menkul kıymetlerin paraya çevrilmesini sağlayan piyasadır ve menkul kıymet borsaları bu piyasayı tanımlayan en iyi örnektir. Bu piyasada, menkul kıymetler aracı kuruluşlar tarafından yatırımcılar için borsada alınıp satılırlar. İkincil piyasada fonlar ve menkul kıymetler yatırımcılar arasında el değiştirir, şirketlere kaynak girişi olmaz. Yatırımcı, aldığı menkul kıymetleri ikincil piyasada kolaylıkla satabileceğini bildiğinde, birincil piyasada şirketlere kaynak aktarmaya daha rahat karar verir.
Kaynak : TSPAKB
Sermaye piyasası hisse senedi gibi ortaklık sağlayan ya da tahvil, finansman bonosu gibi alacaklılık sağlayan yatırım araçları vasıtasıyla, tasarrufçulardan girişimcilere kaynak aktarılan piyasalardır. Yatırımcılar, yatırımlarını belli bir getiri beklentisi ile yatırım araçlarında değerlendirirler. Girişimciler ise, sermaye piyasasında ihraç ettikleri hisse senetleri veya borçlanma senetleri aracılığı ile yatırımcıların tasarruflarını reel yatırımlara dönüştürürler. Banka ve aracı kurumları kapsayan aracı kuruluşlar, yatırımcıların talepleri ve beklentileri doğrultusunda sermaye piyasası alım-satım işlemlerini ve şirketlerin hisse senedi veya borçlanma senedi halka arzlarını gerçekleştirirler. Yatırımcılarla girişimcilerin piyasa aracılığıyla buluşması ekonomik büyümeye katkıda bulunmaktadır.
Sermaye piyasası birincil piyasa ve ikincil piyasa olmak üzere ikiye ayrılır:
Birincil
Piyasa Hisse senedi ve tahvil gibi menkul değerleri ihraç edenler ile tasarruf sahiplerinin doğrudan karşılaştıkları piyasadır. Birincil piyasaya en güzel örneklerden biri, şirketlerin hisse senedi halka arzıdır. Şirketler, orta ve uzun vadeli fonları birincil piyasada temin ederler. Menkul kıymetleri ihraçtan alanlar, bunları tekrar paraya çevirmek istediklerinde, hisse senetlerinde hiç bir zaman, tahvillerde ise vadeden önce bunları ihraç eden kuruluşa müracaat edemezler.
İkincil Piyasa
Menkul kıymetlerin paraya çevrilmesini sağlayan piyasadır ve menkul kıymet borsaları bu piyasayı tanımlayan en iyi örnektir. Bu piyasada, menkul kıymetler aracı kuruluşlar tarafından yatırımcılar için borsada alınıp satılırlar. İkincil piyasada fonlar ve menkul kıymetler yatırımcılar arasında el değiştirir, şirketlere kaynak girişi olmaz. Yatırımcı, aldığı menkul kıymetleri ikincil piyasada kolaylıkla satabileceğini bildiğinde, birincil piyasada şirketlere kaynak aktarmaya daha rahat karar verir.
Kaynak : TSPAKB
Sermaye Artırımları
Bedelsiz Sermaye Artırımı
Bedelsiz Sermaye artırımı, şirketlerin kendi iç kaynaklarını (emisyon primi, yeniden değerleme değer artışı, yedekler, iştirak ve duran varlık satış karları, temettü) kullanarak yapmış oldukları ve ortaklarından ilave kaynaktalep etmeden bedelsiz olarak hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türüdür.
Bedelsiz Sermaye artırımı şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamamakla beraber şirketlerin bedelsiz sermaye artırımına gitme nedenleri bulunmaktadır. Başlıca nedenleri emisyon primi ile iştirak ve duran varlık satış karı kalemlerinden yapılan sermaye artırımlarının şirkete sağladığı vergi avantajıdır. Bir başka neden ise şirketlerin enflasyon karşısında erimiş olan sermayeyi güncellemek amacıyla yapılmak istenmesidir.
Bedelsiz Sermaye artırımında kullanılan Temettü dışındaki kaynaklar birer Özsermaye kalemi olup, esasında yapılan işlem Özsermaye kalemleri arasında tutarların yer değiştirmesinden ibarettir.Temettünün Bedelsiz Sermaye artırımında kullanılması ise şu şekilde olmaktadır; Şirketler'in Genel Kurulları dönem sonunda elde ettikleri kar'dan dağıtılabilinecek olan kısmından temettü tutarlarını belirler.
Yine Şirketlerin Genel Kurulları veya Genel Kurulların yetkilendirmesi ile Yönetim Kurulları bu temettü tutarların bir kısmının veya tamamının nakit olarak değilde hisse senedi şeklinde bedelsiz olarak sermaye artırımında kullanabilir.
Rüçhan Hakkı ve Bedelli Sermaye Artırımı
Bedelli Sermaye artırımı, şirketlerin dış kaynaklardan temin etmiş oldukları yeni kaynaklar karşılığında yani bir bedel karşılığında hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türüdür. Ortakların Bedelli Sermaye artırımına katılma hakları da Rüçhan Hakkı olarak adlandırılmaktadır.
Şirketleri Bedelli Sermaye artırımı yapmaya iten başlıca iki neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, şirketin faaliyet hacminin büyümesine paralel olarak sermaye ihtiyacının olması. İkincisi ise, yeni yatırımlar neticesinde şirketlerin fon ihtiyacı içinde olması ve ihtiyaç duyulan fonların bir kısmının sermaye artırımı yoluyla temin edilmeye çalışılması.
Bedelli Sermaye artırımı şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamaktadır. Bu kaynak genellikle mevcut ortaklardan temin edilmekle beraber bazı durumlarda da mevcut ortakların Rüçhan Hakları kısıtlanarak, yeni ortaklara bu imkan primli olarak kullandırılmaktadır. Böylece yeni ortaklar edinebilen şirketleri bu yola iten başlıca neden daha fazla fon temin etme ihtiyacıdır.
Bu yolla şirketler normalde 1.000 TL nominal değere sahip yeni senetleri mevcut ortaklarına yine 1.000 TL'den kullandırarak, bir senet karşılığında böylece 1.000 TL fon temin edecekken, yeni ortaklara daha yukarı bir fiyattan senetleri satarak daha fazla fon temin etme olanağını elde etmektedirler.
Yukarıda bahsedildiği gibi şirketler Bedelli Sermaye artırımında genelde 1.000 TL'lik nominal değere sahip yeni senetleri yine 1.000 TL karşılığında mevcut ortaklarına kullandırmakla beraber, bazı zamanlar daha fazla fon ihtiyacı içinde olan şirketler daha yüksek bir fiyattan Rüçhan Hakkını mevcut ortaklarına kullandırma yoluna gitmektedir.
Kaynak : Ekonomi.name
Bedelsiz Sermaye artırımı, şirketlerin kendi iç kaynaklarını (emisyon primi, yeniden değerleme değer artışı, yedekler, iştirak ve duran varlık satış karları, temettü) kullanarak yapmış oldukları ve ortaklarından ilave kaynaktalep etmeden bedelsiz olarak hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türüdür.
Bedelsiz Sermaye artırımı şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamamakla beraber şirketlerin bedelsiz sermaye artırımına gitme nedenleri bulunmaktadır. Başlıca nedenleri emisyon primi ile iştirak ve duran varlık satış karı kalemlerinden yapılan sermaye artırımlarının şirkete sağladığı vergi avantajıdır. Bir başka neden ise şirketlerin enflasyon karşısında erimiş olan sermayeyi güncellemek amacıyla yapılmak istenmesidir.
Bedelsiz Sermaye artırımında kullanılan Temettü dışındaki kaynaklar birer Özsermaye kalemi olup, esasında yapılan işlem Özsermaye kalemleri arasında tutarların yer değiştirmesinden ibarettir.Temettünün Bedelsiz Sermaye artırımında kullanılması ise şu şekilde olmaktadır; Şirketler'in Genel Kurulları dönem sonunda elde ettikleri kar'dan dağıtılabilinecek olan kısmından temettü tutarlarını belirler.
Yine Şirketlerin Genel Kurulları veya Genel Kurulların yetkilendirmesi ile Yönetim Kurulları bu temettü tutarların bir kısmının veya tamamının nakit olarak değilde hisse senedi şeklinde bedelsiz olarak sermaye artırımında kullanabilir.
Rüçhan Hakkı ve Bedelli Sermaye Artırımı
Bedelli Sermaye artırımı, şirketlerin dış kaynaklardan temin etmiş oldukları yeni kaynaklar karşılığında yani bir bedel karşılığında hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türüdür. Ortakların Bedelli Sermaye artırımına katılma hakları da Rüçhan Hakkı olarak adlandırılmaktadır.
Şirketleri Bedelli Sermaye artırımı yapmaya iten başlıca iki neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, şirketin faaliyet hacminin büyümesine paralel olarak sermaye ihtiyacının olması. İkincisi ise, yeni yatırımlar neticesinde şirketlerin fon ihtiyacı içinde olması ve ihtiyaç duyulan fonların bir kısmının sermaye artırımı yoluyla temin edilmeye çalışılması.
Bedelli Sermaye artırımı şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamaktadır. Bu kaynak genellikle mevcut ortaklardan temin edilmekle beraber bazı durumlarda da mevcut ortakların Rüçhan Hakları kısıtlanarak, yeni ortaklara bu imkan primli olarak kullandırılmaktadır. Böylece yeni ortaklar edinebilen şirketleri bu yola iten başlıca neden daha fazla fon temin etme ihtiyacıdır.
Bu yolla şirketler normalde 1.000 TL nominal değere sahip yeni senetleri mevcut ortaklarına yine 1.000 TL'den kullandırarak, bir senet karşılığında böylece 1.000 TL fon temin edecekken, yeni ortaklara daha yukarı bir fiyattan senetleri satarak daha fazla fon temin etme olanağını elde etmektedirler.
Yukarıda bahsedildiği gibi şirketler Bedelli Sermaye artırımında genelde 1.000 TL'lik nominal değere sahip yeni senetleri yine 1.000 TL karşılığında mevcut ortaklarına kullandırmakla beraber, bazı zamanlar daha fazla fon ihtiyacı içinde olan şirketler daha yüksek bir fiyattan Rüçhan Hakkını mevcut ortaklarına kullandırma yoluna gitmektedir.
Kaynak : Ekonomi.name
28 Alım-Satım Kuralı
W.D.GANN (*) BAKIŞIYLA 28 ALIM-SATIM KURALI
1. Hiçbir zaman sermayenizin %10 undan daha fazlasını birgün içerisinde riske atmayın.
2. Herzaman için bir zarar kesme noktanız olsun.
3. Hiçbir zaman sermayenizden fazla alıp satmayın.
4. Hiçbir zaman karınızın zarara dönüşmesine izin vermeyin.
5. Trendin yönünden ve gücünden emin olmadığınız durumlarda piyasadan uzak durun.
6. Zarara girildiği anda piyasadan çıkın, zarardayken daha fazla miktarı piyasaya sokmayın.
7. Aktif piyasalarda veya senetlerde hareket edin.
8. Riskinizi hem piyasalara, hem de hisse senetlerine eşit dağıtın.
9. İyi bir nedeniniz olmadıkça pozisyonunuzu kapatmayın.
10. Kazançlarınızı ayrı bir hesapta tutun.
11. Hiçbir zaman aşırı hırs ile kar etmeyi amaçlamayın
12. Hiçbir zaman piyasadan dikkatiniz kaybolduğu için çıkmayın veya beklemekten sıkıldığınız için piyasaya girmeyin.
13. Pasiften alış yerine aktiften almayı tercih edin.
14. Maliyet düşürmeyin.
15. Ufak kazançlar elde etmek için büyük zararlara izin vermeyin.
16. Pozisyon aldıktan sonra zarar kesme noktanızı ihlal etmeyin.
17. Piyasaya çok sık giriş çıkışlardan çekinin.
18. Her iki yöndede para kazanmaya eğimli olun.
19. Hiçbir zaman senet pahalı veya ucuz olduğu için alım satım yapmayın.
20. Direnç seviyelerini ve bölgelerini geçtiğini gördüğünüz senedi kademeli olarak almaktan çekinmeyin.
21. Güçlü trend içinde olan senetleri kademeli olarak alın.
22. İyi bir sebebiniz olmadan pozisyon değiştirmeyin.
23. Zarar etmekte olduğunuz pozisyonu kurtarmaya çalışmayın, zarar kesin.
24. Uzun dönemli kazanç ve kayıpların hemen ardından işlem yapmayın.
25. Tepe ve dip avcısı olmayın.
26. Bilgisine güvenmediğiniz insanın tavsiyelerine kapılmayın.
27. İlk zararınızdan sonra pozisyonunuzu azaltın, kesinlikle arttırmayın.
28. Piyasaya yanlış bir zamanda girmeyin ve çıkmayın; veya doğru bir zamanda girip yanlış bir zamanda çıkmayın. Bu hatayı ikiye katlamak demektir.
(*) William Delbert Gann; 6 Haziran 1878 yılında Lufkin TX de dünyaya geldi. Piyasalardaki deneyimine 1902 yılında 24 yaşındayken başladı.1908 yılında New York'a yerleşti ve burada bir aracı kurum açtı. Daha sonra emekli olarak Florida'ya döndü ve bir danışmanlık firması kurarak teorilerini anlatmaya başladı. Böylece teorileri gerçek hayatta uygulanmaya koydu. Bu süre içerisinde Gann birçok kitaba imza attı ve birçok yerde yazıları yayımlandı. 14 Haziran 1955 yılında yaşamını yitiren araştırmacı ve iyi bir piyasa analisti olan W.D.Gann geriye kendi adıyla anılan teknik analiz metodunu bıraktı.
Kaynak : Aksel Kibar
1. Hiçbir zaman sermayenizin %10 undan daha fazlasını birgün içerisinde riske atmayın.
2. Herzaman için bir zarar kesme noktanız olsun.
3. Hiçbir zaman sermayenizden fazla alıp satmayın.
4. Hiçbir zaman karınızın zarara dönüşmesine izin vermeyin.
5. Trendin yönünden ve gücünden emin olmadığınız durumlarda piyasadan uzak durun.
6. Zarara girildiği anda piyasadan çıkın, zarardayken daha fazla miktarı piyasaya sokmayın.
7. Aktif piyasalarda veya senetlerde hareket edin.
8. Riskinizi hem piyasalara, hem de hisse senetlerine eşit dağıtın.
9. İyi bir nedeniniz olmadıkça pozisyonunuzu kapatmayın.
10. Kazançlarınızı ayrı bir hesapta tutun.
11. Hiçbir zaman aşırı hırs ile kar etmeyi amaçlamayın
12. Hiçbir zaman piyasadan dikkatiniz kaybolduğu için çıkmayın veya beklemekten sıkıldığınız için piyasaya girmeyin.
13. Pasiften alış yerine aktiften almayı tercih edin.
14. Maliyet düşürmeyin.
15. Ufak kazançlar elde etmek için büyük zararlara izin vermeyin.
16. Pozisyon aldıktan sonra zarar kesme noktanızı ihlal etmeyin.
17. Piyasaya çok sık giriş çıkışlardan çekinin.
18. Her iki yöndede para kazanmaya eğimli olun.
19. Hiçbir zaman senet pahalı veya ucuz olduğu için alım satım yapmayın.
20. Direnç seviyelerini ve bölgelerini geçtiğini gördüğünüz senedi kademeli olarak almaktan çekinmeyin.
21. Güçlü trend içinde olan senetleri kademeli olarak alın.
22. İyi bir sebebiniz olmadan pozisyon değiştirmeyin.
23. Zarar etmekte olduğunuz pozisyonu kurtarmaya çalışmayın, zarar kesin.
24. Uzun dönemli kazanç ve kayıpların hemen ardından işlem yapmayın.
25. Tepe ve dip avcısı olmayın.
26. Bilgisine güvenmediğiniz insanın tavsiyelerine kapılmayın.
27. İlk zararınızdan sonra pozisyonunuzu azaltın, kesinlikle arttırmayın.
28. Piyasaya yanlış bir zamanda girmeyin ve çıkmayın; veya doğru bir zamanda girip yanlış bir zamanda çıkmayın. Bu hatayı ikiye katlamak demektir.
(*) William Delbert Gann; 6 Haziran 1878 yılında Lufkin TX de dünyaya geldi. Piyasalardaki deneyimine 1902 yılında 24 yaşındayken başladı.1908 yılında New York'a yerleşti ve burada bir aracı kurum açtı. Daha sonra emekli olarak Florida'ya döndü ve bir danışmanlık firması kurarak teorilerini anlatmaya başladı. Böylece teorileri gerçek hayatta uygulanmaya koydu. Bu süre içerisinde Gann birçok kitaba imza attı ve birçok yerde yazıları yayımlandı. 14 Haziran 1955 yılında yaşamını yitiren araştırmacı ve iyi bir piyasa analisti olan W.D.Gann geriye kendi adıyla anılan teknik analiz metodunu bıraktı.
Kaynak : Aksel Kibar
Ayılar, Boğalar : Piyasalar
Ayı Piyasası :
1 nci Aşama : Boğa Piyasasının son dönemine rastlayan elden çıkarma(Distribution) safhasıdır.
2 nci Aşama : Panik aşaması. Alıcılar azalır, satıcılar aceleci davranır. İşlem hacmi yüksek oranda artarken fiyatların düşme trendi hemen hemen dikey olur. Panik safhasından sonra uzun süre ikinci bir canlanma dönemi ya da yatay piyasa görülür.
3 ncü Aşama : Artık küçük de olsa alışlar başlamıştır. Tüm kötü haberler ortadan kalktığında sona erer.
Boğa Piyasası :
1 nci Aşama : Durgun olan piyasanın değişmeye başladığını sezen akıllı yatırımcıların, cesareti kırılmış ve sıkıntıya düşmüş yatırımcılar tarafından değerinin çok altında satılan senetleri topladığı, toplama (Accumulation ) dönemi. Bu safhada şirketlerin mali tablo ve raporları hala kötüdür. Halktan hiç ilgi yoktur.
2 nci Aşama : Ekonomik trendlerin iyileşmeye başladığı ve işlemlerin arttığı safha. Teknik analistin en fazla kazanabileceği dönemdir.
3 ncü Aşama : Halk hücum etmiş ve hacim patlamıştır. Bu aşamanın sonlarında işlem hacmi artmaya devam eder ama –kedi ve köpekler- (yatırım değeri olmayan düşük fiyatlı hisseler) hızla düşmeye başlar.
(*) Kalbi kalbe karşı olan insan, seveni seven kardeş, mesafeleri engel görmeyen uçan kahraman'dan alıntıdır.
1 nci Aşama : Boğa Piyasasının son dönemine rastlayan elden çıkarma(Distribution) safhasıdır.
2 nci Aşama : Panik aşaması. Alıcılar azalır, satıcılar aceleci davranır. İşlem hacmi yüksek oranda artarken fiyatların düşme trendi hemen hemen dikey olur. Panik safhasından sonra uzun süre ikinci bir canlanma dönemi ya da yatay piyasa görülür.
3 ncü Aşama : Artık küçük de olsa alışlar başlamıştır. Tüm kötü haberler ortadan kalktığında sona erer.
Boğa Piyasası :
1 nci Aşama : Durgun olan piyasanın değişmeye başladığını sezen akıllı yatırımcıların, cesareti kırılmış ve sıkıntıya düşmüş yatırımcılar tarafından değerinin çok altında satılan senetleri topladığı, toplama (Accumulation ) dönemi. Bu safhada şirketlerin mali tablo ve raporları hala kötüdür. Halktan hiç ilgi yoktur.
2 nci Aşama : Ekonomik trendlerin iyileşmeye başladığı ve işlemlerin arttığı safha. Teknik analistin en fazla kazanabileceği dönemdir.
3 ncü Aşama : Halk hücum etmiş ve hacim patlamıştır. Bu aşamanın sonlarında işlem hacmi artmaya devam eder ama –kedi ve köpekler- (yatırım değeri olmayan düşük fiyatlı hisseler) hızla düşmeye başlar.
(*) Kalbi kalbe karşı olan insan, seveni seven kardeş, mesafeleri engel görmeyen uçan kahraman'dan alıntıdır.
Borsa Terimleri Sözlüğü
İMKB Başkanlığınca hazırlanan ve Koç Üniversitesi Borsa Kulübünce PDF formatında yeniden düzenlenen, borsada kullanılan terimlerin anlamları ile İngilizce karşılıklarını havi "Borsa Terimleri Sözlüğü"ne aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
http://borsa.ku.edu.tr/dokumanlar/Bo...i%20Sozlgu.pdf
http://borsa.ku.edu.tr/dokumanlar/Bo...i%20Sozlgu.pdf
Zararla Pozisyon Kapatma - II
Zarar stopu koyma alışkanlığı ve disiplini derken Türkiye koşullarını da değerlendirmemiz gerekir. Zarar stopu koymak ve piyasa oraya geldi mi stopu uygulamaya sokmak (yâni, fiyatlar zarar stopu seviyesine gelir gelmez zararı almak) dünyanın her tarafındaki yatırımcı için zordur. Ne var ki, yurt dışındaki piyasalarda bu zorluğun üstesinden gelmek için bir emir mekanizması devreye sokulur. O da zarar stopu emridir. Bu emir tüm interbank döviz piyasalarında ve hisse senedi ve vadeli borsalarda verilebilir. Emrin amacı, hem her saniye piyasayı takip etmek zorunda kalmamak, hem de fiyatlar zarar stopu seviyesine gelince tereddüde düşmeden çıkma disiplinini devreye sokmaktır.
UMUT-KORKU sarmalında, daha önce zararını almaya karar vermiş olsa bile pozisyonunu kapatmayabilecektir. Halbuki, borsaya iletilen emir daha o kararını değiştiremeden önce devreye girip yerine getirilecek ve daha rasyonel düşünebildiği pozisyona girmeden önceki zamanda verilen kararı uygulamaya sokacaktır.
Stopsuz pozisyona girmek, sigortasız yaşamak demektir. Bir Wall Street deyimiyle, “bıçağı havaya atıp düşerken tutmaya” benzer. Türkiye’de otomobil, ev, hayat, sağlık gibi sigortalanma oranlarının batı ülkelerine göre çok düşük olduğunu zaten biliyoruz. Bu ortamda, hem de zarar stopunun olmadığı bir borsada, Türk yatırımcısının da kendisini çok iyi eğitmesi gerekir. Burada anahtar kelimeler alışkanlık, olgunluk ve disiplindir.
Sigorta yaptırmak, risk yönetimi yapmak demektir. Zarar stopu koymak da, riski önceden belirlemek ve yönetmek anlamına gelir. Risk yönetimi bağlamında, zarar stopunun bir sigorta olmasının yanı sıra çok önemli bir yönü daha vardır. O da, yukarıda ilk çizgilerini çizdiğimiz yatırım stratejimizin başarıya ulaşmasını sağlayacak mekanizmayı işler hale getirmektir. Bu mekanizmanın işler hale gelmesi için edilen kârlar ile zarar stoplarıyla belirlenmiş zararlar arasındaki ilişkiyi doğru kurmaktır.
Bu ilişkiyi iki oranla anlamaya çalışalım. Başarı Oranı ve Risk/Kazanç Oranı. Yukarıda adı geçen çarpık UMUT/KORKU sarmalını terse çevirmek gerektiğine göre (yâni zarardayken korkmak, kârdayken umutlanmak gerekir, tersi değil) tüm deneyimli yatırımcıların ilke edindiği bir kuralı da benimsemek gerekir. Kârda otur, zarardan çık. Yatırım başarısının en öncelikli koşulu, kârlı pozisyonlarda mümkün olduğu kadar çok oturmak, zararlı pozisyonlardan da mümkün olduğu kadar çabuk çıkmaktır. Bunun iki amacı vardır:
a) Kârlı işlemlerin zararlı olanları finanse etmesi,
b) Sermayenin artırılması.
Zarar ettiğinizden çok kâr etmiyorsanız, zararlarınızı finanse edemezsiniz. Öte yandan, bütün kârlar zararları örtmeye kullanılıyorsa, sermayeniz de artmaz. Ne var ki, iş bu söyleneni yapmaya gelince o demir yürekler ağızda eriyip giden pamuk şekere dönüşürler. Çünkü hem zararlı hem de kârlı pozisyonlarda insancıklar belirli davranış biçimi kalıplarına girip duygularına esir düşerler. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, zarardan bir türlü çıkamayıp işlerin iyiye döneceğini ummaya devam ettikleri gibi, kârdayken de korkup erkenden çıkıverirler. Bu duyguların yoğunluğu bir pozisyona girer girmez geometrik bir şekilde artar. Dolayısıyla, tüm yatırım kararları pozisyona girmeden önce verilmelidir.
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sen de !
UMUT-KORKU sarmalında, daha önce zararını almaya karar vermiş olsa bile pozisyonunu kapatmayabilecektir. Halbuki, borsaya iletilen emir daha o kararını değiştiremeden önce devreye girip yerine getirilecek ve daha rasyonel düşünebildiği pozisyona girmeden önceki zamanda verilen kararı uygulamaya sokacaktır.
Stopsuz pozisyona girmek, sigortasız yaşamak demektir. Bir Wall Street deyimiyle, “bıçağı havaya atıp düşerken tutmaya” benzer. Türkiye’de otomobil, ev, hayat, sağlık gibi sigortalanma oranlarının batı ülkelerine göre çok düşük olduğunu zaten biliyoruz. Bu ortamda, hem de zarar stopunun olmadığı bir borsada, Türk yatırımcısının da kendisini çok iyi eğitmesi gerekir. Burada anahtar kelimeler alışkanlık, olgunluk ve disiplindir.
Sigorta yaptırmak, risk yönetimi yapmak demektir. Zarar stopu koymak da, riski önceden belirlemek ve yönetmek anlamına gelir. Risk yönetimi bağlamında, zarar stopunun bir sigorta olmasının yanı sıra çok önemli bir yönü daha vardır. O da, yukarıda ilk çizgilerini çizdiğimiz yatırım stratejimizin başarıya ulaşmasını sağlayacak mekanizmayı işler hale getirmektir. Bu mekanizmanın işler hale gelmesi için edilen kârlar ile zarar stoplarıyla belirlenmiş zararlar arasındaki ilişkiyi doğru kurmaktır.
Bu ilişkiyi iki oranla anlamaya çalışalım. Başarı Oranı ve Risk/Kazanç Oranı. Yukarıda adı geçen çarpık UMUT/KORKU sarmalını terse çevirmek gerektiğine göre (yâni zarardayken korkmak, kârdayken umutlanmak gerekir, tersi değil) tüm deneyimli yatırımcıların ilke edindiği bir kuralı da benimsemek gerekir. Kârda otur, zarardan çık. Yatırım başarısının en öncelikli koşulu, kârlı pozisyonlarda mümkün olduğu kadar çok oturmak, zararlı pozisyonlardan da mümkün olduğu kadar çabuk çıkmaktır. Bunun iki amacı vardır:
a) Kârlı işlemlerin zararlı olanları finanse etmesi,
b) Sermayenin artırılması.
Zarar ettiğinizden çok kâr etmiyorsanız, zararlarınızı finanse edemezsiniz. Öte yandan, bütün kârlar zararları örtmeye kullanılıyorsa, sermayeniz de artmaz. Ne var ki, iş bu söyleneni yapmaya gelince o demir yürekler ağızda eriyip giden pamuk şekere dönüşürler. Çünkü hem zararlı hem de kârlı pozisyonlarda insancıklar belirli davranış biçimi kalıplarına girip duygularına esir düşerler. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, zarardan bir türlü çıkamayıp işlerin iyiye döneceğini ummaya devam ettikleri gibi, kârdayken de korkup erkenden çıkıverirler. Bu duyguların yoğunluğu bir pozisyona girer girmez geometrik bir şekilde artar. Dolayısıyla, tüm yatırım kararları pozisyona girmeden önce verilmelidir.
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sen de !
Zararla Pozisyon Kapatma - I
Bir stratejinin para kazanması için önce para kaybetmeyi durdurması gerek. Bu bir sürücü sınavında sorulan soruyu andırıyor. Yolda önünüze biri çıktığında arabayı durdurmak için ilk yapılacak olan hareket nedir? Bu kurnaz sorunun cevabının doğal olarak “frene basmak” olduğunu düşünürüz ama ondan önce yapılacak olan bir hareket daha vardır: Ayağı gazdan çekmek. Yatırım oyunu da aynı bağlamda bir risk yönetimi oyunudur. Hiçbir yatırımcı hiç kaybetmeden trading yapamaz. Önemli olan arada sırada oluşan kayıpları asgari seviyede tutabilmektir. Bunun tek yolu da, önceden belirlenmiş bir fiyat seviyesinde zararı alıp pozisyondan çıkmaktır. Bu fiyat seviyesi de öyle gelişigüzel değil belirli yöntemlerle tespit edilir.
Bu yöntemlerin ilki yine çizdiğimiz destek ve direnç seviyelerinin kullanımını gerektirir. Eğer tüm yatırım stratejimizi, desteğe yakın AL, dirence yakın SAT kuralı üzerine kuruyorsak, bu çizgilerin aksi yönde kırılmaları bize yanlış yönde olduğumuzu bildirmeli ve pozisyondan çıkılması gerektiği sinyalini vermelidir. Başka bir ifadeyle, desteğe yakın bir fiyat seviyesinden alım yapılarak açılan UZUN pozisyon, o destek aşağı doğru kırıldığı an kapatılmalıdır. Çünkü bu çizginin kırılması, bize yukarı gideceğini öngördüğümüz piyasanın aşağı döndüğünü ve bizim yanlış pozisyonda olduğumuzu hatırlatır. Öte yandan, dirence yakın bir fiyat seviyesinden açığa satış yapılarak açılan bir KISA pozisyon, o direnç yukarı doğru kırıldığı an kapatılmalıdır. Direncin yukarı doğru kırılması, piyasanın düşmediğini gösterir.
Zarar stopu koymak ve uygulamak, kangren olan bir kolu kesip atmaya benzer. Çünkü, o kol kesilmezse kangren bütün vücudu sarar ve yaşamın kurtarılamayacağı bir aşamaya gelir. Yatırım dünyası da aynıdır. Zarardan çabuk kurtulunmazsa pozisyon içinden çıkılamayack bir hal alır ve zarar bir kangren gibi büyümeye devam eder. Bu, deneyimli deneyimsiz, tüm yatırımcıları sarmalına alan son derece güçlü bir psikolojik olgudur. Hiçbirimiz zarar etmeyi sevmeyiz. Pozisyonu zararla kesip atmak, para kaybedildiğinden dolayı bizi üzdüğü gibi yanlış çıkmanın verdiği eziklik de sinirlendirir. Bu yüzden zararı kabullenmeyi istemeyiz. Sonuçta da ters bir UMUT-KORKU kurgusunun çarkları arasına gireriz.
Bu psikolojik senaryo hep aynıdır. Önce baş gösteren o küçük zararı önemsemeyiz. Daha sonra zarar bir miktar artınca işlerin ters gittiğini anlarız ama fiyatların geri döneceği UMUDUYLA pozisyondan çıkmamayı yeğleriz. Zarar miktarı arttıkça bu UMUT da artar. Sonunda zarar taşınamayacak bir boyuta gelir ve hem gelen mali yük hem de moral bozukluğuyla pozisyonu olabilecek en kötü yerde kapatıp piyasanın geri dönüşünü dışardan seyrederiz. Kâr ettiğimiz pozisyonlarda bile bu UMUT-KORKU kurgusunun çarkları işler. Az bir miktar kâra geçer geçmez eldeki parayı kaybetmeme KORKUSUYLA pozisyondan erken çıkıp daha büyük kârlardan oluruz.
Halbuki, bu UMUT-KORKU kurgusunu tersine çevirmek gerekir. Zararlı pozisyonda işlerin iyiye döneceğini UMUP, kârlı pozisyonda işlerin kötüye döneceğinden KORKACAĞIMIZA, zarardayken KORKUP, kârdayken UMMAMIZ gerekir. Bu da zaten kangrenli kolun hemen kesilip atılmasını gerektirir.
Elbette STOP olmak hoş bir durum değildir, ama stop koymanın faydası, kangrenli kolu kesip hayatı kurtarmakla eş anlamlıdır. Başka bir anlamıyla, ZARAR STOPU yapılan bir sigortanın primidir. Bu sigortayı yaptırmak bizi daha sonra çok daha büyük belâlardan kurtaracaktır. Dolayısıyla bu sigortayı yaptırma alışkanlığına, disiplinine ve olgunluğuna erişmemiz gerekir. Stop olunca kaybedilen para dolayısıyla kahrolup üzüleceğine ona bir sigorta primi gibi bakmak bu alışkanlığı ve disiplini size kazandıracaktır. Ben evimi on yıldır yangına karşı sigortalıyorum. Tanrıya şükür, şimdiye kadar gerekmedi. Ne var ki, hiçbir zaman çıkıp da “Sigortacım on yıldır benim üzeriden para kazanıyor, keşke evim yansaydı da ona verdiğim primleri hakketseydi!” diye bir yorum yapmıyorum. Elbette STOP olunca üzülüyoruz, ama stop olduktan sonra piyasa daha da kötüye giderse “İyi ki çıkmışım!” demiyor muyuz?
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sende !
Bu yöntemlerin ilki yine çizdiğimiz destek ve direnç seviyelerinin kullanımını gerektirir. Eğer tüm yatırım stratejimizi, desteğe yakın AL, dirence yakın SAT kuralı üzerine kuruyorsak, bu çizgilerin aksi yönde kırılmaları bize yanlış yönde olduğumuzu bildirmeli ve pozisyondan çıkılması gerektiği sinyalini vermelidir. Başka bir ifadeyle, desteğe yakın bir fiyat seviyesinden alım yapılarak açılan UZUN pozisyon, o destek aşağı doğru kırıldığı an kapatılmalıdır. Çünkü bu çizginin kırılması, bize yukarı gideceğini öngördüğümüz piyasanın aşağı döndüğünü ve bizim yanlış pozisyonda olduğumuzu hatırlatır. Öte yandan, dirence yakın bir fiyat seviyesinden açığa satış yapılarak açılan bir KISA pozisyon, o direnç yukarı doğru kırıldığı an kapatılmalıdır. Direncin yukarı doğru kırılması, piyasanın düşmediğini gösterir.
Zarar stopu koymak ve uygulamak, kangren olan bir kolu kesip atmaya benzer. Çünkü, o kol kesilmezse kangren bütün vücudu sarar ve yaşamın kurtarılamayacağı bir aşamaya gelir. Yatırım dünyası da aynıdır. Zarardan çabuk kurtulunmazsa pozisyon içinden çıkılamayack bir hal alır ve zarar bir kangren gibi büyümeye devam eder. Bu, deneyimli deneyimsiz, tüm yatırımcıları sarmalına alan son derece güçlü bir psikolojik olgudur. Hiçbirimiz zarar etmeyi sevmeyiz. Pozisyonu zararla kesip atmak, para kaybedildiğinden dolayı bizi üzdüğü gibi yanlış çıkmanın verdiği eziklik de sinirlendirir. Bu yüzden zararı kabullenmeyi istemeyiz. Sonuçta da ters bir UMUT-KORKU kurgusunun çarkları arasına gireriz.
Bu psikolojik senaryo hep aynıdır. Önce baş gösteren o küçük zararı önemsemeyiz. Daha sonra zarar bir miktar artınca işlerin ters gittiğini anlarız ama fiyatların geri döneceği UMUDUYLA pozisyondan çıkmamayı yeğleriz. Zarar miktarı arttıkça bu UMUT da artar. Sonunda zarar taşınamayacak bir boyuta gelir ve hem gelen mali yük hem de moral bozukluğuyla pozisyonu olabilecek en kötü yerde kapatıp piyasanın geri dönüşünü dışardan seyrederiz. Kâr ettiğimiz pozisyonlarda bile bu UMUT-KORKU kurgusunun çarkları işler. Az bir miktar kâra geçer geçmez eldeki parayı kaybetmeme KORKUSUYLA pozisyondan erken çıkıp daha büyük kârlardan oluruz.
Halbuki, bu UMUT-KORKU kurgusunu tersine çevirmek gerekir. Zararlı pozisyonda işlerin iyiye döneceğini UMUP, kârlı pozisyonda işlerin kötüye döneceğinden KORKACAĞIMIZA, zarardayken KORKUP, kârdayken UMMAMIZ gerekir. Bu da zaten kangrenli kolun hemen kesilip atılmasını gerektirir.
Elbette STOP olmak hoş bir durum değildir, ama stop koymanın faydası, kangrenli kolu kesip hayatı kurtarmakla eş anlamlıdır. Başka bir anlamıyla, ZARAR STOPU yapılan bir sigortanın primidir. Bu sigortayı yaptırmak bizi daha sonra çok daha büyük belâlardan kurtaracaktır. Dolayısıyla bu sigortayı yaptırma alışkanlığına, disiplinine ve olgunluğuna erişmemiz gerekir. Stop olunca kaybedilen para dolayısıyla kahrolup üzüleceğine ona bir sigorta primi gibi bakmak bu alışkanlığı ve disiplini size kazandıracaktır. Ben evimi on yıldır yangına karşı sigortalıyorum. Tanrıya şükür, şimdiye kadar gerekmedi. Ne var ki, hiçbir zaman çıkıp da “Sigortacım on yıldır benim üzeriden para kazanıyor, keşke evim yansaydı da ona verdiğim primleri hakketseydi!” diye bir yorum yapmıyorum. Elbette STOP olunca üzülüyoruz, ama stop olduktan sonra piyasa daha da kötüye giderse “İyi ki çıkmışım!” demiyor muyuz?
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sende !
9 Eylül 2007 Pazar
2007/06 Net Kar Değişimleri
3 Eylül 2007 Pazartesi
Günlükçüler için Taktikler
Arif UĞUR/Dünya Gazetesi
1.Açılıştan sonra alış: Diyelim ki hisse senedi, piyasanın açılışında %5 yükseldi ve bununla bağlantılı olan ve basın-yayın organlarında yayınlanan herhangi bir haber de yok. O zaman:
Hisse senedinin fiyatı, bu işlemden yarım saat sonra düşecektir. Neden mi? Piyasa yapıcılar açılışta hisse senedinin fiyatını suni olarak yükseltmeye çalışıyordur. Bunun nedeni ise bu yatırımcıların bir gün önceden satın aldıkları fazla hisse senetlerini ellerinden çıkarıyor olmalarıdır. Ancak eğer hisse senedinin fiyatı otuz dakika sonra hala düşmemişse, o zaman günün geri kalanında da yükselme ihtimali vardır. Burada izlenecek taktik şudur: Açılıştan sonra o günkü en yüksek fiyatın 1/16 sı üzerinde alış ve o günün en düşük fiyatının 1/16 altında stop emri verin.
2. Açılıştan sonra satış: Burada yukarıdaki stratejinin tam tersinin uygulanması gerekir. Eğer hiç bir haber yokken hisse senedinin fiyatı düşüyorsa tedirdin müşterilerin satış emirleri bir gün önceki kapanıştan birikmiş olabilir. Bazen piyasa yapıcılar hisse senedini suni olarak düşük fiyatla açarlar ve bu şekilde panik satıcıları çekerler. Bu sayede portföylerine hisse senedi toplarlar. Çünkü kural olarak piyasa yapıcılar fiyat düşüşlerinde satın alıp artışlarda satarlar. 30 dakika sonra hisse senedi toparlanır ve normal fiyattan işlem görmeye başlar. Piyasa yapıcılar düşük fiyattan topladıkları malları satarak kar ederler. Ancak 30 dakika sonra hisse senedinin fiyatı hala düşük seviyelerde kalıyorsa, gün içinde fiyatın daha da fazla düşme ihtimali vardır. Buradaki taktik ise şudur: Hisse senedinin o günkü en düşük fiyatının 1/16 altından açığa satış ve o günün en yüksek fiyatının 1/16’sı üzerinde de stop emri vermektir.
3. Kar marjında oynamak: Bu son derece basitttir. Alışın 1/16’sı üzerinde al ve satışın 1/16’sı altında satış emri verin. Bu strateji çok hareketli olmayan hisse senetlerinde güzel işler. Eğer başarılı olursa her işlem de kar edersiniz. Kar marjını istediğiniz kadar küçültebilirsiniz. Buradaki sorun hiç bir zaman fiyatların belirlediğiniz sınırlara gelmemesidir. Piyasa yapıcılar hemen ne yapmaya çalıştığınızı farkedip sizi saf dışı bırakacak şekilde fiyatı ayarlayabilir. Günlük işlem yapanlar bu taktiği çok sık kullanırlar.
4. Sıkıştırma: Bu da başka basit bir taktiktir. Haber bantından geçen haberleri izleyin. Herkes bir hisse senedinin yükseleceğini bağırıp duruyorsa sürüye siz de katılın. Düşük bir kar marjına razı olun. Sonra da uçuruma yuvarlanmadan sürüden ayrılın.
5. Piyasayı bulanıklaştırma: Bu strateji de zayıfı alıp güçlüyü satmaktır. Yani, piyasaya göre fiyatı düşük olan hisse senedini alırsınız ve piyasanın yukarıya doğru trendini beklersiniz. Hisse senedi açılışın üstünde işlem görene kadar satın almaya devam edersiniz. Bunun sebebi hisse senedini önceden almış olanlar kayıpları engellemek için satacaklar ve böylece kısa vadede fiyatı aşağıya çekeceklerdir.
6. Son saatte işlem yapın: Hisse senetleri son işlem saatinde en yüksek fiyatlarından aşağıya doğru gevşerler. Neden? Çünkü günlük işlem yapanlar ve piyasa yapıcılar pozisyonlarından çıkıp kar satışları yapmak isterler. Fiyat düşüşü bu sebeple son işlem saatinde meydana gelir. Bu aşağıya doğru hareket bazen güzel açığa satış avantajları yaratabilir.
1.Açılıştan sonra alış: Diyelim ki hisse senedi, piyasanın açılışında %5 yükseldi ve bununla bağlantılı olan ve basın-yayın organlarında yayınlanan herhangi bir haber de yok. O zaman:
Hisse senedinin fiyatı, bu işlemden yarım saat sonra düşecektir. Neden mi? Piyasa yapıcılar açılışta hisse senedinin fiyatını suni olarak yükseltmeye çalışıyordur. Bunun nedeni ise bu yatırımcıların bir gün önceden satın aldıkları fazla hisse senetlerini ellerinden çıkarıyor olmalarıdır. Ancak eğer hisse senedinin fiyatı otuz dakika sonra hala düşmemişse, o zaman günün geri kalanında da yükselme ihtimali vardır. Burada izlenecek taktik şudur: Açılıştan sonra o günkü en yüksek fiyatın 1/16 sı üzerinde alış ve o günün en düşük fiyatının 1/16 altında stop emri verin.
2. Açılıştan sonra satış: Burada yukarıdaki stratejinin tam tersinin uygulanması gerekir. Eğer hiç bir haber yokken hisse senedinin fiyatı düşüyorsa tedirdin müşterilerin satış emirleri bir gün önceki kapanıştan birikmiş olabilir. Bazen piyasa yapıcılar hisse senedini suni olarak düşük fiyatla açarlar ve bu şekilde panik satıcıları çekerler. Bu sayede portföylerine hisse senedi toplarlar. Çünkü kural olarak piyasa yapıcılar fiyat düşüşlerinde satın alıp artışlarda satarlar. 30 dakika sonra hisse senedi toparlanır ve normal fiyattan işlem görmeye başlar. Piyasa yapıcılar düşük fiyattan topladıkları malları satarak kar ederler. Ancak 30 dakika sonra hisse senedinin fiyatı hala düşük seviyelerde kalıyorsa, gün içinde fiyatın daha da fazla düşme ihtimali vardır. Buradaki taktik ise şudur: Hisse senedinin o günkü en düşük fiyatının 1/16 altından açığa satış ve o günün en yüksek fiyatının 1/16’sı üzerinde de stop emri vermektir.
3. Kar marjında oynamak: Bu son derece basitttir. Alışın 1/16’sı üzerinde al ve satışın 1/16’sı altında satış emri verin. Bu strateji çok hareketli olmayan hisse senetlerinde güzel işler. Eğer başarılı olursa her işlem de kar edersiniz. Kar marjını istediğiniz kadar küçültebilirsiniz. Buradaki sorun hiç bir zaman fiyatların belirlediğiniz sınırlara gelmemesidir. Piyasa yapıcılar hemen ne yapmaya çalıştığınızı farkedip sizi saf dışı bırakacak şekilde fiyatı ayarlayabilir. Günlük işlem yapanlar bu taktiği çok sık kullanırlar.
4. Sıkıştırma: Bu da başka basit bir taktiktir. Haber bantından geçen haberleri izleyin. Herkes bir hisse senedinin yükseleceğini bağırıp duruyorsa sürüye siz de katılın. Düşük bir kar marjına razı olun. Sonra da uçuruma yuvarlanmadan sürüden ayrılın.
5. Piyasayı bulanıklaştırma: Bu strateji de zayıfı alıp güçlüyü satmaktır. Yani, piyasaya göre fiyatı düşük olan hisse senedini alırsınız ve piyasanın yukarıya doğru trendini beklersiniz. Hisse senedi açılışın üstünde işlem görene kadar satın almaya devam edersiniz. Bunun sebebi hisse senedini önceden almış olanlar kayıpları engellemek için satacaklar ve böylece kısa vadede fiyatı aşağıya çekeceklerdir.
6. Son saatte işlem yapın: Hisse senetleri son işlem saatinde en yüksek fiyatlarından aşağıya doğru gevşerler. Neden? Çünkü günlük işlem yapanlar ve piyasa yapıcılar pozisyonlarından çıkıp kar satışları yapmak isterler. Fiyat düşüşü bu sebeple son işlem saatinde meydana gelir. Bu aşağıya doğru hareket bazen güzel açığa satış avantajları yaratabilir.
Trade Stratejileri - II
Yukardan Al, Daha Yukardan Sat
.....
Piyasaların sıkışma alanları dahilinde oynamaya devam ettiği, veya fiyat hareketlerinin, belirli sıkışma alanları olmasa da tekdüze, sınırları tespit edilebilir ve eğimi fazla dik olmayan trendlerle hareket ettiği piyasalarda bu “ucuza AL, pahalıya SAT” tarzı iyi sonuç verir. Ne var ki, piyasaların kolayca belirlenebilir sıkışma alanları oluşturmadığı, fiyat hareketlerinin güçlü ve volatilitenin yüksek olduğu piyasalarda işler değişir. Bu tür piyasalar, sıkışma alanı piyasalarından çok farklıdır. Bu farklılığı birkaç benzetmeyle anlamaya çalışalım.
Kumsalda voleybol oynadığınız, içi hava dolu, hafif bir plaj topunu düşünün. Bir fiskeyle topu birkaç metre ileri fırlatabiliyorsunuz. Şimdi topu alın ve diz boyu suya girerek topu suyun altında yere kadar bastırmayı deneyin. Bunu yapabilmek için bir miktar güç harcamanız gerek. Bir adım daha ileri gidelim. Topu suyun içinde yere bastırdıktan sonra yerde tutmaya devam edin. Topun içinin hava dolu olması ve suyun kaldırma gücü nedeniyle top yukarı çıkmak isteyecek, siz de buna izin vermemek için bir efor sarfetmek zorunda kalacaksınız. Peki ya topu bıraktığınızda ne olacak? Top dipte baskı altında tutulmasıyla biriktirdiği potansiyel enerjiyi kullanarak yükselecek ve su yüzüne çıktıktan sonra da, alçak basınç alanına geçtiğinden dolayı (hava basıncı, su basıncından daha az) gözle görülür bir güç ve artan hızla yukarı fırlayacaktır.
Bir başka örnekde de inekleri kullanalım. Diyelim ki 100 adet ineğimiz var. Önce bunları 1,000 dönümlük, çitle çevrilmiş bir meraya yerleştirelim. Bu çitle çevrili geniş alandan tek bir çıkış kapısı var. Bu kapıyı açık bıraktığınız düşünün. Birincisi, içerde bol bol yiyecek, ikincisi ineklerin rahatı yerinde olduğundan, ineklerin kapının dışına çıkmadığını göreceksiniz. Şimdi 100 ineğimizi alıp, dar bir salona tıkayalım. Kapıyı açtığımızda, hem içerde yiyecek olmadığından, hem de içerde tıkış tıkış ve rahatsız bir şekilde sıkışıp kaldıklarından ilk fırsatta kendilerini dışarıya atacak, hem de süratle uzaklaşmaya çalışacaklardır.
İşte sıkışmış piyasalarda sergilenen davranış biçimleri aynıdır. Sıkışma alanlarının içindeki basınç, dışardaki basınçtan daha fazladır. Bu alan dahilinde kalındıkça, yatırımcılar, ister beklentileri gerçekleşmediğinden, ister para kaybettiklerinden olsun, daha asabi hale gelirler. Bu asabiyet, aynı plaj topu örneğinde olduğu gibi, bu davranış biçimleriyle dürtülen insanlarda bir potansiyel enerji birikimi başlatır. Yatırımcılar bu alan dahilinde hareket yeteneklerini yitirip daha da asabileştikçe, rasyonel davranma kapasitelerini de kaybedip en küçük bir olaya aşırı tepki gösterirler. Basıncın az olduğu sıkışma alanı dışına çıktıklarında da aynı aşırılığı gösterek abartılı alım veya satış gerçekleştirirler. Bu abartılı alım veya satımlar da piyasaya büyük fiyat hareketleri getirir.
Yine aynı inek örneğinde olduğu gibi, sıkışma alanlarında ekmek azdır. Kâr potansiyeli olmayan sıkışık piyasalarda piyasalarda yatırımcılar sıkışmış inekler gibi rahatsız, aç ve sinirli bir şekilde kapıların açılmasını beklerler. Bu kapı açıldığında da (yâni sıkışma alanını sınırlayan destek veya direnç çizgileri kırıldığında), yine tepki abartılı olur ve alçak basınç alanına geçen fiyatlar aşırı hareketler yaparlar.
Piyasalar bu tür davranış biçimleri sergilediğinde, “ucuza AL, pahalıya SAT” tarzı işlemez. Bu koşullar altında yeni bir yatırım tarzı benimsenmelidir. İşte biz bu tarza “pahalıya AL, daha pahalıya SAT” tarzı diyebiliriz. Bundan sonra da kullanım kolaylığı sağlamak için, gelin bu tarzları yeniden ve daha basit bir şekilde isimlendirelim.
Öğrendiğimiz ilk yatırım tarzı olan, “ucuza AL, pahalıya SAT” veya “aşağıdan AL, yukarıda SAT” veya “dipen AL, tepede SAT” veya “sıkışma alanı yatırımı” tarzına biz A tarzı diyelim.
Öğreneceğimiz ikinci tarz, yukarıdaki plaj topu veya inek örneklerine istinaden, piyasaların sıkışma alanlarından kırıp çıktığı ve daha şiddetli fiyat hareketleri yaptığı koşullarda kullanacağımız, “yukarıdan AL, daha yukarıda SAT” veya “pahalıya AL, daha pahalıya SAT” veya “kırınca AL” tarzı. Bu tarza da basiteçe B tarzı diyelim.
B tarzı yatırım stratejisi, tamemen yukarıdaki örneklerle tanımlanan piyasa koşullarının gerektirdiği bir yatırım stratejsidir. Bu tarzı benimseyen yatırımcılar, sıkışma alanları dahilinde yeterince ekmek (kâr potansiyeli) olmadığını veya olanın da kendileri için çok düşük olduğunu ve sıkışma alanı kırıldığında piyasa hareketinin güçlü olacağını düşünen yatırımcılardır. Dolayısıyla, fiyatlar sıkışma alanları dahilinde kaldığı müddetçe her hangi bir işlem yapmazlar. Bütün yaptıkları tetikte bekleyip bu alanın kırılmasını beklemektir. İşte pozisyonlarına da bu kırılış olduğu anda girerler.
.....
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sende !
.....
Piyasaların sıkışma alanları dahilinde oynamaya devam ettiği, veya fiyat hareketlerinin, belirli sıkışma alanları olmasa da tekdüze, sınırları tespit edilebilir ve eğimi fazla dik olmayan trendlerle hareket ettiği piyasalarda bu “ucuza AL, pahalıya SAT” tarzı iyi sonuç verir. Ne var ki, piyasaların kolayca belirlenebilir sıkışma alanları oluşturmadığı, fiyat hareketlerinin güçlü ve volatilitenin yüksek olduğu piyasalarda işler değişir. Bu tür piyasalar, sıkışma alanı piyasalarından çok farklıdır. Bu farklılığı birkaç benzetmeyle anlamaya çalışalım.
Kumsalda voleybol oynadığınız, içi hava dolu, hafif bir plaj topunu düşünün. Bir fiskeyle topu birkaç metre ileri fırlatabiliyorsunuz. Şimdi topu alın ve diz boyu suya girerek topu suyun altında yere kadar bastırmayı deneyin. Bunu yapabilmek için bir miktar güç harcamanız gerek. Bir adım daha ileri gidelim. Topu suyun içinde yere bastırdıktan sonra yerde tutmaya devam edin. Topun içinin hava dolu olması ve suyun kaldırma gücü nedeniyle top yukarı çıkmak isteyecek, siz de buna izin vermemek için bir efor sarfetmek zorunda kalacaksınız. Peki ya topu bıraktığınızda ne olacak? Top dipte baskı altında tutulmasıyla biriktirdiği potansiyel enerjiyi kullanarak yükselecek ve su yüzüne çıktıktan sonra da, alçak basınç alanına geçtiğinden dolayı (hava basıncı, su basıncından daha az) gözle görülür bir güç ve artan hızla yukarı fırlayacaktır.
Bir başka örnekde de inekleri kullanalım. Diyelim ki 100 adet ineğimiz var. Önce bunları 1,000 dönümlük, çitle çevrilmiş bir meraya yerleştirelim. Bu çitle çevrili geniş alandan tek bir çıkış kapısı var. Bu kapıyı açık bıraktığınız düşünün. Birincisi, içerde bol bol yiyecek, ikincisi ineklerin rahatı yerinde olduğundan, ineklerin kapının dışına çıkmadığını göreceksiniz. Şimdi 100 ineğimizi alıp, dar bir salona tıkayalım. Kapıyı açtığımızda, hem içerde yiyecek olmadığından, hem de içerde tıkış tıkış ve rahatsız bir şekilde sıkışıp kaldıklarından ilk fırsatta kendilerini dışarıya atacak, hem de süratle uzaklaşmaya çalışacaklardır.
İşte sıkışmış piyasalarda sergilenen davranış biçimleri aynıdır. Sıkışma alanlarının içindeki basınç, dışardaki basınçtan daha fazladır. Bu alan dahilinde kalındıkça, yatırımcılar, ister beklentileri gerçekleşmediğinden, ister para kaybettiklerinden olsun, daha asabi hale gelirler. Bu asabiyet, aynı plaj topu örneğinde olduğu gibi, bu davranış biçimleriyle dürtülen insanlarda bir potansiyel enerji birikimi başlatır. Yatırımcılar bu alan dahilinde hareket yeteneklerini yitirip daha da asabileştikçe, rasyonel davranma kapasitelerini de kaybedip en küçük bir olaya aşırı tepki gösterirler. Basıncın az olduğu sıkışma alanı dışına çıktıklarında da aynı aşırılığı gösterek abartılı alım veya satış gerçekleştirirler. Bu abartılı alım veya satımlar da piyasaya büyük fiyat hareketleri getirir.
Yine aynı inek örneğinde olduğu gibi, sıkışma alanlarında ekmek azdır. Kâr potansiyeli olmayan sıkışık piyasalarda piyasalarda yatırımcılar sıkışmış inekler gibi rahatsız, aç ve sinirli bir şekilde kapıların açılmasını beklerler. Bu kapı açıldığında da (yâni sıkışma alanını sınırlayan destek veya direnç çizgileri kırıldığında), yine tepki abartılı olur ve alçak basınç alanına geçen fiyatlar aşırı hareketler yaparlar.
Piyasalar bu tür davranış biçimleri sergilediğinde, “ucuza AL, pahalıya SAT” tarzı işlemez. Bu koşullar altında yeni bir yatırım tarzı benimsenmelidir. İşte biz bu tarza “pahalıya AL, daha pahalıya SAT” tarzı diyebiliriz. Bundan sonra da kullanım kolaylığı sağlamak için, gelin bu tarzları yeniden ve daha basit bir şekilde isimlendirelim.
Öğrendiğimiz ilk yatırım tarzı olan, “ucuza AL, pahalıya SAT” veya “aşağıdan AL, yukarıda SAT” veya “dipen AL, tepede SAT” veya “sıkışma alanı yatırımı” tarzına biz A tarzı diyelim.
Öğreneceğimiz ikinci tarz, yukarıdaki plaj topu veya inek örneklerine istinaden, piyasaların sıkışma alanlarından kırıp çıktığı ve daha şiddetli fiyat hareketleri yaptığı koşullarda kullanacağımız, “yukarıdan AL, daha yukarıda SAT” veya “pahalıya AL, daha pahalıya SAT” veya “kırınca AL” tarzı. Bu tarza da basiteçe B tarzı diyelim.
B tarzı yatırım stratejisi, tamemen yukarıdaki örneklerle tanımlanan piyasa koşullarının gerektirdiği bir yatırım stratejsidir. Bu tarzı benimseyen yatırımcılar, sıkışma alanları dahilinde yeterince ekmek (kâr potansiyeli) olmadığını veya olanın da kendileri için çok düşük olduğunu ve sıkışma alanı kırıldığında piyasa hareketinin güçlü olacağını düşünen yatırımcılardır. Dolayısıyla, fiyatlar sıkışma alanları dahilinde kaldığı müddetçe her hangi bir işlem yapmazlar. Bütün yaptıkları tetikte bekleyip bu alanın kırılmasını beklemektir. İşte pozisyonlarına da bu kırılış olduğu anda girerler.
.....
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sende !
Trade Stratejileri - I
Aşağıda Al, Yukarıda Sat
....
Bir an teknik analiz evreninden çıkıp destek ve direnç kavramlarını ekonomik bağlamlarında, yâni arz veya talebin geldiği fiyat seviyeleri olarak düşünürsek, yatırım stratejimiz de bu seviyeler üzerinde kurabiliriz. Bunu yapmak için de ne bir ekonomist ne de bir teknik analist olmanız gerekmez. Eğer fiyatlar her 5,000’e düştüğünde talep geliyor ve her 25,000’e çıktığında arz baskısı baş gösteriyorsa yapılacak iş çok basittir. 5,000’e yaklaşınca AL, 25,000’e yaklaşınca SAT. Başka bir ifadeyle, arz bölgesinde AL, talep bölgesinde SAT. Biz teknik anlizde bu arz ve talep bölgelerini destek ve direnç bölgeleri olarak tanımladığımıza göre de, desteğe yaklaşınca AL, dirence yaklaşınca SAT. Destek ve direnç seviyelerini fiyat grafiklerinde çizgilerle belirleyebildiğimize göre işimiz temel analistlerin veya ekonomistlerinkinden daha kolay. Bütün yapacağımız iş bu çizgilere yaklaşınca alıp satmak. Yaklaşınca dememin nedeni, hem yukarıda bahsettiğim yuvarlar rakamlar sendromu hem de çoğunluğun aynı seviyeleri (çizgileri) tespit edip aynı fiyatlara alım/satım emirleri vermesi sonucunda benim emrimin yerine getirilmeme olasılığının artabileceği.
....
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sende!
....
Bir an teknik analiz evreninden çıkıp destek ve direnç kavramlarını ekonomik bağlamlarında, yâni arz veya talebin geldiği fiyat seviyeleri olarak düşünürsek, yatırım stratejimiz de bu seviyeler üzerinde kurabiliriz. Bunu yapmak için de ne bir ekonomist ne de bir teknik analist olmanız gerekmez. Eğer fiyatlar her 5,000’e düştüğünde talep geliyor ve her 25,000’e çıktığında arz baskısı baş gösteriyorsa yapılacak iş çok basittir. 5,000’e yaklaşınca AL, 25,000’e yaklaşınca SAT. Başka bir ifadeyle, arz bölgesinde AL, talep bölgesinde SAT. Biz teknik anlizde bu arz ve talep bölgelerini destek ve direnç bölgeleri olarak tanımladığımıza göre de, desteğe yaklaşınca AL, dirence yaklaşınca SAT. Destek ve direnç seviyelerini fiyat grafiklerinde çizgilerle belirleyebildiğimize göre işimiz temel analistlerin veya ekonomistlerinkinden daha kolay. Bütün yapacağımız iş bu çizgilere yaklaşınca alıp satmak. Yaklaşınca dememin nedeni, hem yukarıda bahsettiğim yuvarlar rakamlar sendromu hem de çoğunluğun aynı seviyeleri (çizgileri) tespit edip aynı fiyatlara alım/satım emirleri vermesi sonucunda benim emrimin yerine getirilmeme olasılığının artabileceği.
....
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sende!
İşlem Yapma Tutkusu
Birçok spekulator kullandıkları teknik analiz sisteminden memnundur ve hiçbir zaman yeni koşullara uydurmayı ve geliştirmeyi gerekli görmezler. Diğer bir kısım spekulator ise, sürekli yenilenmek ve daha iyi bir sistem dizayn edebilmek için çabalarlar. Öte yandan teknik analiz kullanmadan tamamen duygusallık ve beklentileri ile işlem yapan spekulatorler vardır. Bu grup spekulatorler piyasayı ekrandan seyrederler ve zamanın uygun olduğunu düşündükleri anda pozisyon alırlar. Bu yaklaşım insanın doğasında olan ilkel içgüdülerden kaynaklanır. Çok defa acele olarak alınan bu irrasyonel kararlar pişmanlığa yol açar. Ancak bu tur sezgi ile işlem yapan tecrübeli ve hatta gayet başarılı spekulatorler vardır. Bu spekulatorler hiçbir sistem ya da metot kullanmazlar. Fakat çok az sayıda olan bu tür spekulatorlerin özel bir yeteneği olduğu düşünülebilir. Bu durumun genek istatistik dışında olduğu unutulmamalıdır.
Genel olarak kişi yada kurumsal yatırımcıların bir sistem çerçevesinde işlem yapması gerekir. Ancak bu yol herhangi bir teknik analiz sisteminin satın alınmasıyla başarılamaz. Mekanik sistemler iyi sonuç veriyorsa neden tüm spekulatorler bu yolu izlemiyor? Yada mekanik sistemler iyi sonuç vermiyorsa neden birçok spekulator teknik sistemlerin peşinden koşuyor? Gerçekte sistemlerin çogu iyi sonuçlar verir. Ancak doğru spekulator tarafından kullanılması şarttır. Çok defa pahalı teknik analiz sistemleri satın alanlar kısa bir süre sonra birkaç kötü işlem sonrası bu sistemleri bir köşeye kaldırır ve bu pahalı programlar toz toplamaya terk edilir. Kötü sonuçlar sistemden ya da o sistemi kullanan spekulatorden kaynaklanmayabilir. Burada problem spekulatorun sistem ile uyumlu olmamasıdır. Herhangi bir teknik analiz sistemi, örneğin kurumsal yatırımcı için hazırlanmış olmasına karşın belki de küçük yatırımcı tarafından kullanılmaktadır. En önemli kavram sistem ile kullanıcısının uyumlu olmasıdır. Her yatırımcının kendine özgü yatırım felsefesi, kazanç veya zarar durumlarındaki davranışı, işlem aktivitesi gibi önemli parametreler sistem ile paylaşılmaldıır. Aksi halde sistem kullanılamaz. Çok defa spekulatorler geçmişte iyi para kazandıran sistemlere rağbet göstererek satın almak için bir servet harcarlar. Bu karar aynı görücü usulu ile evlenmeye benzer. Evleneceginiz kişi hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz fakat tanıyanlar bu evliliğin mükemmel olacağını söylüyorlar !
Piyasalarda işlem yapan her traderın öğrendiği ya da öğrenmek zorunda olduğu bir gerçek vardır. Zararlı pozisyonların derhal kapatılması gereği. Tüm yatırım kitaplarında ilke olarak kabul edilen ve sık sık tekrarlanan bu strateji kolaylıkla uygulanabilir diye düşünülse de gerçekte deneyimli traderların bile tuzağına düştüğü bir yatırım davranışıdır. Psikolojik olarak yenilgiyi kabul etmek zordur. Zararlı pozisyonların kontrol edilememesindeki en büyük engel yatırımcının kendi egosudur. Sonuç hemen hemen her zaman aynıdır. Hesap ekstrelerinde çok kısa zamanda yükselen zarar! Başarılı ve başarısız yatırımcıyı ayıreden en önemli davranışlardan biri olan zarara tolerans gösterilmesi ciddi olarak kontrol altında tutulmalıdır. Bazen piyasa koşulları değişerek pozisyonların zararını azaltabilir hatta kazançlı duruma bile getirebilir. Ancak yanlış zamanda doğru olmanın mükafatlandırıcı olmadığını unutmamak gerekir.
Büyük kayıplara tolerans göstermenin porfoyun dengelerini çok kısa zamanda altüst edeceği ya da eldeki kapitalin çok kısa zamanda eriyeceği unutulmamalıdır. Söz gelimi 100 milyon TL yatırım portfoyu ile %100 getiri beklendiğini ya da amaçlandığını düşünelim. Eğer birkaç zararlı işlemle portfoyun değeri %25 azalırsa, orjinal hedefi sağlamak için performansın %133 artması gerekir. Oysa bu getirinin hedeflenmesi daha fazla risk alınmasına yol açacak ve başarı oranı düşecektir. Zararlı pozisyonların derhal kapatılması ardında önemli bir ististik gerçek vardır. İstatistikçiler tarafından gayet iyi bilinen fakat yatırımcılar tarafından pek kullanılmayan 'İflas Riski' (Probability of Ruin) kavramı. Teknik sistemlerin en iyi olanlarının bile kazanç/zarar rasyosu %50 nin üzerine çıkamaz. Bu sistemlerle dahi bazı dönemlerde ardı ardına zararlı işlemler yapılması mümkündür. Zarara fazla tolerans gösterilirse iflas etmek kaçınılmaz olur. Profesyonel yatırımcıların kazanç sağlamalarının ardındaki gerçek zararlı pozisyonları derhal kapatarak kazançlı pozisyonları tutmalarından kaynaklanır. Netice olarak başarılı bir trader olmanın en başta gelen koşulu risk yönetimine gösterilecek hassasiyettir. Etkin bir risk yönetimi pozisyonların yakından takip edilmesinin yanısıra zararı en düşük seviyede tutmayı gerektirir. Piyasalarda alınan her pozisyonun riski olmasına rağmen bazı genel prensiplerin istikrarlı uygulanması muhtemel kayıpları önleyecektir.
Kaynak : Ateşan Aybars, Modern Teknik Analiz
__________________
Genel olarak kişi yada kurumsal yatırımcıların bir sistem çerçevesinde işlem yapması gerekir. Ancak bu yol herhangi bir teknik analiz sisteminin satın alınmasıyla başarılamaz. Mekanik sistemler iyi sonuç veriyorsa neden tüm spekulatorler bu yolu izlemiyor? Yada mekanik sistemler iyi sonuç vermiyorsa neden birçok spekulator teknik sistemlerin peşinden koşuyor? Gerçekte sistemlerin çogu iyi sonuçlar verir. Ancak doğru spekulator tarafından kullanılması şarttır. Çok defa pahalı teknik analiz sistemleri satın alanlar kısa bir süre sonra birkaç kötü işlem sonrası bu sistemleri bir köşeye kaldırır ve bu pahalı programlar toz toplamaya terk edilir. Kötü sonuçlar sistemden ya da o sistemi kullanan spekulatorden kaynaklanmayabilir. Burada problem spekulatorun sistem ile uyumlu olmamasıdır. Herhangi bir teknik analiz sistemi, örneğin kurumsal yatırımcı için hazırlanmış olmasına karşın belki de küçük yatırımcı tarafından kullanılmaktadır. En önemli kavram sistem ile kullanıcısının uyumlu olmasıdır. Her yatırımcının kendine özgü yatırım felsefesi, kazanç veya zarar durumlarındaki davranışı, işlem aktivitesi gibi önemli parametreler sistem ile paylaşılmaldıır. Aksi halde sistem kullanılamaz. Çok defa spekulatorler geçmişte iyi para kazandıran sistemlere rağbet göstererek satın almak için bir servet harcarlar. Bu karar aynı görücü usulu ile evlenmeye benzer. Evleneceginiz kişi hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz fakat tanıyanlar bu evliliğin mükemmel olacağını söylüyorlar !
Piyasalarda işlem yapan her traderın öğrendiği ya da öğrenmek zorunda olduğu bir gerçek vardır. Zararlı pozisyonların derhal kapatılması gereği. Tüm yatırım kitaplarında ilke olarak kabul edilen ve sık sık tekrarlanan bu strateji kolaylıkla uygulanabilir diye düşünülse de gerçekte deneyimli traderların bile tuzağına düştüğü bir yatırım davranışıdır. Psikolojik olarak yenilgiyi kabul etmek zordur. Zararlı pozisyonların kontrol edilememesindeki en büyük engel yatırımcının kendi egosudur. Sonuç hemen hemen her zaman aynıdır. Hesap ekstrelerinde çok kısa zamanda yükselen zarar! Başarılı ve başarısız yatırımcıyı ayıreden en önemli davranışlardan biri olan zarara tolerans gösterilmesi ciddi olarak kontrol altında tutulmalıdır. Bazen piyasa koşulları değişerek pozisyonların zararını azaltabilir hatta kazançlı duruma bile getirebilir. Ancak yanlış zamanda doğru olmanın mükafatlandırıcı olmadığını unutmamak gerekir.
Büyük kayıplara tolerans göstermenin porfoyun dengelerini çok kısa zamanda altüst edeceği ya da eldeki kapitalin çok kısa zamanda eriyeceği unutulmamalıdır. Söz gelimi 100 milyon TL yatırım portfoyu ile %100 getiri beklendiğini ya da amaçlandığını düşünelim. Eğer birkaç zararlı işlemle portfoyun değeri %25 azalırsa, orjinal hedefi sağlamak için performansın %133 artması gerekir. Oysa bu getirinin hedeflenmesi daha fazla risk alınmasına yol açacak ve başarı oranı düşecektir. Zararlı pozisyonların derhal kapatılması ardında önemli bir ististik gerçek vardır. İstatistikçiler tarafından gayet iyi bilinen fakat yatırımcılar tarafından pek kullanılmayan 'İflas Riski' (Probability of Ruin) kavramı. Teknik sistemlerin en iyi olanlarının bile kazanç/zarar rasyosu %50 nin üzerine çıkamaz. Bu sistemlerle dahi bazı dönemlerde ardı ardına zararlı işlemler yapılması mümkündür. Zarara fazla tolerans gösterilirse iflas etmek kaçınılmaz olur. Profesyonel yatırımcıların kazanç sağlamalarının ardındaki gerçek zararlı pozisyonları derhal kapatarak kazançlı pozisyonları tutmalarından kaynaklanır. Netice olarak başarılı bir trader olmanın en başta gelen koşulu risk yönetimine gösterilecek hassasiyettir. Etkin bir risk yönetimi pozisyonların yakından takip edilmesinin yanısıra zararı en düşük seviyede tutmayı gerektirir. Piyasalarda alınan her pozisyonun riski olmasına rağmen bazı genel prensiplerin istikrarlı uygulanması muhtemel kayıpları önleyecektir.
Kaynak : Ateşan Aybars, Modern Teknik Analiz
__________________
Pozisyon Alma ve Kapama
Long ya da short herhangi bir pozisyondan çıkmak yeni bir pozisyon almaktan çok daha zordur. Yeni bir pozisyon alınırken olumlu koşulların gelişmesi için istenildiği kadar bekleyebilirsiniz. Kenarda beklemekle belki fırsat kaçırılabilir fakat para risk edilmemiştir. Ancak bir kez pozisyon alındığında stresli bir uğraşı başlar. Piyasalar ne yönde gelişirse bunu kabul etmek ya da buna müdahele etmek durumunda kalınır. Çünkü paranız risk altındadır. Birçok teknik analiz sistemleri kağıt üzerinde (historical testing) fiktif olarak yapılan işlemlerle muhteşem getiriler sağlar. Bu performansın hiçbir önemi yoktur. Her teknik analiz sistemi gerçek piyasa içinde denenmelidir. Ne zaman pozisyon alınacağı kararı önemli olmakla birlikte keyfidir. Pozisyon almaktan vazgeçebilir yada bir başka zamana öteleyebilirsiniz. Bir kez pozisyon alındıktan sonra bu lüks mevcut değildir. Teknik analiz sistemi geliştirirken ne zaman pozisyon alınacağı ve ne zaman kapanacağı oldukça önemlidir. Fakat bazen piyasa dışında kalmanın da yararları da gözardı edilmemelidir. Kurulacak sistemde bu konuya da yer verilmelidir. Bazı spekulatorler her zaman piyasada olmak ve pozisyon taşımak ihtiyacı duyarlar. İşlem yapmak full-time iş gibidir. Belirsiz durumlarda kenarda beklemenin psikolojik avantajları vardır. Piyasa hakkında sağlıklı bir görüş ve gerçekçi bir beklenti pozisyon olmadığı zaman daha kolay başarılır. Fiyatların aşırı yükseldiği yada düştüğü dönemlerde ters pozisyonda olan yatırımcıların objektif olabilmeleri çok zordur. Pozisyonların kapatılmaması ve zarara tolerans giderek artar. Oysa piyasalar kendi olguları doğrultusunda gelişir. Piyasaların para kazanmak ya da kaybetmek kuşkuları yoktur. Kendi aşırı değişimini de rasyonalize etmek durumunda değildir. Kimin hangi pozisyonu taşıdığını da bilmez, aldırmaz. Sadece kendi için vardır. Oysa yatırımcı için piyasa yanlış yerde veya seviyede olabilir. Bu durumda yatırımcı piyasa seviyesini sık sık suçlayabilir. Ancak piyasa hiçbir zaman yanlış yerde değildir, sadece yatırımcı persfektifi piayasaya uygun değildir.
Kaynak : Ateşan Aybars, Modern Teknik Analiz
Kaynak : Ateşan Aybars, Modern Teknik Analiz
2 Eylül 2007 Pazar
XU100 Üzerine
Teknik göstergelere bakıldığında XU100’ün hem 56.300 hem de 43.300’e göre daha güvenli bir noktada olduğu görülüyor.
Ancak Çarşamba kapanışına göre 3 aylık prim oranı % 2.1 seviyesinde iken endeksin Cuma günü tek işlem gününde % 4.4 yükselmesi ihtiyatlı olmayı gerektiriyor. Önümüzdeki günlerde bu hızlı artışın sindirilmesi gerekebilir.
Bu aşamada 20 günlük HO’ların geçtiği 48.500 seviyelerine odaklanmak, bu seviyenin + / - 500 puan bandına dikkat kesilmek ve 48.000 altında açılan pozisyonları kapatmak üstlenilen riski azaltabilir.
Haziran ayının ilk haftasından Temmuz ayının son haftasına dek süren son yükselişte endeksin üzerinde getiri sağlayan hisselerin oranı % 25 seviyesinde kalmıştır. Yani her 4 hissenin 3’ü endeksteki yükselişi yakalayamamıştır. Bu nedenle hisse tercihlerinde titiz davranmak gerekmektedir.
Hareket tarzını belirlerken “Tok alıcı, tok satıcı” mantığıyla hareket etmek, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmama” prensibine bağlı kalmak trade işlemlerinden daha verimli sonuç almayı sağlayabilir.
Güzel bir hafta geçirmenizi dilerim.
ATO'nun Sıcak Para Raporu
SICAK PARA: RİSKİ TÜRKİYE'NİN, KAZANCI SPEKÜLATÖRÜN...
-TÜRKİYE'YE 2003 YILI BAŞINDA GELEN VE TL'YE DÖNÜŞTÜRÜLEREK HAZİNE BONOSUNDA DEĞERLENDİRİLEN 1 MİLYON DOLAR, 3 MİLYON 265 BİN DOLARA KADAR YÜKSELDİ.. AYNI PARA BORSADA AYNI SÜREDE 5 MİLYON 690 BİN DOLAR OLDU.
- 2003 YILI BAŞINDA 6.6 MİLYAR DOLAR OLAN TÜRKİYE'DEKİ SICAK PARA MİKTARI BU SÜREDE 81,5 MİLYAR DOLAR ARTIP 88,1 MİLYAR DOLARA YÜKSELEREK TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN EN BÜYÜK RİSK HALİNE GELDİ.
-TÜRK VATANDAŞLARI İSE TÜRK PARASINA GÜVEN DUYMADIKLARI İÇİN ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ZARAR ETTİLER. YURT İÇİNDEKİ VE DIŞINDAKİ DÖVİZ CİNSİNDEN TASARRUFLARININ TUTARI 135 MİLYAR DOLARI BULAN TÜRK VATANDAŞLARININ BU SÜREDE DOLARDA TUTTUKLARI 1 MİLYON YTL, 798 BİN YTL'YE İNDİ.
-2003 YILI BAŞINDAN BU YANA DOLAR CİNSİNDEN, ÜÇ AY VADELİ DÖVİZ TEVDİAT HESABINDA TUTULAN 1 MİLYON YTL İSE FAİZLERİYLE BİRLİKTE SADECE 1 MİLYON 30 BİN YTL OLDU.
- AYGÜN: SICAK PARA SELİ TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDİYOR.
Artık cari işlemler açığı ve yüksek faiz oranlarından bile daha yüksek risk olarak gösterilen sıcak para Türkiye'de son dört yıllık dönemde, gelişmiş ülkelerde 25 - 30 yılda bile elde edemeyeceği kadar getiri elde etti. Türkiye'ye 2003 yılı başında getirilerek Türk Lirası'na dönüştürülüp bonoda değerlendirilen 1 milyon dolar, 4,5 yılda 3 milyon 265 bin dolara, borsada ise 5 milyon 690 bin dolara yükseldi.
Sıcak paraya dünyanın en yüksek kazancını sağlayan Türkiye'de 2002 yılı başında 6,6 milyar dolar olan sıcak para stoku bu yıl Mayıs ayı sonunda 88,1 milyar dolara kadar yükselirken, Türkiye ekonomisi için en yüksek risk haline geldi.
Yabancılar Türkiye'de dünyanın en yüksek getirisini elde ederken, yastık altında tutulanlar hariç, 134,8 milyar dolar düzeyinde bir döviz tasarrufu bulunan Türk vatandaş ve şirketlerinin ise 2003 yılı başında dolara yatırdıkları 1 milyon YTL, bu yıl Haziran ayı sonunda 798 bin YTL'ye geriledi. Bu sürede dolar cinsinden üç ay vadeli mevduatta tutulan 1 milyon YTL ise sadece 1 milyon 30 bin YTL olabildi.
- SICAK PARANIN HAZİNE BONOSUNDAKİ SERÜVENİ -
Merkez Bankası döviz kurları ve İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı DİBS Performans Endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamalar, 2003 yılı başında Türk parasına dönüştürülen sıcak paranın, 4,5 yılda dolar bazında bonoda yüzde 226,5, hisse senetlerinde ise yüzde 469 oranında kazanç elde ettiğini gösterdi. Hesaplamalar tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye gelen "küresel sermayenin" aldığı bu yüksek riske karşılık çok yüksek düzeyde kazanç sağladığını ortaya koyuyor.
Dolar kurunun yüzde 14,6 oranında düştüğü 2003 yılında üç ay vadeyi Hazine bonosunda çevrilen fonlar yatırımcıya Türk parası bazında yüzde 43.36 oranında getiri sağladı. Dolar bazında getiri ise yüzde 67,9 olarak gerçekleşti.
2004 yılında Hazine bonosu yüzde 23,3 oranında getiri sağlarken dolar kuru yüzde 3.85 oranında düştü ve bononun dolar bazında getirisi yüzde 28,2 olarak gerçekleşti.
2005 yılında dolar kuru yılbaşı ve yılsonu arasında sadece yüzde 0,07 arttı, üç ay vadeli Hazine bonosu yatırımcısı yüzde 16.01'lik getiri sağladı, dolar bazında bononun getirisi yüzde 15,2 olarak gerçekleşti.
2006 yılında kur yüzde 5.22 oranında artarken, Hazine bonosunda Türk Lirası bazında yüzde 16.55, dolar bazında ise yüzde 10,8 getiri oluştu.
Bu yılın ilk yarısında dolar kuru yüzde 7,7 oranında düştü, Hazine bonosuna yatırım yapanlar Türk Lirası bazında yüzde 9, faiz elde ederken dolar bazında getiri ise yüzde14 olarak gerçekleşti.
- 1 MİLYON DOLAR 3 MİLYON DOLARI GEÇTİ -
Buna göre,2002 yılı sonunda 1.635 YTL olan dolar kuruyla, 1 milyon 635 bin YTL olarak Türk Parasına dönüştürülerek bu tarihten sonra 3 ay vadeli bonoda tutulan 1 milyon dolar, her yılın yılsonu kuruyla 2003 yılı sonunda 1 milyon 679 bin dolara, 2004 yılı sonunda 2 milyon 153 bin dolara, 2005 yılı sonunda 2 milyon 496 bin dolara, 2006 yılı sonunda 2 milyon 764 bin dolara yükseldi. Bu yıl Haziran sonunda ise 3 milyon 265 bin dolara çıktı.
2003 yılı başından Haziran 2007 sonuna kadar olan dönemde, sürekli üç ay vadeli Hazine bonosunda tutulan fonlar Türk Lirası bazında birikimli olarak yüzde 160,6 oranında getiri elde etti. Aynı dönemde dolar kuru ise yüzde 20,2 oranında düştü. Bonodan sağlanan bu yüksek getiri ve kurdaki düşüş yüzünden, bononun dolar cinsinden 4,5 yıllık birikimli getirisi yüzde 226,5 olarak gerçekleşti.
- SICAK PARANIN BORSA SERÜVENİ -
2001 krizinde Türkiye'deki şirketlerin hisse senedi fiyatlarının dibe vurması, kriz sonrasında İMKB'yi sıcak para için en cazip alanlardan biri yaptı.
İMKB 100 endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre hisse senetleri 2003 yılında Türk Lirası bazında yüzde 79,6, 2004 yılında yüzde 34,1, 2005 yılında yüzde 59,3 getiri sağladı. 2006 yılında yatırımcısına yüzde 1,7 oranında kayıp yaşatan hisse senetlerinin, bu yılın ilk yarısındaki getirisi yüzde 20,4 olarak gerçekleşti.
İMKB sıcak paraya dolar bazında 2003 yılında yüzde 110,3, 2004 yılında yüzde 39,4, 2005 yılında yüzde 59,2 kazandırdı. İMKB'de 2006 yılında yüzde 5,6 oranında kayba uğrayan sıcak para bu yılın ilk yarısında ise yüzde 30,4 oranında kazandı.
2003 yılı başında hisse senedine yatırılan 1 milyon dolar, 2003 yılı sonunda 2 milyon 103 bin dolar, 2004 yılı sonunda 2 milyon 933 bin dolar, 2005 sonunda 4 milyon 668 bin dolara yükseldi. 2006 sonunda 4 milyon 363 bin dolar oldu. Dolar kurunun 1,3046 YTL'ye kadar indiği bu yıl Haziran sonu itibariyle ise 5 milyon 690 bin dolara kadar yükseldi.
İMKB 2003 yılı başından bu yıl Haziran sonuna kadar olan dönemde Türk Lirası bazında yüzde 354,1 oranında getiri sağlarken, dolar kurundaki yüzde 20,4 oranındaki düşüşün de etkisiyle dolar bazında sıcak paraya ise yüzde 469 oranında kazanç sağladı..
- TÜRKİYE'DE NE KADAR SICAK PARA VAR -
Uluslararası yatırımcılar, bu ölçüde bir getiri nedeniyle tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye yoğun miktarda kısa vadeli sermaye getirdiler.
2002 yılı sonunda Türkiye'de yabancılara ait toplam 6,6 milyar dolarlık sıcak para bulunuyordu. Bu tutarın 3,5 milyar dolarlık kısmı hisse senetlerinde, 1,3 milyar doları Hazine iç borçlanma kâğıtlarında, 1,8 milyar doları ise banka mevduatında tutuluyordu.
Mayıs 2007 sonu itibariyle ise sıcak para 88,1 milyar dolara kadar yükseldi. 2002 yılından sonra 81,5 milyar dolarlık bir büyüme yaşanan sıcak paranın 50 milyar doları hisse senetlerinde tutuluyor. İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70'inden fazlasına yabancılar sahip bulunuyor. Yabancıların Hazine iç borçlanma kâğıtlarına park etmiş durumda bekleyen parası ise 33 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Yabancıların Türkiye'deki bankalarda bulunan mevduatları ise 5 milyar dolarlık bir büyüklük oluşturuyor.
- TÜRK VATANDAŞLARININ ZARARI -
Türkiye, dünyanın en yüksek nominal faiz oranını uygulayarak ve parasının hızla değerlenmesine izin vererek sıcak paraya dünyanın en yüksek getirisini sağlarken, Türk vatandaşlarının Türk Parasına olan güvensizliği ise devam ediyor. Bu nedenle de döviz cinsinden tasarrufların toplam tasarruflar içerisindeki payı azımsanmayacak bir düzeyde seyrediyor.
Türk vatandaşlarının yurt içindeki toplam döviz tasarrufları 108,1 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Bunun 85,8 milyar doları mevduat bankaları ve katılım bankalarındaki döviz mevduatlarında, 3,6 milyar doları Hazine'nin dış borçlanma için çıkardığı Eurobondlarda, 3 milyar doları ise döviz cinsinden Hazine iç borçlanma kâğıtlarında tutuluyor. Ayrıca yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının Merkez Bankası'nda 15,6 milyar dolarlık kredi mektuplu ve süper döviz mevduatı bulunuyor.
Ayrıca Türk vatandaşlarının yurt dışında da döviz mevduatları bulunuyor. Merkez Bankası verilerine göre Türk vatandaşlarının yurt dışındaki mevduatları 2006 yılı sonunda 26,7 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Buna göre Türk vatandaşlarının yaklaşık 134,8 milyar dolarlık döviz tasarrufu bulunuyor. Buna bir de yastık altındaki dövizler eklendiğinde Türk vatandaşlarının 140 milyar dolara yakın bir döviz varlığı tuttuğu tahmin ediliyor.
Yabancılar, faiz oranlarının düşük olduğu Japonya ve İsviçre gibi ülkelerden borçlanarak Türkiye gibi ülkelere yatırım yapıp süper getiriler elde ederken, her an bir siyasi ya da ekonomik istikrarsızlık yaşanabileceği endişesiyle döviz kurunun bir anda fırlayabileceğinden endişe eden Türk halkı ise 2002 yılından sonra çok yüksek zararlara katlandılar.
2003 yılı başındaki kurdan dolara çevrilerek bu yıl haziran sonuna kadar yastık altında ya da vadesiz döviz mevduatında tutulan 1 milyon YTL, 798 YTL'ye kadar düştü. Üç ay vadeli döviz mevduat hesabında tutulan aynı para ise bu yıl Haziran sonu itibariyle sadece 1 milyon 30 bin YTL oldu.
- ATO BAŞKANI AYGÜN -
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, sıcak para selinin Türkiye ekonomisini tehdit ettiğini belirterek, şunları söyledi:
"Gittiği ülkelerde bir süre sahte bir mutluluk yaratan sıcak para sel gibidir. Koşullar nerde uygunsa oraya doğru akar. Eğer önlem almazsak, bıçak sırtında duran Türkiye ekonomisi, sıcak para selinin yol açacağı enkazın altında kalır. Sıcak para seli, varımızı yoğumuzu önüne katıp götürmeden önlem almalıyız. Vergi koyarak sıcak para girişini kontrol altına almamız, faiz oranlarını düşürmemiz, Hazine'nin borçlanma ihtiyacını azaltmamız gerekiyor."
2003 yılı başından bu yana geçen 4,5 yıllık süre içinde Türkiye'deki sıcak para miktarının 6,6 milyar dolardan 88,1 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Aygün, "Özellikle son 4 yılda sıcak para Türkiye'ye akın etti. Çünkü dolara bire üç veren başka bir ekonomi yok" diye konuştu.
-TÜRKİYE'YE 2003 YILI BAŞINDA GELEN VE TL'YE DÖNÜŞTÜRÜLEREK HAZİNE BONOSUNDA DEĞERLENDİRİLEN 1 MİLYON DOLAR, 3 MİLYON 265 BİN DOLARA KADAR YÜKSELDİ.. AYNI PARA BORSADA AYNI SÜREDE 5 MİLYON 690 BİN DOLAR OLDU.
- 2003 YILI BAŞINDA 6.6 MİLYAR DOLAR OLAN TÜRKİYE'DEKİ SICAK PARA MİKTARI BU SÜREDE 81,5 MİLYAR DOLAR ARTIP 88,1 MİLYAR DOLARA YÜKSELEREK TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN EN BÜYÜK RİSK HALİNE GELDİ.
-TÜRK VATANDAŞLARI İSE TÜRK PARASINA GÜVEN DUYMADIKLARI İÇİN ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ZARAR ETTİLER. YURT İÇİNDEKİ VE DIŞINDAKİ DÖVİZ CİNSİNDEN TASARRUFLARININ TUTARI 135 MİLYAR DOLARI BULAN TÜRK VATANDAŞLARININ BU SÜREDE DOLARDA TUTTUKLARI 1 MİLYON YTL, 798 BİN YTL'YE İNDİ.
-2003 YILI BAŞINDAN BU YANA DOLAR CİNSİNDEN, ÜÇ AY VADELİ DÖVİZ TEVDİAT HESABINDA TUTULAN 1 MİLYON YTL İSE FAİZLERİYLE BİRLİKTE SADECE 1 MİLYON 30 BİN YTL OLDU.
- AYGÜN: SICAK PARA SELİ TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDİYOR.
Artık cari işlemler açığı ve yüksek faiz oranlarından bile daha yüksek risk olarak gösterilen sıcak para Türkiye'de son dört yıllık dönemde, gelişmiş ülkelerde 25 - 30 yılda bile elde edemeyeceği kadar getiri elde etti. Türkiye'ye 2003 yılı başında getirilerek Türk Lirası'na dönüştürülüp bonoda değerlendirilen 1 milyon dolar, 4,5 yılda 3 milyon 265 bin dolara, borsada ise 5 milyon 690 bin dolara yükseldi.
Sıcak paraya dünyanın en yüksek kazancını sağlayan Türkiye'de 2002 yılı başında 6,6 milyar dolar olan sıcak para stoku bu yıl Mayıs ayı sonunda 88,1 milyar dolara kadar yükselirken, Türkiye ekonomisi için en yüksek risk haline geldi.
Yabancılar Türkiye'de dünyanın en yüksek getirisini elde ederken, yastık altında tutulanlar hariç, 134,8 milyar dolar düzeyinde bir döviz tasarrufu bulunan Türk vatandaş ve şirketlerinin ise 2003 yılı başında dolara yatırdıkları 1 milyon YTL, bu yıl Haziran ayı sonunda 798 bin YTL'ye geriledi. Bu sürede dolar cinsinden üç ay vadeli mevduatta tutulan 1 milyon YTL ise sadece 1 milyon 30 bin YTL olabildi.
- SICAK PARANIN HAZİNE BONOSUNDAKİ SERÜVENİ -
Merkez Bankası döviz kurları ve İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı DİBS Performans Endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamalar, 2003 yılı başında Türk parasına dönüştürülen sıcak paranın, 4,5 yılda dolar bazında bonoda yüzde 226,5, hisse senetlerinde ise yüzde 469 oranında kazanç elde ettiğini gösterdi. Hesaplamalar tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye gelen "küresel sermayenin" aldığı bu yüksek riske karşılık çok yüksek düzeyde kazanç sağladığını ortaya koyuyor.
Dolar kurunun yüzde 14,6 oranında düştüğü 2003 yılında üç ay vadeyi Hazine bonosunda çevrilen fonlar yatırımcıya Türk parası bazında yüzde 43.36 oranında getiri sağladı. Dolar bazında getiri ise yüzde 67,9 olarak gerçekleşti.
2004 yılında Hazine bonosu yüzde 23,3 oranında getiri sağlarken dolar kuru yüzde 3.85 oranında düştü ve bononun dolar bazında getirisi yüzde 28,2 olarak gerçekleşti.
2005 yılında dolar kuru yılbaşı ve yılsonu arasında sadece yüzde 0,07 arttı, üç ay vadeli Hazine bonosu yatırımcısı yüzde 16.01'lik getiri sağladı, dolar bazında bononun getirisi yüzde 15,2 olarak gerçekleşti.
2006 yılında kur yüzde 5.22 oranında artarken, Hazine bonosunda Türk Lirası bazında yüzde 16.55, dolar bazında ise yüzde 10,8 getiri oluştu.
Bu yılın ilk yarısında dolar kuru yüzde 7,7 oranında düştü, Hazine bonosuna yatırım yapanlar Türk Lirası bazında yüzde 9, faiz elde ederken dolar bazında getiri ise yüzde14 olarak gerçekleşti.
- 1 MİLYON DOLAR 3 MİLYON DOLARI GEÇTİ -
Buna göre,2002 yılı sonunda 1.635 YTL olan dolar kuruyla, 1 milyon 635 bin YTL olarak Türk Parasına dönüştürülerek bu tarihten sonra 3 ay vadeli bonoda tutulan 1 milyon dolar, her yılın yılsonu kuruyla 2003 yılı sonunda 1 milyon 679 bin dolara, 2004 yılı sonunda 2 milyon 153 bin dolara, 2005 yılı sonunda 2 milyon 496 bin dolara, 2006 yılı sonunda 2 milyon 764 bin dolara yükseldi. Bu yıl Haziran sonunda ise 3 milyon 265 bin dolara çıktı.
2003 yılı başından Haziran 2007 sonuna kadar olan dönemde, sürekli üç ay vadeli Hazine bonosunda tutulan fonlar Türk Lirası bazında birikimli olarak yüzde 160,6 oranında getiri elde etti. Aynı dönemde dolar kuru ise yüzde 20,2 oranında düştü. Bonodan sağlanan bu yüksek getiri ve kurdaki düşüş yüzünden, bononun dolar cinsinden 4,5 yıllık birikimli getirisi yüzde 226,5 olarak gerçekleşti.
- SICAK PARANIN BORSA SERÜVENİ -
2001 krizinde Türkiye'deki şirketlerin hisse senedi fiyatlarının dibe vurması, kriz sonrasında İMKB'yi sıcak para için en cazip alanlardan biri yaptı.
İMKB 100 endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre hisse senetleri 2003 yılında Türk Lirası bazında yüzde 79,6, 2004 yılında yüzde 34,1, 2005 yılında yüzde 59,3 getiri sağladı. 2006 yılında yatırımcısına yüzde 1,7 oranında kayıp yaşatan hisse senetlerinin, bu yılın ilk yarısındaki getirisi yüzde 20,4 olarak gerçekleşti.
İMKB sıcak paraya dolar bazında 2003 yılında yüzde 110,3, 2004 yılında yüzde 39,4, 2005 yılında yüzde 59,2 kazandırdı. İMKB'de 2006 yılında yüzde 5,6 oranında kayba uğrayan sıcak para bu yılın ilk yarısında ise yüzde 30,4 oranında kazandı.
2003 yılı başında hisse senedine yatırılan 1 milyon dolar, 2003 yılı sonunda 2 milyon 103 bin dolar, 2004 yılı sonunda 2 milyon 933 bin dolar, 2005 sonunda 4 milyon 668 bin dolara yükseldi. 2006 sonunda 4 milyon 363 bin dolar oldu. Dolar kurunun 1,3046 YTL'ye kadar indiği bu yıl Haziran sonu itibariyle ise 5 milyon 690 bin dolara kadar yükseldi.
İMKB 2003 yılı başından bu yıl Haziran sonuna kadar olan dönemde Türk Lirası bazında yüzde 354,1 oranında getiri sağlarken, dolar kurundaki yüzde 20,4 oranındaki düşüşün de etkisiyle dolar bazında sıcak paraya ise yüzde 469 oranında kazanç sağladı..
- TÜRKİYE'DE NE KADAR SICAK PARA VAR -
Uluslararası yatırımcılar, bu ölçüde bir getiri nedeniyle tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye yoğun miktarda kısa vadeli sermaye getirdiler.
2002 yılı sonunda Türkiye'de yabancılara ait toplam 6,6 milyar dolarlık sıcak para bulunuyordu. Bu tutarın 3,5 milyar dolarlık kısmı hisse senetlerinde, 1,3 milyar doları Hazine iç borçlanma kâğıtlarında, 1,8 milyar doları ise banka mevduatında tutuluyordu.
Mayıs 2007 sonu itibariyle ise sıcak para 88,1 milyar dolara kadar yükseldi. 2002 yılından sonra 81,5 milyar dolarlık bir büyüme yaşanan sıcak paranın 50 milyar doları hisse senetlerinde tutuluyor. İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70'inden fazlasına yabancılar sahip bulunuyor. Yabancıların Hazine iç borçlanma kâğıtlarına park etmiş durumda bekleyen parası ise 33 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Yabancıların Türkiye'deki bankalarda bulunan mevduatları ise 5 milyar dolarlık bir büyüklük oluşturuyor.
- TÜRK VATANDAŞLARININ ZARARI -
Türkiye, dünyanın en yüksek nominal faiz oranını uygulayarak ve parasının hızla değerlenmesine izin vererek sıcak paraya dünyanın en yüksek getirisini sağlarken, Türk vatandaşlarının Türk Parasına olan güvensizliği ise devam ediyor. Bu nedenle de döviz cinsinden tasarrufların toplam tasarruflar içerisindeki payı azımsanmayacak bir düzeyde seyrediyor.
Türk vatandaşlarının yurt içindeki toplam döviz tasarrufları 108,1 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Bunun 85,8 milyar doları mevduat bankaları ve katılım bankalarındaki döviz mevduatlarında, 3,6 milyar doları Hazine'nin dış borçlanma için çıkardığı Eurobondlarda, 3 milyar doları ise döviz cinsinden Hazine iç borçlanma kâğıtlarında tutuluyor. Ayrıca yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının Merkez Bankası'nda 15,6 milyar dolarlık kredi mektuplu ve süper döviz mevduatı bulunuyor.
Ayrıca Türk vatandaşlarının yurt dışında da döviz mevduatları bulunuyor. Merkez Bankası verilerine göre Türk vatandaşlarının yurt dışındaki mevduatları 2006 yılı sonunda 26,7 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Buna göre Türk vatandaşlarının yaklaşık 134,8 milyar dolarlık döviz tasarrufu bulunuyor. Buna bir de yastık altındaki dövizler eklendiğinde Türk vatandaşlarının 140 milyar dolara yakın bir döviz varlığı tuttuğu tahmin ediliyor.
Yabancılar, faiz oranlarının düşük olduğu Japonya ve İsviçre gibi ülkelerden borçlanarak Türkiye gibi ülkelere yatırım yapıp süper getiriler elde ederken, her an bir siyasi ya da ekonomik istikrarsızlık yaşanabileceği endişesiyle döviz kurunun bir anda fırlayabileceğinden endişe eden Türk halkı ise 2002 yılından sonra çok yüksek zararlara katlandılar.
2003 yılı başındaki kurdan dolara çevrilerek bu yıl haziran sonuna kadar yastık altında ya da vadesiz döviz mevduatında tutulan 1 milyon YTL, 798 YTL'ye kadar düştü. Üç ay vadeli döviz mevduat hesabında tutulan aynı para ise bu yıl Haziran sonu itibariyle sadece 1 milyon 30 bin YTL oldu.
- ATO BAŞKANI AYGÜN -
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, sıcak para selinin Türkiye ekonomisini tehdit ettiğini belirterek, şunları söyledi:
"Gittiği ülkelerde bir süre sahte bir mutluluk yaratan sıcak para sel gibidir. Koşullar nerde uygunsa oraya doğru akar. Eğer önlem almazsak, bıçak sırtında duran Türkiye ekonomisi, sıcak para selinin yol açacağı enkazın altında kalır. Sıcak para seli, varımızı yoğumuzu önüne katıp götürmeden önlem almalıyız. Vergi koyarak sıcak para girişini kontrol altına almamız, faiz oranlarını düşürmemiz, Hazine'nin borçlanma ihtiyacını azaltmamız gerekiyor."
2003 yılı başından bu yana geçen 4,5 yıllık süre içinde Türkiye'deki sıcak para miktarının 6,6 milyar dolardan 88,1 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Aygün, "Özellikle son 4 yılda sıcak para Türkiye'ye akın etti. Çünkü dolara bire üç veren başka bir ekonomi yok" diye konuştu.
25 Yılda 433 Milyar Dolar Faiz Ödedik !
Ankara Ticaret Odası’nın (ATO) Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı verilerinden yararlanarak yaptığı araştırmaya göre, bütçe açığının büyütülüp, hem dış hem de iç borçlanmaya ağırlık verilmeye başlanan 1983 yılını izleyen son 25 yıllık dönemde faiz ödemeleri adım adım bütçe harcamalarının en büyük bölümünü oluşturdu.
40 MİLYAR DOLARLIK BÜYÜKLÜĞE ULAŞTI
Araştırmaya göre, Türkiye’nin maliye politikasına “vergi alma borç al” politikasının egemen olmaya başladığı 1983 yılında 942 milyon dolar olan bütçeden yapılan faiz ödemeleri, faiz oranlarının ve borçlanma miktarlarının artmasına paralel olarak her geçen yıl hızla büyüyerek son yıllarda 40 milyar dolara yakın bir büyüklük oluşturmaya başladı.
1983-2007 yıllarını kapsayan 25 yıllık dönemde Türkiye’nin toplam bütçe harcamaları 1 trilyon 316 milyar dolara ulaşırken, bunun 373,9 milyar doları iç, 59,4 milyar doları da dış olmak üzere toplam 433,3 milyar doları faiz ödemelerine gitti.
Aynı dönemde devletin bütçeden yaptığı yatırımların tutarı 100 milyar dolarda kalırken, personele de 335,8 milyar dolar ayrıldı.
HER 100 DOLARLIK HARCAMANIN 33 DOLARI FAİZ
Yapılan araştırmanın sonuçlarına göre 1983 yılında Türkiye’nin bütçe harcamalarının yüzde 8,1′i kadar bir büyüklük oluşturan iç ve dış borç faiz ödemeleri, izleyen yıllarda hızla artarak 1990 yılında yüzde 20,4′e, 2000 yılında yüzde 43,9′a kadar çıktı.
2001 yılında ise devletin yaptığı her 100 dolarlık bütçe harcamasının 51 dolarını faiz ödemesi oluşturdu.
Faiz ödemelerinin bütçe harcamaları içerisindeki payı 2001 krizinden sonra yavaş yavaş da olsa azalmaya başladı. 2006 yılında yüzde 26,2 olan faiz ödemelerinin toplam bütçe harcamaları içerisindeki payının bu yıl ise yüzde 26 düzeyinde kalacağı hesaplanıyor.
Yüksek Planlama Kurulu’nun kabul ettiği 2008-2010 dönemine ilişkin Orta Vadeli Mali Plan’a göre faiz ödemeleri 2008 yılında da bütçe harcamalarının yüzde 26,2’sini oluşturacak.
Ekim ayı ortasında TBMM’ye sunulması gereken ve 225,9 milyar YTL’ye ulaşan 2008 yılı bütçesinde faiz ödemelerine 59,3 milyar YTL’lik bir ödenek ayrılması bekleniyor.
1983-2007 yılları arasında Türkiye’nin toplam bütçe harcamaları 1 milyar 315 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu harcamanın yüzde 32,9′u faiz ödemelerinden oluştu.
VERGİ GELİRLERİNİN YARISINDAN FAZLASI GİTTİ
Türkiye’nin yüksek düzeye ulaşan borçlarının yarattığı tedirginlik nedeniyle çok sayıda ekonomik kriz de yaşadığı 1983-2007 yılları arasında devletin yaptığı vergi tahsilatı 845,1 milyar dolara ulaşacak.
Aynı dönemde yapılan faiz ödemelerinin 433 milyar doları bulduğu dikkate alınırsa, son 25 yıllık dönemde devletin Türk halkından topladığı her 100 dolarlık verginin 51,3 dolarla büyük bölümünü borç aldığı kesimlere faiz olarak aktardığını ortaya koyuyor.
Verilere göre 1983 yılında faiz ödemeleri vergi gelirlerinin yüzde 10,9′u kadar bir büyüklük oluşturuyordu. Bu oran 1990 yılında yüzde 25,3′e kadar yükseldi.
Hazine’nin yüksek düzeydeki iç ve dış borçlarını çevirebilmek için yurt dışından gelecek sıcak paraya bağımlı hale geldiği bu nedenle de reel faizlerin rekor düzeylerde seyretmeye başladığı 1990′lı yılların sonuna gelindiğinde faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı yüzde 70′i aştı.
2001 KRİZİNDE VERGİ FAİZE YETMEDİ
Devlet, 2000 yılında topladığı her 100 dolarlık verginin 77 dolarını faiz ödemeleri için ayırmak zorunda kaldı. En kötü konuma ise 2001 yılında gelindi.
İlk kez devletin topladığı vergiler faiz ödemelerine yetmedi. 32,5 milyar dolarlık vergi tahsil edilen 2001 yılında yapılan faiz ödemeleri ise 33,5 milyar dolara ulaştı. Faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı 2001 krizini izleyen yıllarda azalma eğilimine girdi.
2006 yılında her 100 dolarlık vergi gelirine karşılık 33,4 dolarlık faiz ödemesi yapıldı. Bu yıl ise her 100 dolarlık vergi gelirinin 33,5 doları faiz ödemelerine gidecek.
Hazırlıkları sürdürülen 2008 yılı bütçesinde de durum fazla değişmeyecek. Devlet gelecek yıl da toplayacağı her 100 dolarlık verginin 34 dolarını borç faizleri için kullanacak. 2008 yılında vergi gelirlerinin 174 milyar YTL civarında gerçekleşmesi bekleniyor.
YATIRIMA FAİZİN DÖRTTE BİRİ BİLE AYRILMADI
Türkiye’nin bütçe ve vergi gelirlerinin giderek artan bir kısmını faiz ödemelerine ayırmak zorunda kalınmasından en olumsuz etkilenen harcama kalemi yatırımlar oldu.
1983 yılında bütçe harcamalarının yüzde 18,1′i yatırım harcamalarına ayrılıyordu.
Bütçeden 924 milyon dolar faiz ödemesi yapılan 1983 yılında yatırım için ayrılan kaynak ise 2,1 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.Bütçeden faiz ödemeleri için ayrılan pay arttıkça yatırımların payı azaldı. Faizin payının yüzde 20′yi aştığı 1990 yılında yatırımın payı yüzde 15′e kadar geriledi. Faiz ödemelerinin bütçede yüzde 44 pay aldığı 2000 yılında yatırımın payı ise yüzde 5,3′e kadar indi.
Türkiye’nin vergi gelirlerinin faiz ödemelerine yetmediği 2001 yılında bütçeden yatırımı ayrılan pay yüzde 5,2′ye kadar geriledi.
Yatırımların bütçeden en az pay aldığı yıl ise yüzde 5,1 ile 2003 yılı oldu. Yatırım harcamalarının bu yıl bütçeden aldığı pay ise yüzde 5,9 seviyesinde kaldı.
Özellikle son yıllarda bütçe harcamalarında kısıntıya gidilmesi gerektiğinde ilk akla gelen ve en fazla kısıntının gerçekleştirildiği yatırım harcamaları için 2008 yılı bütçesinde ise 12,4 milyar YTL ayrılması, bütçe harcamaları içerisindeki payının da yüzde 5,5′e gerilemesi bekleniyor.
1983-2007 yılları arasında Türkiye’deki her 100 dolarlık bütçe harcamasının sadece 7,6 dolarıyla yatırım yapılabildi.
Yatırım için ayrılan para, toplam vergi gelirlerinin yüzde 11,9′u, toplam bütçe gelirlerinin ise yüzde 9.6’sı kadar bir büyüklük oluşturdu.
40 MİLYAR DOLARLIK BÜYÜKLÜĞE ULAŞTI
Araştırmaya göre, Türkiye’nin maliye politikasına “vergi alma borç al” politikasının egemen olmaya başladığı 1983 yılında 942 milyon dolar olan bütçeden yapılan faiz ödemeleri, faiz oranlarının ve borçlanma miktarlarının artmasına paralel olarak her geçen yıl hızla büyüyerek son yıllarda 40 milyar dolara yakın bir büyüklük oluşturmaya başladı.
1983-2007 yıllarını kapsayan 25 yıllık dönemde Türkiye’nin toplam bütçe harcamaları 1 trilyon 316 milyar dolara ulaşırken, bunun 373,9 milyar doları iç, 59,4 milyar doları da dış olmak üzere toplam 433,3 milyar doları faiz ödemelerine gitti.
Aynı dönemde devletin bütçeden yaptığı yatırımların tutarı 100 milyar dolarda kalırken, personele de 335,8 milyar dolar ayrıldı.
HER 100 DOLARLIK HARCAMANIN 33 DOLARI FAİZ
Yapılan araştırmanın sonuçlarına göre 1983 yılında Türkiye’nin bütçe harcamalarının yüzde 8,1′i kadar bir büyüklük oluşturan iç ve dış borç faiz ödemeleri, izleyen yıllarda hızla artarak 1990 yılında yüzde 20,4′e, 2000 yılında yüzde 43,9′a kadar çıktı.
2001 yılında ise devletin yaptığı her 100 dolarlık bütçe harcamasının 51 dolarını faiz ödemesi oluşturdu.
Faiz ödemelerinin bütçe harcamaları içerisindeki payı 2001 krizinden sonra yavaş yavaş da olsa azalmaya başladı. 2006 yılında yüzde 26,2 olan faiz ödemelerinin toplam bütçe harcamaları içerisindeki payının bu yıl ise yüzde 26 düzeyinde kalacağı hesaplanıyor.
Yüksek Planlama Kurulu’nun kabul ettiği 2008-2010 dönemine ilişkin Orta Vadeli Mali Plan’a göre faiz ödemeleri 2008 yılında da bütçe harcamalarının yüzde 26,2’sini oluşturacak.
Ekim ayı ortasında TBMM’ye sunulması gereken ve 225,9 milyar YTL’ye ulaşan 2008 yılı bütçesinde faiz ödemelerine 59,3 milyar YTL’lik bir ödenek ayrılması bekleniyor.
1983-2007 yılları arasında Türkiye’nin toplam bütçe harcamaları 1 milyar 315 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu harcamanın yüzde 32,9′u faiz ödemelerinden oluştu.
VERGİ GELİRLERİNİN YARISINDAN FAZLASI GİTTİ
Türkiye’nin yüksek düzeye ulaşan borçlarının yarattığı tedirginlik nedeniyle çok sayıda ekonomik kriz de yaşadığı 1983-2007 yılları arasında devletin yaptığı vergi tahsilatı 845,1 milyar dolara ulaşacak.
Aynı dönemde yapılan faiz ödemelerinin 433 milyar doları bulduğu dikkate alınırsa, son 25 yıllık dönemde devletin Türk halkından topladığı her 100 dolarlık verginin 51,3 dolarla büyük bölümünü borç aldığı kesimlere faiz olarak aktardığını ortaya koyuyor.
Verilere göre 1983 yılında faiz ödemeleri vergi gelirlerinin yüzde 10,9′u kadar bir büyüklük oluşturuyordu. Bu oran 1990 yılında yüzde 25,3′e kadar yükseldi.
Hazine’nin yüksek düzeydeki iç ve dış borçlarını çevirebilmek için yurt dışından gelecek sıcak paraya bağımlı hale geldiği bu nedenle de reel faizlerin rekor düzeylerde seyretmeye başladığı 1990′lı yılların sonuna gelindiğinde faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı yüzde 70′i aştı.
2001 KRİZİNDE VERGİ FAİZE YETMEDİ
Devlet, 2000 yılında topladığı her 100 dolarlık verginin 77 dolarını faiz ödemeleri için ayırmak zorunda kaldı. En kötü konuma ise 2001 yılında gelindi.
İlk kez devletin topladığı vergiler faiz ödemelerine yetmedi. 32,5 milyar dolarlık vergi tahsil edilen 2001 yılında yapılan faiz ödemeleri ise 33,5 milyar dolara ulaştı. Faiz ödemelerinin vergi gelirlerine oranı 2001 krizini izleyen yıllarda azalma eğilimine girdi.
2006 yılında her 100 dolarlık vergi gelirine karşılık 33,4 dolarlık faiz ödemesi yapıldı. Bu yıl ise her 100 dolarlık vergi gelirinin 33,5 doları faiz ödemelerine gidecek.
Hazırlıkları sürdürülen 2008 yılı bütçesinde de durum fazla değişmeyecek. Devlet gelecek yıl da toplayacağı her 100 dolarlık verginin 34 dolarını borç faizleri için kullanacak. 2008 yılında vergi gelirlerinin 174 milyar YTL civarında gerçekleşmesi bekleniyor.
YATIRIMA FAİZİN DÖRTTE BİRİ BİLE AYRILMADI
Türkiye’nin bütçe ve vergi gelirlerinin giderek artan bir kısmını faiz ödemelerine ayırmak zorunda kalınmasından en olumsuz etkilenen harcama kalemi yatırımlar oldu.
1983 yılında bütçe harcamalarının yüzde 18,1′i yatırım harcamalarına ayrılıyordu.
Bütçeden 924 milyon dolar faiz ödemesi yapılan 1983 yılında yatırım için ayrılan kaynak ise 2,1 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.Bütçeden faiz ödemeleri için ayrılan pay arttıkça yatırımların payı azaldı. Faizin payının yüzde 20′yi aştığı 1990 yılında yatırımın payı yüzde 15′e kadar geriledi. Faiz ödemelerinin bütçede yüzde 44 pay aldığı 2000 yılında yatırımın payı ise yüzde 5,3′e kadar indi.
Türkiye’nin vergi gelirlerinin faiz ödemelerine yetmediği 2001 yılında bütçeden yatırımı ayrılan pay yüzde 5,2′ye kadar geriledi.
Yatırımların bütçeden en az pay aldığı yıl ise yüzde 5,1 ile 2003 yılı oldu. Yatırım harcamalarının bu yıl bütçeden aldığı pay ise yüzde 5,9 seviyesinde kaldı.
Özellikle son yıllarda bütçe harcamalarında kısıntıya gidilmesi gerektiğinde ilk akla gelen ve en fazla kısıntının gerçekleştirildiği yatırım harcamaları için 2008 yılı bütçesinde ise 12,4 milyar YTL ayrılması, bütçe harcamaları içerisindeki payının da yüzde 5,5′e gerilemesi bekleniyor.
1983-2007 yılları arasında Türkiye’deki her 100 dolarlık bütçe harcamasının sadece 7,6 dolarıyla yatırım yapılabildi.
Yatırım için ayrılan para, toplam vergi gelirlerinin yüzde 11,9′u, toplam bütçe gelirlerinin ise yüzde 9.6’sı kadar bir büyüklük oluşturdu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)