Yatırıma başlamadan önce yatırımcıya özel bir planın tasarımı ve bu plan çerçevesinde işlem yapılması şarttır. İyi bir plan çelişkili al-sat sinyallerinin yada beklenmedik piyasa gelişmelerinin gözlendiği dönemlerde kararsızlığı ortadan kaldıracaktır ve doğru karar alınmasını kolaylaştıracaktır. Genel olarak belirli bir plan çerçevesinde karar almayan yatırımcı fiyatların aşırı hareketli olduğu dönemlerde rasyonel karar veremez. Planın çok sıkı kurallara bağlanarak katı ve kullanımının zor olması gerekmez. Fakat en azından kar ve zarar durumlarında ne yapılması konusunda açık ve net bir karar verebilme imkanı sağlanmalıdır. Sürpriz ve beklenmedik piyasa hareketlerinde (ki genellikle büyük kazançlar bu dönemlerde sağlanır) spekülatörün gerektiği gibi davranması için kendi tolerans ve riskine özgü bir plan yapması gerekir. Aksi halde plana uyulmaz. Basit bir plan için şu aşamalar gerekir.
1) Her yatırımcı piyasaya girmeden önce beklentileri konusunda gerçekçi olmalı ve en önemlisi kendi ile samimi olmalıdır. Bu kavramın üzerinde özellikle durmak gerekir. Zira, hemen hemen her yatırımcı samimi oldğunu iddia etmesine rağmen işlerin iyi gitmediği zamanlarda bu iddialarının gerçekçi olmadığını kabul ederler. İnsanın kendini tanıması kolay ve kısa süreli bir olgu değildir. Samimi ve kendine dönük içsel çözümleme en iyi yatırım kararı için ilk adımdır. Bu gerçeği gözardı eden yatırımcıları her zaman hoş olmayan sürprizler bekleyecek ve karşılaşılan problemlerin çözümünde zorluk yaratacaktır.
2) İkinci adım olarak her hangi bir yatırım felsefesi oluşturmadan önce kuvvetli ve zayıf yönlerin analiz edilmesi gerekir. Eğer matematik konularda iyi olduğunuzu düşünüyorsanız RSI, REHO, Stokastik gibi matematik algoritmalardan oluşan objektif teknik sistemler çerçevesinde bir sistem kullanabilirsiniz. Yok eğer soyut(abstract) düşünen bir yaratılışınız varsa belki de grafik analizler ve formasyonların tanımlanması daha iyi bir yaklaşım olabilir. Yaratıcı özelliği olan bir kişiliğiniz varsa teknik ve temel analiz konusunda araştırma yaparak kendinize özgün bir sistem geliştirebilirsiniz. Bu yaklaşımlarda önemli olan en iyi sistemin yaratılması değil sizin düşünce ve davranışlarınıza uygun bir sistemin ortaya çıkarılmasıdır.
3) Piyasalarda kazanmaktan daha önemli ve zor olanı kazanılan paranın yönetilmesidir. Para yönetimi prensiplerinin araştırılması kullanılan sisteme uyarlanması gerekir.
4) Herhangi bir pozisyon alındığında yatırımcının ne kadar zarara tolerans göstereceği peşinen bilinmelidir. Profesyonel spekulatorler genellikle %5 in üzerinde zarara imkan vermezler.
5) Değişik piyasalarda farklı risklerin olması yanında aynı piyasada örneğin değişik hisse senetlerinin risk profili farklıdır. Yatırım yapmadan once bu konularda fikir edinilmeli ve surprizlere yer verilmemelidir.
6) Yatırımcı kendi davranış ve düşüncesine uygun olan sistemi disiplinli olarak takip etme alışkanlığı oluşturmalıdır. Esasen gerçek anlamda bir teknik analist olmanın ilk gereği budur.
7) Yatırımcı hata yapmakla para kaybetmeyi kabul etmeli ve bundan ders almalıdır. Çok defa geçmiş hatalardan alınan dersler en iyi eğitimdir ve başarılı spekulasyon için gerektir.
Kaynak : Ateşan Aybars, Modern Teknik Analiz
31 Ağustos 2007 Cuma
Ekonomik Çözülme
Batı'ya bağlanmanın somut ifadesi olan ABD ve AB ile yapılan anlaşmalar, IMF ve Dünya Bankası ile girilen ilişkiler, ekonomik dengeleri hızla bozdu. Üretim azaldı, işsizlik arttı, halkın geçim koşulları ağırlaştı. 1938 yılındaki geçim göstergesi (Endeks) 100 kabul edilirse, bu gösterge 1950'de 339,7'ye 1963'te 962,7'ye çıkmıştı. Yatırımların, Gayri Safi Milli Hasılaya oranı 1930'da yüzde 11,84 iken, 1948'de yüzde 9,3'e düşmüştü.
Türkiye, AB ile Ankara Anlaşmast'nı imzaladığı 1963 yılında, dış ticaret dengeleri bozulmuştu ama, bu açıklar altından kalkılamayacak boyutlara henüz ulaşmamıştı. Türkiye 1964 yılında, 410.8 milyon dolarlık dışsatıma karşı, 537.4 milyon dolarlık dışalım yapmıştı. Dış ticaret açığı 126.6 milyon dolardı ve dışsatımın dışalımı karşılama oranı yüzde 76.4'e düşmüştü. Bir Amerikan doları 9 liraydı. 1963 yılında, yıllık enflasyon birçok Avrupa ülkesinden daha düşüktü ve yıllık yüzde 2'ydi. Türkiye'nin dış borcu, 352 milyon dolarlık bölümü Türk lirası ile ödenmek koşuluyla, toplam 1.4 milyar dolardı. Avrupa Birliği'ne üye olma girişiminin başlangıcı olan 1963'te durum buydu.
Ankara Anlaşması'nın imzalandığı 1963 yılından, Gümrük Birliği Protokolü''nün kabul edildiği 1995 yılına dek geçen 32 yılda, ekonomideki, özellikle de dış ticaret dengelerindeki bozulma, hızla arttı. 12 Eylül rejiminin 24 Ocak 1980 kararlarında ifadesini bulan ve Cumhuriyet''in temel yaklaşımlarını işlemez hale getiren uygulamaları, dış ticaret açıklarının büyük boyutlara ulaşmasına neden oldu. Gümrük Birliği'yle sonuçlanan 15 yıllık dönemde (1980-1995) açıklar büyümüş, 1995 Gümrük Birliği uygulamalarından sonra denetlenemez hale gelmişti.
Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine göre 1950'de 22,3 milyon, 1960'da 146.8,1970'de 359.1 milyon dolar olan dış ticaret açığı; 1983-1995 yılları arasındaki 13 yılda, yıllık ortalama 6403.4 milyon dolara çıkmıştı. Artışın nedeni, Gümrük Birliği Protokolü'yle gümrüklerdeki korumacı önlemlerin kaldırılması ve Türkiye'ye mal sokmanın büyük oranda serbest hale getirilmesiydi. 1990-1995 arasındaki 5 yılda, her yıl ortalama 25,8 milyar dolar dışalım yapılırken, Gümrük Birliği uygulamalarından sonraki 5 yılda her yıl 46,8 milyar dolar dışalım yapıldı. Artış, yüzde 78,6'ydı.
Gümrüklerde, korumacı vergilerin kaldırılması, dışalımda büyük artışlara yol açarken aynı zamanda, devletin gümrük vergisi yitiklerine yol açtı. Yitikler, Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1996'dan sonraki yalnızca ilk onbir ay içinde, 125 trilyon lirayı aşmıştı. Bu, o günkü kurla 2 milyar dolara yakın bir miktardı. Avrupa Birliği, Gümrük Birliği Protokolüyle vermeyi kabul ettiği parasal yardımı bloke etmiş, vermiyordu. Gerçi vereceği miktar da, 1 Ocak 1996'dan sonraki 5 yıl içinde 2 milyar dolardı. Bu ise devletin bir yıllık vergi kaybı kadardı.
Türkiye'nin parasal yitiği, vergi ve fonlarla da sınırlı değildi. Dış ticaretteki açık olağandışı büyümüş ve 1996 yılında 20 milyar dolara çıkmıştı. Cumhuriyet tarihinin bir yıl içinde gördüğü en büyük dış ticaret açığı, o günden sonra kronik hale gelerek, hemen her yıl 20 milyar doların üstünde kaldı. 59. AKP Hükümeti'nin uygulamalarıyla, dış ticaret açığı 2004 yılında adeta patlama yaptı ve 2003 yılında 22,7 milyar olan açık, 2004'de 34,1 milyar dolara çıktı.
Dış ticaret açıklarına yol açan nedenler, elbette ulusal üretimin engellenmesi ve yerli üreticilerin giderek yok olmasına dayanıyordu. AB Katılım Ortaklığı Belgeleri ve IMF Niyet Mektupları, Türkiye'ye sürekli olarak üretimsizliği öneriyor ve öneriler hemen yerine getiriliyordu. Özelleştirmeler, milli şirket satışları ya da tarım politikaları, belirgin biçimde üretimsizliği amaçlıyordu. Gümrük Birliği Protokolü''nün yürürlüğe girdiği 1996'nın ilk 11 ayı içinde Almanya'dan yapılan dışalım yüzde 77.5 artarken, dışsatım yüzde 1 düşmüştü. Bu oranlar Fransa için yüzde 88.3 ve yüzde 6.1, İtalya için yüzde 86.8 ve yüzde 11,1'di.
DİE verilerine göre, dışsatımın dışalımı karşılama oranı, 1937'de yüzde 121 (yani yüzde 21 dışsatım fazlası) iken, bu oran; 1950'de yüzde 92,2, 1960'da yüzde 68,6, 1970'de yüzde 62,1, 1980'de yüzde 62, 1990'da yüzde 58,1, 1996'da yüzde 54,1, 2000'de yüzde 50,6 ve 2004'de yüzde 54,7'ye düştü. Dış ticaret açığının borçlanmaya neden olacağı açıktı. Dış ticaret açığı, ürettiğinden çok tüketmek, yani kazandığından çok harcamak demekti. Aradaki fark, borçla kapatılacaktı. Bu kural, başka bir gelir kaynağı bulunmadığı sürece, dünyanın her yerindeki her insan ve her ülke için geçerliydi.
Türkiye, kaçınılmaz olarak verdiği dış ticaret açığı oranında borçlanmaya başladı. 1945 yılında altından kalkamayacağı bir borcu yoktu. Osmanlı'dan devralınan Düyun-u Umumiye borcunun son taksidi 1954 yılında ödenmiş ve dış borç kapatılmıştı. Bugün ise (2005) Türkiye'nin iç-dış borç toplamı 300 milyar doların üzerindedir. Türk ekonomisine üretim değil, faiz ve rantiye kârları yön vermektedir. Faiz peşindeki finansal varlıkların toplamı, 1998 yılında 113 milyar dolara çıkmıştır.
Gümrük Birliği'nin yol açtığı bir başka çarpıcı sonuç, Türkiye'nin, verdiği dış ticaret açığı nedeniyle Avrupa'ya kaynak aktarması, aktardığı kaynağın kendisine karşı kullanılmasına yol açmasıdır. Gümrük Birliği Protokolü'nun uygulanmasından sonraki 5 yılda (1996-2001) Türkiye toplam 117 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Bu açığın, yüzde 53'ü yani 62 milyar dolarlık bölümü AB üyesi ülkelere, verildi. Yunanistan AB bütçesinden her yıl, 5.2 milyar dolar karşılıksız yardım almaktadır. Bu, son 5 yıl için 26 milyar dolar demektir. Bu durum, şu acı gerçeği açığa çıkarmaktadır. Türkiye, verdiği dış ticaret açığıyla Avrupa'ya kaynak transfer etmekte, AB'nin bu kaynağın bir bölümünü Yunanistan'a vermesiyle de Yunanistan'ı finanse eder duruma düşmektedir. 5 milyar dolar, Yunanistan'ın silahlanmaya ayırdığı paradan fazla bir miktardır. Türkiye, yoksul Anadolu insanının yarattığı kıt kaynaklarla, dolaylı da olsa Yunanistan'ı kalkındıran ya da onu kendisine karşı silahlandıran duruma düşmüştür.
Gümrük Birliği Protokolü'ndan sonra, Türkiye'den yalnızca ekonomik değil, siyasi ödünler de istendi. Bu istek, kapsam ve yoğunluğu artarak sürmektedir. İsteklerin ortak özelliği, Cumhuriyet'in kurulmasıyla ulusal birlik temelinde çözüme ulaştırılmış eski sorunları kapsıyor olmasıdır. Maddi temeli olmayan yapay gerekçelere dayanarak ele alınan kimi konular, kağıt üzerinde "sorun" haline getirilmekte ve daha sonra Türkiye'den bu hayali "sorunları" çözmesi için somut adımlar atması istenmektedir. Türkiye'nin içine düştüğü politik yozlaşma, yönetim bozulması ve ekonomik yetmezlik kullanılarak, para ve propagandanın gücüyle ülke parçalanmaya doğru götürülmektedir.
Kaynak : Metin Aydoğan, Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005
Türkiye, AB ile Ankara Anlaşmast'nı imzaladığı 1963 yılında, dış ticaret dengeleri bozulmuştu ama, bu açıklar altından kalkılamayacak boyutlara henüz ulaşmamıştı. Türkiye 1964 yılında, 410.8 milyon dolarlık dışsatıma karşı, 537.4 milyon dolarlık dışalım yapmıştı. Dış ticaret açığı 126.6 milyon dolardı ve dışsatımın dışalımı karşılama oranı yüzde 76.4'e düşmüştü. Bir Amerikan doları 9 liraydı. 1963 yılında, yıllık enflasyon birçok Avrupa ülkesinden daha düşüktü ve yıllık yüzde 2'ydi. Türkiye'nin dış borcu, 352 milyon dolarlık bölümü Türk lirası ile ödenmek koşuluyla, toplam 1.4 milyar dolardı. Avrupa Birliği'ne üye olma girişiminin başlangıcı olan 1963'te durum buydu.
Ankara Anlaşması'nın imzalandığı 1963 yılından, Gümrük Birliği Protokolü''nün kabul edildiği 1995 yılına dek geçen 32 yılda, ekonomideki, özellikle de dış ticaret dengelerindeki bozulma, hızla arttı. 12 Eylül rejiminin 24 Ocak 1980 kararlarında ifadesini bulan ve Cumhuriyet''in temel yaklaşımlarını işlemez hale getiren uygulamaları, dış ticaret açıklarının büyük boyutlara ulaşmasına neden oldu. Gümrük Birliği'yle sonuçlanan 15 yıllık dönemde (1980-1995) açıklar büyümüş, 1995 Gümrük Birliği uygulamalarından sonra denetlenemez hale gelmişti.
Devlet İstatistik Enstitüsünün verilerine göre 1950'de 22,3 milyon, 1960'da 146.8,1970'de 359.1 milyon dolar olan dış ticaret açığı; 1983-1995 yılları arasındaki 13 yılda, yıllık ortalama 6403.4 milyon dolara çıkmıştı. Artışın nedeni, Gümrük Birliği Protokolü'yle gümrüklerdeki korumacı önlemlerin kaldırılması ve Türkiye'ye mal sokmanın büyük oranda serbest hale getirilmesiydi. 1990-1995 arasındaki 5 yılda, her yıl ortalama 25,8 milyar dolar dışalım yapılırken, Gümrük Birliği uygulamalarından sonraki 5 yılda her yıl 46,8 milyar dolar dışalım yapıldı. Artış, yüzde 78,6'ydı.
Gümrüklerde, korumacı vergilerin kaldırılması, dışalımda büyük artışlara yol açarken aynı zamanda, devletin gümrük vergisi yitiklerine yol açtı. Yitikler, Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girdiği 1 Ocak 1996'dan sonraki yalnızca ilk onbir ay içinde, 125 trilyon lirayı aşmıştı. Bu, o günkü kurla 2 milyar dolara yakın bir miktardı. Avrupa Birliği, Gümrük Birliği Protokolüyle vermeyi kabul ettiği parasal yardımı bloke etmiş, vermiyordu. Gerçi vereceği miktar da, 1 Ocak 1996'dan sonraki 5 yıl içinde 2 milyar dolardı. Bu ise devletin bir yıllık vergi kaybı kadardı.
Türkiye'nin parasal yitiği, vergi ve fonlarla da sınırlı değildi. Dış ticaretteki açık olağandışı büyümüş ve 1996 yılında 20 milyar dolara çıkmıştı. Cumhuriyet tarihinin bir yıl içinde gördüğü en büyük dış ticaret açığı, o günden sonra kronik hale gelerek, hemen her yıl 20 milyar doların üstünde kaldı. 59. AKP Hükümeti'nin uygulamalarıyla, dış ticaret açığı 2004 yılında adeta patlama yaptı ve 2003 yılında 22,7 milyar olan açık, 2004'de 34,1 milyar dolara çıktı.
Dış ticaret açıklarına yol açan nedenler, elbette ulusal üretimin engellenmesi ve yerli üreticilerin giderek yok olmasına dayanıyordu. AB Katılım Ortaklığı Belgeleri ve IMF Niyet Mektupları, Türkiye'ye sürekli olarak üretimsizliği öneriyor ve öneriler hemen yerine getiriliyordu. Özelleştirmeler, milli şirket satışları ya da tarım politikaları, belirgin biçimde üretimsizliği amaçlıyordu. Gümrük Birliği Protokolü''nün yürürlüğe girdiği 1996'nın ilk 11 ayı içinde Almanya'dan yapılan dışalım yüzde 77.5 artarken, dışsatım yüzde 1 düşmüştü. Bu oranlar Fransa için yüzde 88.3 ve yüzde 6.1, İtalya için yüzde 86.8 ve yüzde 11,1'di.
DİE verilerine göre, dışsatımın dışalımı karşılama oranı, 1937'de yüzde 121 (yani yüzde 21 dışsatım fazlası) iken, bu oran; 1950'de yüzde 92,2, 1960'da yüzde 68,6, 1970'de yüzde 62,1, 1980'de yüzde 62, 1990'da yüzde 58,1, 1996'da yüzde 54,1, 2000'de yüzde 50,6 ve 2004'de yüzde 54,7'ye düştü. Dış ticaret açığının borçlanmaya neden olacağı açıktı. Dış ticaret açığı, ürettiğinden çok tüketmek, yani kazandığından çok harcamak demekti. Aradaki fark, borçla kapatılacaktı. Bu kural, başka bir gelir kaynağı bulunmadığı sürece, dünyanın her yerindeki her insan ve her ülke için geçerliydi.
Türkiye, kaçınılmaz olarak verdiği dış ticaret açığı oranında borçlanmaya başladı. 1945 yılında altından kalkamayacağı bir borcu yoktu. Osmanlı'dan devralınan Düyun-u Umumiye borcunun son taksidi 1954 yılında ödenmiş ve dış borç kapatılmıştı. Bugün ise (2005) Türkiye'nin iç-dış borç toplamı 300 milyar doların üzerindedir. Türk ekonomisine üretim değil, faiz ve rantiye kârları yön vermektedir. Faiz peşindeki finansal varlıkların toplamı, 1998 yılında 113 milyar dolara çıkmıştır.
Gümrük Birliği'nin yol açtığı bir başka çarpıcı sonuç, Türkiye'nin, verdiği dış ticaret açığı nedeniyle Avrupa'ya kaynak aktarması, aktardığı kaynağın kendisine karşı kullanılmasına yol açmasıdır. Gümrük Birliği Protokolü'nun uygulanmasından sonraki 5 yılda (1996-2001) Türkiye toplam 117 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. Bu açığın, yüzde 53'ü yani 62 milyar dolarlık bölümü AB üyesi ülkelere, verildi. Yunanistan AB bütçesinden her yıl, 5.2 milyar dolar karşılıksız yardım almaktadır. Bu, son 5 yıl için 26 milyar dolar demektir. Bu durum, şu acı gerçeği açığa çıkarmaktadır. Türkiye, verdiği dış ticaret açığıyla Avrupa'ya kaynak transfer etmekte, AB'nin bu kaynağın bir bölümünü Yunanistan'a vermesiyle de Yunanistan'ı finanse eder duruma düşmektedir. 5 milyar dolar, Yunanistan'ın silahlanmaya ayırdığı paradan fazla bir miktardır. Türkiye, yoksul Anadolu insanının yarattığı kıt kaynaklarla, dolaylı da olsa Yunanistan'ı kalkındıran ya da onu kendisine karşı silahlandıran duruma düşmüştür.
Gümrük Birliği Protokolü'ndan sonra, Türkiye'den yalnızca ekonomik değil, siyasi ödünler de istendi. Bu istek, kapsam ve yoğunluğu artarak sürmektedir. İsteklerin ortak özelliği, Cumhuriyet'in kurulmasıyla ulusal birlik temelinde çözüme ulaştırılmış eski sorunları kapsıyor olmasıdır. Maddi temeli olmayan yapay gerekçelere dayanarak ele alınan kimi konular, kağıt üzerinde "sorun" haline getirilmekte ve daha sonra Türkiye'den bu hayali "sorunları" çözmesi için somut adımlar atması istenmektedir. Türkiye'nin içine düştüğü politik yozlaşma, yönetim bozulması ve ekonomik yetmezlik kullanılarak, para ve propagandanın gücüyle ülke parçalanmaya doğru götürülmektedir.
Kaynak : Metin Aydoğan, Türkiye Üzerine Notlar 1923-2005
Teknik Analiz İndikatörleri - VII
E. DİĞER İNDİKATÖRLER
1. Ağırlık Merkezi Osilatörü
Bu yeni osilatör yumuşatılmış olmasına rağmen sinyal gecikmesi olmaması sebebiyle eşsizdir. Yumuşatma, dönüş noktalarının açık bir şekilde tespit edilmesini sağlarken, sinyal gecikmesi olmaması sayesinde hareketin erken dönemlerinde pozisyon alınabilir.Ağırlık merkezi osilatörü temel olarak Ehler Filtrelemesine dayanır. Ehler filtresi konusunda daha detaylı bilgi için bknz. "Nonlinear Ehlers Filters" (John Ehler, 2001) (Technical Analysis of Stocks & Commodities, Volume 19, April)
Ağırlık merkezi dönüşleri yakalamak amacıyla kullanılabilir. Gösterge düşüşten yükselişe geçtiği zaman bir düşüş trendinin sona erdiği ve yeni bir çıkış trendine girildiği, tersi durumda ise yani düşmeye başladığı zaman ise bir çıkış trendinin sonuna gelindiği ve yeni bir düşüş trendine girildiği şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca osilatör üzerine koyulan hareketli ortalama ile MACD'dekine benzer al sat sinyalleri üretilip kullanılabilir. Osilatör ortalamasını yukarı kestiği durum alış, aşağı kestiği durum ise satış sinyali olarak değerlendirilebilir.
2. Price Channel
Price Channel da diğer kanal çalışmalarına (Bollinger Bands, Envelope gibi) benzerlik gösterir. Bu gösterge seçilen periyot içindeki en yüksek değerin son değere eklenmesiyle, en düşük değerin ise son değerden çıkarılması ile oluşan kanaldır. Sonuç olarak ortaya çıkan iki çizgi seçilen periyotdaki en yüksek ve en düşük değer aralığını temsil eder. Bu gösterge dinamik olarak destek direnç değerlerini verir. Bu değerler sürekli oluşan fiyatlara göre değişirler
3. Kapanış AOF Farkı
Kapanış Aort farkı hissenin kapanış ve ağırlıklı ortalama fiyatı arasındaki farkı gösteren bir indikatördür. Eğer kapanış ağırlıklı ortalamadan yüksek ise değeri pozitif aksi takdirde negatif olur.
Kapanış fiyatının, hissenin ağırlıklı ortalama fiyatının, üzerinde ve altında olduğu günleri daha rahatlıkla izlemenizi sağlar. Güçlü yukarı yönde fiyat hareketi sergileyen hisselerin, kapanış fiyatının trendin gücü devam ettiği sürece, ağırlıklı ortalamadan yüksek olması olasılığı yüksektir. Kısa dönem fiyat hareketlerinin analizinde kullanılabilir.
4. Weighted Close (Ağırlıklı Ortalama)
Weighted Close, gün içinde oluşan fiyatların kapanış ağırlıklı ortalamasını verir. Fiyat grafiği ile birlikte çizilir. Fiyat grafiğinin daha iyi izlenmesi için kullanılır.
5. VHF / Vertical Horizontal Filter
VHF göstergesi , hisse senedinin trend oluşturabilme gücünü ölçen bir göstergedir. VHF belirli bir periyottaki değişim hızı toplamı ile, aynı periyottaki ,en düşükler - en yüksekler karşılaştırması yapan bir göstergedir.
Hisse senedi işlemlerinde önerilen , hisse senedi trend içinde ise hisse senedini tutmak , yatay piyasada ise , kısa vadeli alım-satımlar yapılmasıdır. VHF göstergesi , bu amaçla tasarlanmış bir göstergedir.
VHF yüksekse ,hisse senedinin bir trend içinde olduğu, düşükse yatay piyasada olduğu varsayılır. VHF göstergesinin yönü ,hisse senedinin trend mi oluşturmakta , yoksa yatay piyasaya mı girmekte olduğunu gösterir. Yükselen VHF, fiyat hareketinin bir trende dönüştüğünü , azalan VHF yatay piyasaya doğru gidildiğini gösterir. VHF yüksek değerlere ulaşmışsa bir süre sonra yatay piyasa ,düşük fiyatlara ulaşmışsa yeni bir trend oluşumu beklemek gerekir VHF göstergesi , hiçbir şekilde trendin yönü hakkında bilgi vermez , yükselmekte olan VHF fiyatların da yükseleceğini göstermez . Sadece içinde bulunulan hareketin bir trend olduğunu gösterir.
Kaynak : Finnet
1. Ağırlık Merkezi Osilatörü
Bu yeni osilatör yumuşatılmış olmasına rağmen sinyal gecikmesi olmaması sebebiyle eşsizdir. Yumuşatma, dönüş noktalarının açık bir şekilde tespit edilmesini sağlarken, sinyal gecikmesi olmaması sayesinde hareketin erken dönemlerinde pozisyon alınabilir.Ağırlık merkezi osilatörü temel olarak Ehler Filtrelemesine dayanır. Ehler filtresi konusunda daha detaylı bilgi için bknz. "Nonlinear Ehlers Filters" (John Ehler, 2001) (Technical Analysis of Stocks & Commodities, Volume 19, April)
Ağırlık merkezi dönüşleri yakalamak amacıyla kullanılabilir. Gösterge düşüşten yükselişe geçtiği zaman bir düşüş trendinin sona erdiği ve yeni bir çıkış trendine girildiği, tersi durumda ise yani düşmeye başladığı zaman ise bir çıkış trendinin sonuna gelindiği ve yeni bir düşüş trendine girildiği şeklinde yorumlanabilir. Ayrıca osilatör üzerine koyulan hareketli ortalama ile MACD'dekine benzer al sat sinyalleri üretilip kullanılabilir. Osilatör ortalamasını yukarı kestiği durum alış, aşağı kestiği durum ise satış sinyali olarak değerlendirilebilir.
2. Price Channel
Price Channel da diğer kanal çalışmalarına (Bollinger Bands, Envelope gibi) benzerlik gösterir. Bu gösterge seçilen periyot içindeki en yüksek değerin son değere eklenmesiyle, en düşük değerin ise son değerden çıkarılması ile oluşan kanaldır. Sonuç olarak ortaya çıkan iki çizgi seçilen periyotdaki en yüksek ve en düşük değer aralığını temsil eder. Bu gösterge dinamik olarak destek direnç değerlerini verir. Bu değerler sürekli oluşan fiyatlara göre değişirler
3. Kapanış AOF Farkı
Kapanış Aort farkı hissenin kapanış ve ağırlıklı ortalama fiyatı arasındaki farkı gösteren bir indikatördür. Eğer kapanış ağırlıklı ortalamadan yüksek ise değeri pozitif aksi takdirde negatif olur.
Kapanış fiyatının, hissenin ağırlıklı ortalama fiyatının, üzerinde ve altında olduğu günleri daha rahatlıkla izlemenizi sağlar. Güçlü yukarı yönde fiyat hareketi sergileyen hisselerin, kapanış fiyatının trendin gücü devam ettiği sürece, ağırlıklı ortalamadan yüksek olması olasılığı yüksektir. Kısa dönem fiyat hareketlerinin analizinde kullanılabilir.
4. Weighted Close (Ağırlıklı Ortalama)
Weighted Close, gün içinde oluşan fiyatların kapanış ağırlıklı ortalamasını verir. Fiyat grafiği ile birlikte çizilir. Fiyat grafiğinin daha iyi izlenmesi için kullanılır.
5. VHF / Vertical Horizontal Filter
VHF göstergesi , hisse senedinin trend oluşturabilme gücünü ölçen bir göstergedir. VHF belirli bir periyottaki değişim hızı toplamı ile, aynı periyottaki ,en düşükler - en yüksekler karşılaştırması yapan bir göstergedir.
Hisse senedi işlemlerinde önerilen , hisse senedi trend içinde ise hisse senedini tutmak , yatay piyasada ise , kısa vadeli alım-satımlar yapılmasıdır. VHF göstergesi , bu amaçla tasarlanmış bir göstergedir.
VHF yüksekse ,hisse senedinin bir trend içinde olduğu, düşükse yatay piyasada olduğu varsayılır. VHF göstergesinin yönü ,hisse senedinin trend mi oluşturmakta , yoksa yatay piyasaya mı girmekte olduğunu gösterir. Yükselen VHF, fiyat hareketinin bir trende dönüştüğünü , azalan VHF yatay piyasaya doğru gidildiğini gösterir. VHF yüksek değerlere ulaşmışsa bir süre sonra yatay piyasa ,düşük fiyatlara ulaşmışsa yeni bir trend oluşumu beklemek gerekir VHF göstergesi , hiçbir şekilde trendin yönü hakkında bilgi vermez , yükselmekte olan VHF fiyatların da yükseleceğini göstermez . Sadece içinde bulunulan hareketin bir trend olduğunu gösterir.
Kaynak : Finnet
Teknik Analiz İndikatörleri - VI
D. GÜÇ GÖSTERGESİ İNDİKATÖRLERİ
1. ADI / Accumulation/Distribution Index
A/D (Accumulation/Distribution Index, Alım/Dağıtım Endeksi) işlem adedi (volume) ve hisse senedi fiyatlarındaki (price) değişimin birleştirildiği bir momentum göstergesidir. İşlem adedi ve fiyatlardaki hareketleri birleştirerek fiyatların trendinin sürüp-sürmeyeceği konusunda fikir verir.
Önemli fiyat hareketleri ve bu fiyat hareketleri ile işlem adedinin birleştirilmesi bu indikatörün dayanak noktası, temelidir. A/D, aslında daha popüler olan Denge İşlem Adedi (On Balance Volume, OBV) indikatörünün değişimidir. Her iki indikatör de fiyatlarla birleştirilmiş işlem adedinin karşılaştırılması yoluyla fiyatlarda değişimin olup olmayacağını denemektedir.
Bu göstergenin temel olarak söylediği şey; bir fiyat hareketi ne kadar çok işlem adedi ile gerçekleşirse o kadar güvenilirdir. şöyle ki; A/D’nın yükselişte yani trendinin yukarı olması, hisse senedinin toplandığını gösterir. En güvenli olan fiyatlardaki yukarı hareket ile birleştirilmiş işlem adedinin olmasıdır.
A/D’nın düşüşte yani trendinin inişte olması, hisse senedinin elden çıkarıldığını, dağıtıldığını gösterir. En güvenli olan fiyatlarda aşağı inen hareket ile birleşmiş işlem adedinin olmasıdır.
2. MFI / Money Flow Index
Money Flow Index (MFI), bir hisse senedine girmekte, ya da hisse senedinden çıkmakta olan paranın gücünü ölçen bir göstergedir. RSI göstergesinin benzeri olan MFI, bu göstergeden farklı olarak parasal hacmi değerlendirmeye yöneliktir.
Bir hisse senedine para akışı şu şekilde hesaplanır : Önce son gün ortalama fiyatı, bir önceki günkü ortalama fiyat ile karşılaştırılır. Fark pozitif ise hisse senedine para girmekte olduğu, negatif ise hisse senedinden para çıkmakta olduğu kabul edilir. Belirli bir gün için para akışı, ortalama fiyatla, işlem miktarının çarpımıdır. Pozitif para akışı, hesaplanan periyot boyunca, pozitif para akışlarının, negatif para akışı ise aynı periyotdaki negatif para akışlarının toplamıdır. Pozitif para akışları toplamının, negatif para akışları toplamına oranı para oranını verir. Bu, izlenen periyot boyunca, hisse senedine giren net para akışını verir.
3. VOL / Volume Oscillator
İşlem Hacmi, yatırımcıların piyasaya yaklaşımlarındaki değişimlerin yoğunluğunu gösteren bir indikatördür. Eğer hisse senetlerinin fiyatları artarken işlem hacminde de bir yoğunluk görülüyorsa, bu olumlu bir gelişme olarak nitelendirilmektedir.
Önemli bir gösterge olan işlem hacmi verilerinden Market İndikatörlerinde de yararlanılmaktadır. Günlük bazda yükselen ve düşen hisse sentlerinin işlem hacmi verilerini kullanarak yapılan hesaplamalar sonucunda genel piyasa trendi hakkında fikir sahibi olmak mümkündür.
Kaynak : Finnet
1. ADI / Accumulation/Distribution Index
A/D (Accumulation/Distribution Index, Alım/Dağıtım Endeksi) işlem adedi (volume) ve hisse senedi fiyatlarındaki (price) değişimin birleştirildiği bir momentum göstergesidir. İşlem adedi ve fiyatlardaki hareketleri birleştirerek fiyatların trendinin sürüp-sürmeyeceği konusunda fikir verir.
Önemli fiyat hareketleri ve bu fiyat hareketleri ile işlem adedinin birleştirilmesi bu indikatörün dayanak noktası, temelidir. A/D, aslında daha popüler olan Denge İşlem Adedi (On Balance Volume, OBV) indikatörünün değişimidir. Her iki indikatör de fiyatlarla birleştirilmiş işlem adedinin karşılaştırılması yoluyla fiyatlarda değişimin olup olmayacağını denemektedir.
Bu göstergenin temel olarak söylediği şey; bir fiyat hareketi ne kadar çok işlem adedi ile gerçekleşirse o kadar güvenilirdir. şöyle ki; A/D’nın yükselişte yani trendinin yukarı olması, hisse senedinin toplandığını gösterir. En güvenli olan fiyatlardaki yukarı hareket ile birleştirilmiş işlem adedinin olmasıdır.
A/D’nın düşüşte yani trendinin inişte olması, hisse senedinin elden çıkarıldığını, dağıtıldığını gösterir. En güvenli olan fiyatlarda aşağı inen hareket ile birleşmiş işlem adedinin olmasıdır.
2. MFI / Money Flow Index
Money Flow Index (MFI), bir hisse senedine girmekte, ya da hisse senedinden çıkmakta olan paranın gücünü ölçen bir göstergedir. RSI göstergesinin benzeri olan MFI, bu göstergeden farklı olarak parasal hacmi değerlendirmeye yöneliktir.
Bir hisse senedine para akışı şu şekilde hesaplanır : Önce son gün ortalama fiyatı, bir önceki günkü ortalama fiyat ile karşılaştırılır. Fark pozitif ise hisse senedine para girmekte olduğu, negatif ise hisse senedinden para çıkmakta olduğu kabul edilir. Belirli bir gün için para akışı, ortalama fiyatla, işlem miktarının çarpımıdır. Pozitif para akışı, hesaplanan periyot boyunca, pozitif para akışlarının, negatif para akışı ise aynı periyotdaki negatif para akışlarının toplamıdır. Pozitif para akışları toplamının, negatif para akışları toplamına oranı para oranını verir. Bu, izlenen periyot boyunca, hisse senedine giren net para akışını verir.
3. VOL / Volume Oscillator
İşlem Hacmi, yatırımcıların piyasaya yaklaşımlarındaki değişimlerin yoğunluğunu gösteren bir indikatördür. Eğer hisse senetlerinin fiyatları artarken işlem hacminde de bir yoğunluk görülüyorsa, bu olumlu bir gelişme olarak nitelendirilmektedir.
Önemli bir gösterge olan işlem hacmi verilerinden Market İndikatörlerinde de yararlanılmaktadır. Günlük bazda yükselen ve düşen hisse sentlerinin işlem hacmi verilerini kullanarak yapılan hesaplamalar sonucunda genel piyasa trendi hakkında fikir sahibi olmak mümkündür.
Kaynak : Finnet
Teknik Analiz İndikatörleri - V
C. VOLATİLİTE İNDİKATÖRLERİ
1. BB / Bollinger Bantları
Bollinger Bantları, fiyat değişmelerini izleyen alım-satım kanallarıdır. Genellikle alım-satım kanalları bir hareketli ortalamanın belirli bir yüzdede yukarı veya aşağıya kaydırılmasıyla çizilirler. Bollinger Bantlarında ise, kanalların alt ve üst limitleri hareketli ortalamanın belirli bir "standart sapma" alınarak çizilirler.
Optimal bir netice alabilmek için değişik hareketli ortalama ve standart sapma sayıları denenebilir. Fakat Bollinger'in tavsiye ettiği, 20 günlük hareketli ortalama ve 2'lik standart sapma. Yine, Bollinger'e göre 10 günün altındaki hareketli ortalamalar ile oluşturulan kanallar iyi sonuç vermemektedir.
- Keskin fiyat değişimleri genelde bantların daralmasından sonra oluşur.
- Fiyatın bant dışına çıkması varolan trendin devam edeceği anlamına gelir.
- Bant dışında meydana gelen dip veya zirveleri bant içinde meydana gelen dip ve zirvelerin izlemesi olası bir trend değişiminin habercisidir.
- Bir ban tta başlayan hareketin genelde fiyat diğer banda erişinceye kadar sürmesi beklenir
2. ENV / Envelope
Envelope aslında iki hareketli ortalamadan oluşur. Birinci hareketli ortalama yukarı yönde, ikincisi ise aşağı yönde kaydırılır ve böylece bir kanal oluşur. Envelope bir hissenin fiyatının normal alım-satım aralığını tanımlar. Fiyat üst banda ulaştığında satış, alt banda ulaştığında ise alış sinyali verir. En uygun yatay kaydırma yüzdesi hissenin volatilitesine (değişkenlik) bağlıdır. Hisse volatilitesi ne kadar yüksekse dikey kaydırma yüzdesini de o kadar yüksek tutmak gerekir.
Envelope'un gerisinde şu mantık yatar:Alıcı ve satıcılar fiyatı uç noktalara doğru bastırırlar (alt ve üst bantlar). Ancak fiyatlar genelde daha gerçekçi seviyelerde stabile olur.
3. KCH / Keltner Kanalı
Bir hareketli ortalamanın çevresinde çizilen iki bant çizgisinden oluşur. Bandın hareketli ortalamadan uzaklığı True Range’e dayalı olarak hesaplanır. True Range basit olarak yüksek ile düşük arasındaki farktır.
True Range = Yüksek – Düşük
Eğer bir gün önceki kapanış son günkü yüksekten daha yüksekse bu formülde birgün önceki kapanış kullanılır. Eğer birgün önceki kapanış son günkü düşükten düşükse birgün önceki düşük formülde kullanılır.
True Range N peryot üzerinden ortalaması alınarak hareketli ortalamanın üzerine eklenir v çıkarılır, böylelikle bant oluşturulur. Aynı zamanda True Range ortalaması belli bir katsayıyla çarpılarak bandın genişliği ayarlanır. Eğer True range değerleri ufaksa bant daralır, bu hareketliliğin azaldığına ve sıkışma olduğuna işarettir.
Keltner kanalını kullanırken fiyatın üst yada alt banda hareket etmesi beklenmelidir. Bandın dışına bir fiyat hareketi içinde bulunulan trendin devamı manasına gelir.
Kaynak : Finnet
__________________
1. BB / Bollinger Bantları
Bollinger Bantları, fiyat değişmelerini izleyen alım-satım kanallarıdır. Genellikle alım-satım kanalları bir hareketli ortalamanın belirli bir yüzdede yukarı veya aşağıya kaydırılmasıyla çizilirler. Bollinger Bantlarında ise, kanalların alt ve üst limitleri hareketli ortalamanın belirli bir "standart sapma" alınarak çizilirler.
Optimal bir netice alabilmek için değişik hareketli ortalama ve standart sapma sayıları denenebilir. Fakat Bollinger'in tavsiye ettiği, 20 günlük hareketli ortalama ve 2'lik standart sapma. Yine, Bollinger'e göre 10 günün altındaki hareketli ortalamalar ile oluşturulan kanallar iyi sonuç vermemektedir.
- Keskin fiyat değişimleri genelde bantların daralmasından sonra oluşur.
- Fiyatın bant dışına çıkması varolan trendin devam edeceği anlamına gelir.
- Bant dışında meydana gelen dip veya zirveleri bant içinde meydana gelen dip ve zirvelerin izlemesi olası bir trend değişiminin habercisidir.
- Bir ban tta başlayan hareketin genelde fiyat diğer banda erişinceye kadar sürmesi beklenir
2. ENV / Envelope
Envelope aslında iki hareketli ortalamadan oluşur. Birinci hareketli ortalama yukarı yönde, ikincisi ise aşağı yönde kaydırılır ve böylece bir kanal oluşur. Envelope bir hissenin fiyatının normal alım-satım aralığını tanımlar. Fiyat üst banda ulaştığında satış, alt banda ulaştığında ise alış sinyali verir. En uygun yatay kaydırma yüzdesi hissenin volatilitesine (değişkenlik) bağlıdır. Hisse volatilitesi ne kadar yüksekse dikey kaydırma yüzdesini de o kadar yüksek tutmak gerekir.
Envelope'un gerisinde şu mantık yatar:Alıcı ve satıcılar fiyatı uç noktalara doğru bastırırlar (alt ve üst bantlar). Ancak fiyatlar genelde daha gerçekçi seviyelerde stabile olur.
3. KCH / Keltner Kanalı
Bir hareketli ortalamanın çevresinde çizilen iki bant çizgisinden oluşur. Bandın hareketli ortalamadan uzaklığı True Range’e dayalı olarak hesaplanır. True Range basit olarak yüksek ile düşük arasındaki farktır.
True Range = Yüksek – Düşük
Eğer bir gün önceki kapanış son günkü yüksekten daha yüksekse bu formülde birgün önceki kapanış kullanılır. Eğer birgün önceki kapanış son günkü düşükten düşükse birgün önceki düşük formülde kullanılır.
True Range N peryot üzerinden ortalaması alınarak hareketli ortalamanın üzerine eklenir v çıkarılır, böylelikle bant oluşturulur. Aynı zamanda True Range ortalaması belli bir katsayıyla çarpılarak bandın genişliği ayarlanır. Eğer True range değerleri ufaksa bant daralır, bu hareketliliğin azaldığına ve sıkışma olduğuna işarettir.
Keltner kanalını kullanırken fiyatın üst yada alt banda hareket etmesi beklenmelidir. Bandın dışına bir fiyat hareketi içinde bulunulan trendin devamı manasına gelir.
Kaynak : Finnet
__________________
Teknik Analiz İndikatörleri - IV
B. TREND İNDİKATÖRLERİ - II
4. PER / Performance
Performance göstergesi, hisse senedinin ilk değerine göre, her kapanış değeri için yüzde değişimini verir. Örneğin göstergenin 10 değerini göstermesi, fiyatın başlangıçtan itibaren %10 arttığını ifade eder. Aynı şekilde, göstergenin -10 değeri, fiyatın %10 azaldığını ifade eder.
5. Zig Zag
Zig zag göstergesi bir hissenin fiyatındaki "gürültü"'yü elimine etmek için kullanılabilir. Zig Zag, % x (veya x puan) oranından az olan fiyat değişiklikleri filtre eder. Esas olarak grafiğin görsel incelemesini kolaylaştırmak amacıyla kullanılır.
Önemli dönüş noktalarını gösterdiği için Elliot Dalga sayımı ile ilgilenenlerin kullanabileceği bir göstergedir
6. Hareketli Ortalamalar
Hareketli ortalama bir dizinin verilen zaman aralığı içerisindeki ortalamasının hesaplanması için kullanılan bir yöntemdir. "Hareketli" kelimesi aslında ortalamanın durağan olmayıp zaman içinde eklenen veriye göre sürekli olarak kendini yeniden ayarlaması anlamında kullanılır.
FTA'da 6 çeşit hareketli ortalama hesap yöntemi bulunmaktadır. Bu yöntemlerin arasındaki temel fark en son günlerdeki değerlerin ortalama hesaplanırken ağırlığıdır. Yalnız "Ağırlıklı" yönteminde kullanılan strateji farklıdır. Bu yöntemde fiyatın ağırlığı o günkü volatiliteye bağlı olarak hesaplanır. Volatilie yükseldikçe ağırlık artar.
Basit: Her x gün için kapanış fiyatları toplanır ve x'e bölünür. Her günün ağırlığı eşittir.
Üssel: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Ağırlıklı: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Regresyonel:Regresyon tekniği kullanılarak hesaplanır.
Dema: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Toplamsal:
Önemli bir diğer fark ise Dema yöntemi ile çizilen ortalamalardır. Dema yöntemi ile çizilen ortalamaların diğerlerine göre önemli bir üstünlüğü bulunur. Normalde diğer tüm ortalamalarda gecikme vardır ancak Dema yöntemi ile çizilen ortalamalarda neredeyse hiç gecikme olmaz ve daha erken sinyal alınabilir.
Hareketli ortalamaların en popüler kullanımlarından birisi hisse fiyatı ile bir ortalamayı veya iki ortalamayı kendi aralarında karşılaştırmaktır.
- Fiyat, ortalamayı yukarı yönde keserse al
- Fiyat ortalamayı aşağı yönde keserse sat
Aynı şekilde iki ortalama karşılaştırmasında
-Kısa dönemli ortalama uzun dönemliyi yukarı keserse al
-Kısa dönemli ortalama uzun dönemliyi aşağı keserse sat
Hareketli ortalama kullanımında en kritik nokta ortalama peryodunun (döneminin) seçimidir. Kısa vadeli alım-satım için kısa dönemli ortalamalar (3,5,7 gibi) , uzun vadeli alım-satım için ise daha uzun dönemli ortalamalar (21,50,200 gibi) denenebilir.
Kaynak : Finnet
4. PER / Performance
Performance göstergesi, hisse senedinin ilk değerine göre, her kapanış değeri için yüzde değişimini verir. Örneğin göstergenin 10 değerini göstermesi, fiyatın başlangıçtan itibaren %10 arttığını ifade eder. Aynı şekilde, göstergenin -10 değeri, fiyatın %10 azaldığını ifade eder.
5. Zig Zag
Zig zag göstergesi bir hissenin fiyatındaki "gürültü"'yü elimine etmek için kullanılabilir. Zig Zag, % x (veya x puan) oranından az olan fiyat değişiklikleri filtre eder. Esas olarak grafiğin görsel incelemesini kolaylaştırmak amacıyla kullanılır.
Önemli dönüş noktalarını gösterdiği için Elliot Dalga sayımı ile ilgilenenlerin kullanabileceği bir göstergedir
6. Hareketli Ortalamalar
Hareketli ortalama bir dizinin verilen zaman aralığı içerisindeki ortalamasının hesaplanması için kullanılan bir yöntemdir. "Hareketli" kelimesi aslında ortalamanın durağan olmayıp zaman içinde eklenen veriye göre sürekli olarak kendini yeniden ayarlaması anlamında kullanılır.
FTA'da 6 çeşit hareketli ortalama hesap yöntemi bulunmaktadır. Bu yöntemlerin arasındaki temel fark en son günlerdeki değerlerin ortalama hesaplanırken ağırlığıdır. Yalnız "Ağırlıklı" yönteminde kullanılan strateji farklıdır. Bu yöntemde fiyatın ağırlığı o günkü volatiliteye bağlı olarak hesaplanır. Volatilie yükseldikçe ağırlık artar.
Basit: Her x gün için kapanış fiyatları toplanır ve x'e bölünür. Her günün ağırlığı eşittir.
Üssel: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Ağırlıklı: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Regresyonel:Regresyon tekniği kullanılarak hesaplanır.
Dema: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Toplamsal:
Önemli bir diğer fark ise Dema yöntemi ile çizilen ortalamalardır. Dema yöntemi ile çizilen ortalamaların diğerlerine göre önemli bir üstünlüğü bulunur. Normalde diğer tüm ortalamalarda gecikme vardır ancak Dema yöntemi ile çizilen ortalamalarda neredeyse hiç gecikme olmaz ve daha erken sinyal alınabilir.
Hareketli ortalamaların en popüler kullanımlarından birisi hisse fiyatı ile bir ortalamayı veya iki ortalamayı kendi aralarında karşılaştırmaktır.
- Fiyat, ortalamayı yukarı yönde keserse al
- Fiyat ortalamayı aşağı yönde keserse sat
Aynı şekilde iki ortalama karşılaştırmasında
-Kısa dönemli ortalama uzun dönemliyi yukarı keserse al
-Kısa dönemli ortalama uzun dönemliyi aşağı keserse sat
Hareketli ortalama kullanımında en kritik nokta ortalama peryodunun (döneminin) seçimidir. Kısa vadeli alım-satım için kısa dönemli ortalamalar (3,5,7 gibi) , uzun vadeli alım-satım için ise daha uzun dönemli ortalamalar (21,50,200 gibi) denenebilir.
Kaynak : Finnet
27 Ağustos 2007 Pazartesi
Dış Borsalar ve İMKB
Grafiğine bakıldığında DJI’nın Cuma günkü kapanışı ile 20 günlük HO’larını yukarı kestiği ve Temmuz ayının son haftasında aşağıya yönelen MACD göstergesinin tekrar yukarıya hareketlendiği görülüyor. Hem düşüşe hem çıkışa DJI’dan önce başlayan DAX endeksi de DJI ile benzer bir görünüm sergiliyor. Referans aldığımız yabancı borsalardaki yükselişin devamı için 50 günlük HO’ların yukarıya geçilmesi gerekiyor. Bu direnç noktaları DAX’ta 7.750, DJI’da ise 13.500 seviyelerinden geçiyor.
İMKB’ye bakıldığında ise 16/8’de görülen 43.290 puanlık dip seviyesi sonrasında teknik göstergelerin günden güne toparlandığı görülüyor. Ancak mevcut yapı endeksin kısa vadede güçlü, hızlı ve istikrarlı bir çıkış potansiyeli taşıdığı konusunda güven vermiyor. Dış borsalar 20 günlük HO’larını yukarı geçerken İMKB 49.000 seviyelerinden geçen bu hattın 2.200 puan aşağısında geziniyor.
Aslında sahnede hep aynı oyun sergileniyor ama biz oyunu anlayıp kavramakta zorlanıyoruz. Sürekli borsanın içinde olan bir yatırımcının borsadan para kazanmasının zor olduğunu fark edemiyoruz. Trend dönüşlerini iyi saptamak, giriş-çıkış zamanlamasını iyi yapmak, kurulan tuzaklara paçayı kaptırmamak ise bilgi, beceri ve tecrübe gerektiriyor.
Önümüzdeki günlerde muhtemelen önce “Vay anasını yükseliyoruz” ardından “Tüh be düşüyoruz” düşüncesi yaratacak bir senaryo uygulamaya konabilir. Bu dalgalanmalar esnasında yatırımcının kendine ve borsaya olan güveni törpülenebilir. Güvensizlik ve umutsuzluğun dip yaptığı noktada ise Güçlü Eller dümene geçip kalan yolcularla birlikte planlı seyirlerine devam edebilir. Her ne olursa olsun 40 bin seviyesinin altına sarkmadığı müddetçe çıkış trendinin bozulmayacağı ve bu koşul gerçekleşirse İMKB-100 endeksinin önümüzdeki 5-6 aylık dönemde 64-65 bin seviyelerini hedefleyeceği düşüncesindeyim.
Güzel bir hafta geçirmenizi dilerim.
İMKB’ye bakıldığında ise 16/8’de görülen 43.290 puanlık dip seviyesi sonrasında teknik göstergelerin günden güne toparlandığı görülüyor. Ancak mevcut yapı endeksin kısa vadede güçlü, hızlı ve istikrarlı bir çıkış potansiyeli taşıdığı konusunda güven vermiyor. Dış borsalar 20 günlük HO’larını yukarı geçerken İMKB 49.000 seviyelerinden geçen bu hattın 2.200 puan aşağısında geziniyor.
Aslında sahnede hep aynı oyun sergileniyor ama biz oyunu anlayıp kavramakta zorlanıyoruz. Sürekli borsanın içinde olan bir yatırımcının borsadan para kazanmasının zor olduğunu fark edemiyoruz. Trend dönüşlerini iyi saptamak, giriş-çıkış zamanlamasını iyi yapmak, kurulan tuzaklara paçayı kaptırmamak ise bilgi, beceri ve tecrübe gerektiriyor.
Önümüzdeki günlerde muhtemelen önce “Vay anasını yükseliyoruz” ardından “Tüh be düşüyoruz” düşüncesi yaratacak bir senaryo uygulamaya konabilir. Bu dalgalanmalar esnasında yatırımcının kendine ve borsaya olan güveni törpülenebilir. Güvensizlik ve umutsuzluğun dip yaptığı noktada ise Güçlü Eller dümene geçip kalan yolcularla birlikte planlı seyirlerine devam edebilir. Her ne olursa olsun 40 bin seviyesinin altına sarkmadığı müddetçe çıkış trendinin bozulmayacağı ve bu koşul gerçekleşirse İMKB-100 endeksinin önümüzdeki 5-6 aylık dönemde 64-65 bin seviyelerini hedefleyeceği düşüncesindeyim.
Güzel bir hafta geçirmenizi dilerim.
26 Ağustos 2007 Pazar
Teknik Analiz İndikatörleri - IV
B. TREND İNDİKATÖRLERİ - II
4. PER / Performance
Performance göstergesi, hisse senedinin ilk değerine göre, her kapanış değeri için yüzde değişimini verir. Örneğin göstergenin 10 değerini göstermesi, fiyatın başlangıçtan itibaren %10 arttığını ifade eder. Aynı şekilde, göstergenin -10 değeri, fiyatın %10 azaldığını ifade eder.
5. Zig Zag
Zig zag göstergesi bir hissenin fiyatındaki "gürültü"'yü elimine etmek için kullanılabilir. Zig Zag, % x (veya x puan) oranından az olan fiyat değişiklikleri filtre eder. Esas olarak grafiğin görsel incelemesini kolaylaştırmak amacıyla kullanılır.
Önemli dönüş noktalarını gösterdiği için Elliot Dalga sayımı ile ilgilenenlerin kullanabileceği bir göstergedir
6. Hareketli Ortalamalar
Hareketli ortalama bir dizinin verilen zaman aralığı içerisindeki ortalamasının hesaplanması için kullanılan bir yöntemdir. "Hareketli" kelimesi aslında ortalamanın durağan olmayıp zaman içinde eklenen veriye göre sürekli olarak kendini yeniden ayarlaması anlamında kullanılır.
FTA'da 6 çeşit hareketli ortalama hesap yöntemi bulunmaktadır. Bu yöntemlerin arasındaki temel fark en son günlerdeki değerlerin ortalama hesaplanırken ağırlığıdır. Yalnız "Ağırlıklı" yönteminde kullanılan strateji farklıdır. Bu yöntemde fiyatın ağırlığı o günkü volatiliteye bağlı olarak hesaplanır. Volatilie yükseldikçe ağırlık artar.
Basit: Her x gün için kapanış fiyatları toplanır ve x'e bölünür. Her günün ağırlığı eşittir.
Üssel: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Ağırlıklı: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Regresyonel:Regresyon tekniği kullanılarak hesaplanır.
Dema: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Toplamsal: Önemli bir diğer fark ise Dema yöntemi ile çizilen ortalamalardır. Dema yöntemi ile çizilen ortalamaların diğerlerine göre önemli bir üstünlüğü bulunur. Normalde diğer tüm ortalamalarda gecikme vardır ancak Dema yöntemi ile çizilen ortalamalarda neredeyse hiç gecikme olmaz ve daha erken sinyal alınabilir.
Hareketli ortalamaların en popüler kullanımlarından birisi hisse fiyatı ile bir ortalamayı veya iki ortalamayı kendi aralarında karşılaştırmaktır.
- Fiyat, ortalamayı yukarı yönde keserse al
- Fiyat ortalamayı aşağı yönde keserse sat
Aynı şekilde iki ortalama karşılaştırmasında
-Kısa dönemli ortalama uzun dönemliyi yukarı keserse al
-Kısa dönemli ortalama uzun dönemliyi aşağı keserse sat
Hareketli ortalama kullanımında en kritik nokta ortalama peryodunun (döneminin) seçimidir. Kısa vadeli alım-satım için kısa dönemli ortalamalar (3,5,7 gibi) , uzun vadeli alım-satım için ise daha uzun dönemli ortalamalar (21,50,200 gibi) denenebilir.
Kaynak : Finnet
__________________
4. PER / Performance
Performance göstergesi, hisse senedinin ilk değerine göre, her kapanış değeri için yüzde değişimini verir. Örneğin göstergenin 10 değerini göstermesi, fiyatın başlangıçtan itibaren %10 arttığını ifade eder. Aynı şekilde, göstergenin -10 değeri, fiyatın %10 azaldığını ifade eder.
5. Zig Zag
Zig zag göstergesi bir hissenin fiyatındaki "gürültü"'yü elimine etmek için kullanılabilir. Zig Zag, % x (veya x puan) oranından az olan fiyat değişiklikleri filtre eder. Esas olarak grafiğin görsel incelemesini kolaylaştırmak amacıyla kullanılır.
Önemli dönüş noktalarını gösterdiği için Elliot Dalga sayımı ile ilgilenenlerin kullanabileceği bir göstergedir
6. Hareketli Ortalamalar
Hareketli ortalama bir dizinin verilen zaman aralığı içerisindeki ortalamasının hesaplanması için kullanılan bir yöntemdir. "Hareketli" kelimesi aslında ortalamanın durağan olmayıp zaman içinde eklenen veriye göre sürekli olarak kendini yeniden ayarlaması anlamında kullanılır.
FTA'da 6 çeşit hareketli ortalama hesap yöntemi bulunmaktadır. Bu yöntemlerin arasındaki temel fark en son günlerdeki değerlerin ortalama hesaplanırken ağırlığıdır. Yalnız "Ağırlıklı" yönteminde kullanılan strateji farklıdır. Bu yöntemde fiyatın ağırlığı o günkü volatiliteye bağlı olarak hesaplanır. Volatilie yükseldikçe ağırlık artar.
Basit: Her x gün için kapanış fiyatları toplanır ve x'e bölünür. Her günün ağırlığı eşittir.
Üssel: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Ağırlıklı: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Regresyonel:Regresyon tekniği kullanılarak hesaplanır.
Dema: Son günlerin ağırlığı daha fazladır.
Toplamsal: Önemli bir diğer fark ise Dema yöntemi ile çizilen ortalamalardır. Dema yöntemi ile çizilen ortalamaların diğerlerine göre önemli bir üstünlüğü bulunur. Normalde diğer tüm ortalamalarda gecikme vardır ancak Dema yöntemi ile çizilen ortalamalarda neredeyse hiç gecikme olmaz ve daha erken sinyal alınabilir.
Hareketli ortalamaların en popüler kullanımlarından birisi hisse fiyatı ile bir ortalamayı veya iki ortalamayı kendi aralarında karşılaştırmaktır.
- Fiyat, ortalamayı yukarı yönde keserse al
- Fiyat ortalamayı aşağı yönde keserse sat
Aynı şekilde iki ortalama karşılaştırmasında
-Kısa dönemli ortalama uzun dönemliyi yukarı keserse al
-Kısa dönemli ortalama uzun dönemliyi aşağı keserse sat
Hareketli ortalama kullanımında en kritik nokta ortalama peryodunun (döneminin) seçimidir. Kısa vadeli alım-satım için kısa dönemli ortalamalar (3,5,7 gibi) , uzun vadeli alım-satım için ise daha uzun dönemli ortalamalar (21,50,200 gibi) denenebilir.
Kaynak : Finnet
__________________
Teknik Analiz İndikatörleri - III
B. TREND İNDİKATÖRLERİ - I
1. ARO /
Aroon OscillatörAroon indikatörü Tushar Chande tarafından geliştirilmiştir. Aroon Sanskrit bir kelime olup şafağın ilk ışıkları yada gecenin gündüze dönmesi anlamındadır. Aroon indikatörü hisse senedi fiyatlarının trend periyodundan alım-satım periyoduna geçtiğini sezmenizi sağlar. Bu sezinleme en son x-periyot tepe ile en son x periyot dip arasında nekadar zaman geçtiği hesaplanarak oluşturulur. Bu sebeple Aroon indikatörü iki çizgiden oluşur. Bunlardan bir tanesi en son x-periyot tepe üzerinden ne kadar zaman geçtiğini (Aroon Up), diğeri ise en son x-periyot dip üzerinden ne kadar zaman geçtiğini gösterir (Aroon Down).
Aroon indikatörünün aldığı değerler Stokastik indikatörü gibi 0 ile 100 arasındadır. Normal olarak 14 günlük bir periyot düşündüğümüzde eğer hisse senedi yeni bir 14 günlük tepe yapıyorsa Aroon Up =100 olur. Eğer hisse senedi 14 günlük bir dip yapıyorsa Aroon Down=100 olur. Eğer hisse senedi 14 gündür yeni bir tepe yapmadıysa Aroon Up=0 olur. Benzer şekilde eğer son 14 gündür yeni bir dip yapmadıysa Aroon Down=0 olur.
Alım-satım sistemlerinin bilinen en önemli problemi pazarın bir trend içinde mi yoksa yatay seyir içinde mi olduğunu belirlemektir. Trend izleyen indikatörler (MACD ve hareketli ortalamalar gibi) pazar yatay seyire girdiğinde manalı sonuçlar üretmezler. Diğer taraftan aşırı alım ve aşırı satım osilatörleri ( ki bunlar yatay seyirede iyi sonuçlar verir) trend bölgelerinde aşırı tepkiler verirler ve pozisyonların erken kapanmasına yol açarlar. Aroon indikatörü esas olarak bu iki tip indikatörden hangisinin daha iyi çalışacağını anlamanıza yardım eder.
2. DI / Directional Movement
Directional Movement sistemi 5 göstergeden oluşur. Bunlar +DI, -DI, ADX, ADXR, ve DX göstergeleridir.
Directional Movement sisteminin temellerinden birisi +DI ve -DI göstergeleridir.+DI göstergesi -DI 'yı yukarı kestiğinde alış, aşağı kestiğinde ise satış yönünde pozisyon alınmalıdır. Bu basit alım satım sistemini kullanırken "Uç Nokta Kuralı" adı verilen kuralı uygulayarak bu sistemden daha fazla verim almanız olasıdır. Bu kural yapılan alım satım sayısını azaltmayı amaçlar.
3. PSAR / Parabolic SAR
Bu indikatör, fiyatların durduğu yerleri belirlemek için kullanılır. Bu nedenle stop-and-reversal SAR (durma ve dönem indikatörü olarak adlandırılır.
Parabolic SAR göstergesi alım-satım için mükemmel noktalar verir. SAR, fiyatın altına düştüğü zaman alış, üstüne çıktığı zaman ise satış yapılmalıdır.
Kaynak : Finnet
1. ARO /
Aroon OscillatörAroon indikatörü Tushar Chande tarafından geliştirilmiştir. Aroon Sanskrit bir kelime olup şafağın ilk ışıkları yada gecenin gündüze dönmesi anlamındadır. Aroon indikatörü hisse senedi fiyatlarının trend periyodundan alım-satım periyoduna geçtiğini sezmenizi sağlar. Bu sezinleme en son x-periyot tepe ile en son x periyot dip arasında nekadar zaman geçtiği hesaplanarak oluşturulur. Bu sebeple Aroon indikatörü iki çizgiden oluşur. Bunlardan bir tanesi en son x-periyot tepe üzerinden ne kadar zaman geçtiğini (Aroon Up), diğeri ise en son x-periyot dip üzerinden ne kadar zaman geçtiğini gösterir (Aroon Down).
Aroon indikatörünün aldığı değerler Stokastik indikatörü gibi 0 ile 100 arasındadır. Normal olarak 14 günlük bir periyot düşündüğümüzde eğer hisse senedi yeni bir 14 günlük tepe yapıyorsa Aroon Up =100 olur. Eğer hisse senedi 14 günlük bir dip yapıyorsa Aroon Down=100 olur. Eğer hisse senedi 14 gündür yeni bir tepe yapmadıysa Aroon Up=0 olur. Benzer şekilde eğer son 14 gündür yeni bir dip yapmadıysa Aroon Down=0 olur.
Alım-satım sistemlerinin bilinen en önemli problemi pazarın bir trend içinde mi yoksa yatay seyir içinde mi olduğunu belirlemektir. Trend izleyen indikatörler (MACD ve hareketli ortalamalar gibi) pazar yatay seyire girdiğinde manalı sonuçlar üretmezler. Diğer taraftan aşırı alım ve aşırı satım osilatörleri ( ki bunlar yatay seyirede iyi sonuçlar verir) trend bölgelerinde aşırı tepkiler verirler ve pozisyonların erken kapanmasına yol açarlar. Aroon indikatörü esas olarak bu iki tip indikatörden hangisinin daha iyi çalışacağını anlamanıza yardım eder.
2. DI / Directional Movement
Directional Movement sistemi 5 göstergeden oluşur. Bunlar +DI, -DI, ADX, ADXR, ve DX göstergeleridir.
Directional Movement sisteminin temellerinden birisi +DI ve -DI göstergeleridir.+DI göstergesi -DI 'yı yukarı kestiğinde alış, aşağı kestiğinde ise satış yönünde pozisyon alınmalıdır. Bu basit alım satım sistemini kullanırken "Uç Nokta Kuralı" adı verilen kuralı uygulayarak bu sistemden daha fazla verim almanız olasıdır. Bu kural yapılan alım satım sayısını azaltmayı amaçlar.
3. PSAR / Parabolic SAR
Bu indikatör, fiyatların durduğu yerleri belirlemek için kullanılır. Bu nedenle stop-and-reversal SAR (durma ve dönem indikatörü olarak adlandırılır.
Parabolic SAR göstergesi alım-satım için mükemmel noktalar verir. SAR, fiyatın altına düştüğü zaman alış, üstüne çıktığı zaman ise satış yapılmalıdır.
Kaynak : Finnet
Teknik Analiz İndikatörleri - II
A / MOMENTUM İNDİKATÖRLERİ - II
4. RSI / Relatif Güç Endeksi
Relatif Güç Endeksi en çok bilinen osilatörlerden biridir. İlk olarak J.Welles Wilder tarafından, Haziran 1978 tarihli Commodities (Futures) Magazine'deki bir makalede adı geçmiştir. Wilder'in " Technical Trading Systems" kitabında hesaplanması ve yorumlanması adım adım anlatılmıştır. Adının Relatif Güç Endeksi olmasının yarattığı yanlış anlamada olduğu gibi, iki ayrı hisse senedinin relatif gücünü değil, tek bir hisse senedinin kendi iç gücünü ifade eder. O nedenle "İç Güç Endeksi" demek, belki daha doğru bir tanımlama olur. RSI'ın formülü oldukça basittir ancak ne olduğunu anlatmak için sayfalarca örnek vermek gerekir.
Wilder RSI'ı ortaya attığında 14 günlük RSI kullanılmasını önerdi ama, 9 günlük ve 25 günlük RSI'lar da oldukça yaygın olarak kullanılıyor. Çünkü, RSI hesaplamasında zaman periyodunu istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz, hatta tecrübelerinizle en iyi çalışan zaman periyodunu seçmeniz tavsiye ediliyor. Sadece, baz alınan zaman ne kadar kısa olursa, indikatörün o kadar oynak olacağı akıldan çıkarılmamalıdır.
RSI 0 ile 100 arasında salınan bir fiyat izleme osilatörüdür. RSI'ın genel kabul gören yorumlama yöntemlerinden biri, uyumsuzluklara bakmaktır. Fiyatlar yukarı giderken ve yeni zirveler yaparken, indikatörün önceki zirvelerini geçememesi bir uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk, güç kaybının ve bir geri dönüş olabileceğinin belirtisidir.
Tepeler ve Dipler:RSI genellikle 70'in üzerinde tepeler, 30'un altında dipler yapar ve bu tepe ve dipleri genellikle fiyatlardan daha erken yapar.
Formasyonlar: RSI grafiği üzerinde de, fiyat grafiğinde olduğu gibi formasyonlar oluşur ( omuz-baş-omuz veya takoz formasyonları gibi ). Bu formasyonlar bazen fiyat grafiği üzerinde belirgin olarak görülmeyebilir. Ama bu yanıltıcı olmamalı, indikatör grafiğinde oluşan formasyonlar da izlenip, dikkate alınmalıdır.
Hatalı Salınımlar: (destek / direnç ihlalleri veya kırılmaları olarak da bilinir.) Bu olay RSI önceki tepesini aştığı veya önceki dip noktasının altına düştüğü zamanlarda olabilir. Bir süre sonra, indikatör düzelir ve normal seyrine devam eder.
Destek ve Dirençler: RSI grafiğinde de, destek ve direnç hatları oluşur hatta bazen direnç ve destekleri fiyat grafiğinden çok daha net gösterir.
Alım-Satım: RSI +30 seviyesini yukarı yönde keserse alış, +70 seviyesini aşağı yönde keserse satış sinyali verdiği varsayılır.
5. STCH / StochasticsStochastic
Osilatörü bir senedin kapanış fiyatını verilen bir periyot içinde seyrettiği fiyat aralığı ile karşılaştıran bir göstergedir. Bu göstergeyi ortaya atanlar kağıdın son zamanlarda taradığı fiyat seviyelerine yakın kapanacağını söylemektedirler. Yani eğer fiyatlar yükseliyorsa kağıdın kapanış fiyatı seçilen periyot içindeki en yüksek fiyata doğru gitme eğiliminde olacak, eğer fiyatlar düşüyorsa seçilen periyot içindeki en düşük fiyata gitme eğiliminde olacaktır.
Stochastic Osilatörü iki ayrı eğri ile gösterilir ve yorumlama bu eğrilerin karşılaştırılması ile yapılır. Ana eğri yavaşlatılmış %K eğrisi olarak adlandırılır ve aynı grafik üzerine %D olarak adlandırılan ikinci bir eğri daha vardır. Yavaşlatılmış %K çizgisi genellikle kesiksiz devam eden bir çizgi iken %D çizgisi kesik çizgi olarak gösterilir. Yavaşlatılmış %K çizgisi hesaplanmadan önce %K'nın hesaplanması gerekir. %K eğrisinin hesaplanışı aşağıdaki formül yardımıyla yapılır.
6. WSR / WILLIAMS’ %R
Williams’ %R, aşırı alış/aşırı satışı ölçen bir momentum indikatörüdür. Bu indikatör ismini, sistemi geliştiren Larry Williams’tanalmıştır. Bu sistem aslında Stokastik osilatörüne çok benzer bir kullanıma sahiptir. Fakat bundan farklı olarak aşağı yukarı yönde grafikler çizer. Bu indikatörde, negatif değerler hesaplansa da günlük kullanımda negatif değerler, pozitif değer gibi kullanılır.
Örneğin - % 20 yerine % 20 olarak söylenir. Bu indikatörde yüzde 80 ile 100 arasındaki değişimler hissenin aşırı satış, 0 ile yüzde 20 arasındaki değişimler ise aşırı alış olarak değerlendirilebilir. Williams yüzdesini kullanarak, hisse fiyatlarındaki değişimleri görebilir ve alış ve satışlarınızı buna göre yapabilirsiniz. Örneğin bu indikatör sizin ilgilendiğiniz hissede bir aşırı alım olduğunu gösteriyorsa, bu hissede satış yapmak için trendin dönmesini bekleyebilirsiniz. Çünkü bir hissenin sürekli aşırı alış veya aşırı satış durumunu sürdürmesi sık görülmez. Aşırı alış sonucunda fiyat bir süre yükselmeye devam eder ve bir dönüş gerçekleşir. İşte bu dönüş noktalarını yakalamak için Williams yüzdesini kullanabilir ve iyi seviyeden satış noktaları bulabilirsiniz.
7. TRIX
TRIX, hisse senedi kapanış fiyatının üssel hareketli ortalamasının yüzde değişimini gösterir. Üç kez alınan hareketli ortalama, hisse senedinin fiyat değişikliklerinde göstergenin duyarlılığını azalttığından, TRIX'teki dönüş yavaş ancak kesindir. Gösterge istenen periyot boyunca izlenebilir. 14 ve 28 günlük periyotlar yaygın olarak kullanılırlar. Göstergenin 9 günlük ortalaması alınarak MACD gibi çizilmesi ve yorumlanması da mümkündür.
TRIX göstergesi 0 etrafında dolaşan bir göstergedir. Göstergenin dönüşleri, trend değişikliği uyarılarıdır. 0 ekseninin aşağı geçilmesi ayı piyasasına, yukarı geçilmesi boğa piyasasına işaret eder. Gösterge ile fiyat grafiği arasındaki uyumsuzluklar, trend değişim sinyalleridir.
Kaynak : Finnet
4. RSI / Relatif Güç Endeksi
Relatif Güç Endeksi en çok bilinen osilatörlerden biridir. İlk olarak J.Welles Wilder tarafından, Haziran 1978 tarihli Commodities (Futures) Magazine'deki bir makalede adı geçmiştir. Wilder'in " Technical Trading Systems" kitabında hesaplanması ve yorumlanması adım adım anlatılmıştır. Adının Relatif Güç Endeksi olmasının yarattığı yanlış anlamada olduğu gibi, iki ayrı hisse senedinin relatif gücünü değil, tek bir hisse senedinin kendi iç gücünü ifade eder. O nedenle "İç Güç Endeksi" demek, belki daha doğru bir tanımlama olur. RSI'ın formülü oldukça basittir ancak ne olduğunu anlatmak için sayfalarca örnek vermek gerekir.
Wilder RSI'ı ortaya attığında 14 günlük RSI kullanılmasını önerdi ama, 9 günlük ve 25 günlük RSI'lar da oldukça yaygın olarak kullanılıyor. Çünkü, RSI hesaplamasında zaman periyodunu istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz, hatta tecrübelerinizle en iyi çalışan zaman periyodunu seçmeniz tavsiye ediliyor. Sadece, baz alınan zaman ne kadar kısa olursa, indikatörün o kadar oynak olacağı akıldan çıkarılmamalıdır.
RSI 0 ile 100 arasında salınan bir fiyat izleme osilatörüdür. RSI'ın genel kabul gören yorumlama yöntemlerinden biri, uyumsuzluklara bakmaktır. Fiyatlar yukarı giderken ve yeni zirveler yaparken, indikatörün önceki zirvelerini geçememesi bir uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk, güç kaybının ve bir geri dönüş olabileceğinin belirtisidir.
Tepeler ve Dipler:RSI genellikle 70'in üzerinde tepeler, 30'un altında dipler yapar ve bu tepe ve dipleri genellikle fiyatlardan daha erken yapar.
Formasyonlar: RSI grafiği üzerinde de, fiyat grafiğinde olduğu gibi formasyonlar oluşur ( omuz-baş-omuz veya takoz formasyonları gibi ). Bu formasyonlar bazen fiyat grafiği üzerinde belirgin olarak görülmeyebilir. Ama bu yanıltıcı olmamalı, indikatör grafiğinde oluşan formasyonlar da izlenip, dikkate alınmalıdır.
Hatalı Salınımlar: (destek / direnç ihlalleri veya kırılmaları olarak da bilinir.) Bu olay RSI önceki tepesini aştığı veya önceki dip noktasının altına düştüğü zamanlarda olabilir. Bir süre sonra, indikatör düzelir ve normal seyrine devam eder.
Destek ve Dirençler: RSI grafiğinde de, destek ve direnç hatları oluşur hatta bazen direnç ve destekleri fiyat grafiğinden çok daha net gösterir.
Alım-Satım: RSI +30 seviyesini yukarı yönde keserse alış, +70 seviyesini aşağı yönde keserse satış sinyali verdiği varsayılır.
5. STCH / StochasticsStochastic
Osilatörü bir senedin kapanış fiyatını verilen bir periyot içinde seyrettiği fiyat aralığı ile karşılaştıran bir göstergedir. Bu göstergeyi ortaya atanlar kağıdın son zamanlarda taradığı fiyat seviyelerine yakın kapanacağını söylemektedirler. Yani eğer fiyatlar yükseliyorsa kağıdın kapanış fiyatı seçilen periyot içindeki en yüksek fiyata doğru gitme eğiliminde olacak, eğer fiyatlar düşüyorsa seçilen periyot içindeki en düşük fiyata gitme eğiliminde olacaktır.
Stochastic Osilatörü iki ayrı eğri ile gösterilir ve yorumlama bu eğrilerin karşılaştırılması ile yapılır. Ana eğri yavaşlatılmış %K eğrisi olarak adlandırılır ve aynı grafik üzerine %D olarak adlandırılan ikinci bir eğri daha vardır. Yavaşlatılmış %K çizgisi genellikle kesiksiz devam eden bir çizgi iken %D çizgisi kesik çizgi olarak gösterilir. Yavaşlatılmış %K çizgisi hesaplanmadan önce %K'nın hesaplanması gerekir. %K eğrisinin hesaplanışı aşağıdaki formül yardımıyla yapılır.
6. WSR / WILLIAMS’ %R
Williams’ %R, aşırı alış/aşırı satışı ölçen bir momentum indikatörüdür. Bu indikatör ismini, sistemi geliştiren Larry Williams’tanalmıştır. Bu sistem aslında Stokastik osilatörüne çok benzer bir kullanıma sahiptir. Fakat bundan farklı olarak aşağı yukarı yönde grafikler çizer. Bu indikatörde, negatif değerler hesaplansa da günlük kullanımda negatif değerler, pozitif değer gibi kullanılır.
Örneğin - % 20 yerine % 20 olarak söylenir. Bu indikatörde yüzde 80 ile 100 arasındaki değişimler hissenin aşırı satış, 0 ile yüzde 20 arasındaki değişimler ise aşırı alış olarak değerlendirilebilir. Williams yüzdesini kullanarak, hisse fiyatlarındaki değişimleri görebilir ve alış ve satışlarınızı buna göre yapabilirsiniz. Örneğin bu indikatör sizin ilgilendiğiniz hissede bir aşırı alım olduğunu gösteriyorsa, bu hissede satış yapmak için trendin dönmesini bekleyebilirsiniz. Çünkü bir hissenin sürekli aşırı alış veya aşırı satış durumunu sürdürmesi sık görülmez. Aşırı alış sonucunda fiyat bir süre yükselmeye devam eder ve bir dönüş gerçekleşir. İşte bu dönüş noktalarını yakalamak için Williams yüzdesini kullanabilir ve iyi seviyeden satış noktaları bulabilirsiniz.
7. TRIX
TRIX, hisse senedi kapanış fiyatının üssel hareketli ortalamasının yüzde değişimini gösterir. Üç kez alınan hareketli ortalama, hisse senedinin fiyat değişikliklerinde göstergenin duyarlılığını azalttığından, TRIX'teki dönüş yavaş ancak kesindir. Gösterge istenen periyot boyunca izlenebilir. 14 ve 28 günlük periyotlar yaygın olarak kullanılırlar. Göstergenin 9 günlük ortalaması alınarak MACD gibi çizilmesi ve yorumlanması da mümkündür.
TRIX göstergesi 0 etrafında dolaşan bir göstergedir. Göstergenin dönüşleri, trend değişikliği uyarılarıdır. 0 ekseninin aşağı geçilmesi ayı piyasasına, yukarı geçilmesi boğa piyasasına işaret eder. Gösterge ile fiyat grafiği arasındaki uyumsuzluklar, trend değişim sinyalleridir.
Kaynak : Finnet
23 Ağustos 2007 Perşembe
Teknik Analiz İndikatörleri - I
A . MOMENTUM İNDİKATÖRTERİ - I
1. MOM / Momentum
Momentum, belirlenmiş olan bir süre içinde fiyatların % kaç değiştiğini gösteren bir göstergedir. Bir başka deyişle, ilgili senedin belirlenmiş bir süre içinde ne kadar kazandırdığını veya kaybettirdiğini endeks olarak belirten bir göstergedir.
Price ROC ( yüzde değişme göstergesi ) aynı şeyi gösterir. Aralarındaki fark, momentumun referans çizgisi 100 iken ROC göstergesinin referans çizgisi 0'dır ve dikey eksende fiyattaki yüzde değişimi gösterilir. Son günkü kapanışa ait momentum göstergesi aşağıda verilen formülle hesaplanmaktadır;
Momentum indikatörünün yorumlanması Price ROC göstergesinin yorumlanmasına çok benzer. Her iki gösterge de, hisse senedi fiyatının değişim hızını ( rate-of-change/ ROC ) gösterir. Bununla birlikte, ROC indikatörü fiyat değişim hızını yüzde olarak alırken, Momentum bu değişimi oran olarak gösterir.
Temel olarak, Momentum İndikatörü, iki türlü yorumlanır: Momentum İndikatörünü, tıpkı MACD da olduğu gibi bir trend izleme göstergesi olarak kullanmak mümkündür. İndikatör dip yapıp, yukarı döndüğü zaman AL, indikatör zirve yapıp, aşağı döndüğü zaman SAT kararı verdiği varsayılır.
Momentum İndikatörü yeni bir zirve veya dip yaptığı zaman ( geçmişteki zirve ve diplerle karşılaştırıldığında ), mevcut trendin devam edeceğini , ancak fiyatlardaki artış hızının yavaşladığını ve senedi yükselten faktörlerin etkilerinin artık zayıfladığını ve bir süre sonra fiyatların düşmeye başlayabileceği varsayılabilir. Yine de indikatörün ürettiği sinyalin, fiyat hareketi ile de onaylanmasını bekleyerek pozisyon değiştirmelisiniz. Örneğin, indikatör zirve yaptı ve döndü, satış için fiyatların da düşme belirtisi göstermesini beklemelisiniz.
Yukarıdaki yorumdan farklı olarak momentumun çok önemli bir fonksiyonu daha vardır. Uyumsuzluklar. Fiyatlar yükselirken ve yeni zirveler yaparken, göstergenin yeni zirve yapamaması veya fiyatlar yeni dip yaparken, göstergenin yeni dip yapmaması. Bu durumu trend değişikliğinin erken sinyali olarak değerlendirmek gerekir.
2. CCI / Commodity Channel Index
Mal piyasaları için Donald Lambert tarafından geliştirilmiş olan CCI, hesaplanışındaki özellikler nedeniyle rahatlıkla hisse senedi piyasasına da uyarlanabilir. CCI için Lambert, 5 ile 25 günlük periyotların kullanılmasını önermektedir. Bir çok analist bu göstergeyi aşırı alım / aşırı satım bölgelerini gösteren osilatör olarak kullanır.
Yatay gelişen trendlere çok daha iyi uyum sağlamaktadır. Kısa vadedeki trend değişikliklerini izleyen CCI, çok hareketli olup, küçük fiyat değişiklikleri bile göstergenin +100 veya -100'le sınırlanmış eksenlerinin dışına çıkmasına sebep olur. Göstergenin bu eksenleri tekrar aksi yönde kesmesi, trend değişikliğine işaret eder.
Orta vadeli trend tespitinde, haftalık grafikler kullanılması daha uygundur. CCI hesaplanırken hisse senedi fiyatının kendi istatistiksel ortalamasından aşağı veya yukarı ne kadar saptığı bulunur. CCI +100 ile -100 arasında bir değer alır. +100'ün üzerinde olması demek, kağıdın fiyatının aşırı yükselmiş olması, -100'un altında olması ise aşırı düşmüş olması demektir ( aşırı alım ve aşırı satım ).
- CCI +100 değerini aşağı yönde keserse sat
- CCI -100 değerini yukarı yönde keserse al, sinyali ürettiği varsayılır.
3. MACD / Moving average convergence/divergence
MACD, 12 günlük hareketli ortalamanın, 26 günlük hareketli ortalamadan çıkartılmasıyla hesaplanır. Çıkan sonuç, sıfırın altında ve üstünde hareket eden bir indikatördür. MACD sıfırın üzerinde olduğu zaman, 12 günlük hareketli ortalama değeri 26 günlük hareketli ortalama değerinden daha yüksek demektir. Bu da bir boğa piyasası anlamına gelir ki, mevcut beklentilerin ( 12 günlük ortalamalar ) daha önceki beklentilerden ( 26 günlük hareketli ortalama ) daha fazla güçlü olduğunu gösterir.
Bu, arz talep dengesinde bir boğa piyasası, yukarı trend yönünde bir değişim olduğunun belirtisidir. MACD sıfırın altında ise, 12 günlük ortalama beklentilerin, 26 günlük ortalama beklentilerden daha az olduğunun, yani ayı piyasasının güçlendiğini, arz talep dengesinde ayı piyasasına bir kayış olduğunu gösterir.
Kaynak : Finnet
1. MOM / Momentum
Momentum, belirlenmiş olan bir süre içinde fiyatların % kaç değiştiğini gösteren bir göstergedir. Bir başka deyişle, ilgili senedin belirlenmiş bir süre içinde ne kadar kazandırdığını veya kaybettirdiğini endeks olarak belirten bir göstergedir.
Price ROC ( yüzde değişme göstergesi ) aynı şeyi gösterir. Aralarındaki fark, momentumun referans çizgisi 100 iken ROC göstergesinin referans çizgisi 0'dır ve dikey eksende fiyattaki yüzde değişimi gösterilir. Son günkü kapanışa ait momentum göstergesi aşağıda verilen formülle hesaplanmaktadır;
Momentum indikatörünün yorumlanması Price ROC göstergesinin yorumlanmasına çok benzer. Her iki gösterge de, hisse senedi fiyatının değişim hızını ( rate-of-change/ ROC ) gösterir. Bununla birlikte, ROC indikatörü fiyat değişim hızını yüzde olarak alırken, Momentum bu değişimi oran olarak gösterir.
Temel olarak, Momentum İndikatörü, iki türlü yorumlanır: Momentum İndikatörünü, tıpkı MACD da olduğu gibi bir trend izleme göstergesi olarak kullanmak mümkündür. İndikatör dip yapıp, yukarı döndüğü zaman AL, indikatör zirve yapıp, aşağı döndüğü zaman SAT kararı verdiği varsayılır.
Momentum İndikatörü yeni bir zirve veya dip yaptığı zaman ( geçmişteki zirve ve diplerle karşılaştırıldığında ), mevcut trendin devam edeceğini , ancak fiyatlardaki artış hızının yavaşladığını ve senedi yükselten faktörlerin etkilerinin artık zayıfladığını ve bir süre sonra fiyatların düşmeye başlayabileceği varsayılabilir. Yine de indikatörün ürettiği sinyalin, fiyat hareketi ile de onaylanmasını bekleyerek pozisyon değiştirmelisiniz. Örneğin, indikatör zirve yaptı ve döndü, satış için fiyatların da düşme belirtisi göstermesini beklemelisiniz.
Yukarıdaki yorumdan farklı olarak momentumun çok önemli bir fonksiyonu daha vardır. Uyumsuzluklar. Fiyatlar yükselirken ve yeni zirveler yaparken, göstergenin yeni zirve yapamaması veya fiyatlar yeni dip yaparken, göstergenin yeni dip yapmaması. Bu durumu trend değişikliğinin erken sinyali olarak değerlendirmek gerekir.
2. CCI / Commodity Channel Index
Mal piyasaları için Donald Lambert tarafından geliştirilmiş olan CCI, hesaplanışındaki özellikler nedeniyle rahatlıkla hisse senedi piyasasına da uyarlanabilir. CCI için Lambert, 5 ile 25 günlük periyotların kullanılmasını önermektedir. Bir çok analist bu göstergeyi aşırı alım / aşırı satım bölgelerini gösteren osilatör olarak kullanır.
Yatay gelişen trendlere çok daha iyi uyum sağlamaktadır. Kısa vadedeki trend değişikliklerini izleyen CCI, çok hareketli olup, küçük fiyat değişiklikleri bile göstergenin +100 veya -100'le sınırlanmış eksenlerinin dışına çıkmasına sebep olur. Göstergenin bu eksenleri tekrar aksi yönde kesmesi, trend değişikliğine işaret eder.
Orta vadeli trend tespitinde, haftalık grafikler kullanılması daha uygundur. CCI hesaplanırken hisse senedi fiyatının kendi istatistiksel ortalamasından aşağı veya yukarı ne kadar saptığı bulunur. CCI +100 ile -100 arasında bir değer alır. +100'ün üzerinde olması demek, kağıdın fiyatının aşırı yükselmiş olması, -100'un altında olması ise aşırı düşmüş olması demektir ( aşırı alım ve aşırı satım ).
- CCI +100 değerini aşağı yönde keserse sat
- CCI -100 değerini yukarı yönde keserse al, sinyali ürettiği varsayılır.
3. MACD / Moving average convergence/divergence
MACD, 12 günlük hareketli ortalamanın, 26 günlük hareketli ortalamadan çıkartılmasıyla hesaplanır. Çıkan sonuç, sıfırın altında ve üstünde hareket eden bir indikatördür. MACD sıfırın üzerinde olduğu zaman, 12 günlük hareketli ortalama değeri 26 günlük hareketli ortalama değerinden daha yüksek demektir. Bu da bir boğa piyasası anlamına gelir ki, mevcut beklentilerin ( 12 günlük ortalamalar ) daha önceki beklentilerden ( 26 günlük hareketli ortalama ) daha fazla güçlü olduğunu gösterir.
Bu, arz talep dengesinde bir boğa piyasası, yukarı trend yönünde bir değişim olduğunun belirtisidir. MACD sıfırın altında ise, 12 günlük ortalama beklentilerin, 26 günlük ortalama beklentilerden daha az olduğunun, yani ayı piyasasının güçlendiğini, arz talep dengesinde ayı piyasasına bir kayış olduğunu gösterir.
Kaynak : Finnet
SPK Lisanslama Sınavları
- Temel Düzey, İleri Düzey, Türev Araçları, Değerleme Uzmanlığı, Kredi Derecelendirme Uzmanlığı, Kurumsal Yönetim Derecelendirme Uzmanlığı Örnek Sınav Sorularına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://spklisanslama.info/
Lisanslama Sınavları örnek sorularını barındıran başka bir kaynağın linki aşağıdadır. Ancak siteye ücretli üyelik gerekmektedir.
http://www.maximumbilgi.com/default.asp?sx=lisanslama
http://spklisanslama.info/
Lisanslama Sınavları örnek sorularını barındıran başka bir kaynağın linki aşağıdadır. Ancak siteye ücretli üyelik gerekmektedir.
http://www.maximumbilgi.com/default.asp?sx=lisanslama
Biz AB'ye girmeye çabalarken :)

1. Hazine Müsteşarlığınca Ekim 2006'da yayınlanan verilere göre Türkiye'de faaliyette bulunan yabancı sermayeli şirketlerin ülkelere göre dağılımı yukarıdaki tablodadır.
2. Tablo incelendiğinde 25 AB üyesi ülke şirketinin toplam yabancı şirket sayısı içindeki payının % 55 ulaştığı ve bu şirketlerin % 45'inin son 22 aylık süre içinde Türkiye'ye giriş yaptığı anlaşılmaktadır.
3. Türkiye AB'ye giremese de AB'nin Türkiye'ye girmenin bir yolunu bulduğu açıktır. Hayırlı olsun.
Türkiye'deki Yabancı Sermayeli Şirketler

1. Hazine Müsteşarlığınca Ekim 2006'da yayınlanan geçici verilere göre Türkiye'de faaliyette bulunan yabancı sermayeli şirketlerin yıllar içindeki değişimini gösterir tablo yukarıdadır.
2. Tablodan da anlaşılacağı gibi 1954-1999 dönemini kapsayan 45 yıllık dönemde ülkeye giriş yapan yabancı sermayeli şirket sayısı 4.159 iken bu rakam son 7 yıl içinde % 350 artış göstererek 14.511 e ulaşmıştır.
Türkiye AB İlişkileri
Avrupa Birliği'ni geleceğin bir "uygarlık projesi" olarak görüyorum. Türkiye'nin de mutlaka bu projede yer alması gerektiğini düşünüyorum. Ama on madde altında özetlediğim sorunların Avrupa Birliği içindeki yerimizi eşit ve onurlu bir üye olarak almamızı engellediği inancındayım. Çünkü ben teslimiyetçi bir Tanzimat münevveri değil, çağdaş bir Cumhuriyet aydınıyım.
Emre Kongar
........
Türkiye AB İlişkilerinde Eşitlik Nerelerde Bozuluyor
Şimdi gelelim benim deyimimle "onurlu ve eşit koşulların" ne demek olduğuna.
Birinci olarak, Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde, Türkiye, AB'nin karar organlarında yer almadığı halde, bu organlarda alınan kararlara göre yönetilen "Gümrük Birliği"nin üyesidir.
Bu, Türkiye açısından ne öteki üye ülkelerle eşit ne de onurlu bir davranıştır.
Uygulanacak kararlar hakkında söz sahibi olmadan pazarını AB'nin emrine vermiş olmak bir yana, Çin gibi Tunus gibi AB üyesi olmayan ülkelerle Türkiye'nin ilişkilerine konmuş olan AB ambargosu, "öteki üye ülkelerle eşti ve onurlu olmayan" ilave bir engel oluşturmaktadır.
İkinci olarak, Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasının bütün koşullarını yerine getirdiği halde, AB aynı anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.
AB, Gümrük Birliği anlaşmasının Türkiye'ye verilmesini öngördüğü yardımları yapmamaktadır.
Yani AB, Türkiye ile yaptığı anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmektedir.
Bu Türkiye açısından öteki üye ülkelerle eşit ve onurlu bir durum değildir.
Üçüncü olarak AB'nin uluslararası anlaşmalara aykırı davranması, Kıbrıs olayında da görülmektedir.
Londra ve Zürih anlaşmalarına göre Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olduğu uluslararası örgütlere, Türkiye'nin ya da Yunanistan'ın izni olmadan katılamaz.
AB, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin üyeliği konusunda bu anlaşmaların hükümlerine aykırı davranmaktadır.
Bu, AB-Türkiye ilişkilerinde Türkiye açısından öteki ülkelerle ne eşit ne de onurlu bir durumdur.
Dördüncü olarak, İngiliz Dışişleri Bakanı'nın "Türkiye'nin Güney Doğu sınırları belirsizdir" gibi ve Alman Başbakanı'nın "AB bir Hıristiyan klubüdür" biçimindeki açıklamaları hiç bir eşit üyelik anlayışına sığmaz.
Doğrusu bu beyanların hangi "eşit ve onurlu üyelik" anlayışını yansıttığını merak ediyorum.
Beşinci olarak, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ulusal anlaşmazlık konuları olan Kıbrıs ve Ege gibi stratejik sorunlarda AB "Yunanistan'ın sesi" olarak davranmaktadır.
Avrupa Birliği'nin Türkiye ile Yunanistan arasındaki bütün sorunlarda Yunanistan'ın sesi olarak davranmasının hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile bağdaştığını merak ediyorum.
Altıncı olarak kurulmakta olan Avrupa Ordusu ile NATO arasındaki ilişkilerde Ankara ile Brüksel arasında varılan anlaşma bir türlü yürürlüğe girememektedir.
Çünkü Atina, bu anlaşmaya karşı tavır koymuştur.
Bu anlaşmayı Atina'nın engellemesinin hangi eşitlik ve onurlu üyelik davranışı ile açıklanabileceğini anlayamıyorum.
Yedinci olarak, bütün dünya teröre karşı savaş ilan etmişken, AB üyesi ülkelerdeki ETA gibi, IRA gibi terör örgütleri AB siyaseti ve hukuku içinde dışlanmışken Türkiye'deki PKK ve DHKPC gibi terör örgütlerinin ve demokrasiye karşı savaş açtıklarını açıkça ilan eden radikal siyasal İslamcı örgütlerin AB içinde ülkelerde hoşgörüyle karşılanmaları ve desteklenmeleri, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı bir önyargısını yansıtmaktadır diye düşünüyorum.
Avrupa Birliği'nin bu çifte standartlı davranışının hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile izah edilebileceğini anlayamıyorum.
Sekizinci olarak, Avrupa Birliği, kendisi ile uzaktan yakından bir ilişkisi olmayan, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı-Rus savaşı çerçevesinde Rusya tarafından kışkırtılan Osmanlı Ermenileriyle Osmanlı tebası olan Türkler ve Kürtler arasındaki çarpışmaların yol açtığı karşılıklı katliamları, bir Ermeni Soykırımı tasarısı haline getirerek, bu tasarının Avrupa Parlemontosu tarafından benimsenmesini sağlamıştır.
Tarihi saptıran ve Türkiye'ye karşı kesin bir önyargıyı yansıtan bu tasarının Avrupa Parlamentosu tarafından benimsenmesinin hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile açıklanabileceğını merak ediyorum.
Dokuzuncu olarak, Avrupa Birliği Türkiye hariç, öteki aday ülkelerden vizeyi kaldırmış durumdadır.
Bir Bulgar bir Polonyalı, Avrupa'ya elini kolunu sallayarak giderken, Türkiye'ye uygulanan ve gittikçe de zorlaştırılan Avrupa ülkeleri vizelerinin hangi eşitlik anlayışı içinde değerlendirilebileceğini anlamıyorum.
Onuncu olarak, Almanya, Avrupa Konseyi'nin azınlıklar konusundaki kararına, kendi ülkesindeki azınlıkları kendisinin belirleme hakkını saklı tuttuğunu belirterek çekince koymuş ve bu hakkını kendi ulusal egemenlik anlayışı içinde tek başına kullanmıştır.
Buna karşılık Türkiye'de, Lozan anlaşması ile belirlenmiş olan azınlıklar dışında başka azınlık gruplarının da bulunduğu iddiası başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri tarafından ısrarla ileri sürülmektedir.
AB'nin Türkiye'ye karşı, "kendi azınlığımı ben belirlerim, senin azınlığını da ben belirlerim" anlayışı içindeki bu tutumunun hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile bağdaşabileceğini merak ediyorum.
Tanzimat Münevveri ile Cumhuriyet Aydını Farkı
Değerli okurlarım, ben Avrupa Birliği'ni sadece bir siyasal, stratejik ve askeri birlik ya da bir ekonomik bütünleşme olarak değil, geleceğin bir "uygarlık projesi" olarak görüyorum.
Türkiye'nin zorunlu olarak bu projeye katılması gerektiğine ve eninde sonunda layık olduğu yeri alacağına inanıyorum.
Bu görüşümü de şimdiye kadar pek çok yerde, açık ve net bir biçimde, sözlü ve yazılı olarak ifade ettim.
Ama ben Türkiye'nin bu projedeki yerini ancak eşit ve onurlu bir üye olarak alabileceği ve yukarda on madde altında özetlediğim konuların hem eşitliğe hem de onurlu üyeliğe aykırı olduğu inancındayım.
Bu konuları da yerli ya da yabancı herkesle, yurt içinde ya da yurt dışında her yerde, her koşul altında açıkça tartışmaya hazırım.
Çünkü ben aşağılık kompleksleri içinde kıvranan teslimiyetçi bir Tanzimat münevveri değil, Türkiye'nin, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, 20. yüzyılın en büyük siyasal ve kültürel devrimini gerçekleştirmiş olduğunun bilincini taşıyan çağdaş bir Cumhuriyet aydınıyım.
Emre Kongar
........
Türkiye AB İlişkilerinde Eşitlik Nerelerde Bozuluyor
Şimdi gelelim benim deyimimle "onurlu ve eşit koşulların" ne demek olduğuna.
Birinci olarak, Gümrük Birliği anlaşması çerçevesinde, Türkiye, AB'nin karar organlarında yer almadığı halde, bu organlarda alınan kararlara göre yönetilen "Gümrük Birliği"nin üyesidir.
Bu, Türkiye açısından ne öteki üye ülkelerle eşit ne de onurlu bir davranıştır.
Uygulanacak kararlar hakkında söz sahibi olmadan pazarını AB'nin emrine vermiş olmak bir yana, Çin gibi Tunus gibi AB üyesi olmayan ülkelerle Türkiye'nin ilişkilerine konmuş olan AB ambargosu, "öteki üye ülkelerle eşti ve onurlu olmayan" ilave bir engel oluşturmaktadır.
İkinci olarak, Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasının bütün koşullarını yerine getirdiği halde, AB aynı anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmemiştir.
AB, Gümrük Birliği anlaşmasının Türkiye'ye verilmesini öngördüğü yardımları yapmamaktadır.
Yani AB, Türkiye ile yaptığı anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddetmektedir.
Bu Türkiye açısından öteki üye ülkelerle eşit ve onurlu bir durum değildir.
Üçüncü olarak AB'nin uluslararası anlaşmalara aykırı davranması, Kıbrıs olayında da görülmektedir.
Londra ve Zürih anlaşmalarına göre Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın üye olduğu uluslararası örgütlere, Türkiye'nin ya da Yunanistan'ın izni olmadan katılamaz.
AB, Kıbrıs Rum Yönetimi'nin üyeliği konusunda bu anlaşmaların hükümlerine aykırı davranmaktadır.
Bu, AB-Türkiye ilişkilerinde Türkiye açısından öteki ülkelerle ne eşit ne de onurlu bir durumdur.
Dördüncü olarak, İngiliz Dışişleri Bakanı'nın "Türkiye'nin Güney Doğu sınırları belirsizdir" gibi ve Alman Başbakanı'nın "AB bir Hıristiyan klubüdür" biçimindeki açıklamaları hiç bir eşit üyelik anlayışına sığmaz.
Doğrusu bu beyanların hangi "eşit ve onurlu üyelik" anlayışını yansıttığını merak ediyorum.
Beşinci olarak, Türkiye ile Yunanistan arasındaki ulusal anlaşmazlık konuları olan Kıbrıs ve Ege gibi stratejik sorunlarda AB "Yunanistan'ın sesi" olarak davranmaktadır.
Avrupa Birliği'nin Türkiye ile Yunanistan arasındaki bütün sorunlarda Yunanistan'ın sesi olarak davranmasının hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile bağdaştığını merak ediyorum.
Altıncı olarak kurulmakta olan Avrupa Ordusu ile NATO arasındaki ilişkilerde Ankara ile Brüksel arasında varılan anlaşma bir türlü yürürlüğe girememektedir.
Çünkü Atina, bu anlaşmaya karşı tavır koymuştur.
Bu anlaşmayı Atina'nın engellemesinin hangi eşitlik ve onurlu üyelik davranışı ile açıklanabileceğini anlayamıyorum.
Yedinci olarak, bütün dünya teröre karşı savaş ilan etmişken, AB üyesi ülkelerdeki ETA gibi, IRA gibi terör örgütleri AB siyaseti ve hukuku içinde dışlanmışken Türkiye'deki PKK ve DHKPC gibi terör örgütlerinin ve demokrasiye karşı savaş açtıklarını açıkça ilan eden radikal siyasal İslamcı örgütlerin AB içinde ülkelerde hoşgörüyle karşılanmaları ve desteklenmeleri, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı bir önyargısını yansıtmaktadır diye düşünüyorum.
Avrupa Birliği'nin bu çifte standartlı davranışının hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile izah edilebileceğini anlayamıyorum.
Sekizinci olarak, Avrupa Birliği, kendisi ile uzaktan yakından bir ilişkisi olmayan, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı-Rus savaşı çerçevesinde Rusya tarafından kışkırtılan Osmanlı Ermenileriyle Osmanlı tebası olan Türkler ve Kürtler arasındaki çarpışmaların yol açtığı karşılıklı katliamları, bir Ermeni Soykırımı tasarısı haline getirerek, bu tasarının Avrupa Parlemontosu tarafından benimsenmesini sağlamıştır.
Tarihi saptıran ve Türkiye'ye karşı kesin bir önyargıyı yansıtan bu tasarının Avrupa Parlamentosu tarafından benimsenmesinin hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile açıklanabileceğını merak ediyorum.
Dokuzuncu olarak, Avrupa Birliği Türkiye hariç, öteki aday ülkelerden vizeyi kaldırmış durumdadır.
Bir Bulgar bir Polonyalı, Avrupa'ya elini kolunu sallayarak giderken, Türkiye'ye uygulanan ve gittikçe de zorlaştırılan Avrupa ülkeleri vizelerinin hangi eşitlik anlayışı içinde değerlendirilebileceğini anlamıyorum.
Onuncu olarak, Almanya, Avrupa Konseyi'nin azınlıklar konusundaki kararına, kendi ülkesindeki azınlıkları kendisinin belirleme hakkını saklı tuttuğunu belirterek çekince koymuş ve bu hakkını kendi ulusal egemenlik anlayışı içinde tek başına kullanmıştır.
Buna karşılık Türkiye'de, Lozan anlaşması ile belirlenmiş olan azınlıklar dışında başka azınlık gruplarının da bulunduğu iddiası başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri tarafından ısrarla ileri sürülmektedir.
AB'nin Türkiye'ye karşı, "kendi azınlığımı ben belirlerim, senin azınlığını da ben belirlerim" anlayışı içindeki bu tutumunun hangi eşitlik ve onurlu üyelik anlayışı ile bağdaşabileceğini merak ediyorum.
Tanzimat Münevveri ile Cumhuriyet Aydını Farkı
Değerli okurlarım, ben Avrupa Birliği'ni sadece bir siyasal, stratejik ve askeri birlik ya da bir ekonomik bütünleşme olarak değil, geleceğin bir "uygarlık projesi" olarak görüyorum.
Türkiye'nin zorunlu olarak bu projeye katılması gerektiğine ve eninde sonunda layık olduğu yeri alacağına inanıyorum.
Bu görüşümü de şimdiye kadar pek çok yerde, açık ve net bir biçimde, sözlü ve yazılı olarak ifade ettim.
Ama ben Türkiye'nin bu projedeki yerini ancak eşit ve onurlu bir üye olarak alabileceği ve yukarda on madde altında özetlediğim konuların hem eşitliğe hem de onurlu üyeliğe aykırı olduğu inancındayım.
Bu konuları da yerli ya da yabancı herkesle, yurt içinde ya da yurt dışında her yerde, her koşul altında açıkça tartışmaya hazırım.
Çünkü ben aşağılık kompleksleri içinde kıvranan teslimiyetçi bir Tanzimat münevveri değil, Türkiye'nin, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde, 20. yüzyılın en büyük siyasal ve kültürel devrimini gerçekleştirmiş olduğunun bilincini taşıyan çağdaş bir Cumhuriyet aydınıyım.
22 Ağustos 2007 Çarşamba
Modaya Uymak ya da Kendine Yakışanı Giymek

Son dönemde dünya genelinde faiz oranlarını düşürerek paranın arz-talep dengesini istikrara kavuşturma anlayışı öne çıkmıştır. Ekonomide serbestiyi benimseyip bir yandan “Piyasa kendi yolunu bulur”; öbür yandan “Dengeyi sağlamanın yolu müdahaleden geçer” demek birbirine zıt söylemlerdir.
Yetkililerin Merkez Bankası Başkanı’na “Bu faizler ne zaman düşecek” diye sorgu-sual etmesi pek anlaşılır bir yaklaşım değildir. Her kıyafetin her bedene uymaması, her ilacın her hastaya şifa olmaması gibi başkaları için uygun olan bir faiz politikası bizim için uygun olmayabilir. Ülkenin para politikasını yürütenlere dikte edilenler ileride yarardan çok zarara yol açabilir.
Karını maksimize etme anlayışındaki sermayenin normalde faiz haddi düşük veya düşme ihtimali olan piyasalardan yüksek seyreden piyasalara yönelmesi beklenir. Halbuki ortaya çıkan sonuç bu beklenti ile çelişmektedir. Son iki işlem gününde dünya borsaları yükseliş sergilemese de en azından yatayda seyredip değer yitirmemiştir. İMKB ise hem gerilemiş hem de kapanışlarını günün en düşük seviyelerinden yapmıştır.
İMKB’nin diğer borsalara göre daha kararsız, daha zayıf bir seyir izlemesi; 26 Temmuz’da 72.13 seviyesinde olan yabancı payının 21 Ağustos’ta 70.55 seviyesine gerilemesinin sebebi belki de yöneticilerin modaya uygun davranışlar sergileme, kamuoyundaki imajını daha da parlatma girişimlerinin bir ürünüdür.
Yetkililerin Merkez Bankası Başkanı’na “Bu faizler ne zaman düşecek” diye sorgu-sual etmesi pek anlaşılır bir yaklaşım değildir. Her kıyafetin her bedene uymaması, her ilacın her hastaya şifa olmaması gibi başkaları için uygun olan bir faiz politikası bizim için uygun olmayabilir. Ülkenin para politikasını yürütenlere dikte edilenler ileride yarardan çok zarara yol açabilir.
Karını maksimize etme anlayışındaki sermayenin normalde faiz haddi düşük veya düşme ihtimali olan piyasalardan yüksek seyreden piyasalara yönelmesi beklenir. Halbuki ortaya çıkan sonuç bu beklenti ile çelişmektedir. Son iki işlem gününde dünya borsaları yükseliş sergilemese de en azından yatayda seyredip değer yitirmemiştir. İMKB ise hem gerilemiş hem de kapanışlarını günün en düşük seviyelerinden yapmıştır.
İMKB’nin diğer borsalara göre daha kararsız, daha zayıf bir seyir izlemesi; 26 Temmuz’da 72.13 seviyesinde olan yabancı payının 21 Ağustos’ta 70.55 seviyesine gerilemesinin sebebi belki de yöneticilerin modaya uygun davranışlar sergileme, kamuoyundaki imajını daha da parlatma girişimlerinin bir ürünüdür.
20 Ağustos 2007 Pazartesi
Ekonomik Hastalıklar
HASTALIĞIN ADI: SICAK PARA
Hastalığın tanımı
Ülkelerarasındaki faiz oranlarındaki ve döviz kurlarındaki değişmeleri yakından izleyerek spekülatif amaçlı portföy yatırımlarında bulunulması “sıcak para” olarak adlandırılır. Sıcak para akımları, başlangıçta paranın aktığı ülkede ödemeler bilançosu üzerinde olumlu etkide bulunmakta, fakat zamanla aşırı nakit girişleri, ulusal paranın aşırı değerlenmesine neden olmaktadır. Göreli olarak ucuzlayan ithalat mallarına talep artmaktadır. Eğer sıcak para girişi uzun süreli olmadığı takdirde bu ödemeler bilançosunu olumsuz etkilemektedir.
Hastalığın ortaya çıktığı alanlar
“Sıcak para” adı verilen işlem, uluslararası para hareketlerinin ve portföy yatırımlarının mevcut olduğu döviz ve sermaye piyasalarında ortaya çıkar.
Hastalığın nedenleri
Ekonomide globalleşme,
Sermaye hareketlerinde hızlı liberalleşme,
Devalüasyon,
Faiz arbitrajı,
Uluslararası faiz oranlarının düşmesi ve ülke içinde yatırım ortamının düzelmesi nedeniyle başka ülkelerde doğrudan ve portföy yatırımlarına yönelmiş yatırımcıların kendi ülkelerine yönelmeleri vs.
Hastalığın tedavisi
Sermaye hareketlerinin liberalleştirilmesinin kısa vadeli sermaye hareketlerinden ziyade uzun vadeli sermaye hareketleri üzerinde yoğunlaşması sağlanmalıdır,
Sterilizasyon politikası ile merkez bankası tarafından swap ya da açık piyasa işlemleri yoluyla döviz miktarındaki artışların para arzı üzerindeki etkileri nötralize edilmeli ya da dengelenmelidir.
Kısa vadeli ve spekülatif amaçlı parasal akımlar üzerine global düzeyde uygulanacak bir vergi konulabilir.
Kaynak : Can Aktan
Hastalığın tanımı
Ülkelerarasındaki faiz oranlarındaki ve döviz kurlarındaki değişmeleri yakından izleyerek spekülatif amaçlı portföy yatırımlarında bulunulması “sıcak para” olarak adlandırılır. Sıcak para akımları, başlangıçta paranın aktığı ülkede ödemeler bilançosu üzerinde olumlu etkide bulunmakta, fakat zamanla aşırı nakit girişleri, ulusal paranın aşırı değerlenmesine neden olmaktadır. Göreli olarak ucuzlayan ithalat mallarına talep artmaktadır. Eğer sıcak para girişi uzun süreli olmadığı takdirde bu ödemeler bilançosunu olumsuz etkilemektedir.
Hastalığın ortaya çıktığı alanlar
“Sıcak para” adı verilen işlem, uluslararası para hareketlerinin ve portföy yatırımlarının mevcut olduğu döviz ve sermaye piyasalarında ortaya çıkar.
Hastalığın nedenleri
Ekonomide globalleşme,
Sermaye hareketlerinde hızlı liberalleşme,
Devalüasyon,
Faiz arbitrajı,
Uluslararası faiz oranlarının düşmesi ve ülke içinde yatırım ortamının düzelmesi nedeniyle başka ülkelerde doğrudan ve portföy yatırımlarına yönelmiş yatırımcıların kendi ülkelerine yönelmeleri vs.
Hastalığın tedavisi
Sermaye hareketlerinin liberalleştirilmesinin kısa vadeli sermaye hareketlerinden ziyade uzun vadeli sermaye hareketleri üzerinde yoğunlaşması sağlanmalıdır,
Sterilizasyon politikası ile merkez bankası tarafından swap ya da açık piyasa işlemleri yoluyla döviz miktarındaki artışların para arzı üzerindeki etkileri nötralize edilmeli ya da dengelenmelidir.
Kısa vadeli ve spekülatif amaçlı parasal akımlar üzerine global düzeyde uygulanacak bir vergi konulabilir.
Kaynak : Can Aktan
AB'nin Nesine Karşıyım?
1) AB ile yapılan ve Türkiye'yi bir sömürge durumuna düşüren, "iktisadi, siyasi, hukuki, tek yanlı anlaşmalar yüzünden" AB'ye karşıyım. Çünkü bu anlaşmalar demokratik, uygar ve egemenliğin millette olduğu bir devletin değil, "ancak bir sömürge toprağının işbirlikçi yönetimlerinin yapabileceği anlaşmalardır".
2) AB ile kurulan tek yanlı düzenin, Türkiye'yi yıllardır sömürmekte oluşuna karşıyım. Bu tek yanlı düzen yüzünden yerli sanayi çöküyor; çiftçi bir uydu durumuna sokuluyor; bankalar, iletişim, ulaştırma, doğal kaynaklar yabancı tekellerin eline geçiyor. Bu durumu yaratan AB'ye karşıyım.
3) AB ile kurulan ilişkilerin, "Türkiye'nin tüm dünya ülkeleri ile olan ticari ilişkilerini sınırladığı ve ipotek altına aldığı için" AB'ye karşıyım.
4) AB'nin Türkiye'yi " sıfır maliyetle kendisine bağlayıp" , bekleme odasında iğfal ettiği için ona karşıyım.
5) Türkiye'yi tam üye yapıyormuş gibi kandırarak, "adım adım özel statüye doğru götürmesine karşıyım"
6) Kürdistan, Ermenistan ve Patrikhane projeleri ile Türkiye'yi yavaş yavaş bölme politikalarını izlediği için AB'ye karşıyım. PKK ve Öcalan 'a sistemli verdiği destek; hukuk skandalları ile mahkemelerinin aldıkları kararlar, "Türkiye'yi adeta bir düşman gibi ilan etmelerine yol açtı" . Bunun için AB'ye karşıyım.
7) İşçi haklarının, memura grev hakkının yerine sadece bölücü ve bireyci haklara yöneldiği için AB'ye karşıyım.
8) İktisadi, hukuki, siyasi ve dini sorunlarda, "AB'nin sürekli olarak çifte standart uygulamasına karşıyım" .
9) AB'nin Atatürk ve Atatürkçü düşünceye karşı olmasına karşıyım.
10) AB'nin içine kapanarak ,"onlar ve ben diye ayrım politikaları izlemesine karşıyım" .
11) "Türkiye'de milletin egemenliği yerine, piyasanın egemenliğini dayatmak istemesine ve sosyal devleti ortadan kaldırmasına" karşıyım.
12) Türkiye'de, "emperyalizmin maşaları olan işbirlikçilere destek vermesine" karşıyım.
13) AB'ye, işçilerimi işsiz bırakan bir sömürge düzeni yaratmaya çalıştığı için karşıyım.
14) AB'nin "işbirlikçi İslamcı siyasilerle birlikte çalışarak" Lozan'ı ve Atatürkçü değerleri yıkmak istemesine karşıyım.
15) "TSK'yi bir düşman gibi görerek, İslamcı ve diğer işbirlikçilerle ona saldırmalarına karşıyım.
"Ben, AB ile ilişkilerimizde bütün bu anormalliklere karşıyım.
Sonuçta, AB'nin Türkiye'yi yeniden sömürgeleştirmek istemesine karşıyım. Avrupa Parlamentosu'nun 1994'ten itibaren Türkiye'ye ilişkin kararları alt alta konulup okunduğunda; 17 Aralık 2004 ve 6 Ekim 2005 belgelerinin yanına Gümrük Birliği yükümlülüğünü getiren 6 Mart 1995 belgesi konulduğunda; 6 Mart 1995'ten bugüne kadar geçen sürede Türkiye-AB ilişkilerinin olumsuz sonuçları iktisadi, siyasi, hukuki ve kültürel boyutlarıyla net olarak görülmüş olur. Bu gerçeği aklı başında olan hiç kimse yadsıyamaz.
(Karşı)lar neden artıyor?
Ben AB'ye neden karşı olduğumu tek tek saydım. Bunları yıllardır söyledim ve yazdım. Artık bıçak kemiğe dayandı; halk görüyor, kimi iş çevreleri artık konuşuyor. Sağduyu sahibi yazarlar köşelerinde yazıyor. Meclis'tekilerin söyleyemediklerini asker söylemek zorunda kalıyor.
- İşçi, AB yüzünden işsiz kaldığını; köylü, Batı tekellerinin dayatmalarının kendisini zora soktuğunu artık anladı.
- Tekstil, ilaç, demir-çelik, mobilya ve daha birçok sektör "yaşadıkları haksız rekabete" isyan etmeye başladılar. AB ile imzalanan tek yanlı anlaşmaların sonuçları ile yüzleşmeye başladılar.
Soru şu; halkın büyük çoğunluğunun gördüğü ve yaşadığını Meclis, hükümet ve siyasal partiler ne zaman görecek? Ne zaman kendi milletinin Meclisi, hükümeti ve partisi olacaklar?
- Ya da ulus, "göstermenin yolunu ve yönetimi" öyle ya da böyle bulacak...
Kaynak : Prof.Dr.Erol Manisalı, Hakimiyet-i Milliye
2) AB ile kurulan tek yanlı düzenin, Türkiye'yi yıllardır sömürmekte oluşuna karşıyım. Bu tek yanlı düzen yüzünden yerli sanayi çöküyor; çiftçi bir uydu durumuna sokuluyor; bankalar, iletişim, ulaştırma, doğal kaynaklar yabancı tekellerin eline geçiyor. Bu durumu yaratan AB'ye karşıyım.
3) AB ile kurulan ilişkilerin, "Türkiye'nin tüm dünya ülkeleri ile olan ticari ilişkilerini sınırladığı ve ipotek altına aldığı için" AB'ye karşıyım.
4) AB'nin Türkiye'yi " sıfır maliyetle kendisine bağlayıp" , bekleme odasında iğfal ettiği için ona karşıyım.
5) Türkiye'yi tam üye yapıyormuş gibi kandırarak, "adım adım özel statüye doğru götürmesine karşıyım"
6) Kürdistan, Ermenistan ve Patrikhane projeleri ile Türkiye'yi yavaş yavaş bölme politikalarını izlediği için AB'ye karşıyım. PKK ve Öcalan 'a sistemli verdiği destek; hukuk skandalları ile mahkemelerinin aldıkları kararlar, "Türkiye'yi adeta bir düşman gibi ilan etmelerine yol açtı" . Bunun için AB'ye karşıyım.
7) İşçi haklarının, memura grev hakkının yerine sadece bölücü ve bireyci haklara yöneldiği için AB'ye karşıyım.
8) İktisadi, hukuki, siyasi ve dini sorunlarda, "AB'nin sürekli olarak çifte standart uygulamasına karşıyım" .
9) AB'nin Atatürk ve Atatürkçü düşünceye karşı olmasına karşıyım.
10) AB'nin içine kapanarak ,"onlar ve ben diye ayrım politikaları izlemesine karşıyım" .
11) "Türkiye'de milletin egemenliği yerine, piyasanın egemenliğini dayatmak istemesine ve sosyal devleti ortadan kaldırmasına" karşıyım.
12) Türkiye'de, "emperyalizmin maşaları olan işbirlikçilere destek vermesine" karşıyım.
13) AB'ye, işçilerimi işsiz bırakan bir sömürge düzeni yaratmaya çalıştığı için karşıyım.
14) AB'nin "işbirlikçi İslamcı siyasilerle birlikte çalışarak" Lozan'ı ve Atatürkçü değerleri yıkmak istemesine karşıyım.
15) "TSK'yi bir düşman gibi görerek, İslamcı ve diğer işbirlikçilerle ona saldırmalarına karşıyım.
"Ben, AB ile ilişkilerimizde bütün bu anormalliklere karşıyım.
Sonuçta, AB'nin Türkiye'yi yeniden sömürgeleştirmek istemesine karşıyım. Avrupa Parlamentosu'nun 1994'ten itibaren Türkiye'ye ilişkin kararları alt alta konulup okunduğunda; 17 Aralık 2004 ve 6 Ekim 2005 belgelerinin yanına Gümrük Birliği yükümlülüğünü getiren 6 Mart 1995 belgesi konulduğunda; 6 Mart 1995'ten bugüne kadar geçen sürede Türkiye-AB ilişkilerinin olumsuz sonuçları iktisadi, siyasi, hukuki ve kültürel boyutlarıyla net olarak görülmüş olur. Bu gerçeği aklı başında olan hiç kimse yadsıyamaz.
(Karşı)lar neden artıyor?
Ben AB'ye neden karşı olduğumu tek tek saydım. Bunları yıllardır söyledim ve yazdım. Artık bıçak kemiğe dayandı; halk görüyor, kimi iş çevreleri artık konuşuyor. Sağduyu sahibi yazarlar köşelerinde yazıyor. Meclis'tekilerin söyleyemediklerini asker söylemek zorunda kalıyor.
- İşçi, AB yüzünden işsiz kaldığını; köylü, Batı tekellerinin dayatmalarının kendisini zora soktuğunu artık anladı.
- Tekstil, ilaç, demir-çelik, mobilya ve daha birçok sektör "yaşadıkları haksız rekabete" isyan etmeye başladılar. AB ile imzalanan tek yanlı anlaşmaların sonuçları ile yüzleşmeye başladılar.
Soru şu; halkın büyük çoğunluğunun gördüğü ve yaşadığını Meclis, hükümet ve siyasal partiler ne zaman görecek? Ne zaman kendi milletinin Meclisi, hükümeti ve partisi olacaklar?
- Ya da ulus, "göstermenin yolunu ve yönetimi" öyle ya da böyle bulacak...
Kaynak : Prof.Dr.Erol Manisalı, Hakimiyet-i Milliye
Banka ve Aracı Kurum Bilgileri
Hangi Araçlara Yatırım Yapılabilir?
Sermaye piyasasında yatırımcılar, hisse senedi, devlet tahvili, hazine bonosu ve yatırım fonlarına yatırım yapabilir.
Hisse Senedi:
Hisse senedi anonim şirketler tarafından çıkarılan ve anonim şirketin sermayesine belirli bir katılma payını temsil eden kıymetli evraktır. Hisse senedi alan yatırımcı şirkete ortak olur ve şirketin büyüme potansiyelinden yararlanabilir. Ancak, hisse senetlerinin değerinin düşebileceği de unutulmamalıdır.
Hisse senedi, sahibine ortaklık hakkı, yönetime katılma (oy) hakkı, kâr payı alma hakkı, rüçhan hakkı (yeni pay alma hakkı), tasfiyeden pay alma, bedelsiz pay alma hakkı ve bilgi alma hakkı da sağlamaktadır.
Hisse senedi sahipler temel olarak iki türlü gelir elde edebilir: sermaye kazancı ve kâr payı. Sermaye kazancı, zaman içinde hisse senedinin değerinde meydana gelen olası artıştan elde edilen gelirdir. Diğeri ise, şirketler yıl sonunda kâr elde ettiği takdirde, bunun dağıtılmasından elde edilen temettü (kâr payı) geliridir. Hisse senedi Borsa’da işlem gören şirketler kâr dağıtıp, dağıtmamak konusunda serbesttir. Borsa şirketleri kârını nakden veya temettünün sermayeye ilave edilmesi suretiyle hisse senedi ihraç ederek dağıtabilir.
Tahvil/Bono:
Tahvil ve bonolar, hisse senedinin aksine mülkiyet senedi değil, borç senedidir. Tahvil/bono sahibi, tahvili çıkaran kuruluşun uzun vadeli alacaklısıdır, şirketin aktifi üzerinde alacağından başka hiçbir hakka sahip değildir ve şirketin yönetimine katılamaz.
Tahvil, devletin veya anonim şirketlerin en az 1 yıl vadeyle ödünç para bulmak amacıyla çıkardıkları borç senetleridir. Hazine bonosu, Hazine Müsteşarlığı tarafından vadesi bir yıldan kısa süreli olarak çıkarılan devlet iç borçlanma senetleridir (DİBS).
Tahvil ve bono, vade sonuna kadar elde tutulduğu takdirde, belli bir faiz kazancını garanti eder. Dolayısıyla, piyasa şartlarında meydana gelebilecek değişiklikler yatırımcıyı etkilemez.
Yatırımcı, bono veya tahvili vade sonuna kadar tutmak zorunda değildir. Tahvil ve bonolar da hisse senetleri gibi ikincil piyasada işlem görebilir, piyasaya ilk çıkarılışlarından sonra da alınabilir veya vadesinden önce satılabilirler.Yatırımcı tahvil ve bonoyu vade sonuna kadar tutarsa, elde edeceği getiriyi satın alma fiyatı ve vadeye bağlı olarak hesaplayabilir. Ancak vadeden önce satarsa, piyasadaki faiz oranlarındaki değişimden etkilenir. Eğer piyasadaki faiz oranları gerilemiş ise, beklenenden daha yüksek bir getiri sağlar, faiz oranları artmış ise beklenenden daha düşük bir getiri sağlar, hatta zarar edebilir.
Repo:
Genel olarak repo işlemi belirli bir vadede verilen para karşılığında vade sonunda ana paranın ve faizin alınması olarak görülse de, aslında repo, sermaye piyasası araçlarının belli bir vadede geri alma taahhüdüyle satımıdır. Diğer bir deyişle, repo yapan taraf aslında parayı kullanan taraftır. Repo, menkul kıymetin geçici bir süre için kiraya verilmesi olarak da düşünülebilir. Ülkemizde repo işlemleri, devlet iç borçlanma senetleri üzerinden yapılmaktadır. Ters repo ise menkul kıymetlerin belli bir vadede geri satım taahhüdüyle alımı işlemlerini ifade etmektedir.
Getirisi sabitlenmiş olan repo işlemleri para piyasalarında karşılaşılan en likit yatırım araçlarındandır. Repo işlemlerini Sermaye Piyasası Kurulu'ndan yetki belgesi almış banka ve aracı kurumlar yapabilir. Repo işlemlerinde vade, menkul kıymetin itfa tarihini aşmamak koşuluyla, serbestçe belirlenir. Vade sonu işgünü olarak seçilir ve faiz oranı taraflarca belirlenir.
Yatırım Fonları:
Yatırım fonları, yatırımcılardan katılma belgeleri karşılığı toplanan paralarla belge sahipleri hesabına, oluşturulan portföyü işletmek amacıyla kurulan malvarlığıdır. Unutulmaması gereken husus, fonların değerinin artabileceği gibi gerileyebilecek olmasıdır.
Yatırım fonları, hemen her yatırımcı tipine uygun portföyler sunmaktadır. Yatırımcı, risk algılaması ve beklentilerine göre, bu fonlara katılabilir. Yatırım fonlarının Türkiye’de “A tipi” ve “B tipi” olmak üzere iki ana çeşidi vardır.
A Tipi: Bu tip bir fonun, portföy değerinin aylık ağırlıklı ortalama bazda en az %25'inin Türkiye’de kurulmuş şirketlerin hisse senetlerinden oluşması gerekir. A tipi fonlarda vergi avantajları bulunmaktadır.
B Tipi: A tipi fonların tabi olduğu sınırlamalara tabi olmayan fonlardır. Portföylerinde çok daha az miktarda hisse senedi tutabildikleri gibi, hiç hisse senedi taşımayabilirler.
Bu iki ana grup dışında fonlar, içerdikleri sermaye piyasası araçları itibarı ile 11 türe ayrılmıştır. Bunlar;
1. Tahvil ve Bono Fonu,
2. Hisse Senedi Fonu,
3. Sektör Fonu,
4. İştirak Fonu,
5. Grup Fonu,
6. Yabancı Menkul Kıymetler Fonu,
7. Altın ve Diğer Kıymetli Madenler Fonu,
8. Değişken Fon,
9. Karma Fon,
10. Likit Fon,
11. Endeks Fon’dur.
Böylece, değişik portföy yapılarına sahip fonlar oluşturularak farklı yatırımcı tercihlerine hitap edilmektir.
Yatırım fonları özellikle küçük tasarruf sahipleri için son derece uygun ürünlerdir, çünkü:
- Profesyoneller tarafından yönetilmekte,
- Küçük miktarlarda alınıp satılabilmekte,
- İstenilen risk derecesinde yatırım olanağı sunmakta,
- Her an nakde çevrilebilmektedir.
Kaynak : TSPAKB
Hisse Senedi:
Hisse senedi anonim şirketler tarafından çıkarılan ve anonim şirketin sermayesine belirli bir katılma payını temsil eden kıymetli evraktır. Hisse senedi alan yatırımcı şirkete ortak olur ve şirketin büyüme potansiyelinden yararlanabilir. Ancak, hisse senetlerinin değerinin düşebileceği de unutulmamalıdır.
Hisse senedi, sahibine ortaklık hakkı, yönetime katılma (oy) hakkı, kâr payı alma hakkı, rüçhan hakkı (yeni pay alma hakkı), tasfiyeden pay alma, bedelsiz pay alma hakkı ve bilgi alma hakkı da sağlamaktadır.
Hisse senedi sahipler temel olarak iki türlü gelir elde edebilir: sermaye kazancı ve kâr payı. Sermaye kazancı, zaman içinde hisse senedinin değerinde meydana gelen olası artıştan elde edilen gelirdir. Diğeri ise, şirketler yıl sonunda kâr elde ettiği takdirde, bunun dağıtılmasından elde edilen temettü (kâr payı) geliridir. Hisse senedi Borsa’da işlem gören şirketler kâr dağıtıp, dağıtmamak konusunda serbesttir. Borsa şirketleri kârını nakden veya temettünün sermayeye ilave edilmesi suretiyle hisse senedi ihraç ederek dağıtabilir.
Tahvil/Bono:
Tahvil ve bonolar, hisse senedinin aksine mülkiyet senedi değil, borç senedidir. Tahvil/bono sahibi, tahvili çıkaran kuruluşun uzun vadeli alacaklısıdır, şirketin aktifi üzerinde alacağından başka hiçbir hakka sahip değildir ve şirketin yönetimine katılamaz.
Tahvil, devletin veya anonim şirketlerin en az 1 yıl vadeyle ödünç para bulmak amacıyla çıkardıkları borç senetleridir. Hazine bonosu, Hazine Müsteşarlığı tarafından vadesi bir yıldan kısa süreli olarak çıkarılan devlet iç borçlanma senetleridir (DİBS).
Tahvil ve bono, vade sonuna kadar elde tutulduğu takdirde, belli bir faiz kazancını garanti eder. Dolayısıyla, piyasa şartlarında meydana gelebilecek değişiklikler yatırımcıyı etkilemez.
Yatırımcı, bono veya tahvili vade sonuna kadar tutmak zorunda değildir. Tahvil ve bonolar da hisse senetleri gibi ikincil piyasada işlem görebilir, piyasaya ilk çıkarılışlarından sonra da alınabilir veya vadesinden önce satılabilirler.Yatırımcı tahvil ve bonoyu vade sonuna kadar tutarsa, elde edeceği getiriyi satın alma fiyatı ve vadeye bağlı olarak hesaplayabilir. Ancak vadeden önce satarsa, piyasadaki faiz oranlarındaki değişimden etkilenir. Eğer piyasadaki faiz oranları gerilemiş ise, beklenenden daha yüksek bir getiri sağlar, faiz oranları artmış ise beklenenden daha düşük bir getiri sağlar, hatta zarar edebilir.
Repo:
Genel olarak repo işlemi belirli bir vadede verilen para karşılığında vade sonunda ana paranın ve faizin alınması olarak görülse de, aslında repo, sermaye piyasası araçlarının belli bir vadede geri alma taahhüdüyle satımıdır. Diğer bir deyişle, repo yapan taraf aslında parayı kullanan taraftır. Repo, menkul kıymetin geçici bir süre için kiraya verilmesi olarak da düşünülebilir. Ülkemizde repo işlemleri, devlet iç borçlanma senetleri üzerinden yapılmaktadır. Ters repo ise menkul kıymetlerin belli bir vadede geri satım taahhüdüyle alımı işlemlerini ifade etmektedir.
Getirisi sabitlenmiş olan repo işlemleri para piyasalarında karşılaşılan en likit yatırım araçlarındandır. Repo işlemlerini Sermaye Piyasası Kurulu'ndan yetki belgesi almış banka ve aracı kurumlar yapabilir. Repo işlemlerinde vade, menkul kıymetin itfa tarihini aşmamak koşuluyla, serbestçe belirlenir. Vade sonu işgünü olarak seçilir ve faiz oranı taraflarca belirlenir.
Yatırım Fonları:
Yatırım fonları, yatırımcılardan katılma belgeleri karşılığı toplanan paralarla belge sahipleri hesabına, oluşturulan portföyü işletmek amacıyla kurulan malvarlığıdır. Unutulmaması gereken husus, fonların değerinin artabileceği gibi gerileyebilecek olmasıdır.
Yatırım fonları, hemen her yatırımcı tipine uygun portföyler sunmaktadır. Yatırımcı, risk algılaması ve beklentilerine göre, bu fonlara katılabilir. Yatırım fonlarının Türkiye’de “A tipi” ve “B tipi” olmak üzere iki ana çeşidi vardır.
A Tipi: Bu tip bir fonun, portföy değerinin aylık ağırlıklı ortalama bazda en az %25'inin Türkiye’de kurulmuş şirketlerin hisse senetlerinden oluşması gerekir. A tipi fonlarda vergi avantajları bulunmaktadır.
B Tipi: A tipi fonların tabi olduğu sınırlamalara tabi olmayan fonlardır. Portföylerinde çok daha az miktarda hisse senedi tutabildikleri gibi, hiç hisse senedi taşımayabilirler.
Bu iki ana grup dışında fonlar, içerdikleri sermaye piyasası araçları itibarı ile 11 türe ayrılmıştır. Bunlar;
1. Tahvil ve Bono Fonu,
2. Hisse Senedi Fonu,
3. Sektör Fonu,
4. İştirak Fonu,
5. Grup Fonu,
6. Yabancı Menkul Kıymetler Fonu,
7. Altın ve Diğer Kıymetli Madenler Fonu,
8. Değişken Fon,
9. Karma Fon,
10. Likit Fon,
11. Endeks Fon’dur.
Böylece, değişik portföy yapılarına sahip fonlar oluşturularak farklı yatırımcı tercihlerine hitap edilmektir.
Yatırım fonları özellikle küçük tasarruf sahipleri için son derece uygun ürünlerdir, çünkü:
- Profesyoneller tarafından yönetilmekte,
- Küçük miktarlarda alınıp satılabilmekte,
- İstenilen risk derecesinde yatırım olanağı sunmakta,
- Her an nakde çevrilebilmektedir.
Kaynak : TSPAKB
Hisse Senedi Alım-Satım Kılavuzu
İMKB Başkanlığınca yayımlanan "Hisse Senedi Alım-Satım Kılavuzu"na aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.
http://www.imkb.gov.tr/yayinlar/hissealsat_eski.htm
http://www.imkb.gov.tr/yayinlar/hissealsat_eski.htm
Halka Açılmanın Şirketlere Faydaları
Halka arz; hisse senetlerinin çok sayıda ve önceden bilinmeyen yatırımcılara çağrı ve ilan yoluyla satışı olarak tanımlanabilir. Şirketlerin halka açılmak ve hisse senetlerinin organize bir pazarda işlem görmesini sağlamak suretiyle elde ettikleri faydaları aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
Finansman Sağlamak
Hisse senetlerini primli fiyatla halka arz etmekle şirketler, alternatif finansman yöntemlerine göre daha düşük maliyetle ve uzun vadeli bir kaynağı kullanmaktadırlar.
Ayrıca şirketler, halka açıldıktan ve hisse senetleri Borsa'da işlem görmeye başladıktan sonra da hisse senetlerini teminat göstererek kredi kullanabilme, borç senedi ihraç edebilme imkanlarından yararlanmak suretiyle finansman sağlayabilmektedirler.
Likidite Sağlamak
Halka arz edilen hisse senetlerinin organize bir pazarda istenilen zamanda, gerçek arz ve talebe göre oluşan fiyatlardan, şeffaflık içerisinde alınıp satılmasını sağlayarak hisse senetlerine likidite kazandırılmakta, mevcut ortaklara önemli bir imkan sağlanmaktadır.
Yurtiçi ve Yurtdışı Yaygın Tanıtım
Hisse senetleri Borsa'da işlem gören şirketler hakkındaki çeşitli bilgiler, Borsa nın şeffaflık ve kamuyu aydınlatma işlevi çerçevesinde yurtiçi ve yurtdışı yatırımcılara veri yayın kuruluşları, basın ve yayın kuruluşları ile diğer görsel yayın kuruluşları vasıtası ile sürekli olarak ulaştırılmaktadır.
Bu bilgi dağıtımı şirketlerin ve şirket ürünlerinin hem yurtiçinde hem de yurtdışında tanınmalarına yardımcı olmaktadır. Yaygın tanınmanın sağladığı avantaj çerçevesinde gerek yurtiçi ve gerekse yurtdışında yerleşik bulunan ve aynı sektörde faaliyette bulunan şirketlerle işbirliğine gidebilme, ortak girişim oluşturma ve benzeri konularda çalışmaların yapılabilmesi imkanı doğabilmektedir.
Kurumsallaşma
Bilindiği üzere ülkemizde faaliyette bulunan şirketlerin karakteristik özelliği aile şirketi hüviyetine sahip olmalarıdır. Bu durum şirketin ömrünün genel olarak kurucusu olan ya da yönetimde söz sahibi olan aile bireylerinin ömürleri ile sınırlı olmasını beraberinde getirebilmektedir.
Şirketlerin hisse senetlerini halka arz etmesi ve menkul kıymet borsalarında işlem görmeye başlamaları SPK ve İMKB nin incelemelerini içeren bir süreç dahilinde gerçekleşmektedir. Ayrıca şirketler işlem görmeye başlamalarından sonra mali tablolarını belirli dönemlerde bağımsız denetim kuruluşlarına denetlettirmekte, ortaklarını ve kamuyu düzenli olarak bilgilendirmekte, SPK ve İMKB'nin sürekli denetimine tabi olmaktadırlar.
Bu çerçevede halka açılmak ve hisse senetlerinin menkul kıymet borsasında işlem görmesini sağlamak ile şirketler, sermaye piyasasının denetim mekanizmaları sayesinde kurumsallaşma süreçlerini hızlandırmakta ve modern yönetim tekniklerine daha kısa sürede kavuşabilmektedirler.
İkincil Halka Arz İmkanı
Şirketler sadece birincil halka arz ile değil, daha sonra, hisse senetleri işlem görmekte iken yatırım ve benzeri ihtiyaçları nedeniyle ortaya çıkan kaynak gereksinimlerini mevcut ortaklarının rüçhan haklarını kısıtlamak suretiyle gerçekleştirebilecekleri "İkincil Halka Arz"lar ile karşılamak suretiyle yeniden bir finansman imkanı yaratabilirler.
Bilindiği üzere, gelişmekte olan ülkelerdeki sermaye birikiminin yetersizliği ülkelerin ekonomik gelişim sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çerçevede şirketler büyümek, gelişmek, yatırım yapmak ve globalleşen dünyada rakipleri ile rekabet edebilmek için gerekli olan sermayeyi bulmakta zorlanmaktadırlar. Borsa şirketi olarak sermaye piyasasından kaynak temin etmenin şirketlerin kaynak problemlerinin çözümüne sağladığı katkının önemi son yıllarda artarak devam etmektedir.
Kaynak : IMKB
Finansman Sağlamak
Hisse senetlerini primli fiyatla halka arz etmekle şirketler, alternatif finansman yöntemlerine göre daha düşük maliyetle ve uzun vadeli bir kaynağı kullanmaktadırlar.
Ayrıca şirketler, halka açıldıktan ve hisse senetleri Borsa'da işlem görmeye başladıktan sonra da hisse senetlerini teminat göstererek kredi kullanabilme, borç senedi ihraç edebilme imkanlarından yararlanmak suretiyle finansman sağlayabilmektedirler.
Likidite Sağlamak
Halka arz edilen hisse senetlerinin organize bir pazarda istenilen zamanda, gerçek arz ve talebe göre oluşan fiyatlardan, şeffaflık içerisinde alınıp satılmasını sağlayarak hisse senetlerine likidite kazandırılmakta, mevcut ortaklara önemli bir imkan sağlanmaktadır.
Yurtiçi ve Yurtdışı Yaygın Tanıtım
Hisse senetleri Borsa'da işlem gören şirketler hakkındaki çeşitli bilgiler, Borsa nın şeffaflık ve kamuyu aydınlatma işlevi çerçevesinde yurtiçi ve yurtdışı yatırımcılara veri yayın kuruluşları, basın ve yayın kuruluşları ile diğer görsel yayın kuruluşları vasıtası ile sürekli olarak ulaştırılmaktadır.
Bu bilgi dağıtımı şirketlerin ve şirket ürünlerinin hem yurtiçinde hem de yurtdışında tanınmalarına yardımcı olmaktadır. Yaygın tanınmanın sağladığı avantaj çerçevesinde gerek yurtiçi ve gerekse yurtdışında yerleşik bulunan ve aynı sektörde faaliyette bulunan şirketlerle işbirliğine gidebilme, ortak girişim oluşturma ve benzeri konularda çalışmaların yapılabilmesi imkanı doğabilmektedir.
Kurumsallaşma
Bilindiği üzere ülkemizde faaliyette bulunan şirketlerin karakteristik özelliği aile şirketi hüviyetine sahip olmalarıdır. Bu durum şirketin ömrünün genel olarak kurucusu olan ya da yönetimde söz sahibi olan aile bireylerinin ömürleri ile sınırlı olmasını beraberinde getirebilmektedir.
Şirketlerin hisse senetlerini halka arz etmesi ve menkul kıymet borsalarında işlem görmeye başlamaları SPK ve İMKB nin incelemelerini içeren bir süreç dahilinde gerçekleşmektedir. Ayrıca şirketler işlem görmeye başlamalarından sonra mali tablolarını belirli dönemlerde bağımsız denetim kuruluşlarına denetlettirmekte, ortaklarını ve kamuyu düzenli olarak bilgilendirmekte, SPK ve İMKB'nin sürekli denetimine tabi olmaktadırlar.
Bu çerçevede halka açılmak ve hisse senetlerinin menkul kıymet borsasında işlem görmesini sağlamak ile şirketler, sermaye piyasasının denetim mekanizmaları sayesinde kurumsallaşma süreçlerini hızlandırmakta ve modern yönetim tekniklerine daha kısa sürede kavuşabilmektedirler.
İkincil Halka Arz İmkanı
Şirketler sadece birincil halka arz ile değil, daha sonra, hisse senetleri işlem görmekte iken yatırım ve benzeri ihtiyaçları nedeniyle ortaya çıkan kaynak gereksinimlerini mevcut ortaklarının rüçhan haklarını kısıtlamak suretiyle gerçekleştirebilecekleri "İkincil Halka Arz"lar ile karşılamak suretiyle yeniden bir finansman imkanı yaratabilirler.
Bilindiği üzere, gelişmekte olan ülkelerdeki sermaye birikiminin yetersizliği ülkelerin ekonomik gelişim sürecini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu çerçevede şirketler büyümek, gelişmek, yatırım yapmak ve globalleşen dünyada rakipleri ile rekabet edebilmek için gerekli olan sermayeyi bulmakta zorlanmaktadırlar. Borsa şirketi olarak sermaye piyasasından kaynak temin etmenin şirketlerin kaynak problemlerinin çözümüne sağladığı katkının önemi son yıllarda artarak devam etmektedir.
Kaynak : IMKB
Türkiye'de Menkul Kıymetlerin Tarihçesi
Türkiye’deki organize menkul kıymet piyasalarının kökleri 19.yüzyılın ikinci yarısına kadar uzanmaktadır. İlk menkul kıymetler piyasası Kırım Savaşı’nı takiben 1866 yılında Osmanlı İmparatorluğu zamanında kurulmuş olan “Dersaadet Tahvilat Borsası” idi. Dersaadet Borsası çökmüş Osmanlı ekonomisinden yüksek getiri almayı amaçlayan Avrupa’lı yatırımcılar içinde bir vesile olmuştu. Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı İmparatorluğu çöküntülerinin üzerine kuruluşunu takiben 1929 yılında çıkartılan 1447 sayılı “Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları Kanunu" ile tecrübesiz sermaye piyasalarının, yeni ismiyle “İstanbul Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsası” adı altında organize olması sağlanmıştır.
Borsa, kısa sürede, gelişerek yurtçapında girişimcilerin fon ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli katkıda bulunmuştur. Ancak, 1929 Krizi, 2.Dünya Savaşı’nın patlak vermesi, henüz emekleyen Türk iş dünyasını olumsuz etkilemiş ve Borsa’nın başarısını gölgede bırakmıştır. Takip eden yıllardaki endüstri devrimi süresince, hisse senetlerini halka arz eden anonim şirketlerin sayısı da sürekli olarak artmıştır. Bu hisseler çoğu bireysel, bir kısmı da kurumsal olan yatırımcılardan yoğun talep görmüştür.
1980’li yılların ilk dönemlerinde sağlıklı sermaye hareketlerine uygun gerek mevzuat gerekse kurumların oluşması yönünden Türk sermaye piyasalarında önemli gelişmeler oldu. 1981 yılında Sermaye Piyasası Kanunu çıkartıldı. Bir sene sonra 1982 yılında menkul kıymetler piyasasının idaresinden, kontrolünden ve mevzuatının düzenlenmesinden sorumlu resmi kurum olan Sermaye Piyasası Kurulu Ankara’da kuruldu.
Ekim 1983 Türkiye’de menkul kıymet borsalarının kuruluşunu öngören bir kararname çıktı. Ekim 1984’de ise "Menkul Kıymet Borsalarının Kuruluşu ve Çalışma Esasları" Resmi Gazete’de yayınlandı. Çalışma esaslarına ilişkin mevzuat Olağanüstü Genel Kurul toplantılarında kabul edildi ve 1985 sonunda İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) resmen kuruldu.
Kaynak : İMKB
Borsa, kısa sürede, gelişerek yurtçapında girişimcilerin fon ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli katkıda bulunmuştur. Ancak, 1929 Krizi, 2.Dünya Savaşı’nın patlak vermesi, henüz emekleyen Türk iş dünyasını olumsuz etkilemiş ve Borsa’nın başarısını gölgede bırakmıştır. Takip eden yıllardaki endüstri devrimi süresince, hisse senetlerini halka arz eden anonim şirketlerin sayısı da sürekli olarak artmıştır. Bu hisseler çoğu bireysel, bir kısmı da kurumsal olan yatırımcılardan yoğun talep görmüştür.
1980’li yılların ilk dönemlerinde sağlıklı sermaye hareketlerine uygun gerek mevzuat gerekse kurumların oluşması yönünden Türk sermaye piyasalarında önemli gelişmeler oldu. 1981 yılında Sermaye Piyasası Kanunu çıkartıldı. Bir sene sonra 1982 yılında menkul kıymetler piyasasının idaresinden, kontrolünden ve mevzuatının düzenlenmesinden sorumlu resmi kurum olan Sermaye Piyasası Kurulu Ankara’da kuruldu.
Ekim 1983 Türkiye’de menkul kıymet borsalarının kuruluşunu öngören bir kararname çıktı. Ekim 1984’de ise "Menkul Kıymet Borsalarının Kuruluşu ve Çalışma Esasları" Resmi Gazete’de yayınlandı. Çalışma esaslarına ilişkin mevzuat Olağanüstü Genel Kurul toplantılarında kabul edildi ve 1985 sonunda İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) resmen kuruldu.
Kaynak : İMKB
Teknik Göstergeler
Teknik göstergeler kısa, orta ve uzun vadede fiyat trendini, gücünü, al/sat sinyallerini, aşırı alışta veya satışta, toplanmakta veya elden çıkarılmakta olup olmadığını gösterir. Fiyat hareketlerini etkileyen dış faktörlerden dolayı, teknik göstergeler kısa vadede hatalı sonuçlar verebilir. Hisse senetleri kendi iç dinamikleri yönünde farklı fiyat grafikleri çizerler. Bu grafikler sayesinde orta ve uzun vadede doğruya çok yakın teknik analiz sonuçları alınabilir. Borsa fiyat hareketlerinin yönünün tahmininde teknik analiz dışında, 3 ana gösterge vardır:
1. İç faktörler(hisse fiyat spekülasyonları, tüyo ve beklentiler)
2. Dış faktörler (alternatif para piyasaları, genel ekonomik ve siyasi durum)
3. Temel analiz (bilanço, gelir tablosu ve nakit akış tablosundan elde edilen rasyolar)
Teknik analiz bu 3 etkinin sonuçlarını grafiklerle gösterdiği gibi, hisse senetlerindeki iç dinamiklerin sonuçlarını da göstererek ileri dönük fiyat tahmini yapar.
(Alıntıdır)
1. İç faktörler(hisse fiyat spekülasyonları, tüyo ve beklentiler)
2. Dış faktörler (alternatif para piyasaları, genel ekonomik ve siyasi durum)
3. Temel analiz (bilanço, gelir tablosu ve nakit akış tablosundan elde edilen rasyolar)
Teknik analiz bu 3 etkinin sonuçlarını grafiklerle gösterdiği gibi, hisse senetlerindeki iç dinamiklerin sonuçlarını da göstererek ileri dönük fiyat tahmini yapar.
(Alıntıdır)
1 Milyarda Direnci Var :)
Köyün birinde adam pazarda eşeğini 50 milyona satmış. Bir daha ki pazarda bir de bakmış ki sattığı eşek 100 milyona satılık ve başında bir çok alıcı yarışıyor. Bunda bir iş var diyerek eşeğini 150 milyona geri almış ve denemek için bir sonraki pazara götürüp 250 milyona satışa koymuş. Kalabalık hemen etrafını sarmış ve hararetli bir artırmadan sonra eşek 500 milyona alıcı bulmuş. Adam hayretler içinde kalarak paraları cebe koymuş. Bir sonraki pazara giderek eşeği takip etmiş. Bir de ne görsün eşek 750 milyona satılık ve etrafı kalabalık bir alıcı topluluğu, pazarlık sürüyor. Eşeğe 950 milyona kadar fiyat veren bir adamın yanına giderek eşeğin bir zamanlar kendi tarafından 50 milyona satıldığını ve zaman içinde elden ele satılarak buraya kadar geldiğini ve bu fiyatı etmeyeceğini anlatmış. Adam :
- Yanılıyorsun demiş, eşeğin bir milyarda direnci var burayı geçerse taa birbuçuk milyara kadar gider, onun için bu fiyatı veriyorum.
(Alıntıdır)
- Yanılıyorsun demiş, eşeğin bir milyarda direnci var burayı geçerse taa birbuçuk milyara kadar gider, onun için bu fiyatı veriyorum.
(Alıntıdır)
Yatırım Önerileri
Yatırım araçlarının sayısı arttı. Ama küçük yatırımcı para konusunda çok dikkatli değil. Yatırım öncesi bunları dikkate almak yararınıza olabilir
Daha 50 yıl öncesinde parayı "elin kiri", ticareti ikinci sınıf bir uğraş olarak gören insanlarımız artık paradan para kazanmanın tadını aldı. 1980 öncesinde ikiyi üçü geçmeyen yatırım araçlarının sayısı günümüzde 15'ten fazla. Ancak para ile ilgili konularda henüz yeteri kadar dikkatli değiliz. Pazarda bir kilo domates alırken sergilediğimiz dikkat ve ihtiyatı, tüm hayatımızın birikimini değerlendirirken gösteremiyoruz. Hayatında hiçbir konuda aşırılığa kaçmayan, mazbut ve dengeli bir kişi, iş paraya gelince hesabı şaşırıveriyor. Sermayeyi kediye yüklememek için yatırımın şu kural ve ilkelerini hep akılda tutmak gerekiyor:
HIRSINIZA GEM VURUN
1- Yüksek kazanç alternatifi önünüze çıkınca "Kâr kudurunca, sermayeyi yer" atasözünü hatırlayın. Kazanç hayali ile sağduyunuzu, kontrolunuzu kaybetmeyin. Atalarımız ne güzel söylemiş: "para seni kazanmasın, sen parayı kazan." Kılavuzu aşırı kazanç hırsı olan kişi zarardan kurtulamaz. Kazanç yükseldiğinde riziko da artar. Açgözlü olmayın ve hırsınıza gem vurun.
2- Riskin dağıtılması ve azaltılması konusunda yüzyıllardır geçerli olan Çin atasözü ise hep rehberiniz olsun: "Tüm yumurtalarını aynı sepete koyma." Hele söz konusu para, yılların birikimi olan ikramiye veya kıdem tazminatı ise risk dağıtımında çok daha dikkatli olun.
3- Geçen yüzyılın en büyük yatırım uzmanı sayılan Benjamin Graham şöyle demişti: "Hisse senedine yatırımın en akıllıca olanı iş hayatındaki yatırımlara en çok benzeyenidir." Örneğin yeterli paranız olduğunda bir benzin istasyonunu açmanın kazanç getireceğini düşünüyorsanız, akaryakıt üretimi ve dağıtımı yapan şirketlerin hisse senedini almanız akılcı bir iş olur.
4- Zamanının büyük bölümünü veremiyorsanız spekülasyon yapmayın. Al-satla kısa vadede yüksek kazanç sağlama hayali kurmayın. Çay molasında yatırım kararı alınmaz. Esas mesleğini ihmal edip, ekrandan yatırım aracının seyrini devamlı izleyenler, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilir.
RİSKE DİKKAT EDİN
5- İsmi yabancı dilde olan bir yatırım aracının yakınından bile geçmeyin. Size karmaşık gelen bir kazanç önerisine sırt çevirin. Yaşayan en büyük yatırımcı Warren Buffet, "Risk, ne yaptığınızı bilmediğinizde kapınızı çalar" diyor. Bu nedenle bilginizi artırmaya bakın. Eğer siz eğitimin, bilginin pahalı ve yorucu olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin ne kadar masraflı ve üzücü olduğunu görünce aklınız başınıza gelecek.
6- Normal faiz yerine yatırım aracının bileşik (mürekkep) faizi ile reklam yapanlara kuşku ile bakın. Çünkü bileşik faiz hesabı, örneğin üç ay için geçerli olacak koşulların tüm yıl içinde devam edeceği varsayımına göre yapılır. Üç ay sonra durumun değişeceğini düşünüyorsanız, vade sonu faize göre yatırım yapın.
7- Bir yatırım aracını ucuzken alıp, fiyatı yüksekken satın. Ancak korku, ihtiyat, hırs, tamah gibi insani duygular ve sürüye uyma güdüsü bu yalın kuralı hayata geçirmeyi engeller. Kendi zaaflarının ve erdemlerinin bilincinde olanların bu kuralı uygulama şansları daha yüksektir.
KUYRUKLARDAN KAÇININ
8- Bir yatırım aracını satan kuruluşun önünde kuyruk oluşmuşsa sakın alıma geçmeyin. Siz kalabalığı izlediğinizde arkanıza hiç bakmayın. Çünkü arkanızda kimse olmayacaktır. Bu nedenle boş alana deplasman yapmaya ve herkes Mersin'e giderken siz tersine gitmeye bakın. Eşiniz kendi hesabına bir yatırım aracına yöneldiğinde, siz kendi portföyünüzdekileri elden çıkarın.
UZMANLARA DİKKAT
9- Takım elbisesinin değeri, sizin portföyünüzün değerinin dörtte birini aşan bir yatırım uzmanına güvenmeyin. Çünkü pahalı zevkleri olan kişiler önce kendi çıkarını düşünür. Uzmanın ilk önerdiği fırsat, genellikle ona en çok kazandıran alternatif olacaktır. Hemen "evet" demeyin.
10- "Churchill finali"ne dikkat edin! Bazı yatırım uzmanları araçların hem olumlu hem de olumsuz yönlerini güveninizi kazanacak şekilde size sunar. Son karar sizin sağduyunuza ve sezginize sunulmuş gibidir. Ama uzman, olumlu yönleri öyle ustalıkla öne çıkarır ki riskler unutuluverir.
11- Türkiye'de gayrimenkulü çözüp, menkule bağlamayın. 1982 Bankerler krizi sırasında evlerini, arsalarını satıp faize hücum edenlerin elinde ne faiz kaldı ne emlak. Borç alarak yatırım yapmak emanet parayla kumar oynamak kadar tehlikelidir.
Kaynak : Faruk Türkoğlu, Sabah Gazetesi, Küçük Yatırımcıya Yatırım Önerileri
Daha 50 yıl öncesinde parayı "elin kiri", ticareti ikinci sınıf bir uğraş olarak gören insanlarımız artık paradan para kazanmanın tadını aldı. 1980 öncesinde ikiyi üçü geçmeyen yatırım araçlarının sayısı günümüzde 15'ten fazla. Ancak para ile ilgili konularda henüz yeteri kadar dikkatli değiliz. Pazarda bir kilo domates alırken sergilediğimiz dikkat ve ihtiyatı, tüm hayatımızın birikimini değerlendirirken gösteremiyoruz. Hayatında hiçbir konuda aşırılığa kaçmayan, mazbut ve dengeli bir kişi, iş paraya gelince hesabı şaşırıveriyor. Sermayeyi kediye yüklememek için yatırımın şu kural ve ilkelerini hep akılda tutmak gerekiyor:
HIRSINIZA GEM VURUN
1- Yüksek kazanç alternatifi önünüze çıkınca "Kâr kudurunca, sermayeyi yer" atasözünü hatırlayın. Kazanç hayali ile sağduyunuzu, kontrolunuzu kaybetmeyin. Atalarımız ne güzel söylemiş: "para seni kazanmasın, sen parayı kazan." Kılavuzu aşırı kazanç hırsı olan kişi zarardan kurtulamaz. Kazanç yükseldiğinde riziko da artar. Açgözlü olmayın ve hırsınıza gem vurun.
2- Riskin dağıtılması ve azaltılması konusunda yüzyıllardır geçerli olan Çin atasözü ise hep rehberiniz olsun: "Tüm yumurtalarını aynı sepete koyma." Hele söz konusu para, yılların birikimi olan ikramiye veya kıdem tazminatı ise risk dağıtımında çok daha dikkatli olun.
3- Geçen yüzyılın en büyük yatırım uzmanı sayılan Benjamin Graham şöyle demişti: "Hisse senedine yatırımın en akıllıca olanı iş hayatındaki yatırımlara en çok benzeyenidir." Örneğin yeterli paranız olduğunda bir benzin istasyonunu açmanın kazanç getireceğini düşünüyorsanız, akaryakıt üretimi ve dağıtımı yapan şirketlerin hisse senedini almanız akılcı bir iş olur.
4- Zamanının büyük bölümünü veremiyorsanız spekülasyon yapmayın. Al-satla kısa vadede yüksek kazanç sağlama hayali kurmayın. Çay molasında yatırım kararı alınmaz. Esas mesleğini ihmal edip, ekrandan yatırım aracının seyrini devamlı izleyenler, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilir.
RİSKE DİKKAT EDİN
5- İsmi yabancı dilde olan bir yatırım aracının yakınından bile geçmeyin. Size karmaşık gelen bir kazanç önerisine sırt çevirin. Yaşayan en büyük yatırımcı Warren Buffet, "Risk, ne yaptığınızı bilmediğinizde kapınızı çalar" diyor. Bu nedenle bilginizi artırmaya bakın. Eğer siz eğitimin, bilginin pahalı ve yorucu olduğunu düşünüyorsanız, cehaletin ne kadar masraflı ve üzücü olduğunu görünce aklınız başınıza gelecek.
6- Normal faiz yerine yatırım aracının bileşik (mürekkep) faizi ile reklam yapanlara kuşku ile bakın. Çünkü bileşik faiz hesabı, örneğin üç ay için geçerli olacak koşulların tüm yıl içinde devam edeceği varsayımına göre yapılır. Üç ay sonra durumun değişeceğini düşünüyorsanız, vade sonu faize göre yatırım yapın.
7- Bir yatırım aracını ucuzken alıp, fiyatı yüksekken satın. Ancak korku, ihtiyat, hırs, tamah gibi insani duygular ve sürüye uyma güdüsü bu yalın kuralı hayata geçirmeyi engeller. Kendi zaaflarının ve erdemlerinin bilincinde olanların bu kuralı uygulama şansları daha yüksektir.
KUYRUKLARDAN KAÇININ
8- Bir yatırım aracını satan kuruluşun önünde kuyruk oluşmuşsa sakın alıma geçmeyin. Siz kalabalığı izlediğinizde arkanıza hiç bakmayın. Çünkü arkanızda kimse olmayacaktır. Bu nedenle boş alana deplasman yapmaya ve herkes Mersin'e giderken siz tersine gitmeye bakın. Eşiniz kendi hesabına bir yatırım aracına yöneldiğinde, siz kendi portföyünüzdekileri elden çıkarın.
UZMANLARA DİKKAT
9- Takım elbisesinin değeri, sizin portföyünüzün değerinin dörtte birini aşan bir yatırım uzmanına güvenmeyin. Çünkü pahalı zevkleri olan kişiler önce kendi çıkarını düşünür. Uzmanın ilk önerdiği fırsat, genellikle ona en çok kazandıran alternatif olacaktır. Hemen "evet" demeyin.
10- "Churchill finali"ne dikkat edin! Bazı yatırım uzmanları araçların hem olumlu hem de olumsuz yönlerini güveninizi kazanacak şekilde size sunar. Son karar sizin sağduyunuza ve sezginize sunulmuş gibidir. Ama uzman, olumlu yönleri öyle ustalıkla öne çıkarır ki riskler unutuluverir.
11- Türkiye'de gayrimenkulü çözüp, menkule bağlamayın. 1982 Bankerler krizi sırasında evlerini, arsalarını satıp faize hücum edenlerin elinde ne faiz kaldı ne emlak. Borç alarak yatırım yapmak emanet parayla kumar oynamak kadar tehlikelidir.
Kaynak : Faruk Türkoğlu, Sabah Gazetesi, Küçük Yatırımcıya Yatırım Önerileri
Trend Kavramı
Piyasa analizine teknik bir yaklaşımda trend kavramı son derece temel bir yer tutar. Teknik analizci tarafından kullanılan bütün araçlar (destek ve direnç seviyeleri, fiyat modelleri, hareketli ortalamalar, trend çizgileri vb.) piyasanın o trendine katılabilme amacına yönelik olarak, piyasanın trendini belirlemeye yardımcı olma amacını taşırlar.
Genel anlamda trend, basitçe, piyasanın gittiği yöndür. Fakat, bizim daha kesin bir tanımlamaya ihtiyacımız var. Öncelikle, piyasa hangi yöne doğru ilerliyor olursa olsun genellikle doğrusal bir çizgi izlemez. Piyasa hareketleri bir seri zigzag ile karakterize olur. Bu zigzaglar, görünür tabanları ve tepeleri olan bir seri birbiri arkasına gelen dalgayı temsil ederler. Bu taban ve tepelerin yönü, piyasanın trendini oluşturur.
Bu tepe ve tabanlar yukarıya doğru, aşağıya doğru ya da yatay olarak hareket ediyor olabilir. Yön ne olursa olsun, bu bize piyasanın trendini gösterir. Bir yukarı-trend, birbirini takip eden bir seri yükselen tabanlar ve tepeler olarak tanımlanır. Bir aşağı-trend, yukarı-trend’in tanımının tam tersi yani, düşen tabanlar ve tepelerdir. Yatay tepeler ve tabanlar, yatay fiyat trendini belirler.
TRENDİN 3 YÖNÜ VARDIR
Büyük bir çoğunluk, piyasaların daima bir yukarı-trend ya da bir aşağı-trend içinde olduğu düşüncesi içindedir. Gerçekte ise, piyasalar üç yönde hareket ederler. Aşağıya, yukarıya ve yanlamasına. Bu farklılığı akılda tutmak önemlidir çünkü tutucu bir tahminle bile zamanın en azından üçte birinde fiyatlar düz, yatay bir model şeklinde, işlem aralığı da denilen bir biçimde hareket ederler. Bu tip bir yatay hareket, arz ve talep güçlerinin nispi bir denge durumunda, fiyatların da kararsız olduğu bir dönemi gösterir. Yatay bir piyasanın, yatay trende sahip olduğu şeklinde bir belirlemede bulunduysak da bu piyasalar çoğunlukla "trendsiz" olarak anılırlar.
Teknik araçların ve sistemlerin tamamı, öncelikle aşağı ya da yukarı hareket eden piyasalar için düzenlenmiş olan "trend-takipçisi" bir yapıdadırlar. Piyasalar "trendsiz" ya da yatay hareket etme dönemi içine girince, teknik sistemler ya tamamen başarısız kalırlar ya da iyi sonuçlar vermezler.
Kendi tanımından kalkarsak, bir trend-takipçisi sistemin, görevini yapabilmek için bir trende ihtiyacı vardır. Buradaki başarısızlık, sistemin kendisinde değildir. Başarısızlık daha çok, trend içinde olan piyasalar için düzenlenmiş bir sistemi trendsiz piyasalarda uygulamaya çalışan kişiye aittir.
TREND ÜÇE AYRILIR
Trendin üç kategorisi: ana trend, orta trend ve kısa dönemli trenddir. Gerçekte, çok kısa vadeli olarak dakikalardan, saatlerden başlayıp 50 veya 100 yıla kadar uzanan çok uzun trendler olarak neredeyse sonsuz sayıda trend vardır. Ama yine de, teknik analizcilerin hemen tamamı trendi üç bölüme sınıflandırırlar. Ancak, çeşitli analizcilerin her bir trendi nasıl tanımladıkları konusunda bir belirsizlik vardır.
Örneğin Dow Kuramı, ana trendi bir yıldan uzun bir süre için etkili olan bir trend olarak sınıflandırır. Dow, ikincil (orta) trendi, üç haftadan başlayıp birkaç aya uzanan bir dönemde, kısa trendi de iki, üç haftadan daha az sürede etkili olan trendler olarak tanımlar.
Her bir trend, kendisinden bir sonraki daha büyük trendin bir parçasıdır. Örneğin, orta trend ana trendin bir düzeltmesidir. Uzun vadeli bir yukarı-trend’de piyasa, yukarı hareketine yeniden başlamadan önce, birkaç ay süren bir düzeltme hareketi yaşar. Bu ikincil düzeltmenin kendisi de, daha kısa vadeli tepelerin ve tabanların ortaya çıktığı kısa vadeli dalgalardan oluşur. Bu durum, her bir trendin kendisinden sonraki daha büyük trendin bir parçası olması ve o trendin kendisinden küçük trendlerden oluşması şeklinde yinelenir.
Trendin çeşitli dereceleri arasındaki farklılığı kavrayabilmek önemlidir. Eğer birisi size, o günkü piyasanın trendinin ne yönde olduğunu sorarsa, eğer siz o kişinin hangi trend hakkında soru sorduğunu bilmiyorsanız, yanıt vermek imkansız olmasa da güçtür. Siz, o kişiye ancak, daha önce incelediğimiz, trendin üçe sınıflanması tanımlaması çerçevesinde bir yanıt verebilirsiniz.
Değişik tarzda işlem yapan kişiler olduğu için, bir trendin ne anlama geldiği konusunda bir miktar anlaşmazlıklar oluşur. Uzun dönemli bir yatırımcı için, birkaç günden birkaç haftaya uzanan fiyat hareketlerinin anlamı olmayabilir. Günlük işlem yapan bir yatırımcı için ise, 2-3 günlük bir fiyat hareketi, bir "ana trend" oluşturabilir. Bu nedenlerle, bir trendin çeşitli derecelerinin kavranması ve aynı trendden söz ediliyor olması özellikle önemlidir.
Kaynak : Ekonomi.name
Genel anlamda trend, basitçe, piyasanın gittiği yöndür. Fakat, bizim daha kesin bir tanımlamaya ihtiyacımız var. Öncelikle, piyasa hangi yöne doğru ilerliyor olursa olsun genellikle doğrusal bir çizgi izlemez. Piyasa hareketleri bir seri zigzag ile karakterize olur. Bu zigzaglar, görünür tabanları ve tepeleri olan bir seri birbiri arkasına gelen dalgayı temsil ederler. Bu taban ve tepelerin yönü, piyasanın trendini oluşturur.
Bu tepe ve tabanlar yukarıya doğru, aşağıya doğru ya da yatay olarak hareket ediyor olabilir. Yön ne olursa olsun, bu bize piyasanın trendini gösterir. Bir yukarı-trend, birbirini takip eden bir seri yükselen tabanlar ve tepeler olarak tanımlanır. Bir aşağı-trend, yukarı-trend’in tanımının tam tersi yani, düşen tabanlar ve tepelerdir. Yatay tepeler ve tabanlar, yatay fiyat trendini belirler.
TRENDİN 3 YÖNÜ VARDIR
Büyük bir çoğunluk, piyasaların daima bir yukarı-trend ya da bir aşağı-trend içinde olduğu düşüncesi içindedir. Gerçekte ise, piyasalar üç yönde hareket ederler. Aşağıya, yukarıya ve yanlamasına. Bu farklılığı akılda tutmak önemlidir çünkü tutucu bir tahminle bile zamanın en azından üçte birinde fiyatlar düz, yatay bir model şeklinde, işlem aralığı da denilen bir biçimde hareket ederler. Bu tip bir yatay hareket, arz ve talep güçlerinin nispi bir denge durumunda, fiyatların da kararsız olduğu bir dönemi gösterir. Yatay bir piyasanın, yatay trende sahip olduğu şeklinde bir belirlemede bulunduysak da bu piyasalar çoğunlukla "trendsiz" olarak anılırlar.
Teknik araçların ve sistemlerin tamamı, öncelikle aşağı ya da yukarı hareket eden piyasalar için düzenlenmiş olan "trend-takipçisi" bir yapıdadırlar. Piyasalar "trendsiz" ya da yatay hareket etme dönemi içine girince, teknik sistemler ya tamamen başarısız kalırlar ya da iyi sonuçlar vermezler.
Kendi tanımından kalkarsak, bir trend-takipçisi sistemin, görevini yapabilmek için bir trende ihtiyacı vardır. Buradaki başarısızlık, sistemin kendisinde değildir. Başarısızlık daha çok, trend içinde olan piyasalar için düzenlenmiş bir sistemi trendsiz piyasalarda uygulamaya çalışan kişiye aittir.
TREND ÜÇE AYRILIR
Trendin üç kategorisi: ana trend, orta trend ve kısa dönemli trenddir. Gerçekte, çok kısa vadeli olarak dakikalardan, saatlerden başlayıp 50 veya 100 yıla kadar uzanan çok uzun trendler olarak neredeyse sonsuz sayıda trend vardır. Ama yine de, teknik analizcilerin hemen tamamı trendi üç bölüme sınıflandırırlar. Ancak, çeşitli analizcilerin her bir trendi nasıl tanımladıkları konusunda bir belirsizlik vardır.
Örneğin Dow Kuramı, ana trendi bir yıldan uzun bir süre için etkili olan bir trend olarak sınıflandırır. Dow, ikincil (orta) trendi, üç haftadan başlayıp birkaç aya uzanan bir dönemde, kısa trendi de iki, üç haftadan daha az sürede etkili olan trendler olarak tanımlar.
Her bir trend, kendisinden bir sonraki daha büyük trendin bir parçasıdır. Örneğin, orta trend ana trendin bir düzeltmesidir. Uzun vadeli bir yukarı-trend’de piyasa, yukarı hareketine yeniden başlamadan önce, birkaç ay süren bir düzeltme hareketi yaşar. Bu ikincil düzeltmenin kendisi de, daha kısa vadeli tepelerin ve tabanların ortaya çıktığı kısa vadeli dalgalardan oluşur. Bu durum, her bir trendin kendisinden sonraki daha büyük trendin bir parçası olması ve o trendin kendisinden küçük trendlerden oluşması şeklinde yinelenir.
Trendin çeşitli dereceleri arasındaki farklılığı kavrayabilmek önemlidir. Eğer birisi size, o günkü piyasanın trendinin ne yönde olduğunu sorarsa, eğer siz o kişinin hangi trend hakkında soru sorduğunu bilmiyorsanız, yanıt vermek imkansız olmasa da güçtür. Siz, o kişiye ancak, daha önce incelediğimiz, trendin üçe sınıflanması tanımlaması çerçevesinde bir yanıt verebilirsiniz.
Değişik tarzda işlem yapan kişiler olduğu için, bir trendin ne anlama geldiği konusunda bir miktar anlaşmazlıklar oluşur. Uzun dönemli bir yatırımcı için, birkaç günden birkaç haftaya uzanan fiyat hareketlerinin anlamı olmayabilir. Günlük işlem yapan bir yatırımcı için ise, 2-3 günlük bir fiyat hareketi, bir "ana trend" oluşturabilir. Bu nedenlerle, bir trendin çeşitli derecelerinin kavranması ve aynı trendden söz ediliyor olması özellikle önemlidir.
Kaynak : Ekonomi.name
Hisse Senedi Yatırımcı Profili

TSPAKB (Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği)'nce 31.12.2005 tarihinde hazırlanan Hisse Senedi Yatırımcı Profili Raporundan bir kesit aşağıdadır.
Toplam Yatırımcı Sayıları ve Portföy Dilimleri Tablosundan da anlaşılacağı üzere borsada yatırım yapan her 999 kişinin payı % 15'te kalırken 1 kişinin % 85'e ulaşmaktadır.
Siz ne düşünürsünüz bilmem ama tablo bende orman yasası ve aslan payı çağrışımı yaptı.
16 Ağustos 2007 Perşembe
Geçmişten Geleceğe - II

12 Ağustos günü yayınlanan Geçmişten Geleceğe – I başlıklı mesaj “Son düşüş mevcut boyutlarda kaldığı takdirde daha önceki klasik geri çekilme hareketleri kapsamında değerlendirilebilir. Ancak önümüzdeki günlerde ilave puan kayıpları gündeme geldiği takdirde öncekilerin üzerine çıkan % 13.7’lik değer kaybı da dikkate alınarak grafik üzerinde görülen OBO formasyonu çerçevesinde yeni bir değerlendirme yapmak gerekmektedir.” şeklinde sona eriyordu.
İyi düşünelim, iyi neticeyle karşılaşalım düşüncesinin ürünü olan Geçmişten Geleceğe-I başlıklı mesajı aktardıktan hemen sonra kötü senaryoya göre bir grafik daha hazırlamıştım. Ancak yüreklere korku salmamak için sözünü ettiğim bu grafiği üyelerle paylaşmamıştım. İşin doğrusu içimdeki endişelere rağmen endeks bir şekilde 48.500 seviyelerinden yukarı döner diye umut etmiştim.
O gün dışarı vurulmayan bu endişeler ne yazık ki bugün yaşadıklarımızdan sonra gerçeğe dönüşmüş görünüyor. 10 Ağustos kapanışlarına göre hazırlanan yukarıdaki grafikte Destek 1 daha önceki zirve seviyesi olan 48.600’lerden geçiyor. Destek 2 ise son zirveden sonra oluşan OBO formasyonunun Boyun çizgisinden Baş mesafesine kadar olan yüksekliğin aynı oranda aşağıya kaydırılması ile elde edilmiş olup 44.600 seviyelerine tekabül ediyor. Grafikte nihai destek olarak görünen Destek 3 ise 56 bin zirvesinin başlangıç noktası olan 43.200 sevilerine karşılık geliyor. Bugün İMKB-100 endeksinin bu civardan yukarıya dönüş göstermesi bu desteğin çalıştığına işaret ediyor.
Son 18 işlem gününde 56.300 seviyesinden 43.300 seviyesine gerileyen endeksteki düşüş 13 bin puana, oran ise % 23’e ulaşmıştır. TÜİK tarafından son açıklanan TÜFE yıllık artışı % 9.7 civarında olduğuna göre son 3,5 hafta içinde endekste 2 yıllık enflasyon oranının üstünde bir düşüş gözlenmiştir. İMKB’de Haziran 2006’tan bu yana dipler ve tepeler bir öncekinin üstünde oluşmaktadır. Grafikte 3 seviyesinden çekilen desteğin kırılması durumunda bu kural da geçerliliğini yitirmiş olacaktır. Normal şartlarda son 2 günkü sert düşüşe endeksin bir tepki vermesi beklenir. Ancak dış piyasaların son durumuna bakıldığında bu tepkiden fazla umutlu olmamak gerektiği anlaşılmaktadır. Peki ne yapılabilir? Gelinen noktada olan-biteni sineye çekmek ve borsaya mesafeli durup sabırla beklemek en çıkar yol olarak görülmektedir.
Sevgiyle kalın.
14 Ağustos 2007 Salı
Kural Belli : Ayıya Yakalanmayacaksın :)
Trader'lar disiplin kelimesini pek sevmezler. Ne de olsa "piyasa silahşörü" olmak çok daha seksi bir kavramdır. Ne var ki çoğunluk kendi kurallarını bile uygulama disiplininden yoksundur. Ne tuhaftır ki, neden para kaybettiklerinin nedenlerini görmezden gelen aynı kişiler, trading, teknik analiz, temel analiz vs. gibi eğitim seminerlerine kepçeyle para akıtırlar. Halbuki kişisel disiplin öyle seyirciler arasında oturup öğrenilecek bir şey değildir.
(...)
İki dağcıyı bir ayı kovalamaya başlar. Dağcılardan birisi çivili ayakkabısını koşu ayakkabısıyla değiştirmek için durup eğilir. Arkadaşı korku ve heyecan içinde bağırır, “Deli misin sen? Ayıdan daha hızlı koşamazsın ki!” Diğeri yerden kafasını sakince kaldırır ve şöyle cevap verir: “Ayıdan değil, senden daha hızlı koşmak için değiştiriyorum.”
Piyasalarda çabucak zengin olmak (veya çabucak iflâs etmek) için sayısız fırsat vardır. Bu fırsat kalabalıkları hep cezbetmiştir. Bu kalabalığın arasında spekülatörler, işe yeni başlayanlar, deneyimliler, emekliler, borçlarından kurtulmak isteyen profesyoneller, vs. bulunur. Paralarını almak istediğiniz kişiler bunlardır. Ayıya yakalanacak olan da onlardır. Ayıdan (piyasadan) kaçamazsınız. Piyasayı yenemezsiniz. Piyasanın merhameti olmadığını çabuk öğrenenleriniz, ayıdan değil, ayıdan kaçanlardan daha hızlı koşmayı ve aynı piyasa gibi merhametli olmamayı öğreneceklerdir. Kimilerimiz bu dersi erken, kimilerimiz geç alır. Bir trading stratejisi ve sistemi oluşturmak için aylarımızı verir, daha sonra kenarda kalmamız ve denenmiş stratejimizin kurallarına uymamız gerekirken o tüyonun, o albenili görüşün peşine düşüp pozisyona girerek ayıya yakalanırız. Sonuçta hayatta kalanlarımızın yanına tek bir ders kalır:
İşinizi plânlamış ama plânınızı işletmiyorsanız, bir plânınız yok demektir!
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sen de !
(...)
İki dağcıyı bir ayı kovalamaya başlar. Dağcılardan birisi çivili ayakkabısını koşu ayakkabısıyla değiştirmek için durup eğilir. Arkadaşı korku ve heyecan içinde bağırır, “Deli misin sen? Ayıdan daha hızlı koşamazsın ki!” Diğeri yerden kafasını sakince kaldırır ve şöyle cevap verir: “Ayıdan değil, senden daha hızlı koşmak için değiştiriyorum.”
Piyasalarda çabucak zengin olmak (veya çabucak iflâs etmek) için sayısız fırsat vardır. Bu fırsat kalabalıkları hep cezbetmiştir. Bu kalabalığın arasında spekülatörler, işe yeni başlayanlar, deneyimliler, emekliler, borçlarından kurtulmak isteyen profesyoneller, vs. bulunur. Paralarını almak istediğiniz kişiler bunlardır. Ayıya yakalanacak olan da onlardır. Ayıdan (piyasadan) kaçamazsınız. Piyasayı yenemezsiniz. Piyasanın merhameti olmadığını çabuk öğrenenleriniz, ayıdan değil, ayıdan kaçanlardan daha hızlı koşmayı ve aynı piyasa gibi merhametli olmamayı öğreneceklerdir. Kimilerimiz bu dersi erken, kimilerimiz geç alır. Bir trading stratejisi ve sistemi oluşturmak için aylarımızı verir, daha sonra kenarda kalmamız ve denenmiş stratejimizin kurallarına uymamız gerekirken o tüyonun, o albenili görüşün peşine düşüp pozisyona girerek ayıya yakalanırız. Sonuçta hayatta kalanlarımızın yanına tek bir ders kalır:
İşinizi plânlamış ama plânınızı işletmiyorsanız, bir plânınız yok demektir!
Kaynak : Ali Perşembe, Teknik Analiz mi Dedin? Hadi Canım Sen de !
Spekülatör Tavsiyesi :)
Bir spekülatörün en büyük düşmanı kendi içindedir. Umut ve korku insan doğasının ayrılmaz birer parçasıdır. Borsa size karşı işlemeye başladığında, hep her günün son gün olduğunu umar ve bu umudunuz yüzünden biraz daha zarar edersiniz. Oysa nice ulus umut sayesinde ayakta kalabilmiş, devlet adamlarına elde ettikleri başarılar umut getirmiştir. Borsa lehinize işlemeye başlayınca da korkmaya başlar, ya yarın zarar edersem diye düşünürsünüz ve zamanından önce satarsınız elinizdeki hisseleri. Korku, elde edebileceğiniz kazancı sınırlar. Başarılı bir borsacı bu iki güçlü duyguyla savaşmalı, doğal dürtü dediğimiz bu iki şeyi tersine çevirebilmelidir. Umut etmek yerine korkmalı, kormak yerine umut etmelidir. Zararın daha da büyümesinden korkmalı, kârların daha da artmasını ummalıdır. Ortalama insan ise bunun tam tersini yapar ve bu yaklaşımla borsada oynamak tehlikeli bir kumara benzer.
Ben ondört yaşından beri spekülasyon işindeyim. Hayatta başka işim olmadı. O yüzden ne dediğimi çok iyi biliyorum. Borsada üç kuruşla başlayıp sonra milyoner olarak geçirdiğim yaklaşık otuz yılın sonunda şunu söyleyebilirim: İnsan belli bir zamanda bir hisseyi ya da bir hisseler grubunu alt edebilir, ama bütün borsayı asla! İnsan pamuk ya da zahire alarak kâr edebilir, ama kimse pamuk ya da zahire borsasını alt edemez. At yarışları gibi. İnsan bir at yarışı kazanabilir, ama bütün at yarışlarını asla!
Alıntı : Edwin Lefevre, Reminiscences of a Stock Operator (Bir Borsa Spekülatörünün Anıları)
Ben ondört yaşından beri spekülasyon işindeyim. Hayatta başka işim olmadı. O yüzden ne dediğimi çok iyi biliyorum. Borsada üç kuruşla başlayıp sonra milyoner olarak geçirdiğim yaklaşık otuz yılın sonunda şunu söyleyebilirim: İnsan belli bir zamanda bir hisseyi ya da bir hisseler grubunu alt edebilir, ama bütün borsayı asla! İnsan pamuk ya da zahire alarak kâr edebilir, ama kimse pamuk ya da zahire borsasını alt edemez. At yarışları gibi. İnsan bir at yarışı kazanabilir, ama bütün at yarışlarını asla!
Alıntı : Edwin Lefevre, Reminiscences of a Stock Operator (Bir Borsa Spekülatörünün Anıları)
Beta Katsayısının Değerleri
Beta Katsayısının 1 Olması: Bir menkul kıymetin beta katsayısının 1 olması, piyasadan ne daha fazla ne de daha az risk içermediğini, piyasayla aynı riski taşıdığını gösterir.
Örneğin, piyasa %5 yükselir veya düşerse, menkul kıymetin de %5 yükseleceği ya da düşeceği beklenir.
Beta Katsayısının 1 den Yüksek Olması: Bir menkul kıymetin beta katsayısının 1 den yüksek olması, menkul kıymetin fiyatının piyasadan daha fazla yükseleceğini ya da düşeceğini gösterir.
Örneğin, beta katsayısı 1.25 olan bir menkul kıymetin fiyatının piyasadan %25 daha fazla yükseleceği ya da düşeceği beklenir. Yani, piyasa %1.00 yükseliyorsa, menkul kıymetin fiyatının %1.25 yükselmesi, piyasa %1.00 düşüyorsa, menkul kıymetin fiyatının da %1.25 düşmesi beklenir.
Beta Katsayısının 1 den Düşük Olması: Bir menkul kıymetin beta katsayısının 1 den düşük olması, menkul kıymetin fiyatının piyasadan daha az yükseleceğini ya da düşeceğini gösterir.
Örneğin, beta katsayısı 0.80 olan bir menkul kıymetin fiyatının piyasadan %20 daha az yükseleceği ya da düşeceği beklenir. Yani, piyasa %1.00 yükseliyorsa, menkul kıymetin fiyatının %0.80 yükselmesi, piyasa %1.00 düşüyorsa, menkul kıymetin fiyatının da %0.80 düşmesi beklenir.
Beta katsayısı ile menkul kıymetin volatilitesi arasında yakın bir ilişkinin varlığından sözedilebilir. Beta katsayısı yükseldikçe menkul kıymetin volatilitesi artar. Beta katsayısı 1 den yüksek olan menkul kıymetler beta katsayısı 1 den küçük olan menkul kıymetlere oranla daha çok risk içerirler ve dolayısıyla beta katsayısı 1 den yüksek olan menkul kıymetlerden oluşan portföyün de riski artar. Dolayısıyla yükselen piyasalarda (boğa piyasası - bull market) beta katsayısı 1 den yüksek olan menkul kıymetler piyasadan daha yüksek getiri sağlarken, düşen piyasalarda (ayı piyasası - bear market) da piyasadan daha yüksek bir zarar getirir. Bu sebeple düşen piyasalarda beta katsayısı 1 den düşük olan menkul kıymetler tercih edilir. İdeal bir piyasa fonu veya portföyü oluşturan menkul kıymetlerin toplam betaları da 1 e eşit olması gerekmektedir. Defansif bir portföyün 1 den küçük, agresif olanların ise 1 den büyük bir beta toplamına sahip olması gerektiği yönünde görüşler vardır.
Kaynak : IBS
Örneğin, piyasa %5 yükselir veya düşerse, menkul kıymetin de %5 yükseleceği ya da düşeceği beklenir.
Beta Katsayısının 1 den Yüksek Olması: Bir menkul kıymetin beta katsayısının 1 den yüksek olması, menkul kıymetin fiyatının piyasadan daha fazla yükseleceğini ya da düşeceğini gösterir.
Örneğin, beta katsayısı 1.25 olan bir menkul kıymetin fiyatının piyasadan %25 daha fazla yükseleceği ya da düşeceği beklenir. Yani, piyasa %1.00 yükseliyorsa, menkul kıymetin fiyatının %1.25 yükselmesi, piyasa %1.00 düşüyorsa, menkul kıymetin fiyatının da %1.25 düşmesi beklenir.
Beta Katsayısının 1 den Düşük Olması: Bir menkul kıymetin beta katsayısının 1 den düşük olması, menkul kıymetin fiyatının piyasadan daha az yükseleceğini ya da düşeceğini gösterir.
Örneğin, beta katsayısı 0.80 olan bir menkul kıymetin fiyatının piyasadan %20 daha az yükseleceği ya da düşeceği beklenir. Yani, piyasa %1.00 yükseliyorsa, menkul kıymetin fiyatının %0.80 yükselmesi, piyasa %1.00 düşüyorsa, menkul kıymetin fiyatının da %0.80 düşmesi beklenir.
Beta katsayısı ile menkul kıymetin volatilitesi arasında yakın bir ilişkinin varlığından sözedilebilir. Beta katsayısı yükseldikçe menkul kıymetin volatilitesi artar. Beta katsayısı 1 den yüksek olan menkul kıymetler beta katsayısı 1 den küçük olan menkul kıymetlere oranla daha çok risk içerirler ve dolayısıyla beta katsayısı 1 den yüksek olan menkul kıymetlerden oluşan portföyün de riski artar. Dolayısıyla yükselen piyasalarda (boğa piyasası - bull market) beta katsayısı 1 den yüksek olan menkul kıymetler piyasadan daha yüksek getiri sağlarken, düşen piyasalarda (ayı piyasası - bear market) da piyasadan daha yüksek bir zarar getirir. Bu sebeple düşen piyasalarda beta katsayısı 1 den düşük olan menkul kıymetler tercih edilir. İdeal bir piyasa fonu veya portföyü oluşturan menkul kıymetlerin toplam betaları da 1 e eşit olması gerekmektedir. Defansif bir portföyün 1 den küçük, agresif olanların ise 1 den büyük bir beta toplamına sahip olması gerektiği yönünde görüşler vardır.
Kaynak : IBS
DJI'nın Falına Baktık
Tablodaki rakamlar DJI Endeksinin son bir ay zarfında sergilediği gün içi hareketleri özetlemektedir. Görüldüğü gibi evvelce normal seyrinde giden günlük hacim ve oynaklık son 3 işlem haftasında 2006 Mayıs ayında görülen türbülasyonun da üstüne çıkmıştır.
ABD, Fransa ve Almanya’da bazı kurumların ödeme güçlüğüne düşmesi, likidite sıkıntısı çeken piyasalara merkez bankalarınca para sürülmesi, (“Ele verir talkını, kendi yutar salkımı” misali bizim bankalarımız söz konusu olunca geçtikleri “Bıkan batsınlar” tavsiyesine rağmen) iflas eden kendi mali kuruluşları olunca gündeme gelen devlet eliyle kurtarma teşebbüsleri piyasaların ve yatırımcıların tansiyonunu şimdilik düşürmeye yeterli olmamıştır.
Genelde kamuoyunun algılamasına sunulan bilgiler ile gerçekler birbirinden çok farklı olmaktadır. Yaşananlar; dünya çapında organize olan, kendi hak ve menfaati söz konusu olunca her türlü yol ve yöntemi kullanmayı mübah sayan global sermayenin detaylarına vakıf olmadığımız bir oyunu sergilemekle meşgul olduğunu düşündürmektedir. Ortadaki rakamlar ise piyasada bir yanda her haberle irkilip heyecana kapılan, diğer yanda kendi gücünden ve hedefinden emin iki yatırımcı grubunun varlığına ve bunların kendi aralarındaki mücadelesine işaret etmektedir. Bu mücadelenin ilelebet bu şekilde devam etmesi beklenemez. Bugünlerde oyuncular değişir, kağıtlar yeniden dağıtılırken güvenle seyredebilmek için oyunun bundan sonra nasıl şekillenebileceğine akıl yormak gerekmektedir.
Global sermaye kendi hedeflerine ulaşma yolunda son dönemde karşılaştığı engelleri ortadan kaldırma niyet ve gayretinde olabilir. Bu gayret merkez bankalarını yeni faiz düzenlemelerine zorlamayı, menkul kıymet borsalarından düşük fiyattan hisse almayı veya zayıflatılan şirketleri doğrudan ele geçirmeyi hedefleyebilir. Şimdilik karşı tarafın gücünü sınama-deneme aşamasında olan oyun; (bizdeki devalüasyonlar öncesinde görülen) piyasayı düzenleme ve disipline etme iddiasında olan merkezi otoriteye kendi güç ve kudretini kabul ettirme şeklinde neticelenebilir. Çalkantılı geçen bu kararsızlık dönemi bu hafta olmazsa büyük ihtimalle önümüzdeki hafta sona erebilir ve piyasalar kendine yeni bir yön tayin edebilir. Belirlenen bu yön de muhtemelen genel beklentinin tersine gerçekleşebilir.
12 Ağustos 2007 Pazar
Geçmişten Geleceğe - I
Hafta sonu dinlenmek yerine XU100’ün Haziran 2006’da başladığı orta vadeli yükseliş trendi içindeki hareketlerini incelemek istedim. Grafik üzerinde de görüldüğü gibi bu yükseliş trendi içinde 6 tepe ve 5 dip oluşmuştur. Dip ve tepelerin oluştuğu noktalar ile her çıkış sonrasındaki görülen geri çekilmelerin puan olarak değeri ve % olarak oranı tabloda olduğu gibidir.
Grafik ve tablo incelendiğinde;
* Dip ve tepelerin bir öncekinin üstünde oluştuğu görülmekte ve bu durum sağlıklı bir yükseliş trendine işaret etmektedir.
* Her yükseliş sonrasında endeks bir önceki zirvenin aşağısına sarkmakta (son yükseliş hariç) ve borsa yatırımcısına yeni alım imkanı tanımaktadır.
* Yükselişler sonrasındaki düşüş oranları ortalama % 10-13 arasında gerçekleşmektedir. Son düşüşte bu oran % 13.7 seviyesine yükselmiştir.
* Düşüşler Fibonacci geri alım seviyelerine göre değerlendirildiğinde 2, 5, ve son yükseliş dalgası hariç gerilemelerin % 61.8 seviyesinin altına sarktığı gözlenmektedir.
* Son düşüş mevcut boyutlarda kaldığı takdirde daha önceki klasik geri çekilme hareketleri kapsamında değerlendirilebilir. Ancak önümüzdeki günlerde ilave puan kayıpları gündeme geldiği takdirde öncekilerin üzerine çıkan % 13.7’lik değer kaybı da dikkate alınarak grafik üzerinde görülen OBO formasyonu çerçevesinde yeni bir değerlendirme yapmak gerekmektedir.
Grafik ve tablo incelendiğinde;
* Dip ve tepelerin bir öncekinin üstünde oluştuğu görülmekte ve bu durum sağlıklı bir yükseliş trendine işaret etmektedir.
* Her yükseliş sonrasında endeks bir önceki zirvenin aşağısına sarkmakta (son yükseliş hariç) ve borsa yatırımcısına yeni alım imkanı tanımaktadır.
* Yükselişler sonrasındaki düşüş oranları ortalama % 10-13 arasında gerçekleşmektedir. Son düşüşte bu oran % 13.7 seviyesine yükselmiştir.
* Düşüşler Fibonacci geri alım seviyelerine göre değerlendirildiğinde 2, 5, ve son yükseliş dalgası hariç gerilemelerin % 61.8 seviyesinin altına sarktığı gözlenmektedir.
* Son düşüş mevcut boyutlarda kaldığı takdirde daha önceki klasik geri çekilme hareketleri kapsamında değerlendirilebilir. Ancak önümüzdeki günlerde ilave puan kayıpları gündeme geldiği takdirde öncekilerin üzerine çıkan % 13.7’lik değer kaybı da dikkate alınarak grafik üzerinde görülen OBO formasyonu çerçevesinde yeni bir değerlendirme yapmak gerekmektedir.
11 Ağustos 2007 Cumartesi
Borsa Temel Bilgiler Kılavuzu
Borsa ve hisse senetleri konusunda bilgi açlığı çeken forum üyelerinin istifadesi için İMKB Başkanlığınca yayınlanan "Sermaye Piyasası ve Borsa Temel Bilgiler Kılavuzu"nun linkini aşağıya kopyalıyorum.Kılavuz denildiğine bakmayın 578 sayfalık koca bir kitap. En azından ilginizi çeken bölümleri okursunuz diye düşündüm.
http://www.imkb.gov.tr/yayinlar/spkilavuzu.htm
http://www.imkb.gov.tr/yayinlar/spkilavuzu.htm
Borsada Manipülasyon
SPK Başkanlığınca Aralık 2003'te yayınlanan "Hisse Senedi Piyasasında Manipülasyon (Kullanılan Yöntem Örnekleri / Manipülatif İşlem Kalıbı Örnekleri / Korunma Yolları) adlı dökümanın linki aşağıdadır. İlginize, bilginize.
http://www.spk.gov.tr/yatirimcikoses...r=manipulasyon
http://www.spk.gov.tr/yatirimcikoses...r=manipulasyon
Yeni Dünya Düzeni
1911'den beri aralıksız 7 yıldır yoğun bir savaş ortamında bulunan 15 milyonluk Türkiye, aktif erkek nüfusunun 2 milyonunu kaybetmişti. Nüfusun % 90'ı köylüydü ve okuma yazma oranı % 10'un altındaydı. Aydınlar arasında antiemperyalist bilince dayalı bağımsızlık istemi hemen hemen hiç yoktu. Ordular dağıtılmış, silahlara el konmuştu. İstanbul hükümeti tam anlamıyla teslim alınmıştı. Halk savaşacak durumda değildi. Kimsenin geleceğe yönelik umut ve önerisi yoktu.
... Kurtuluş Savaşı sırasında, tifo, tifüs, kolera, trahom, verem, sıtma, çiçek, şif iliz Anadolu'da kol geziyordu. 13 milyon nüfusun yarıya yakını bu hastalıklardan birine yakalanmıştı. Bazı vilayetlerde hastalıklı insan oranı yerel nüfusun % 86'sına ulaşıyordu. 1923 yılında 3 milyon trahomlu hasta vardı (nüfusun dörtte biri). Sıtmalı köylüler kimi yörelerde, hastalık nedeniyle, hasat yapamayacak kadar bitkin düşmüşlerdi. 93 Rus Savaşında Türk Ordusu, Ruslara değil, tifüse yenilmişti.Savaşlar dışında, Türk toplumu, genel olarak tıptan yararlanamaz durumdaydı. Özellikle kadın nüfus, doktor nedir bilmezdi. Kadınların, özellikle genç kızların şer-i gelenekler gereği, erkek doktora muayene olması yasaktı.
... Bir Türk doktoru 1916 yılında tuttuğu günlüğüne şunları yazmıştı: "Buraya getirilen hastalar, cidden acınacak durumdadırlar. Kirli ve bitli olmaları bir yana, daha kötüsü açlıktan ölmek üzeredirler. Aylık ortalama ölü sayısı 900 kadardır." Bir Alman doktor ise Elazığ'da şunları yazmıştı: "Zayıflamış ve takattan düşmüş insanların ne öl- çüde dayanıksız oldukları, en basit olaylarda bile gözüküyor. İnsanları ameliyat etsek ölüyorlar, ameliyat etmesek yine ölüyorlar."
... İngiltere Başbakanı Lloyd George, "Anadolu'daki başarısızlığı" gerekçe gösterilerek verilen gensoru ile Başbakanlıktan düşürüldü. Lloyd George parlamentoda kendini savunurken şunları söylüyordu: "Arkadaşlar! Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi çağımızda Türklere nasip oldu ve benim karşıma çıktı."
... Gandhi'nin kayınpederi ve Hindistan Genel Valisi şu sözlerle dile getirmiştir: "Biz, Atatürk büyük devletlere başeğdirinceye kadar, bir Doğu ulusunun tutsaklıktan bütünüyle kurtulabileceğine inanmıyorduk. Bizim amacımız 'özerklik' ile sınırlıydı. Ne zaman ki Atatürk Kurtuluş Savaşını başardı, Lozan'da büyük devletlere boyun eğdirdi parolamızı 'bağımsızlığa' çevirdik." Bu saptama gerçekte sadece Hindistan için değil, birinci dünya savaşından sonra hızlı yayılan bütün ulusal kurtuluş hareketleri için geçerlidir.
... Lozan görüşmelerinde o günkü yoksulluğa karşın, emperyalist devletlere karşı gösterilen ulusçu direncin ne anlama geldiğini gösteren en iyi örnek, İsmet İnönü'nün 1962 yılında Kıbrıs bunalımı sırasında söylediği, itiraf niteliğindeki sözleridir: "Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu? Hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar oldu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Bir görev veriyorum, sonucu bana gelmeden, sefirden öğreniyorum. Bağımsızlık savaşından sonra Lozan'da barış antlaşmasında esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar zaten fiili durum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda çözerdik. Bütün mücadele idaremize tasallut yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünlerde bulunmaya hazırdılar. Dayattık. Biz onların neden ısrar ettiklerini biliyorduk. Onlar, bizim neden inatla reddettiğimizi biliyorlardı. Böyledir bu işler. Peygamber edasıyla size dünyaları vaadederler. İmzayı attınız mı ertesi gün gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden eğilmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika, ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz. Fakat sanmayınız ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceğini kestiremem."
... ABD Savunma Bakanı Mc Namara 1962 yılında, Temsilciler Meclisi Tahsisat Komitesi'nin Alt Komisyonunda yaptığı konuşmada Kongre'ye şu bilgileri veriyordu: "Birleşik Devletler ve yabancı ülkelerdeki askeri okullarımızda ve eğitim merkezlerimizde seçme subaylar ve önemli mevkilerde bulunacak uzmanları eğitmemiz askeri yardım yatırımlarımızdan sağlanan faydaların herhalde en önemlisidir. Bu öğrenciler ülkelerine dönüşlerinde eğiticilik görevlerini orada sürdürecek olan ve hükümet yetkililerince seçilmiş görevlilerdir. Bunlar gerekli bilgilerle donatılmışlardır. Onlar burada edindikleri bilgileri kendi ülkelerine taşıyacak olan geleceğin liderleridir. Amerikalıların ne yapmak istediklerini ve nasıl düşündüklerini gayet iyi bilirler. Bunların liderlik mevkilerine gelmelerinin bizim için ne kadar önemli olduğunu belirtmeye ayrıca gerek görmüyorum. Böyle dostlara sahip olmanın değeri ölçülemeyecek kadar çoktur."
1960'lı yılların sonlarında ABD hükümeti, Amerikan Yardım Teşkilatı'nın (AID) Türkiye'deki verimini saptamak için bir uzman gönderir. Richard Podol isimli bu "uzman" raporunda şunları söylüyor: "Yirmi yıldan fazla zamandan beri Türkiye'de faaliyette bulunan yardım programı bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır. Önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türkün bulunmadığı bir bakanlık ya da KİT hemen hemen kalmamıştır.
Genel müdür ve müsteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa sürede geçmeleri beklenir. AID bütün gayretlerini bu gruba yöneltmelidir. Geniş ölçüde Türk idarecilerini indoktrine etmek gerekir..." (İndoktrine'in sözlük anlamı: Beyin yıkamak, bir inancı veya öğretiyi kafaya sokmak, fikir aşılamak.)
Kaynak : Metin Aydoğan / Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye
... Kurtuluş Savaşı sırasında, tifo, tifüs, kolera, trahom, verem, sıtma, çiçek, şif iliz Anadolu'da kol geziyordu. 13 milyon nüfusun yarıya yakını bu hastalıklardan birine yakalanmıştı. Bazı vilayetlerde hastalıklı insan oranı yerel nüfusun % 86'sına ulaşıyordu. 1923 yılında 3 milyon trahomlu hasta vardı (nüfusun dörtte biri). Sıtmalı köylüler kimi yörelerde, hastalık nedeniyle, hasat yapamayacak kadar bitkin düşmüşlerdi. 93 Rus Savaşında Türk Ordusu, Ruslara değil, tifüse yenilmişti.Savaşlar dışında, Türk toplumu, genel olarak tıptan yararlanamaz durumdaydı. Özellikle kadın nüfus, doktor nedir bilmezdi. Kadınların, özellikle genç kızların şer-i gelenekler gereği, erkek doktora muayene olması yasaktı.
... Bir Türk doktoru 1916 yılında tuttuğu günlüğüne şunları yazmıştı: "Buraya getirilen hastalar, cidden acınacak durumdadırlar. Kirli ve bitli olmaları bir yana, daha kötüsü açlıktan ölmek üzeredirler. Aylık ortalama ölü sayısı 900 kadardır." Bir Alman doktor ise Elazığ'da şunları yazmıştı: "Zayıflamış ve takattan düşmüş insanların ne öl- çüde dayanıksız oldukları, en basit olaylarda bile gözüküyor. İnsanları ameliyat etsek ölüyorlar, ameliyat etmesek yine ölüyorlar."
... İngiltere Başbakanı Lloyd George, "Anadolu'daki başarısızlığı" gerekçe gösterilerek verilen gensoru ile Başbakanlıktan düşürüldü. Lloyd George parlamentoda kendini savunurken şunları söylüyordu: "Arkadaşlar! Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Şu talihsizliğe bakın ki o dâhi çağımızda Türklere nasip oldu ve benim karşıma çıktı."
... Gandhi'nin kayınpederi ve Hindistan Genel Valisi şu sözlerle dile getirmiştir: "Biz, Atatürk büyük devletlere başeğdirinceye kadar, bir Doğu ulusunun tutsaklıktan bütünüyle kurtulabileceğine inanmıyorduk. Bizim amacımız 'özerklik' ile sınırlıydı. Ne zaman ki Atatürk Kurtuluş Savaşını başardı, Lozan'da büyük devletlere boyun eğdirdi parolamızı 'bağımsızlığa' çevirdik." Bu saptama gerçekte sadece Hindistan için değil, birinci dünya savaşından sonra hızlı yayılan bütün ulusal kurtuluş hareketleri için geçerlidir.
... Lozan görüşmelerinde o günkü yoksulluğa karşın, emperyalist devletlere karşı gösterilen ulusçu direncin ne anlama geldiğini gösteren en iyi örnek, İsmet İnönü'nün 1962 yılında Kıbrıs bunalımı sırasında söylediği, itiraf niteliğindeki sözleridir: "Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlenmesini istiyorsunuz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar. Yapabilirler mi bunu? Hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar oldu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Bir görev veriyorum, sonucu bana gelmeden, sefirden öğreniyorum. Bağımsızlık savaşından sonra Lozan'da barış antlaşmasında esas mücadele bu uzmanlar konusunda oldu. Yoksa sınırlar zaten fiili durum idi. Tazminat işini iki devlet aramızda çözerdik. Bütün mücadele idaremize tasallut yüzünden çıktı. Bir tek uzman vermek için büyük ödünlerde bulunmaya hazırdılar. Dayattık. Biz onların neden ısrar ettiklerini biliyorduk. Onlar, bizim neden inatla reddettiğimizi biliyorlardı. Böyledir bu işler. Peygamber edasıyla size dünyaları vaadederler. İmzayı attınız mı ertesi gün gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden eğilmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika, ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz. Fakat sanmayınız ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceğini kestiremem."
... ABD Savunma Bakanı Mc Namara 1962 yılında, Temsilciler Meclisi Tahsisat Komitesi'nin Alt Komisyonunda yaptığı konuşmada Kongre'ye şu bilgileri veriyordu: "Birleşik Devletler ve yabancı ülkelerdeki askeri okullarımızda ve eğitim merkezlerimizde seçme subaylar ve önemli mevkilerde bulunacak uzmanları eğitmemiz askeri yardım yatırımlarımızdan sağlanan faydaların herhalde en önemlisidir. Bu öğrenciler ülkelerine dönüşlerinde eğiticilik görevlerini orada sürdürecek olan ve hükümet yetkililerince seçilmiş görevlilerdir. Bunlar gerekli bilgilerle donatılmışlardır. Onlar burada edindikleri bilgileri kendi ülkelerine taşıyacak olan geleceğin liderleridir. Amerikalıların ne yapmak istediklerini ve nasıl düşündüklerini gayet iyi bilirler. Bunların liderlik mevkilerine gelmelerinin bizim için ne kadar önemli olduğunu belirtmeye ayrıca gerek görmüyorum. Böyle dostlara sahip olmanın değeri ölçülemeyecek kadar çoktur."
1960'lı yılların sonlarında ABD hükümeti, Amerikan Yardım Teşkilatı'nın (AID) Türkiye'deki verimini saptamak için bir uzman gönderir. Richard Podol isimli bu "uzman" raporunda şunları söylüyor: "Yirmi yıldan fazla zamandan beri Türkiye'de faaliyette bulunan yardım programı bir zamandan beri meyvelerini vermeye başlamıştır. Önemli mevkilerde Amerikan eğitimi görmüş bir Türkün bulunmadığı bir bakanlık ya da KİT hemen hemen kalmamıştır.
Genel müdür ve müsteşarlık mevkilerinden daha büyük görevlere kısa sürede geçmeleri beklenir. AID bütün gayretlerini bu gruba yöneltmelidir. Geniş ölçüde Türk idarecilerini indoktrine etmek gerekir..." (İndoktrine'in sözlük anlamı: Beyin yıkamak, bir inancı veya öğretiyi kafaya sokmak, fikir aşılamak.)
Kaynak : Metin Aydoğan / Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

