* İnan olsun hiçbir sihirli formülüm yok ama nasihat isterseniz bol.
* Dünyaya gözümü açtığımda beynimde, kalbimde, gözümde, elimde hiç bir şey mevcut değildi. Sahip olduğum her şey çevremde olan ve kendindekini benimle paylaşma yüceliğini gösteren insanlardan bana intikal etmiştir.
* Bende olan benimle birlikte kara toprağa karışsın istemem. O nedenle akılda, yürekte, elde olan yakınımızdakilerle paylaşılmalı derim. Bir kasa portakalın tamamını satıp portakalsız kalsak bile sonuçta kasa bizimdir, bizde kalmıştır.
* Haddimizi bilmek ve kimseye haksızlık etmemek gerekir. Hisse.Net bünyesinde işin ehli, bilgi ve tecrübelerinden istifade edebileceğimiz çok değerli insanlar var. Forumda benim yarı yaşımda olan ancak sergilediği tavırla, fikirlerindeki tutarlılıkla bende saygı uyandıran üyelerin varolduğunu belirtmem gerekir.
* Bilgi, beceri sahibi olmanın yolu el attığımız konulara sahip çıkmaktan, bu konularda başarılı olan insanların izlediği yolu-yöntemi araştırmaktan geçiyor. Öncelikle herkesten bir şeyler öğrenebileceğimizi peşinen kabul etmemiz gerekir. Mesela hiçbir yetişkin bir bebeğin masumiyet ve sevimliliği içinde tebessüm edemiyor.
* Gidilecek ana rota bellidir ama tali yollar kişiden kişiye değişebilir. Yoldan çıkmamalı ancak başkalarının teker izinden gitmek gibi bir yanlışa da düşmemeliyiz. Örneğin milletin % 100 başarı sağladığını öne sürdüğü bazı Metastock formülleri beni hüsrana uğratmıştır.
* Geçmiş geleceğin aynası olduğuna göre müşterek hareket edeceğimiz kişi, şey ne ise seceresine bakmamız gerekir. Konu hisse senetleriyse 1-3-6-12-24 aylık performanslarına göz atılabilir.
* İyi olanın geriye düşmesi onun değerini azaltmadığı gibi kötü olanın öne çıkması da onun kıymetini artırmaz. Dopingle İngiliz Taylarını geçen Sütçü Beygiri iyi yarış atı sayılmaz.
* Tutulan yola, çıkılan sefere inanmak gerekir. Ancak bu inançla karşılaşacağımız güçlüklerin üstesinden gelebiliriz. Yine de aksi yönde emareler ortaya çıkarsa dik başlılık edip yanlışta ısrar etmek yerine hatayı kabullenip selametle seyredeceğimiz yeni bir rota belirlememiz gerekir.
* Her şeyin yeri ve zamanı olduğuna göre değişen koşullara göre rotamızı/pozisyonumuzu değiştirmemiz gerekir. Kış günü denize girmeye kalkarsak muhtemelen zatürre oluruz.
* Bize empoze edilen her şeyi mutlak doğru kabul edip olduğu gibi benimsemek işin kolayına kaçmaktır. İnsan şüphecilik vasfı sayesinde bilimde, teknolojide ileriye gitmiş, iyiye-doğruya-aydınlığa ulaşabilmiştir.
* Bir iş yaparken getiri-götürü kıstaslarını sürekli göz önünde bulundurmak gerekir. Herkes yemek pişirebilir ama marifetli aşçı mutfaktaki tabak-çanağı kırmadan yemeği pişirebilendir.
* Biz kendimize inanıp güveniyor ve bunu ortaya koyabiliyorsak başkaları da bize inanıp güvenir. Özgüven eksikliği çıktığımız yolculukları bir başımıza yapmamızla sonuçlanır.
* Güvensizlik kadar kendimize olan aşırı güvenimiz de kaza riskini artırır. Sürücüsü olduğumuz aracı tedbirli ve temkinli kullanırsak hedeflediğimiz varış noktasına selametle ulaşabiliriz.
28 Kasım 2007 Çarşamba
ATO'nun Sıcak Para Raporu
SICAK PARA: RİSKİ TÜRKİYE'NİN, KAZANCI SPEKÜLATÖRÜN...
-TÜRKİYE'YE 2003 YILI BAŞINDA GELEN VE TL'YE DÖNÜŞTÜRÜLEREK HAZİNE BONOSUNDA DEĞERLENDİRİLEN 1 MİLYON DOLAR, 3 MİLYON 265 BİN DOLARA KADAR YÜKSELDİ.. AYNI PARA BORSADA AYNI SÜREDE 5 MİLYON 690 BİN DOLAR OLDU.
- 2003 YILI BAŞINDA 6.6 MİLYAR DOLAR OLAN TÜRKİYE'DEKİ SICAK PARA MİKTARI BU SÜREDE 81,5 MİLYAR DOLAR ARTIP 88,1 MİLYAR DOLARA YÜKSELEREK TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN EN BÜYÜK RİSK HALİNE GELDİ.
-TÜRK VATANDAŞLARI İSE TÜRK PARASINA GÜVEN DUYMADIKLARI İÇİN ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ZARAR ETTİLER. YURT İÇİNDEKİ VE DIŞINDAKİ DÖVİZ CİNSİNDEN TASARRUFLARININ TUTARI 135 MİLYAR DOLARI BULAN TÜRK VATANDAŞLARININ BU SÜREDE DOLARDA TUTTUKLARI 1 MİLYON YTL, 798 BİN YTL'YE İNDİ.
-2003 YILI BAŞINDAN BU YANA DOLAR CİNSİNDEN, ÜÇ AY VADELİ DÖVİZ TEVDİAT HESABINDA TUTULAN 1 MİLYON YTL İSE FAİZLERİYLE BİRLİKTE SADECE 1 MİLYON 30 BİN YTL OLDU.
- AYGÜN: SICAK PARA SELİ TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDİYOR.
Artık cari işlemler açığı ve yüksek faiz oranlarından bile daha yüksek risk olarak gösterilen sıcak para Türkiye'de son dört yıllık dönemde, gelişmiş ülkelerde 25 - 30 yılda bile elde edemeyeceği kadar getiri elde etti. Türkiye'ye 2003 yılı başında getirilerek Türk Lirası'na dönüştürülüp bonoda değerlendirilen 1 milyon dolar, 4,5 yılda 3 milyon 265 bin dolara, borsada ise 5 milyon 690 bin dolara yükseldi.
Sıcak paraya dünyanın en yüksek kazancını sağlayan Türkiye'de 2002 yılı başında 6,6 milyar dolar olan sıcak para stoku bu yıl Mayıs ayı sonunda 88,1 milyar dolara kadar yükselirken, Türkiye ekonomisi için en yüksek risk haline geldi.
Yabancılar Türkiye'de dünyanın en yüksek getirisini elde ederken, yastık altında tutulanlar hariç, 134,8 milyar dolar düzeyinde bir döviz tasarrufu bulunan Türk vatandaş ve şirketlerinin ise 2003 yılı başında dolara yatırdıkları 1 milyon YTL, bu yıl Haziran ayı sonunda 798 bin YTL'ye geriledi. Bu sürede dolar cinsinden üç ay vadeli mevduatta tutulan 1 milyon YTL ise sadece 1 milyon 30 bin YTL olabildi.
- SICAK PARANIN HAZİNE BONOSUNDAKİ SERÜVENİ -
Merkez Bankası döviz kurları ve İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı DİBS Performans Endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamalar, 2003 yılı başında Türk parasına dönüştürülen sıcak paranın, 4,5 yılda dolar bazında bonoda yüzde 226,5, hisse senetlerinde ise yüzde 469 oranında kazanç elde ettiğini gösterdi. Hesaplamalar tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye gelen "küresel sermayenin" aldığı bu yüksek riske karşılık çok yüksek düzeyde kazanç sağladığını ortaya koyuyor.
Dolar kurunun yüzde 14,6 oranında düştüğü 2003 yılında üç ay vadeyi Hazine bonosunda çevrilen fonlar yatırımcıya Türk parası bazında yüzde 43.36 oranında getiri sağladı. Dolar bazında getiri ise yüzde 67,9 olarak gerçekleşti.
2004 yılında Hazine bonosu yüzde 23,3 oranında getiri sağlarken dolar kuru yüzde 3.85 oranında düştü ve bononun dolar bazında getirisi yüzde 28,2 olarak gerçekleşti.
2005 yılında dolar kuru yılbaşı ve yılsonu arasında sadece yüzde 0,07 arttı, üç ay vadeli Hazine bonosu yatırımcısı yüzde 16.01'lik getiri sağladı, dolar bazında bononun getirisi yüzde 15,2 olarak gerçekleşti.
2006 yılında kur yüzde 5.22 oranında artarken, Hazine bonosunda Türk Lirası bazında yüzde 16.55, dolar bazında ise yüzde 10,8 getiri oluştu.
Bu yılın ilk yarısında dolar kuru yüzde 7,7 oranında düştü, Hazine bonosuna yatırım yapanlar Türk Lirası bazında yüzde 9, faiz elde ederken dolar bazında getiri ise yüzde14 olarak gerçekleşti.
- 1 MİLYON DOLAR 3 MİLYON DOLARI GEÇTİ -
Buna göre,2002 yılı sonunda 1.635 YTL olan dolar kuruyla, 1 milyon 635 bin YTL olarak Türk Parasına dönüştürülerek bu tarihten sonra 3 ay vadeli bonoda tutulan 1 milyon dolar, her yılın yılsonu kuruyla 2003 yılı sonunda 1 milyon 679 bin dolara, 2004 yılı sonunda 2 milyon 153 bin dolara, 2005 yılı sonunda 2 milyon 496 bin dolara, 2006 yılı sonunda 2 milyon 764 bin dolara yükseldi. Bu yıl Haziran sonunda ise 3 milyon 265 bin dolara çıktı.
2003 yılı başından Haziran 2007 sonuna kadar olan dönemde, sürekli üç ay vadeli Hazine bonosunda tutulan fonlar Türk Lirası bazında birikimli olarak yüzde 160,6 oranında getiri elde etti. Aynı dönemde dolar kuru ise yüzde 20,2 oranında düştü. Bonodan sağlanan bu yüksek getiri ve kurdaki düşüş yüzünden, bononun dolar cinsinden 4,5 yıllık birikimli getirisi yüzde 226,5 olarak gerçekleşti.
- SICAK PARANIN BORSA SERÜVENİ -
2001 krizinde Türkiye'deki şirketlerin hisse senedi fiyatlarının dibe vurması, kriz sonrasında İMKB'yi sıcak para için en cazip alanlardan biri yaptı.
İMKB 100 endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre hisse senetleri 2003 yılında Türk Lirası bazında yüzde 79,6, 2004 yılında yüzde 34,1, 2005 yılında yüzde 59,3 getiri sağladı. 2006 yılında yatırımcısına yüzde 1,7 oranında kayıp yaşatan hisse senetlerinin, bu yılın ilk yarısındaki getirisi yüzde 20,4 olarak gerçekleşti.
İMKB sıcak paraya dolar bazında 2003 yılında yüzde 110,3, 2004 yılında yüzde 39,4, 2005 yılında yüzde 59,2 kazandırdı. İMKB'de 2006 yılında yüzde 5,6 oranında kayba uğrayan sıcak para bu yılın ilk yarısında ise yüzde 30,4 oranında kazandı.
2003 yılı başında hisse senedine yatırılan 1 milyon dolar, 2003 yılı sonunda 2 milyon 103 bin dolar, 2004 yılı sonunda 2 milyon 933 bin dolar, 2005 sonunda 4 milyon 668 bin dolara yükseldi. 2006 sonunda 4 milyon 363 bin dolar oldu. Dolar kurunun 1,3046 YTL'ye kadar indiği bu yıl Haziran sonu itibariyle ise 5 milyon 690 bin dolara kadar yükseldi.
İMKB 2003 yılı başından bu yıl Haziran sonuna kadar olan dönemde Türk Lirası bazında yüzde 354,1 oranında getiri sağlarken, dolar kurundaki yüzde 20,4 oranındaki düşüşün de etkisiyle dolar bazında sıcak paraya ise yüzde 469 oranında kazanç sağladı..
- TÜRKİYE'DE NE KADAR SICAK PARA VAR -
Uluslararası yatırımcılar, bu ölçüde bir getiri nedeniyle tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye yoğun miktarda kısa vadeli sermaye getirdiler.
2002 yılı sonunda Türkiye'de yabancılara ait toplam 6,6 milyar dolarlık sıcak para bulunuyordu. Bu tutarın 3,5 milyar dolarlık kısmı hisse senetlerinde, 1,3 milyar doları Hazine iç borçlanma kâğıtlarında, 1,8 milyar doları ise banka mevduatında tutuluyordu.
Mayıs 2007 sonu itibariyle ise sıcak para 88,1 milyar dolara kadar yükseldi. 2002 yılından sonra 81,5 milyar dolarlık bir büyüme yaşanan sıcak paranın 50 milyar doları hisse senetlerinde tutuluyor. İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70'inden fazlasına yabancılar sahip bulunuyor. Yabancıların Hazine iç borçlanma kâğıtlarına park etmiş durumda bekleyen parası ise 33 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Yabancıların Türkiye'deki bankalarda bulunan mevduatları ise 5 milyar dolarlık bir büyüklük oluşturuyor.
- TÜRK VATANDAŞLARININ ZARARI -
Türkiye, dünyanın en yüksek nominal faiz oranını uygulayarak ve parasının hızla değerlenmesine izin vererek sıcak paraya dünyanın en yüksek getirisini sağlarken, Türk vatandaşlarının Türk Parasına olan güvensizliği ise devam ediyor. Bu nedenle de döviz cinsinden tasarrufların toplam tasarruflar içerisindeki payı azımsanmayacak bir düzeyde seyrediyor.
Türk vatandaşlarının yurt içindeki toplam döviz tasarrufları 108,1 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Bunun 85,8 milyar doları mevduat bankaları ve katılım bankalarındaki döviz mevduatlarında, 3,6 milyar doları Hazine'nin dış borçlanma için çıkardığı Eurobondlarda, 3 milyar doları ise döviz cinsinden Hazine iç borçlanma kâğıtlarında tutuluyor. Ayrıca yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının Merkez Bankası'nda 15,6 milyar dolarlık kredi mektuplu ve süper döviz mevduatı bulunuyor.
Ayrıca Türk vatandaşlarının yurt dışında da döviz mevduatları bulunuyor. Merkez Bankası verilerine göre Türk vatandaşlarının yurt dışındaki mevduatları 2006 yılı sonunda 26,7 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Buna göre Türk vatandaşlarının yaklaşık 134,8 milyar dolarlık döviz tasarrufu bulunuyor. Buna bir de yastık altındaki dövizler eklendiğinde Türk vatandaşlarının 140 milyar dolara yakın bir döviz varlığı tuttuğu tahmin ediliyor.
Yabancılar, faiz oranlarının düşük olduğu Japonya ve İsviçre gibi ülkelerden borçlanarak Türkiye gibi ülkelere yatırım yapıp süper getiriler elde ederken, her an bir siyasi ya da ekonomik istikrarsızlık yaşanabileceği endişesiyle döviz kurunun bir anda fırlayabileceğinden endişe eden Türk halkı ise 2002 yılından sonra çok yüksek zararlara katlandılar.
2003 yılı başındaki kurdan dolara çevrilerek bu yıl haziran sonuna kadar yastık altında ya da vadesiz döviz mevduatında tutulan 1 milyon YTL, 798 YTL'ye kadar düştü. Üç ay vadeli döviz mevduat hesabında tutulan aynı para ise bu yıl Haziran sonu itibariyle sadece 1 milyon 30 bin YTL oldu.
- ATO BAŞKANI AYGÜN -
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, sıcak para selinin Türkiye ekonomisini tehdit ettiğini belirterek, şunları söyledi:
"Gittiği ülkelerde bir süre sahte bir mutluluk yaratan sıcak para sel gibidir. Koşullar nerde uygunsa oraya doğru akar. Eğer önlem almazsak, bıçak sırtında duran Türkiye ekonomisi, sıcak para selinin yol açacağı enkazın altında kalır. Sıcak para seli, varımızı yoğumuzu önüne katıp götürmeden önlem almalıyız. Vergi koyarak sıcak para girişini kontrol altına almamız, faiz oranlarını düşürmemiz, Hazine'nin borçlanma ihtiyacını azaltmamız gerekiyor."
2003 yılı başından bu yana geçen 4,5 yıllık süre içinde Türkiye'deki sıcak para miktarının 6,6 milyar dolardan 88,1 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Aygün, "Özellikle son 4 yılda sıcak para Türkiye'ye akın etti. Çünkü dolara bire üç veren başka bir ekonomi yok" diye konuştu.
-TÜRKİYE'YE 2003 YILI BAŞINDA GELEN VE TL'YE DÖNÜŞTÜRÜLEREK HAZİNE BONOSUNDA DEĞERLENDİRİLEN 1 MİLYON DOLAR, 3 MİLYON 265 BİN DOLARA KADAR YÜKSELDİ.. AYNI PARA BORSADA AYNI SÜREDE 5 MİLYON 690 BİN DOLAR OLDU.
- 2003 YILI BAŞINDA 6.6 MİLYAR DOLAR OLAN TÜRKİYE'DEKİ SICAK PARA MİKTARI BU SÜREDE 81,5 MİLYAR DOLAR ARTIP 88,1 MİLYAR DOLARA YÜKSELEREK TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİN EN BÜYÜK RİSK HALİNE GELDİ.
-TÜRK VATANDAŞLARI İSE TÜRK PARASINA GÜVEN DUYMADIKLARI İÇİN ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ZARAR ETTİLER. YURT İÇİNDEKİ VE DIŞINDAKİ DÖVİZ CİNSİNDEN TASARRUFLARININ TUTARI 135 MİLYAR DOLARI BULAN TÜRK VATANDAŞLARININ BU SÜREDE DOLARDA TUTTUKLARI 1 MİLYON YTL, 798 BİN YTL'YE İNDİ.
-2003 YILI BAŞINDAN BU YANA DOLAR CİNSİNDEN, ÜÇ AY VADELİ DÖVİZ TEVDİAT HESABINDA TUTULAN 1 MİLYON YTL İSE FAİZLERİYLE BİRLİKTE SADECE 1 MİLYON 30 BİN YTL OLDU.
- AYGÜN: SICAK PARA SELİ TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDİYOR.
Artık cari işlemler açığı ve yüksek faiz oranlarından bile daha yüksek risk olarak gösterilen sıcak para Türkiye'de son dört yıllık dönemde, gelişmiş ülkelerde 25 - 30 yılda bile elde edemeyeceği kadar getiri elde etti. Türkiye'ye 2003 yılı başında getirilerek Türk Lirası'na dönüştürülüp bonoda değerlendirilen 1 milyon dolar, 4,5 yılda 3 milyon 265 bin dolara, borsada ise 5 milyon 690 bin dolara yükseldi.
Sıcak paraya dünyanın en yüksek kazancını sağlayan Türkiye'de 2002 yılı başında 6,6 milyar dolar olan sıcak para stoku bu yıl Mayıs ayı sonunda 88,1 milyar dolara kadar yükselirken, Türkiye ekonomisi için en yüksek risk haline geldi.
Yabancılar Türkiye'de dünyanın en yüksek getirisini elde ederken, yastık altında tutulanlar hariç, 134,8 milyar dolar düzeyinde bir döviz tasarrufu bulunan Türk vatandaş ve şirketlerinin ise 2003 yılı başında dolara yatırdıkları 1 milyon YTL, bu yıl Haziran ayı sonunda 798 bin YTL'ye geriledi. Bu sürede dolar cinsinden üç ay vadeli mevduatta tutulan 1 milyon YTL ise sadece 1 milyon 30 bin YTL olabildi.
- SICAK PARANIN HAZİNE BONOSUNDAKİ SERÜVENİ -
Merkez Bankası döviz kurları ve İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı DİBS Performans Endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamalar, 2003 yılı başında Türk parasına dönüştürülen sıcak paranın, 4,5 yılda dolar bazında bonoda yüzde 226,5, hisse senetlerinde ise yüzde 469 oranında kazanç elde ettiğini gösterdi. Hesaplamalar tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye gelen "küresel sermayenin" aldığı bu yüksek riske karşılık çok yüksek düzeyde kazanç sağladığını ortaya koyuyor.
Dolar kurunun yüzde 14,6 oranında düştüğü 2003 yılında üç ay vadeyi Hazine bonosunda çevrilen fonlar yatırımcıya Türk parası bazında yüzde 43.36 oranında getiri sağladı. Dolar bazında getiri ise yüzde 67,9 olarak gerçekleşti.
2004 yılında Hazine bonosu yüzde 23,3 oranında getiri sağlarken dolar kuru yüzde 3.85 oranında düştü ve bononun dolar bazında getirisi yüzde 28,2 olarak gerçekleşti.
2005 yılında dolar kuru yılbaşı ve yılsonu arasında sadece yüzde 0,07 arttı, üç ay vadeli Hazine bonosu yatırımcısı yüzde 16.01'lik getiri sağladı, dolar bazında bononun getirisi yüzde 15,2 olarak gerçekleşti.
2006 yılında kur yüzde 5.22 oranında artarken, Hazine bonosunda Türk Lirası bazında yüzde 16.55, dolar bazında ise yüzde 10,8 getiri oluştu.
Bu yılın ilk yarısında dolar kuru yüzde 7,7 oranında düştü, Hazine bonosuna yatırım yapanlar Türk Lirası bazında yüzde 9, faiz elde ederken dolar bazında getiri ise yüzde14 olarak gerçekleşti.
- 1 MİLYON DOLAR 3 MİLYON DOLARI GEÇTİ -
Buna göre,2002 yılı sonunda 1.635 YTL olan dolar kuruyla, 1 milyon 635 bin YTL olarak Türk Parasına dönüştürülerek bu tarihten sonra 3 ay vadeli bonoda tutulan 1 milyon dolar, her yılın yılsonu kuruyla 2003 yılı sonunda 1 milyon 679 bin dolara, 2004 yılı sonunda 2 milyon 153 bin dolara, 2005 yılı sonunda 2 milyon 496 bin dolara, 2006 yılı sonunda 2 milyon 764 bin dolara yükseldi. Bu yıl Haziran sonunda ise 3 milyon 265 bin dolara çıktı.
2003 yılı başından Haziran 2007 sonuna kadar olan dönemde, sürekli üç ay vadeli Hazine bonosunda tutulan fonlar Türk Lirası bazında birikimli olarak yüzde 160,6 oranında getiri elde etti. Aynı dönemde dolar kuru ise yüzde 20,2 oranında düştü. Bonodan sağlanan bu yüksek getiri ve kurdaki düşüş yüzünden, bononun dolar cinsinden 4,5 yıllık birikimli getirisi yüzde 226,5 olarak gerçekleşti.
- SICAK PARANIN BORSA SERÜVENİ -
2001 krizinde Türkiye'deki şirketlerin hisse senedi fiyatlarının dibe vurması, kriz sonrasında İMKB'yi sıcak para için en cazip alanlardan biri yaptı.
İMKB 100 endeksi dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre hisse senetleri 2003 yılında Türk Lirası bazında yüzde 79,6, 2004 yılında yüzde 34,1, 2005 yılında yüzde 59,3 getiri sağladı. 2006 yılında yatırımcısına yüzde 1,7 oranında kayıp yaşatan hisse senetlerinin, bu yılın ilk yarısındaki getirisi yüzde 20,4 olarak gerçekleşti.
İMKB sıcak paraya dolar bazında 2003 yılında yüzde 110,3, 2004 yılında yüzde 39,4, 2005 yılında yüzde 59,2 kazandırdı. İMKB'de 2006 yılında yüzde 5,6 oranında kayba uğrayan sıcak para bu yılın ilk yarısında ise yüzde 30,4 oranında kazandı.
2003 yılı başında hisse senedine yatırılan 1 milyon dolar, 2003 yılı sonunda 2 milyon 103 bin dolar, 2004 yılı sonunda 2 milyon 933 bin dolar, 2005 sonunda 4 milyon 668 bin dolara yükseldi. 2006 sonunda 4 milyon 363 bin dolar oldu. Dolar kurunun 1,3046 YTL'ye kadar indiği bu yıl Haziran sonu itibariyle ise 5 milyon 690 bin dolara kadar yükseldi.
İMKB 2003 yılı başından bu yıl Haziran sonuna kadar olan dönemde Türk Lirası bazında yüzde 354,1 oranında getiri sağlarken, dolar kurundaki yüzde 20,4 oranındaki düşüşün de etkisiyle dolar bazında sıcak paraya ise yüzde 469 oranında kazanç sağladı..
- TÜRKİYE'DE NE KADAR SICAK PARA VAR -
Uluslararası yatırımcılar, bu ölçüde bir getiri nedeniyle tüm riskleri göz ardı ederek Türkiye'ye yoğun miktarda kısa vadeli sermaye getirdiler.
2002 yılı sonunda Türkiye'de yabancılara ait toplam 6,6 milyar dolarlık sıcak para bulunuyordu. Bu tutarın 3,5 milyar dolarlık kısmı hisse senetlerinde, 1,3 milyar doları Hazine iç borçlanma kâğıtlarında, 1,8 milyar doları ise banka mevduatında tutuluyordu.
Mayıs 2007 sonu itibariyle ise sıcak para 88,1 milyar dolara kadar yükseldi. 2002 yılından sonra 81,5 milyar dolarlık bir büyüme yaşanan sıcak paranın 50 milyar doları hisse senetlerinde tutuluyor. İMKB'de işlem gören hisse senetlerinin yüzde 70'inden fazlasına yabancılar sahip bulunuyor. Yabancıların Hazine iç borçlanma kâğıtlarına park etmiş durumda bekleyen parası ise 33 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Yabancıların Türkiye'deki bankalarda bulunan mevduatları ise 5 milyar dolarlık bir büyüklük oluşturuyor.
- TÜRK VATANDAŞLARININ ZARARI -
Türkiye, dünyanın en yüksek nominal faiz oranını uygulayarak ve parasının hızla değerlenmesine izin vererek sıcak paraya dünyanın en yüksek getirisini sağlarken, Türk vatandaşlarının Türk Parasına olan güvensizliği ise devam ediyor. Bu nedenle de döviz cinsinden tasarrufların toplam tasarruflar içerisindeki payı azımsanmayacak bir düzeyde seyrediyor.
Türk vatandaşlarının yurt içindeki toplam döviz tasarrufları 108,1 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Bunun 85,8 milyar doları mevduat bankaları ve katılım bankalarındaki döviz mevduatlarında, 3,6 milyar doları Hazine'nin dış borçlanma için çıkardığı Eurobondlarda, 3 milyar doları ise döviz cinsinden Hazine iç borçlanma kâğıtlarında tutuluyor. Ayrıca yurt dışında çalışan Türk vatandaşlarının Merkez Bankası'nda 15,6 milyar dolarlık kredi mektuplu ve süper döviz mevduatı bulunuyor.
Ayrıca Türk vatandaşlarının yurt dışında da döviz mevduatları bulunuyor. Merkez Bankası verilerine göre Türk vatandaşlarının yurt dışındaki mevduatları 2006 yılı sonunda 26,7 milyar dolar düzeyinde bulunuyor. Buna göre Türk vatandaşlarının yaklaşık 134,8 milyar dolarlık döviz tasarrufu bulunuyor. Buna bir de yastık altındaki dövizler eklendiğinde Türk vatandaşlarının 140 milyar dolara yakın bir döviz varlığı tuttuğu tahmin ediliyor.
Yabancılar, faiz oranlarının düşük olduğu Japonya ve İsviçre gibi ülkelerden borçlanarak Türkiye gibi ülkelere yatırım yapıp süper getiriler elde ederken, her an bir siyasi ya da ekonomik istikrarsızlık yaşanabileceği endişesiyle döviz kurunun bir anda fırlayabileceğinden endişe eden Türk halkı ise 2002 yılından sonra çok yüksek zararlara katlandılar.
2003 yılı başındaki kurdan dolara çevrilerek bu yıl haziran sonuna kadar yastık altında ya da vadesiz döviz mevduatında tutulan 1 milyon YTL, 798 YTL'ye kadar düştü. Üç ay vadeli döviz mevduat hesabında tutulan aynı para ise bu yıl Haziran sonu itibariyle sadece 1 milyon 30 bin YTL oldu.
- ATO BAŞKANI AYGÜN -
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, sıcak para selinin Türkiye ekonomisini tehdit ettiğini belirterek, şunları söyledi:
"Gittiği ülkelerde bir süre sahte bir mutluluk yaratan sıcak para sel gibidir. Koşullar nerde uygunsa oraya doğru akar. Eğer önlem almazsak, bıçak sırtında duran Türkiye ekonomisi, sıcak para selinin yol açacağı enkazın altında kalır. Sıcak para seli, varımızı yoğumuzu önüne katıp götürmeden önlem almalıyız. Vergi koyarak sıcak para girişini kontrol altına almamız, faiz oranlarını düşürmemiz, Hazine'nin borçlanma ihtiyacını azaltmamız gerekiyor."
2003 yılı başından bu yana geçen 4,5 yıllık süre içinde Türkiye'deki sıcak para miktarının 6,6 milyar dolardan 88,1 milyar dolara yükseldiğine dikkati çeken Aygün, "Özellikle son 4 yılda sıcak para Türkiye'ye akın etti. Çünkü dolara bire üç veren başka bir ekonomi yok" diye konuştu.
Yabancılar İçin Borsanın Dayanılmaz Cazibesi
Şükrü KIZILOT, Hürriyet, 9 Ağustos 2007
ÖZELLİKLE son yıllarda Türkiye, yabancı yatırımcılar için dayanılmaz bir cazibe merkezi oldu. Türkiye'ye akın ediyor, inanılmaz paralar kazanıyorlar...
Yabancıların yatırımlarına bakıyoruz; borsa, tahvil-bono, mevduat faizi ya da banka veya diğer kuruluşların hisselerini almaya yönelik. Türkiye'de yeni tesis kurmaya, istihdam yaratan yeni yatırımlar yapmaya sıcak bakmıyorlar.
VERGİ AVANTAJLARI
O kadar çok ki...
1- Yabancı yatırımcı, parasını ülkemize gönderdiğinde ya da parasını ülkemizden çektiğinde, vergi alınmıyor. Bu, onlar açısından son derece olumlu...
2- Yabancıların borsa kazançları, tutarı kaç bin YTL hatta kaç milyon YTL olursa olsun yüzde sıfır stopaja tabi. Yani vergi yok (GVK Geçici Md. 67).
3- Yabancıların Hazine bonosu ve Devlet tahvili faiz gelirleri ve alım-satım kazançları; yüzde sıfır stopaja tabi yani tutarı ne olursa olsun vergiye tabi değil.
4- Mevduat Faizi ve Repo Gelirleri: Yabancı yatırımcıların Türkiye'de elde ettikleri mevduat faizi ve repo gelirleri, yüzde 15 stopaja tabi. O kadar...
FAİZ AVANTAJLARI
Tablodan da fark edileceği gibi, dünyada en yüksek reel faiz Türkiye'de...
Böyle olunca, yabancı yatırımcılar Türkiye'de döviz bozdurup, YTL cinsinden yatırım yapıyorlar. Düşük kur-yüksek faiz nedeniyle, döviz cinsinden yüzde 20-50 arasında getiri sağlayabiliyorlar.
Geçtiğimiz Cumartesi Hürriyet'te okudunuz, İngiliz The Times gazetesi, düşük faizli para biriminden borçlanıp, getirisi yüksek para birimine yatırım anlamına gelen "carry trade"nin, Japon kadınları arasında yayıldığını belirtiyordu. Japon kadınları yüzde 0.5 faiz ödeyerek Japon Yeni kredisi alıyor ve Türkiye'de yatırım yapıp, dolar cinsinden yüzde 20-50 arası getiri sağlıyorlar. Aslında sadece Japon kadınları değil, dünyanın çeşitli ülkelerinin kadın ve erkekleri de, şirketleri de böyle yapıyorlar.
YÜZDE 50'Yİ BULAN KAZANÇ
Türkiye, şu anda dünyada en yüksek reel faizin ödendiği ülke özelliğini taşıyor. Tabloda da görüldüğü gibi, Ağustos başı itibariyle Türkiye'de enflasyon yüzde 6.90, Merkez Bankası referans faizi 17.50. Buna göre reel faiz de 10.60 oluyor.
Döviz kurunun düşmesinin de etkisiyle, son bir yılda borsada elde edilen kazanç, dolar bazında yüzde 63'ü, Euro bazında da yüzde 52'yi, Hazine bonosu ve Devlet tahvili faizinde ise yüzde 50'yi buluyor. Bono faizine gelince, örneğin; 31 Temmuz 2006'da dolar kuru 1.568 iken 1 milyon dolar getiren yabancı, yüzde 22.8 faizi olan Hazine bonosunu aldığında, 31 Temmuz 2007 itibariyle, 1.280 YTL kur üzerinden 1 milyon 504 bin yani dolar bazında yüzde 50 bir getiri sağlıyor. Bu getirinin, vergisinin olmayışı da cabası...
Vergi ve faiz avantajları nedeniyle; Türkiye'ye gelen sıcak (emanet) para, 90 milyar dolara ulaşmış durumda. Görünen o ki, döviz kuru düşük, faiz oranları da yüksek olduğu sürece, Türkiye, sıcak paranın aktığı ülke olmaya devam edecek.
ÖZELLİKLE son yıllarda Türkiye, yabancı yatırımcılar için dayanılmaz bir cazibe merkezi oldu. Türkiye'ye akın ediyor, inanılmaz paralar kazanıyorlar...
Yabancıların yatırımlarına bakıyoruz; borsa, tahvil-bono, mevduat faizi ya da banka veya diğer kuruluşların hisselerini almaya yönelik. Türkiye'de yeni tesis kurmaya, istihdam yaratan yeni yatırımlar yapmaya sıcak bakmıyorlar.
VERGİ AVANTAJLARI
O kadar çok ki...
1- Yabancı yatırımcı, parasını ülkemize gönderdiğinde ya da parasını ülkemizden çektiğinde, vergi alınmıyor. Bu, onlar açısından son derece olumlu...
2- Yabancıların borsa kazançları, tutarı kaç bin YTL hatta kaç milyon YTL olursa olsun yüzde sıfır stopaja tabi. Yani vergi yok (GVK Geçici Md. 67).
3- Yabancıların Hazine bonosu ve Devlet tahvili faiz gelirleri ve alım-satım kazançları; yüzde sıfır stopaja tabi yani tutarı ne olursa olsun vergiye tabi değil.
4- Mevduat Faizi ve Repo Gelirleri: Yabancı yatırımcıların Türkiye'de elde ettikleri mevduat faizi ve repo gelirleri, yüzde 15 stopaja tabi. O kadar...
FAİZ AVANTAJLARI
Tablodan da fark edileceği gibi, dünyada en yüksek reel faiz Türkiye'de...
Böyle olunca, yabancı yatırımcılar Türkiye'de döviz bozdurup, YTL cinsinden yatırım yapıyorlar. Düşük kur-yüksek faiz nedeniyle, döviz cinsinden yüzde 20-50 arasında getiri sağlayabiliyorlar.
Geçtiğimiz Cumartesi Hürriyet'te okudunuz, İngiliz The Times gazetesi, düşük faizli para biriminden borçlanıp, getirisi yüksek para birimine yatırım anlamına gelen "carry trade"nin, Japon kadınları arasında yayıldığını belirtiyordu. Japon kadınları yüzde 0.5 faiz ödeyerek Japon Yeni kredisi alıyor ve Türkiye'de yatırım yapıp, dolar cinsinden yüzde 20-50 arası getiri sağlıyorlar. Aslında sadece Japon kadınları değil, dünyanın çeşitli ülkelerinin kadın ve erkekleri de, şirketleri de böyle yapıyorlar.
YÜZDE 50'Yİ BULAN KAZANÇ
Türkiye, şu anda dünyada en yüksek reel faizin ödendiği ülke özelliğini taşıyor. Tabloda da görüldüğü gibi, Ağustos başı itibariyle Türkiye'de enflasyon yüzde 6.90, Merkez Bankası referans faizi 17.50. Buna göre reel faiz de 10.60 oluyor.
Döviz kurunun düşmesinin de etkisiyle, son bir yılda borsada elde edilen kazanç, dolar bazında yüzde 63'ü, Euro bazında da yüzde 52'yi, Hazine bonosu ve Devlet tahvili faizinde ise yüzde 50'yi buluyor. Bono faizine gelince, örneğin; 31 Temmuz 2006'da dolar kuru 1.568 iken 1 milyon dolar getiren yabancı, yüzde 22.8 faizi olan Hazine bonosunu aldığında, 31 Temmuz 2007 itibariyle, 1.280 YTL kur üzerinden 1 milyon 504 bin yani dolar bazında yüzde 50 bir getiri sağlıyor. Bu getirinin, vergisinin olmayışı da cabası...
Vergi ve faiz avantajları nedeniyle; Türkiye'ye gelen sıcak (emanet) para, 90 milyar dolara ulaşmış durumda. Görünen o ki, döviz kuru düşük, faiz oranları da yüksek olduğu sürece, Türkiye, sıcak paranın aktığı ülke olmaya devam edecek.
Türkiye'de Ekonomi Bilinci
Öncelikle yazıma Atatürk’ün iki sözüyle başlamak istiyorum :“Gerçek işgaller kılıçla değil, sabanla yapılır.” “ Yurttaş bir kişinin verginin kalkabileceğine inandırılması veya böyle bir düşünceye itilmesi, devletin yıkılmasını istemek demektir.” Yıllardır ülke gündemini takip ediyorsanız, 2000-2002 yıllarındaki ekonomik krizlerden itibaren ülkemizdeki ekonomi tarzı haberlerin, borsa analizi programlarının, ekonomik tartışma platformlarının arttığını görebilirsiniz. Bu programlarda tartışılan konular sürekli sabittir : “ Cari açık, Döviz kuru ne kadar olmalı? Borsa neden düştü? Faizler ne kadar artmalı?” …. Uzar da gider. Bu platformlarda ne söyleniyor? Halk bunu anlıyor mu? Bir ülkenin gelişmesi için borsanın artması ne kadar önemli? Söylenenler doğru mu? Doğruysa uygulanıyor mu? Yoksa işin uzmanı olmayıp bu programlara çıkanların amacı halkın anlamadığı tarzda konuşup ahkam keserek popülaritelerini arttırmak mı?
Şimdi oturun ve biraz düşünün, bir ülke borsanın artmasıyla büyüyüp gelişir mi? Size mantıklı geliyor mu? Hayır, borsanın artmasıyla ülke gelişmez. Borsa bir balon gibidir, şişirirsiniz sonra da ekonomi iyi oldu ülke büyüdü diye insanları kandırırsınız. Halbuki balon patladığında ya da indiğinde yine eski hacmine ve ağırlığına kavuşmuştur. Peki borsa önemsiz mi? Hayır, tabi ki önemlidir. Ama sadece bir göstergedir. Neyin göstergesidir? Ülkemizde borsa, yabancı sermayenin kağıt parçasına üzerine yatırdığı paradır. Bu yatırılan sıcak para 63 milyar dolar civarındadır. İşin ilginci bu kağıt parçalarına para koyanlara “yatırımcı” deniliyor. Bence yatırımcının tanımı bu olmamalıdır. Yatırımcı, “üretim merkezi açan, ürettikleriyle bir katma değer yaratan, üretmek için çalışan işçi alan böylece ülkedeki işsizliği azaltan kişi” olmalıdır.
Tv lerde tartışılan bir konu daha :” Dolar kurunun artması cari açığı azaltır.”. Evet, doğru. Ama bunu tartışmak bir zaman kaybıdır. Çünkü dolar kurunun artması sayesinde cari açık en fazla yüzde 5 oranında geçici olarak azalır. Cari açığın asıl kaynağı sanayimizin dışa bağımlı olmasıdır. Sanayi üretimimiz artarsa ihracatımız artar burası güzel ama ithalatımız daha da hızlı artar. Çünkü dışa bağımlıyız. Gümrük birliğinden sonra yerli sanayicimizi desteklemedik..Çok bilmiş uzman olmayanların konuştuğu Tv programlarında bu dile getirilmez, çünkü onlar için önemli olan döviz kurudur..
Tv lerde tartışılan başka bir konu da şu : “Merkez Bankasının faiz arttırımı enflasyonu durduracak mı veya düşürecek mi?” Bunları tartışmak kadar boş bir iş olabilir mi? Üretmeden, çalışmadan sadece faiz arttırmayla enflasyon düşer mi? O zaman oturalım sadece faiz arttıralım..
Enflasyonun, faizlerin düşmesi; cari açığın kapanıp cari fazla verilmesi, ülkenin gelişmesi tek yolla olur : ÇALIŞMAK. Atatürk’ün yukarda söylediği cümledeki “saban” kelimesi çalışmayı temsil eder. Bir ülkedeki üretim mallarına olan talep o malların arzından fazlaysa, malların fiyatları artar ve enflasyon kavramı ortaya çıkar. Peki ne yapmalı?
Ülke olarak çok çalışıp üretmeliyiz, Çin örneği gibi… Çünkü sürekli üretirsek talep azalır ve fiyatlar düşer(enflasyon düşer) Eğer daha da üretirseniz talep gitgide azalacağından stoklarınız birikir. Biriken stoklarınızı ucuza ihraç ederseniz hem rakipleri bitirirsiniz hem de ihracatınız artar.Dünya devi Çin böyle yapmadı mı? Borsa şöyle, döviz böyle, cari açık öyle gibi söylemlere ülke olarak çok takılıyoruz. Bunları bırakalım bunlar sadece bir gösterge. Göstergeye bakarak zaman kaybedeceğimize, göstergeyi değiştirelim. Bizim işimiz “yerli” gücümüzle, potansiyelimizle üretmektir. Başka bir şey değildir.
Yazan : Mert Okan Sarıoğlu
Kaynak : ekoist.net
Şimdi oturun ve biraz düşünün, bir ülke borsanın artmasıyla büyüyüp gelişir mi? Size mantıklı geliyor mu? Hayır, borsanın artmasıyla ülke gelişmez. Borsa bir balon gibidir, şişirirsiniz sonra da ekonomi iyi oldu ülke büyüdü diye insanları kandırırsınız. Halbuki balon patladığında ya da indiğinde yine eski hacmine ve ağırlığına kavuşmuştur. Peki borsa önemsiz mi? Hayır, tabi ki önemlidir. Ama sadece bir göstergedir. Neyin göstergesidir? Ülkemizde borsa, yabancı sermayenin kağıt parçasına üzerine yatırdığı paradır. Bu yatırılan sıcak para 63 milyar dolar civarındadır. İşin ilginci bu kağıt parçalarına para koyanlara “yatırımcı” deniliyor. Bence yatırımcının tanımı bu olmamalıdır. Yatırımcı, “üretim merkezi açan, ürettikleriyle bir katma değer yaratan, üretmek için çalışan işçi alan böylece ülkedeki işsizliği azaltan kişi” olmalıdır.
Tv lerde tartışılan bir konu daha :” Dolar kurunun artması cari açığı azaltır.”. Evet, doğru. Ama bunu tartışmak bir zaman kaybıdır. Çünkü dolar kurunun artması sayesinde cari açık en fazla yüzde 5 oranında geçici olarak azalır. Cari açığın asıl kaynağı sanayimizin dışa bağımlı olmasıdır. Sanayi üretimimiz artarsa ihracatımız artar burası güzel ama ithalatımız daha da hızlı artar. Çünkü dışa bağımlıyız. Gümrük birliğinden sonra yerli sanayicimizi desteklemedik..Çok bilmiş uzman olmayanların konuştuğu Tv programlarında bu dile getirilmez, çünkü onlar için önemli olan döviz kurudur..
Tv lerde tartışılan başka bir konu da şu : “Merkez Bankasının faiz arttırımı enflasyonu durduracak mı veya düşürecek mi?” Bunları tartışmak kadar boş bir iş olabilir mi? Üretmeden, çalışmadan sadece faiz arttırmayla enflasyon düşer mi? O zaman oturalım sadece faiz arttıralım..
Enflasyonun, faizlerin düşmesi; cari açığın kapanıp cari fazla verilmesi, ülkenin gelişmesi tek yolla olur : ÇALIŞMAK. Atatürk’ün yukarda söylediği cümledeki “saban” kelimesi çalışmayı temsil eder. Bir ülkedeki üretim mallarına olan talep o malların arzından fazlaysa, malların fiyatları artar ve enflasyon kavramı ortaya çıkar. Peki ne yapmalı?
Ülke olarak çok çalışıp üretmeliyiz, Çin örneği gibi… Çünkü sürekli üretirsek talep azalır ve fiyatlar düşer(enflasyon düşer) Eğer daha da üretirseniz talep gitgide azalacağından stoklarınız birikir. Biriken stoklarınızı ucuza ihraç ederseniz hem rakipleri bitirirsiniz hem de ihracatınız artar.Dünya devi Çin böyle yapmadı mı? Borsa şöyle, döviz böyle, cari açık öyle gibi söylemlere ülke olarak çok takılıyoruz. Bunları bırakalım bunlar sadece bir gösterge. Göstergeye bakarak zaman kaybedeceğimize, göstergeyi değiştirelim. Bizim işimiz “yerli” gücümüzle, potansiyelimizle üretmektir. Başka bir şey değildir.
Yazan : Mert Okan Sarıoğlu
Kaynak : ekoist.net
Trendleri Tespit Etmek
Eğilimlerin Üç Dönemi
İngilizce'de "trend" denilen eğilim, piyasanın genel yönünü ifade eder. Dow Teorisine göre eğilimlerin çoğu üç dönemden ibarettir: Oluşum, kamunun iştiraki ve dağılım. Profesyonel ve geniş bilgiyle donanmış yatırımcılar eğilimin tespit edilmesi henüz kolay olmadığı oluşum dönemdinde alım veya satış yapar. Öneğin; bilgili yatırımcılar mevcut aşağıya bir eğilimin yakında biteceğini fark ettikleri zaman alım yapmaya başlar.
Kamu iştirak, eğilimi takip eden geniş kitlelerin piyasaya girip eğilim doğrultusunda alım veya satış yapmasını kasteder. Bu dönem, fiyatların hızlı yükselmeye veya düşmeye başladığı zaman başlar.
Haberler bu eğilime destek vermeye başladığı ve kamu iştirakların daha da yoğunlaşmasıyla piyasadaki spekülatif hacim iyice şiştiği zaman eğilimin dağılım dönemi başlayacaktır. Piyasaları iyi anlayan bilgili yatırımcı geniş kitleler eğilimin sona ereceğini keşfetmeden bu noktada hemen satar (veya alır).
Bir eğilim, tersine döneceğine dair kesin sinyal verene kadar bu eğilimin devam edeceği kabul edilmektedir.
Bu teori, bir cismin hareketi dışarıdan gelecek bir güç olmadığı müddetçe aynı yönde devam eder diye bildiğimiz fizik kanununu yansıtır. Aynı şekilde piyasalarda bir eğilim, teknik analiz ve hatta temel analizle tespit edilebilecek farklı bir etken olmadığı müddetçe aynı yönde devam eder.
Eğilimli Piyasalarda Yatırım
Bir eğilimin varolması izafi üst ve alt noktaların (tepe ve dip noktalarının) oluşmasına dayanır. Her biri bir öncekinden daha yüksek olan, birbirini takip eden iki izafi tepe noktası ve her biri bir öncekinden daha yüksek olan, birbirini takip eden iki izafi dip noktası bir eğilimin oluşmasına işaret olarak kabul edilir. Üçüncü izafi bir tepe noktası bu eğilimi teyit eder.
Oluşmaya başlayan bir eğilimin devam etmesi, bir öncekinden daha yüksek bir fiyata ulaşmayı başaran, birbirini takip eden yarışlara bağlıdır. Yatırımcılar izafi dip noktası zamanında alım yapıp eğilimin devamından yararlanabilir. Yükselen bir eğilim izafi bir dip noktası oluşturursa fakat bir dahaki çıkış bir önceki seviyeyi geçmezse bu eğilim şüpheye düşer. Böyle bir noktada birbirinden daha düşük seviyeli dip noktası eğilimin tersine döndüğünü gösterir. Ancak piyasanın, hemen hemen eşit aralıklarla iki fiyat seviyesinin arasında bir müddet yerinde sayması daha muhtemeldir.
Kararsız ve Konsolide Piyasalar
Piyasalar her zaman eğilimler şeklinde hareket etmez; bir çok zaman yerine oturmuş tepe ve dip çizgilerinin arasında gidip gelir. Yükselen veya alçalan bir eğilimin mevcut olmadığı piyasalara bazen de "sideway trend" (yan eğilim) denilir. Kısa vadeli bir eğilim söz konusu olduğu zaman piyasaların Kararsız veya konsolide olduğu söylenir.
Kaynak : Forex
İngilizce'de "trend" denilen eğilim, piyasanın genel yönünü ifade eder. Dow Teorisine göre eğilimlerin çoğu üç dönemden ibarettir: Oluşum, kamunun iştiraki ve dağılım. Profesyonel ve geniş bilgiyle donanmış yatırımcılar eğilimin tespit edilmesi henüz kolay olmadığı oluşum dönemdinde alım veya satış yapar. Öneğin; bilgili yatırımcılar mevcut aşağıya bir eğilimin yakında biteceğini fark ettikleri zaman alım yapmaya başlar.
Kamu iştirak, eğilimi takip eden geniş kitlelerin piyasaya girip eğilim doğrultusunda alım veya satış yapmasını kasteder. Bu dönem, fiyatların hızlı yükselmeye veya düşmeye başladığı zaman başlar.
Haberler bu eğilime destek vermeye başladığı ve kamu iştirakların daha da yoğunlaşmasıyla piyasadaki spekülatif hacim iyice şiştiği zaman eğilimin dağılım dönemi başlayacaktır. Piyasaları iyi anlayan bilgili yatırımcı geniş kitleler eğilimin sona ereceğini keşfetmeden bu noktada hemen satar (veya alır).
Bir eğilim, tersine döneceğine dair kesin sinyal verene kadar bu eğilimin devam edeceği kabul edilmektedir.
Bu teori, bir cismin hareketi dışarıdan gelecek bir güç olmadığı müddetçe aynı yönde devam eder diye bildiğimiz fizik kanununu yansıtır. Aynı şekilde piyasalarda bir eğilim, teknik analiz ve hatta temel analizle tespit edilebilecek farklı bir etken olmadığı müddetçe aynı yönde devam eder.
Eğilimli Piyasalarda Yatırım
Bir eğilimin varolması izafi üst ve alt noktaların (tepe ve dip noktalarının) oluşmasına dayanır. Her biri bir öncekinden daha yüksek olan, birbirini takip eden iki izafi tepe noktası ve her biri bir öncekinden daha yüksek olan, birbirini takip eden iki izafi dip noktası bir eğilimin oluşmasına işaret olarak kabul edilir. Üçüncü izafi bir tepe noktası bu eğilimi teyit eder.
Oluşmaya başlayan bir eğilimin devam etmesi, bir öncekinden daha yüksek bir fiyata ulaşmayı başaran, birbirini takip eden yarışlara bağlıdır. Yatırımcılar izafi dip noktası zamanında alım yapıp eğilimin devamından yararlanabilir. Yükselen bir eğilim izafi bir dip noktası oluşturursa fakat bir dahaki çıkış bir önceki seviyeyi geçmezse bu eğilim şüpheye düşer. Böyle bir noktada birbirinden daha düşük seviyeli dip noktası eğilimin tersine döndüğünü gösterir. Ancak piyasanın, hemen hemen eşit aralıklarla iki fiyat seviyesinin arasında bir müddet yerinde sayması daha muhtemeldir.
Kararsız ve Konsolide Piyasalar
Piyasalar her zaman eğilimler şeklinde hareket etmez; bir çok zaman yerine oturmuş tepe ve dip çizgilerinin arasında gidip gelir. Yükselen veya alçalan bir eğilimin mevcut olmadığı piyasalara bazen de "sideway trend" (yan eğilim) denilir. Kısa vadeli bir eğilim söz konusu olduğu zaman piyasaların Kararsız veya konsolide olduğu söylenir.
Kaynak : Forex
İndikatörler Bize Yol Gösterir mi?
En basitiyle sisteminiz ağırlıklı ortalama esaslı al sat türünde olsun. Fiyatlar ortalamanın üzerine çıkınca al, altına inince sat. Bu kadar basit. Fakat sisteme uysaymışım çok para kazanırdım dediğimiz çok olmuştur. Zamanla irade göstererek sisteme harfi harfine de uyduğumuz ama yinede sonucun bizi şaşırttığını görmüşüzdür.
Şöyle düşünebilirsiniz "bir indikatör kazandırsa sadece bakıp ona göre alıp satmak zor bir şey değil ki bunu herkes yapabilir." Buna rağmen her teknik analist hep daha başka indikatör aramaya çalışmıştır, var olanlara güvenmedikleri için mi yoksa yetersiz buldukları için mi?
Kendi deneyimlerim indikatörlerin başarısının onu yorumlayanın başarısına bağlı olduğudur. Bir MACD indikatörünün standart olarak al verdiği koşul bilinir yorumlanış biçimi kısaca, benzerleri gibi iki eğrinin birbirini kestiği zaman al durumudur. Ancak incelenirse al ve sat pozisyonlarının bu kadar başarılı olmadığı görülür, hemen bütün indikatörlerde bu sorun yaşanmaktadır.
Kullandığınız indikatörü hiç anlamaya çalıştınız mı? İndikatörler matematiksel ifadeler olduğuna göre o size kendi fonksiyonu doğrultusunda sonucu veriyor. Ama hangi şartlar altında bu sonucu kabul edip etmeyeceğinizi size söyleyemiyor. Sizin bu indikatörün davranış biçimini anlamak, hangi koşullarda doğru sonuç vereceğini bilmek için inceleme yapmanız gerekir ve tek başına yeterli olup olmayacağının sonucuna varmalısınız. Şöyle ki bir indikatör sat vermiştir ama çok kısa zaman önce al verip vermediğine baktınız mı ya da son zamanlarda al ve satları birbirine çok yakın olduğunu ve fiyatların genel gidişi yataya yakın olduğunu.
Peki ne yapacağız? Indikatörümüzün trendlerin hangi konumlarında geçmişte iyi kazançlar getirdiğine bakacağız v ya kazanç getirdiği dönemlerin trend yapılarına bakacağız. Diyelim ki hisse senedi 2000 lira ile 3000 lira arasında haftalardır yatay gidiyor. Bu dönemlerde basit ortalamalar yataylaşmaz mı? Bu durumda iki eğrinin birbirini kısa zaman aralıklarında her an kesmesi doğal olabilir. Bir hisse hızla yükseldikden sonra kısa bir düzeltme yapmış bu düzeltme esnasında indikatörünüz çıkıştan önceki davranışını aynı şekilde geri vermiş olması mümkün olabilir. Bu durumda bu indikatörün periyodunun yetersiz kalmış olabileceğini hissenin bu formasyonu için optimize edilmesi gerektiğini düşünmemiz gerekir.
Bir indikatör her hissede başarılı sonucu vermeyebilir. Hissenin salınım karakteri anlamsız olmasına rağmen sağlıklı biı çıkış trendini izliyor olabilir. Kullandığımız indikatör hissenin trend yapısını dikkate alarak kullanmalıyız. Aksi halde hızlı al/sat sinyallerinde çok hızlı davranamaz iseniz trend getirisinin çok arkasında kalabilirsiniz. Yeni indikatörler arayıp zaman kaybetmekten daha iyisi bilinen indikatörlerin davranış biçimlerini çözüp ne zaman kullanmanız gerektiğini bulabildiğinizde bütün indikatörlere güvenebileceğinizi farkedeceksiniz.
Tavsiye: İndikatörleri kullanırken büyük periyotlarla çalışmaya başlayın örneğin 20 günlük basit ortalama 10 günlük basit ortalamadan daha az yanlış yapmanıza neden olur. Tecrübeniz artıkça daha düşük periyotlarda çalışabilirsiniz.
Kaynak : Omveri.Net
Şöyle düşünebilirsiniz "bir indikatör kazandırsa sadece bakıp ona göre alıp satmak zor bir şey değil ki bunu herkes yapabilir." Buna rağmen her teknik analist hep daha başka indikatör aramaya çalışmıştır, var olanlara güvenmedikleri için mi yoksa yetersiz buldukları için mi?
Kendi deneyimlerim indikatörlerin başarısının onu yorumlayanın başarısına bağlı olduğudur. Bir MACD indikatörünün standart olarak al verdiği koşul bilinir yorumlanış biçimi kısaca, benzerleri gibi iki eğrinin birbirini kestiği zaman al durumudur. Ancak incelenirse al ve sat pozisyonlarının bu kadar başarılı olmadığı görülür, hemen bütün indikatörlerde bu sorun yaşanmaktadır.
Kullandığınız indikatörü hiç anlamaya çalıştınız mı? İndikatörler matematiksel ifadeler olduğuna göre o size kendi fonksiyonu doğrultusunda sonucu veriyor. Ama hangi şartlar altında bu sonucu kabul edip etmeyeceğinizi size söyleyemiyor. Sizin bu indikatörün davranış biçimini anlamak, hangi koşullarda doğru sonuç vereceğini bilmek için inceleme yapmanız gerekir ve tek başına yeterli olup olmayacağının sonucuna varmalısınız. Şöyle ki bir indikatör sat vermiştir ama çok kısa zaman önce al verip vermediğine baktınız mı ya da son zamanlarda al ve satları birbirine çok yakın olduğunu ve fiyatların genel gidişi yataya yakın olduğunu.
Peki ne yapacağız? Indikatörümüzün trendlerin hangi konumlarında geçmişte iyi kazançlar getirdiğine bakacağız v ya kazanç getirdiği dönemlerin trend yapılarına bakacağız. Diyelim ki hisse senedi 2000 lira ile 3000 lira arasında haftalardır yatay gidiyor. Bu dönemlerde basit ortalamalar yataylaşmaz mı? Bu durumda iki eğrinin birbirini kısa zaman aralıklarında her an kesmesi doğal olabilir. Bir hisse hızla yükseldikden sonra kısa bir düzeltme yapmış bu düzeltme esnasında indikatörünüz çıkıştan önceki davranışını aynı şekilde geri vermiş olması mümkün olabilir. Bu durumda bu indikatörün periyodunun yetersiz kalmış olabileceğini hissenin bu formasyonu için optimize edilmesi gerektiğini düşünmemiz gerekir.
Bir indikatör her hissede başarılı sonucu vermeyebilir. Hissenin salınım karakteri anlamsız olmasına rağmen sağlıklı biı çıkış trendini izliyor olabilir. Kullandığımız indikatör hissenin trend yapısını dikkate alarak kullanmalıyız. Aksi halde hızlı al/sat sinyallerinde çok hızlı davranamaz iseniz trend getirisinin çok arkasında kalabilirsiniz. Yeni indikatörler arayıp zaman kaybetmekten daha iyisi bilinen indikatörlerin davranış biçimlerini çözüp ne zaman kullanmanız gerektiğini bulabildiğinizde bütün indikatörlere güvenebileceğinizi farkedeceksiniz.
Tavsiye: İndikatörleri kullanırken büyük periyotlarla çalışmaya başlayın örneğin 20 günlük basit ortalama 10 günlük basit ortalamadan daha az yanlış yapmanıza neden olur. Tecrübeniz artıkça daha düşük periyotlarda çalışabilirsiniz.
Kaynak : Omveri.Net
Usta Olma Yolunda
Mustafa Damgacı, Aralık/2002
Teknik analiz nedir, temelleri, kavramları nelerdir, kazandırır mı gibi sorular herkesin merak ettiği ama cevap bulmakta güçlük çektiği, öğrenmek için heveslendiği çoğunlukla başlamadan bıraktığı ilgi alanlarından biri olmuştur. Ancak, zamanla bir heves olarak kalmasının en büyük nedeni teknik analizin öğrenilmesinin zorluğundan değil kullanılamamasından ileri gelmektedir. Oysa ki TA'yı kullanmasını bilenler her gün yeni bir büyüsünü keşfederler.
Teknik analiz için anlatılabileceklerin hepsi kitaplarda yazıyor. Fakat ipuçlarını yakalamak, sihirleri keşfetmek size bağlı.
İyi bir analizci olmak yani bu işten para kazanmak için yapılması gereken şey bir TA ustasının yanında çıraklık yapmak olabilirdi. Bu işin ustaları da mı var? Evet var, hem de öyle ki birbirlerini hiç tanımasalar bile dünyanın herhangi bir yerinde yaşasalar bile, birbirlerini hissedebilirler sanki telepati düzeyinde iletişim kuruyorlarmış gibi aynı tepkiyi verebilirler. Fiyatlar onlar için Mors alfabesi gibidir. Bir endekse bakıp bu ülkenin ekonomisinin gidişatı şöyle diyebilirler. Bu ne kahinliktir ne de falcılıktır.
Çünkü fiyatları oluşturan insanlardır. Dünyanın görünüşüne de şekil veren insanlar değil midir? Bireylerin psikolojisi fiyatlara etki eder. Bu psikolojik bütünlük fiyatlarda salınımlara yol açar. Kimileri haberleri çok önceden duymuştur. Belki de haber daha yayınlanmamıştır bile, spekülatör olabilir, manipülatör de olabilir ama her ne yaparsa yapsınlar ister istemez fiyatları oluştururlar. Fiyatlar bir süre yatay seyredebilirler ama bir yöne gitmek zorundadır.
Yanılma payı var mıdır? Yanılan kimdir, fiyatlar mı? Hayır fiyatlar gerçeğin sonucudur. Fiyatları yorumlayanın bu gerçeğe hangi gözlükle baktığına bağlı olarak görebilir. Fiyatlar karmaşık bir salınımdadırlar, yönü söyleyebilir, yönün değişeceğini de söyleyebilir. Teknik analist, fiyatlar yön değiştirirken pozisyonu değiştirebilme becerisine de sahip olmalıdır.
Öyleyse bir teknik analizcinin başarısı fiyatları oluşturan psikolojinin ne kadar dışında kaldığına da bağlıdır.
Peki bir teknik analizci para kazanabilir mi? Para kazanmak karar verebilmek demektir. Yapmanız gerekeni bilseniz de yapmıyorsanız para kazanmanız mümkün olabilir mi?
"Teknik analiz" karar vermek için size yol gösterecektir, karar verme kabiliyetiniz doğuştan sizde olan bir yetenekte olabilir. Ancak usta analistlerin karar verme süresi bir anlıktır, o anı kısaltabilme başarısını çok uzun zamanda başarılı trade'lerin sonucunda elde ederler. Bir türlü formüle edilemeyen al sinyalini görebilirler, zaman gelir formüle ihtiyaçları kalmaz gözleriyle grafiği okurlar.
Yalnız başınıza değilsiniz. İyi bir teknik analizci olma yolunda mutlaka ustalarla karşılaşacaksınız, o vakit yazılamayan, yazılsa da anlaşılamayacak sihirleri çözmeniz kolaylaşacaktır.
Teknik analiz nedir, temelleri, kavramları nelerdir, kazandırır mı gibi sorular herkesin merak ettiği ama cevap bulmakta güçlük çektiği, öğrenmek için heveslendiği çoğunlukla başlamadan bıraktığı ilgi alanlarından biri olmuştur. Ancak, zamanla bir heves olarak kalmasının en büyük nedeni teknik analizin öğrenilmesinin zorluğundan değil kullanılamamasından ileri gelmektedir. Oysa ki TA'yı kullanmasını bilenler her gün yeni bir büyüsünü keşfederler.
Teknik analiz için anlatılabileceklerin hepsi kitaplarda yazıyor. Fakat ipuçlarını yakalamak, sihirleri keşfetmek size bağlı.
İyi bir analizci olmak yani bu işten para kazanmak için yapılması gereken şey bir TA ustasının yanında çıraklık yapmak olabilirdi. Bu işin ustaları da mı var? Evet var, hem de öyle ki birbirlerini hiç tanımasalar bile dünyanın herhangi bir yerinde yaşasalar bile, birbirlerini hissedebilirler sanki telepati düzeyinde iletişim kuruyorlarmış gibi aynı tepkiyi verebilirler. Fiyatlar onlar için Mors alfabesi gibidir. Bir endekse bakıp bu ülkenin ekonomisinin gidişatı şöyle diyebilirler. Bu ne kahinliktir ne de falcılıktır.
Çünkü fiyatları oluşturan insanlardır. Dünyanın görünüşüne de şekil veren insanlar değil midir? Bireylerin psikolojisi fiyatlara etki eder. Bu psikolojik bütünlük fiyatlarda salınımlara yol açar. Kimileri haberleri çok önceden duymuştur. Belki de haber daha yayınlanmamıştır bile, spekülatör olabilir, manipülatör de olabilir ama her ne yaparsa yapsınlar ister istemez fiyatları oluştururlar. Fiyatlar bir süre yatay seyredebilirler ama bir yöne gitmek zorundadır.
Yanılma payı var mıdır? Yanılan kimdir, fiyatlar mı? Hayır fiyatlar gerçeğin sonucudur. Fiyatları yorumlayanın bu gerçeğe hangi gözlükle baktığına bağlı olarak görebilir. Fiyatlar karmaşık bir salınımdadırlar, yönü söyleyebilir, yönün değişeceğini de söyleyebilir. Teknik analist, fiyatlar yön değiştirirken pozisyonu değiştirebilme becerisine de sahip olmalıdır.
Öyleyse bir teknik analizcinin başarısı fiyatları oluşturan psikolojinin ne kadar dışında kaldığına da bağlıdır.
Peki bir teknik analizci para kazanabilir mi? Para kazanmak karar verebilmek demektir. Yapmanız gerekeni bilseniz de yapmıyorsanız para kazanmanız mümkün olabilir mi?
"Teknik analiz" karar vermek için size yol gösterecektir, karar verme kabiliyetiniz doğuştan sizde olan bir yetenekte olabilir. Ancak usta analistlerin karar verme süresi bir anlıktır, o anı kısaltabilme başarısını çok uzun zamanda başarılı trade'lerin sonucunda elde ederler. Bir türlü formüle edilemeyen al sinyalini görebilirler, zaman gelir formüle ihtiyaçları kalmaz gözleriyle grafiği okurlar.
Yalnız başınıza değilsiniz. İyi bir teknik analizci olma yolunda mutlaka ustalarla karşılaşacaksınız, o vakit yazılamayan, yazılsa da anlaşılamayacak sihirleri çözmeniz kolaylaşacaktır.
Teknik Analiz
Fiyatların serbestçe belirlendiği piyasalarda, her gün binlerce alıcı ve satıcı işlem yapar. Her bir alım ve satım emri, farklı nedenle ve farklı vade için gerçekleşir. Burada serbest piyasadan kastedilen, fiyatların satıcılar, ya da bir kurum tarafından değil, doğrudan alıcılar tarafından belirlendiği bir piyasadır.
Alıcı ve satıcıların, hisse senetleri için uygun buldukları fiyatlar her gün değişir. Alıcıların artmasıyla yükselen fiyatlar, satıcıların artmasıyla geriler. O halde fiyatı belirleyen, alıcı ve satıcılar, bir diğer deyişle insan kitleleridir.
Kitleler, fiyatları belirlerken, aldıkları ya da sattıkları hisse senetlerinin ait olduğu olduğu şirket ya da sektörle ilgili beklentiler muhakkak belirleyicidir. Ancak, Amerika Eski Başkanı'nın danışmanı olan Baruch'un aşağıdaki sözleri, belki de hisse senedi piyasalarında fiyatların nasıl oluştuğunun daha doğru bir tanımını yapmaktadır :
"Hisse senedi piyasalarındaki dalgalanmaların gerçek nedeni, olayların kendisi değil, bu olaylara insanların gösterdikleri tepkilerdir. Kısacası, milyonlarca insanın bu olaylar hakkında neler hissettikleri, onların geleceklerini etkilemektedir."
İşte teknik analiz, şirketlerle ya da sektörlerle ilgili bilanço rasyoları ve verilerini dikkate almaksızın, doğrudan piyasada oluşan geçmiş fiyat verilerini dikkate alarak, bu fiyat grafikleri üzerinde yapılan istatistik ve çizgi çalışmalarının sonucudur ve fiyatların ne yöne gitmekte olduğunu, hangi fiyat seviyelerinde yükseliş ya da düşüşlerin duraklama, hatta geri dönme olasılığının arttığını tespit etmeye yöneliktir.
Olası bir yanlış anlamayı ortadan kaldırmak üzere Sn. Yusuf Sarı'nın Borsada Sistemli Teknik Analiz kitabının önsözündeki aşağıdaki sözlerini aktarmakta yarar var :
"Teknik analizin, en düşük fiyatlardan alarak en yüksek fiyatlardan satmak gibi bir iddiası yoktur. Borsadaki işlemlerin ağır riskler taşıdığını herkes bilir. Teknik analiz yardımı ile bu riskler azaltılabilmekte, riskler belli sınırlar içinde tutulabilmektedir."
Teknik Analiz geçmiş finansal bilgilerin yardımıyla, fiyat oluşumlarını inceleyerek gelecek için fiyatın yönünü tahmin etmeye çalışmaktadır. Günümüzde çok yoğun kullanılan Teknik Analiz sadece fiyat (price) ve hacim (volume) grafiklerini incelemek olarak bilinse de, bir hisseye ait geçmiş temel oranlar (rasyolar; hisse başı kar, fiyat/kar vb) ve bunlara bağlı fiyat değişimlerini izleyen Teknik Analiz Programları / yöntemleri de mevcuttur. Borsada oluşan fiyatların teknik incelemesi dört noktada toplanmaktadır:
• Fiyat Değişikliklerinin İncelenmesi:
Fiyatların en yüksek, en düşük değerleri ve kapanışları arasındaki farklar veya bu değerlerin önceki günlere göre değişimleri ve bu değişimlerinin yönü grafikler yardımıyla incelenmektedir.
• Zamanın İncelenmesi:
Grafik skalalarının alt yatay çizgisi incelenen serinin zaman boyutunu yansıtmaktadır. Bu noktada, zaman boyutunu öne çıkaran göstergelerin hazırlanması ve grafikler yardımıyla yatırımcı psikolojisi ve davranış biçiminin hangi aralıklarla tekrarladığı tespit edilmeye çalışılmaktadır. Grafikte kullanılacak zaman birimi yapılan araştırmanın niteliğine göre belirlenmekte; eldeki verilerin zamana göre davranışları gözlenerek yatırımcıların davranış biçimleri incelenmekte ve geleceğe yönelik tahminler yapılabilmektedir.
• Miktarın İncelenmesi:
İşlem miktarları arz ile talep arasındaki gücün ölçüsü olup; fiyatların ne kadar güçle aşağı veya yukarı doğru hareket ettiklerini yansıtmaktadır.Yatırımcıların duyguları ve heyecanları trendleri meydana getirmekte ve derinliğin incelenmesi yatırımcıların borsaya bakışlarını vermektedir. Bu aşamada Yükselenler/Düşenler Endeksi, Yükselenlerin/Düşenlerin Miktarı ve/veya Yeni En Yüksek/En Düşükler gibi enstrümanlarla borsanın nabzı ölçülmektedir.
• İnsan Faktörü
Fiyatları belirleyenler insanlardır. Bir alım işleminin gerçekleşmesi için aynı piyasa koşullarında bir takım insanlar satış yaparken, bir takım insanların da alım yapmaya karar vermesi gerekmektedir. Temel Analiz ve Teknik Analiz gibi bilimsel analizlerle elde edilen sonuçlar yatırımcıların bu kararlarını etkilemekte, ancak kararın ana sebebi beklentiler olmaktadır. İnsanların duygu ve beklentilerini önceden tahmin etmenin zorlukları, düşünülebilecek her türlü analiz sisteminin tamamen (%100) başarılı olma şansını azaltmaktadır. Bununla beraber fiyatları belirleyen insanların (piyasa profesyonelleri, kurumsal yatırımcılar, spekülatörler, manipulatörler ve her kesimden yatırımcılar) değişik kültür, eğitim, bilgi yapılarına sahip olması bunu daha da zorlaştırmaktadır.
(Sn. Ayperi Yeşim ASLAN'ın yüksek lisans çalışmalarından alıntıdır.)
__________________
Alıcı ve satıcıların, hisse senetleri için uygun buldukları fiyatlar her gün değişir. Alıcıların artmasıyla yükselen fiyatlar, satıcıların artmasıyla geriler. O halde fiyatı belirleyen, alıcı ve satıcılar, bir diğer deyişle insan kitleleridir.
Kitleler, fiyatları belirlerken, aldıkları ya da sattıkları hisse senetlerinin ait olduğu olduğu şirket ya da sektörle ilgili beklentiler muhakkak belirleyicidir. Ancak, Amerika Eski Başkanı'nın danışmanı olan Baruch'un aşağıdaki sözleri, belki de hisse senedi piyasalarında fiyatların nasıl oluştuğunun daha doğru bir tanımını yapmaktadır :
"Hisse senedi piyasalarındaki dalgalanmaların gerçek nedeni, olayların kendisi değil, bu olaylara insanların gösterdikleri tepkilerdir. Kısacası, milyonlarca insanın bu olaylar hakkında neler hissettikleri, onların geleceklerini etkilemektedir."
İşte teknik analiz, şirketlerle ya da sektörlerle ilgili bilanço rasyoları ve verilerini dikkate almaksızın, doğrudan piyasada oluşan geçmiş fiyat verilerini dikkate alarak, bu fiyat grafikleri üzerinde yapılan istatistik ve çizgi çalışmalarının sonucudur ve fiyatların ne yöne gitmekte olduğunu, hangi fiyat seviyelerinde yükseliş ya da düşüşlerin duraklama, hatta geri dönme olasılığının arttığını tespit etmeye yöneliktir.
Olası bir yanlış anlamayı ortadan kaldırmak üzere Sn. Yusuf Sarı'nın Borsada Sistemli Teknik Analiz kitabının önsözündeki aşağıdaki sözlerini aktarmakta yarar var :
"Teknik analizin, en düşük fiyatlardan alarak en yüksek fiyatlardan satmak gibi bir iddiası yoktur. Borsadaki işlemlerin ağır riskler taşıdığını herkes bilir. Teknik analiz yardımı ile bu riskler azaltılabilmekte, riskler belli sınırlar içinde tutulabilmektedir."
Teknik Analiz geçmiş finansal bilgilerin yardımıyla, fiyat oluşumlarını inceleyerek gelecek için fiyatın yönünü tahmin etmeye çalışmaktadır. Günümüzde çok yoğun kullanılan Teknik Analiz sadece fiyat (price) ve hacim (volume) grafiklerini incelemek olarak bilinse de, bir hisseye ait geçmiş temel oranlar (rasyolar; hisse başı kar, fiyat/kar vb) ve bunlara bağlı fiyat değişimlerini izleyen Teknik Analiz Programları / yöntemleri de mevcuttur. Borsada oluşan fiyatların teknik incelemesi dört noktada toplanmaktadır:
• Fiyat Değişikliklerinin İncelenmesi:
Fiyatların en yüksek, en düşük değerleri ve kapanışları arasındaki farklar veya bu değerlerin önceki günlere göre değişimleri ve bu değişimlerinin yönü grafikler yardımıyla incelenmektedir.
• Zamanın İncelenmesi:
Grafik skalalarının alt yatay çizgisi incelenen serinin zaman boyutunu yansıtmaktadır. Bu noktada, zaman boyutunu öne çıkaran göstergelerin hazırlanması ve grafikler yardımıyla yatırımcı psikolojisi ve davranış biçiminin hangi aralıklarla tekrarladığı tespit edilmeye çalışılmaktadır. Grafikte kullanılacak zaman birimi yapılan araştırmanın niteliğine göre belirlenmekte; eldeki verilerin zamana göre davranışları gözlenerek yatırımcıların davranış biçimleri incelenmekte ve geleceğe yönelik tahminler yapılabilmektedir.
• Miktarın İncelenmesi:
İşlem miktarları arz ile talep arasındaki gücün ölçüsü olup; fiyatların ne kadar güçle aşağı veya yukarı doğru hareket ettiklerini yansıtmaktadır.Yatırımcıların duyguları ve heyecanları trendleri meydana getirmekte ve derinliğin incelenmesi yatırımcıların borsaya bakışlarını vermektedir. Bu aşamada Yükselenler/Düşenler Endeksi, Yükselenlerin/Düşenlerin Miktarı ve/veya Yeni En Yüksek/En Düşükler gibi enstrümanlarla borsanın nabzı ölçülmektedir.
• İnsan Faktörü
Fiyatları belirleyenler insanlardır. Bir alım işleminin gerçekleşmesi için aynı piyasa koşullarında bir takım insanlar satış yaparken, bir takım insanların da alım yapmaya karar vermesi gerekmektedir. Temel Analiz ve Teknik Analiz gibi bilimsel analizlerle elde edilen sonuçlar yatırımcıların bu kararlarını etkilemekte, ancak kararın ana sebebi beklentiler olmaktadır. İnsanların duygu ve beklentilerini önceden tahmin etmenin zorlukları, düşünülebilecek her türlü analiz sisteminin tamamen (%100) başarılı olma şansını azaltmaktadır. Bununla beraber fiyatları belirleyen insanların (piyasa profesyonelleri, kurumsal yatırımcılar, spekülatörler, manipulatörler ve her kesimden yatırımcılar) değişik kültür, eğitim, bilgi yapılarına sahip olması bunu daha da zorlaştırmaktadır.
(Sn. Ayperi Yeşim ASLAN'ın yüksek lisans çalışmalarından alıntıdır.)
__________________
Halimiz, ahvalimiz
Dünya devi şirketlerin cirosunun orta ölçekli ülkelerin milli hasılasının önüne geçtiği çağımızda, ekonomik kudret sahip olunan diğer güçlerin önüne geçmiş durumdadır. Sahnelenen bu mücadelede para yegane silah olarak kullanılmaktadır.
Demokrasi havarisi ülkelerin kendi halkından esirgediği kişisel hak ve özgürlükleri başka ülkelerin halkına altın tepside sunması mümkün değildir. Herşey mevcut pastadan daha fazla pay alma düşüncesi üzerine kurgulanmaktadır. Küreselleşmenin moda olduğu günümüzde ulusalcı söylemleri ön plana çıkaran halk ve yönetimlere verilen itibar ve açılan kredi sınırlı olmaktadır.
Hem bireysel hem ulusal bazda çalışıp üretmedikçe önceki birikimler eritilmekte, tükendiği noktada borçlanılmaktadır. Ortaya çıkan açığı finanse edebilmek için sarhoş masalarını eğlendiren oryantalin bedeni ve fikri kıvraklığına sahip olmak gerekmektedir.
Ceylan gibi ürkek, tazı gibi hızlı, tilki gibi kurnaz yabancı sermaye artık bizim gölümüzden su içmek istediğinde ikiden fazla düşünecektir. Ülke insanı olarak bizim yabancılar gibi sahip olduğumuz değerleri satıp savup memleketi terk etme lüksümüz de yoktur. Enflasyonu, faiz oranlarını düşürmek, döviz fiyatlarını belirli bir seviyede tutmak, milli geliri ve vatandaşın bu gelirden aldığı payı artırmak için artık el oğlunun desteğine bel bağlama gafletine düşmeme zarureti ortaya çıkmıştır.
Görünen odur ki kartlar tekrar datılacak ve oyun yeniden başlayacaktır. Bu aşamada her oyuncu masaya ilk oturduğunda sahip olduğu kartları yeniden ele almak isteyecektir. Ticaretin özüne vakıf aklı selim tacirin ucuzdan aldığını pahalıdan satma becerisine sahip olması beklenir. Ancak problemin çözümü yönünde geliştirilen hal tarzları ile uygulamada karşılaşılan sonuçlar genelde birbiriyle pek uyumlu olmamaktadır.
Çoçukluğumdaki mahalle maçlarından hatırladığım kadarıyla top kimdeyse kuralları o koymakta, kimlerin takımda yer alacağına futbol topunun sahibi çocuk karar vermektedir. Geçen yılların bu katı gerçeği değiştirmediği kanaatindeyim.
Allah yar ve yardımcımız olsun.
Demokrasi havarisi ülkelerin kendi halkından esirgediği kişisel hak ve özgürlükleri başka ülkelerin halkına altın tepside sunması mümkün değildir. Herşey mevcut pastadan daha fazla pay alma düşüncesi üzerine kurgulanmaktadır. Küreselleşmenin moda olduğu günümüzde ulusalcı söylemleri ön plana çıkaran halk ve yönetimlere verilen itibar ve açılan kredi sınırlı olmaktadır.
Hem bireysel hem ulusal bazda çalışıp üretmedikçe önceki birikimler eritilmekte, tükendiği noktada borçlanılmaktadır. Ortaya çıkan açığı finanse edebilmek için sarhoş masalarını eğlendiren oryantalin bedeni ve fikri kıvraklığına sahip olmak gerekmektedir.
Ceylan gibi ürkek, tazı gibi hızlı, tilki gibi kurnaz yabancı sermaye artık bizim gölümüzden su içmek istediğinde ikiden fazla düşünecektir. Ülke insanı olarak bizim yabancılar gibi sahip olduğumuz değerleri satıp savup memleketi terk etme lüksümüz de yoktur. Enflasyonu, faiz oranlarını düşürmek, döviz fiyatlarını belirli bir seviyede tutmak, milli geliri ve vatandaşın bu gelirden aldığı payı artırmak için artık el oğlunun desteğine bel bağlama gafletine düşmeme zarureti ortaya çıkmıştır.
Görünen odur ki kartlar tekrar datılacak ve oyun yeniden başlayacaktır. Bu aşamada her oyuncu masaya ilk oturduğunda sahip olduğu kartları yeniden ele almak isteyecektir. Ticaretin özüne vakıf aklı selim tacirin ucuzdan aldığını pahalıdan satma becerisine sahip olması beklenir. Ancak problemin çözümü yönünde geliştirilen hal tarzları ile uygulamada karşılaşılan sonuçlar genelde birbiriyle pek uyumlu olmamaktadır.
Çoçukluğumdaki mahalle maçlarından hatırladığım kadarıyla top kimdeyse kuralları o koymakta, kimlerin takımda yer alacağına futbol topunun sahibi çocuk karar vermektedir. Geçen yılların bu katı gerçeği değiştirmediği kanaatindeyim.
Allah yar ve yardımcımız olsun.
İMKB'de Az Zarar Etmenin Yolları-II
Altın Kural :
Yeteri kadar para kaybederek bu dersleri aldığınıza göre, şimdi hayatta kalmanın Altın Kuralına gelebiliriz.
Bu altın kuralı öğrenmek için çok uzun ve acılı bir yoldan geçmek zorunda kalmış olabilirsiniz.
Altın kural olmaksızın yukarıda öğrendiğiniz bes ana kuralın da hiçbir anlamı olmayacaktır, o yüzden yukarıdaki kuralları öğrenip, “her şeyi öğrendim” artık diyerek bir kenara çekilemezsiniz.
Altın Kural : Sermayenin korunması, her zaman sermayenin büyütülmesinden önce gelmelidir!
Fırsatlar balık gibidir; her zaman kaçanı büyük olur. Ancak unutmamalısınız ki, gene denizdeki balıklar gibi, fırsatlar da bitmez.
İMKB siz girmeden önce çalışıyordu, sizden sonra da çalışacak. Siz öldükten sonra bile borsalar devam edecek, haberiniz var mı?
“Tüh, kazanamadım! Fırsat kaçtı!” dediğiniz anda durup, “tüm fırsatlar bitti mi?” diye bir sorun bakalım.
Yanınızdakiler çok iyi kazanıp siz kazanamadığınızda, moraliniz bozulup, hassas egonuz kırıldığında, yanlış hamleler yapacağınıza sakin olmayı başarmalısınız.
Geçmişe takılı kalmayın, kaçan fırsat her ne boyda olursa olsun, kaçmıştır.
Bu gibi hususlara takılırsanız disiplininizi kaybedersiniz.
Bir fırsat kaçtığı için, bunu kendine yediremeyerek, bankadan kredisini çoğaltıp, gücünün üstünde risk alan ve “şansını” çevirmeye çalışan yatırımcı, uzun vadede yıpranacaktır.
Bu satırların yazarı “çok risk = çok para” önermesinin tamamen yanlış olduğuna inanır. Bu hurafe!, risksiz para kazanmak isteyenlerin, riskleri başkalarına taşıtmak için yaydıkları bir söylentiden ibarettir. Çok risk aldığınızda sadece çok kaybedersiniz!
Doğru hesap şudur; (e’si, be’si yok! )
“Tüm hesaplarım iyi gider ve bütün iyi ihtimaller gerçekleşirse ne kazanırım?”
“Tüm hesaplarım kötü gider, bütün kötü ihtimaller gerçekleşirse ne kaybederim ?”
% 50 kazanmak için % 100 sermaye riskine girerseniz, her şey iyi gittiğinde 150 olurken, kötü gittiğinde hiç bir şeyiniz kalmaz.
O zaman; eğer %100 riske giriyorsanız buna değmesi gereklidir. (Örneğin rulet masası gibi; 10$ koyduğunuzda 360$ kazanabilirsiniz (% 3600!) Bu ihtimal o kadar yüksektir ki, pek çok insan para kaybetmeye değer bulunduğundan rulet oynar.)
Aldığınız risklerin ne uğruna olduğunu hesaplamadan risk alırsanız, sermayenizi küçültme ihtimaliniz yükselir.
Fark edeceğiniz gibi yukarıda bahsettiğimiz 5 ana+1 altın kuraldan prensipler, her ülkede ve her borsada geçerlidir.
Yerel Kurallar :
Gelelim bizim borsamızın yerel kurallarına;
Tüm borsalar ve bizim borsamız için geçerli olan kuralları yukarıda yazdık. Bunları bilmeniz zaten şart!
İMKB için ekstra kuralların başında şu geliyor;
“Uzun vadeli düşünmeyin!” Her kim ki size “uzun vadeli düşünün.”, diyorsa, kafanızın bir köşesinde alarm zilleri çalmaya başlasın. 300’ü geçen kağıt arasından itinayla seçip verilen “uzun vadede su kadar kazandı!” örneklerini çöpe atın!
Bu gerçekleri yazdığımız için “piyasadaki” bir çok kişiyi karşımıza aldığımızı biliyoruz. Ancak bireysel yatırımcıyı doğraya, doğraya, kuş başı yapanların söylemlerini yazmak gerekiyordu.
1998 çöküşü başladığından beri, gazete, televizyon, aracı kurum, dergi, velhasıl tüm yorum yapan uzmanlar (!) aynı şeyi tekrarladılar; “Elinde pahalı hissesi olanlar panik satışlardan kaçınsın ve tutsun, yeni hisse almak için acele etmeyin. Uzun vadede iyiye gidecek.”
Sonra gene;
“Elinde yüksek maliyetli hissesi olanlar tutsun, yeni hisse almak için acele etmeyin. Belki maliyet düşürmek için alım yapabilirsiniz. Uzun vadede iyiye gidecek.”
Sonra bir daha;
“Daha önceki fırsatları satış yönünde değerlendirmemiş olanlar hisselerini tutsun, yeni hisse almak için acele etmeyin. Uzun vadede iyiye gidecek. Gecelik repoda kalın.”
Gerçekten de, Ağustos ve Eylül 1998 süresince bu çok samimi (!) önerileri dinleyenler, sinir sahibi olup, mide ülserinden fırsat buldukları sıralarda kendilerini içkiye vurdular.
Enflasyonu düşünün!”
Enflasyonun bu boyda yüksek olduğu bir ülkede iki sene sonra “Canım, bir zamanlar 5000 liraya almıştık, simdi 10.000 ediyor.” demek, ne kadar anlamlıysa, sizin uzun vade kazançlarınız da, o kadar anlamlıdır.
Hazine bonosunu 45.000 liradan alıp bir sene sonra zaten 100.000 liraya satıyorsunuz, hem de devlet güvencesiyle! Beğenmeyip borsaya girdiyseniz, demek ki beklentiniz bunun üstünde olmalı.
Bir koyup bir daha alınca, skor ancak eşitleniyor; (Enflasyon 1-Bizim takım 1)
“Bunun üstünde kazanmalı ki enflasyonu yenelim.” Dediniz ve borsaya geldiniz.
5.000 liralık bir kağıt atağına başladığında duymuşsunuzdur; “Önce 20.000 sonra 60.000 olacak.” diye. Oyunu kuranlar 20.000 yollarında kağıdı satarken, siz 60.000 olacak diye bekleyenler arasında kalırsanız, uzun vadede kazançlarınız enflasyona yenik düşecektir. Böyle durumlarda, ani kazanç parlamalarını değerlendirip, bir an önce gecelik repo sığınağına geri dönmek stratejisi en iyi stratejidir.
“Kısa vadeli hareket yapın!” Tıpkı uzun vadeli düşünmemeniz gerektiği gibi, kısa vadeli hareket yapmanız da gerekmektedir.
Size “tutun” diyen lobi, ayni zamanda “Kısa vadeli oynamayın!” diye uyarıda bulunuyorsa dikkat edin. Borsalar düştüğünde “Kısa vadeli oynamayın!” önerileri gelmeye başlar. Çünkü bu düzeylerde yapılacak kısa vadeli kazanç hareketleri fiyat oluşturarak hızlı bir rebound yükselişi engelleyecektir.
Siz aşağılardan aldığınız malı hemen iki tick (kademe) yukarıya satışa koyduğunuzda, aşağı trendi güçlendirirsiniz. Tepkilerde siz para kazanırken, malına kıyamayanlar zarar edebilirler. Eğer aşağı seviyelerden kısa vadeli çalışır ve zarar ederseniz, çok hızlı bir şekilde piyasa sizin aldığınızdan da aşağılara gelir ki, bu onların işine gelmez, malları satamamış olurlar.
Borsada uzun vadede tutmaya değer kağıtlar da vardır. İyi temettü veren (her iyi kazanan iyi temettü vermez!) kağıtları uzun vadeli tutabilirsiniz.
Ancak temettü verimi düşük, “ileride söyle böyle olacak.” diye yükselen kağıtları uzun vadede tutanlar çoğunlukla zarar ederler.
Kimse piyasadan güçlü değildir!. Bir düşüş sırasında dünyayı siz tutamazsınız! Bırakın, zarar edin ve satın.
Ancak bunu bilenler size “Tutun” önerisinde bulunurken “Siz tutun, ben önce satayım!” demekteler.
Biraz yada kısmen hamile kalınamayacağına göre, yeniden pozisyon açmayı doğru bulmuyorsanız, piyasa da aşağı gidiyorsa satmayıp tutmak niye? Kaybedecek paranız mi çok? Kağıtları bedavaya mi aldınız?
Kaynak : H.Vedat Gürer/1998
Yeteri kadar para kaybederek bu dersleri aldığınıza göre, şimdi hayatta kalmanın Altın Kuralına gelebiliriz.
Bu altın kuralı öğrenmek için çok uzun ve acılı bir yoldan geçmek zorunda kalmış olabilirsiniz.
Altın kural olmaksızın yukarıda öğrendiğiniz bes ana kuralın da hiçbir anlamı olmayacaktır, o yüzden yukarıdaki kuralları öğrenip, “her şeyi öğrendim” artık diyerek bir kenara çekilemezsiniz.
Altın Kural : Sermayenin korunması, her zaman sermayenin büyütülmesinden önce gelmelidir!
Fırsatlar balık gibidir; her zaman kaçanı büyük olur. Ancak unutmamalısınız ki, gene denizdeki balıklar gibi, fırsatlar da bitmez.
İMKB siz girmeden önce çalışıyordu, sizden sonra da çalışacak. Siz öldükten sonra bile borsalar devam edecek, haberiniz var mı?
“Tüh, kazanamadım! Fırsat kaçtı!” dediğiniz anda durup, “tüm fırsatlar bitti mi?” diye bir sorun bakalım.
Yanınızdakiler çok iyi kazanıp siz kazanamadığınızda, moraliniz bozulup, hassas egonuz kırıldığında, yanlış hamleler yapacağınıza sakin olmayı başarmalısınız.
Geçmişe takılı kalmayın, kaçan fırsat her ne boyda olursa olsun, kaçmıştır.
Bu gibi hususlara takılırsanız disiplininizi kaybedersiniz.
Bir fırsat kaçtığı için, bunu kendine yediremeyerek, bankadan kredisini çoğaltıp, gücünün üstünde risk alan ve “şansını” çevirmeye çalışan yatırımcı, uzun vadede yıpranacaktır.
Bu satırların yazarı “çok risk = çok para” önermesinin tamamen yanlış olduğuna inanır. Bu hurafe!, risksiz para kazanmak isteyenlerin, riskleri başkalarına taşıtmak için yaydıkları bir söylentiden ibarettir. Çok risk aldığınızda sadece çok kaybedersiniz!
Doğru hesap şudur; (e’si, be’si yok! )
“Tüm hesaplarım iyi gider ve bütün iyi ihtimaller gerçekleşirse ne kazanırım?”
“Tüm hesaplarım kötü gider, bütün kötü ihtimaller gerçekleşirse ne kaybederim ?”
% 50 kazanmak için % 100 sermaye riskine girerseniz, her şey iyi gittiğinde 150 olurken, kötü gittiğinde hiç bir şeyiniz kalmaz.
O zaman; eğer %100 riske giriyorsanız buna değmesi gereklidir. (Örneğin rulet masası gibi; 10$ koyduğunuzda 360$ kazanabilirsiniz (% 3600!) Bu ihtimal o kadar yüksektir ki, pek çok insan para kaybetmeye değer bulunduğundan rulet oynar.)
Aldığınız risklerin ne uğruna olduğunu hesaplamadan risk alırsanız, sermayenizi küçültme ihtimaliniz yükselir.
Fark edeceğiniz gibi yukarıda bahsettiğimiz 5 ana+1 altın kuraldan prensipler, her ülkede ve her borsada geçerlidir.
Yerel Kurallar :
Gelelim bizim borsamızın yerel kurallarına;
Tüm borsalar ve bizim borsamız için geçerli olan kuralları yukarıda yazdık. Bunları bilmeniz zaten şart!
İMKB için ekstra kuralların başında şu geliyor;
“Uzun vadeli düşünmeyin!” Her kim ki size “uzun vadeli düşünün.”, diyorsa, kafanızın bir köşesinde alarm zilleri çalmaya başlasın. 300’ü geçen kağıt arasından itinayla seçip verilen “uzun vadede su kadar kazandı!” örneklerini çöpe atın!
Bu gerçekleri yazdığımız için “piyasadaki” bir çok kişiyi karşımıza aldığımızı biliyoruz. Ancak bireysel yatırımcıyı doğraya, doğraya, kuş başı yapanların söylemlerini yazmak gerekiyordu.
1998 çöküşü başladığından beri, gazete, televizyon, aracı kurum, dergi, velhasıl tüm yorum yapan uzmanlar (!) aynı şeyi tekrarladılar; “Elinde pahalı hissesi olanlar panik satışlardan kaçınsın ve tutsun, yeni hisse almak için acele etmeyin. Uzun vadede iyiye gidecek.”
Sonra gene;
“Elinde yüksek maliyetli hissesi olanlar tutsun, yeni hisse almak için acele etmeyin. Belki maliyet düşürmek için alım yapabilirsiniz. Uzun vadede iyiye gidecek.”
Sonra bir daha;
“Daha önceki fırsatları satış yönünde değerlendirmemiş olanlar hisselerini tutsun, yeni hisse almak için acele etmeyin. Uzun vadede iyiye gidecek. Gecelik repoda kalın.”
Gerçekten de, Ağustos ve Eylül 1998 süresince bu çok samimi (!) önerileri dinleyenler, sinir sahibi olup, mide ülserinden fırsat buldukları sıralarda kendilerini içkiye vurdular.
Enflasyonu düşünün!”
Enflasyonun bu boyda yüksek olduğu bir ülkede iki sene sonra “Canım, bir zamanlar 5000 liraya almıştık, simdi 10.000 ediyor.” demek, ne kadar anlamlıysa, sizin uzun vade kazançlarınız da, o kadar anlamlıdır.
Hazine bonosunu 45.000 liradan alıp bir sene sonra zaten 100.000 liraya satıyorsunuz, hem de devlet güvencesiyle! Beğenmeyip borsaya girdiyseniz, demek ki beklentiniz bunun üstünde olmalı.
Bir koyup bir daha alınca, skor ancak eşitleniyor; (Enflasyon 1-Bizim takım 1)
“Bunun üstünde kazanmalı ki enflasyonu yenelim.” Dediniz ve borsaya geldiniz.
5.000 liralık bir kağıt atağına başladığında duymuşsunuzdur; “Önce 20.000 sonra 60.000 olacak.” diye. Oyunu kuranlar 20.000 yollarında kağıdı satarken, siz 60.000 olacak diye bekleyenler arasında kalırsanız, uzun vadede kazançlarınız enflasyona yenik düşecektir. Böyle durumlarda, ani kazanç parlamalarını değerlendirip, bir an önce gecelik repo sığınağına geri dönmek stratejisi en iyi stratejidir.
“Kısa vadeli hareket yapın!” Tıpkı uzun vadeli düşünmemeniz gerektiği gibi, kısa vadeli hareket yapmanız da gerekmektedir.
Size “tutun” diyen lobi, ayni zamanda “Kısa vadeli oynamayın!” diye uyarıda bulunuyorsa dikkat edin. Borsalar düştüğünde “Kısa vadeli oynamayın!” önerileri gelmeye başlar. Çünkü bu düzeylerde yapılacak kısa vadeli kazanç hareketleri fiyat oluşturarak hızlı bir rebound yükselişi engelleyecektir.
Siz aşağılardan aldığınız malı hemen iki tick (kademe) yukarıya satışa koyduğunuzda, aşağı trendi güçlendirirsiniz. Tepkilerde siz para kazanırken, malına kıyamayanlar zarar edebilirler. Eğer aşağı seviyelerden kısa vadeli çalışır ve zarar ederseniz, çok hızlı bir şekilde piyasa sizin aldığınızdan da aşağılara gelir ki, bu onların işine gelmez, malları satamamış olurlar.
Borsada uzun vadede tutmaya değer kağıtlar da vardır. İyi temettü veren (her iyi kazanan iyi temettü vermez!) kağıtları uzun vadeli tutabilirsiniz.
Ancak temettü verimi düşük, “ileride söyle böyle olacak.” diye yükselen kağıtları uzun vadede tutanlar çoğunlukla zarar ederler.
Kimse piyasadan güçlü değildir!. Bir düşüş sırasında dünyayı siz tutamazsınız! Bırakın, zarar edin ve satın.
Ancak bunu bilenler size “Tutun” önerisinde bulunurken “Siz tutun, ben önce satayım!” demekteler.
Biraz yada kısmen hamile kalınamayacağına göre, yeniden pozisyon açmayı doğru bulmuyorsanız, piyasa da aşağı gidiyorsa satmayıp tutmak niye? Kaybedecek paranız mi çok? Kağıtları bedavaya mi aldınız?
Kaynak : H.Vedat Gürer/1998
İMKB'de Az Zarar Etmenin Yolları-I
Evrensel Prensipler :
Burada özellikle değinmek istediğimiz dünyanın her yerinde geçerli prensiplere can yeleği gibi sarılırsanız, borsada hayatta kalma şansınız yükselir.
5 Ana Kural :
Söylentiyi (beklentiyi!) satın alıp, gerçeği satın.
Sonrakine biraz kazanç bırakın, kar realizasyonu yapmaktan kimse batmamıştır.
Hiçbir zaman ödünç fonlarla spekülasyon yapmayın.
Disiplininizi koruyun!
İlk zarar en iyi zarardır, zararınızı edip yola devam edin.
Bu kuralların yanında yüzlercesi daha vardır. Daha yakışıklı olanlarını da duymuş olabilirsiniz.
Söylentiyi alıp gerçeği satmak konusunda güzel örnekler vardır. Her ay başında enflasyon oranları açıklanır ve enflasyon düşük bekleniyorsa ve de beklendiğinden de düşük çıktıysa, piyasaya hemen satış gelir. Bizce bunu anlamaktan kolay bir şey yok; iyi çıkacağı fikriyle mala girdiniz ve iyi çıktı, siz ne yapmak için almıştınız?
Madem aldığınız hisseler beklediğiniz gibi (söylendiği gibi) yükseldi, o halde satın ve kağıt üzerinde ettiğiniz kazancı nakit paraya çevirip bir soluklanın. Artık bundan sonra hisse düşer mi, daha mi yükselir onu da başka beklentisi olanlara bırakın.
Yahut ödünç fonlarla spekülasyon yapanların durumuna bakalım;
Ama önce bir Türk atasözü;
“Deveyi yardan uçuran; bir tutam ottur!”
Şunu baştan biliniz ki, piyasanın sadece ve sadece yukarıya gitme ihtimali olduğunda, ödünç fonlarla spekülasyon para kazandırır; piyasaya çok sert ve uzun süreli bir alış gelecektir. Boğa piyasası kesindir. O zaman belki! Evet sadece belki, bu şekilde daha hızlı büyüyebilirsiniz. (Yani sermayenizi büyütebilirsiniz, yoksa boyunuzun büyümesinden bahsetmiyoruz.)
Herkes hesabi biliyordur :
* Eğer sermayenizin %30’unu kaybederseniz, aynı noktaya geri gelmek için kalana % 50 kazandırmanız gerekir.
Yoook,
* Eğer sermayenizin yarısını kaybederseniz, kalan miktarı ikiye katlasanız ancak başlangıç noktanıza geri gelmiş olursunuz. Borç aldığınız zaman banka veya aracı kurumdaki varlığınızın yarısı ila on misli aralığında borç bulabilirsiniz. (Gerçektende, on misli kredi ile işlem yapanlar vardır. Ne diyelim? (Bkz. Atasözü.)
Bire bir kredi aldığınızı düşünelim: Yani piyasa değeri 100 lira olan hisse senediniz karşılığında bir o kadar da borsadan mal aldınız. Hisseniz % 20 yukarı gittiğinde 20 yerine 40 lira kazandınız. Sizin ana paradan borç faizleri, kurtaj olarak örneğin 2 lira düşülürse, hisseleri satıp borcunuzu faiziyle ödediğinizde (100+2), net 138 lira falan kazanırsınız. Fakat işler %20 kötüye giderse ana paranız çok daha hızlı azalacaktır. 200 lira değerinde hisseden 40 lira zarar edip borcunuzu faiz ve sair giderleri ile (100+2) ödeyeceksiniz.Böylece sermayeyi 58 lira gibi bir düzeye indirmiş olacaksınız.
Eğer daha hızlı bir kayıp olursa, mesela -% 35 gibi, yabancılarin “margin call” dediği, bizde ise “para ilave edin” diyebileceğimiz bir duruma düşersiniz. Çünkü pozisyonunuz üçte bire inmiştir. Eğer hisse-borç dengesini istenen seviyede tutmak için para yatırmazsanız banka rehin tuttuğu mallarınıza karşılık, faizleri de hesaplayıp, piyasadaki likidite riskini de düşünerek mallarınızı, size hiç zahmet çıkartmadan, sizin yerinize satacak ve hakkı olan -yani sizin kaybettiğiniz- parayı tahsil edecektir. Bu tasfiyeden sonra size de kalan kırıntıları alıp gitmek kalır.
Ülkemizde aldığınız bu ilave riskleri azaltmanıza yarayacak (hedge) başka yatırım enstrümanları olmadığı için aldığınız riskler hep tek yönde olmaktadır.
Ancak her şey sırayla. Önemli olan soru su; bunları öğreninceye kadar kaç para kaybettiniz?
Burada dürüst bir şekilde durun ve kendinize sorun; yukarıdaki kuralları öğrenmiş miyim? Diye. Yani disiplininizi koruyun!
Yok eğer hala öğrenmemişseniz, sizi kurtarmak çok zor olacak.
Eğer “Ben para kaybetmeden öğrendim, ben bunları zaten biliyorum” diyorsanız, ya bir borsa dahisisiniz, ya da “kendi” paranızı kaybetmeden öğrenen şanslı gruptansınız. (“Başkalarının parası” oyununa girmeyi başarmışsanız, size anlatacak pek bir sey kalmadı diyebilirim, yine de okuduğunuz için teşekkürler.)
Kaynak : H.Vedat Gürer/1998
Burada özellikle değinmek istediğimiz dünyanın her yerinde geçerli prensiplere can yeleği gibi sarılırsanız, borsada hayatta kalma şansınız yükselir.
5 Ana Kural :
Söylentiyi (beklentiyi!) satın alıp, gerçeği satın.
Sonrakine biraz kazanç bırakın, kar realizasyonu yapmaktan kimse batmamıştır.
Hiçbir zaman ödünç fonlarla spekülasyon yapmayın.
Disiplininizi koruyun!
İlk zarar en iyi zarardır, zararınızı edip yola devam edin.
Bu kuralların yanında yüzlercesi daha vardır. Daha yakışıklı olanlarını da duymuş olabilirsiniz.
Söylentiyi alıp gerçeği satmak konusunda güzel örnekler vardır. Her ay başında enflasyon oranları açıklanır ve enflasyon düşük bekleniyorsa ve de beklendiğinden de düşük çıktıysa, piyasaya hemen satış gelir. Bizce bunu anlamaktan kolay bir şey yok; iyi çıkacağı fikriyle mala girdiniz ve iyi çıktı, siz ne yapmak için almıştınız?
Madem aldığınız hisseler beklediğiniz gibi (söylendiği gibi) yükseldi, o halde satın ve kağıt üzerinde ettiğiniz kazancı nakit paraya çevirip bir soluklanın. Artık bundan sonra hisse düşer mi, daha mi yükselir onu da başka beklentisi olanlara bırakın.
Yahut ödünç fonlarla spekülasyon yapanların durumuna bakalım;
Ama önce bir Türk atasözü;
“Deveyi yardan uçuran; bir tutam ottur!”
Şunu baştan biliniz ki, piyasanın sadece ve sadece yukarıya gitme ihtimali olduğunda, ödünç fonlarla spekülasyon para kazandırır; piyasaya çok sert ve uzun süreli bir alış gelecektir. Boğa piyasası kesindir. O zaman belki! Evet sadece belki, bu şekilde daha hızlı büyüyebilirsiniz. (Yani sermayenizi büyütebilirsiniz, yoksa boyunuzun büyümesinden bahsetmiyoruz.)
Herkes hesabi biliyordur :
* Eğer sermayenizin %30’unu kaybederseniz, aynı noktaya geri gelmek için kalana % 50 kazandırmanız gerekir.
Yoook,
* Eğer sermayenizin yarısını kaybederseniz, kalan miktarı ikiye katlasanız ancak başlangıç noktanıza geri gelmiş olursunuz. Borç aldığınız zaman banka veya aracı kurumdaki varlığınızın yarısı ila on misli aralığında borç bulabilirsiniz. (Gerçektende, on misli kredi ile işlem yapanlar vardır. Ne diyelim? (Bkz. Atasözü.)
Bire bir kredi aldığınızı düşünelim: Yani piyasa değeri 100 lira olan hisse senediniz karşılığında bir o kadar da borsadan mal aldınız. Hisseniz % 20 yukarı gittiğinde 20 yerine 40 lira kazandınız. Sizin ana paradan borç faizleri, kurtaj olarak örneğin 2 lira düşülürse, hisseleri satıp borcunuzu faiziyle ödediğinizde (100+2), net 138 lira falan kazanırsınız. Fakat işler %20 kötüye giderse ana paranız çok daha hızlı azalacaktır. 200 lira değerinde hisseden 40 lira zarar edip borcunuzu faiz ve sair giderleri ile (100+2) ödeyeceksiniz.Böylece sermayeyi 58 lira gibi bir düzeye indirmiş olacaksınız.
Eğer daha hızlı bir kayıp olursa, mesela -% 35 gibi, yabancılarin “margin call” dediği, bizde ise “para ilave edin” diyebileceğimiz bir duruma düşersiniz. Çünkü pozisyonunuz üçte bire inmiştir. Eğer hisse-borç dengesini istenen seviyede tutmak için para yatırmazsanız banka rehin tuttuğu mallarınıza karşılık, faizleri de hesaplayıp, piyasadaki likidite riskini de düşünerek mallarınızı, size hiç zahmet çıkartmadan, sizin yerinize satacak ve hakkı olan -yani sizin kaybettiğiniz- parayı tahsil edecektir. Bu tasfiyeden sonra size de kalan kırıntıları alıp gitmek kalır.
Ülkemizde aldığınız bu ilave riskleri azaltmanıza yarayacak (hedge) başka yatırım enstrümanları olmadığı için aldığınız riskler hep tek yönde olmaktadır.
Ancak her şey sırayla. Önemli olan soru su; bunları öğreninceye kadar kaç para kaybettiniz?
Burada dürüst bir şekilde durun ve kendinize sorun; yukarıdaki kuralları öğrenmiş miyim? Diye. Yani disiplininizi koruyun!
Yok eğer hala öğrenmemişseniz, sizi kurtarmak çok zor olacak.
Eğer “Ben para kaybetmeden öğrendim, ben bunları zaten biliyorum” diyorsanız, ya bir borsa dahisisiniz, ya da “kendi” paranızı kaybetmeden öğrenen şanslı gruptansınız. (“Başkalarının parası” oyununa girmeyi başarmışsanız, size anlatacak pek bir sey kalmadı diyebilirim, yine de okuduğunuz için teşekkürler.)
Kaynak : H.Vedat Gürer/1998
Yatırım Yapmanın 10 Altın Kuralı-II
6) Net nakit akımı analizi
Şirketlerin net kârı yerine faaliyetlerine odaklanan yatırımcılar, şirketlerin gerçek değerini hesaplarken, geleceğe yönelik nakit akımlarını da göz önünde bulundurmalıdırlar. Şirketin faiz vergi, amortisman öncesi kârından önemli nakit çıkışlarını yani yapılmakta olan/yapılacak yatırım ve net çalışma sermayesindeki değişimler çıkarılarak serbest nakit akımları bulunur. Daha sonra (şirket, sektör ve ülke riski göz önüne alınarak) uygun bir iskonto oranı ile bu nakit akımları bugüne indirgenerek, şirketin gerçek değeri bulunur. Bu analizleri yapan yatırımcının şirketin piyasadaki değeri ile bulduğu gerçek değeri kıyaslaması gerekmektedir. Eğer mevcut piyasa değeri şirketin olması gereken değerinin altında ise, yatırımcı bu şirket ya da şirketlere uygun bir zamanlama ile yatırım yapabilir.
7) Yatırımcı yatırım vadesini ve kendi risk-getiri profilini belirlemelidir
Yatırmcılar, ilk önce hangi vadede yatırım yapmak istediğini belirlemelidirler. Sermaye piyasalarında yatırım yapan bir yatırımcının orta ve uzun vadeli düşünmesi gerekir. Yatırımcıların yaşam koşulları ve risk anlayışları farklılık gösterdiğinden, her yatırımcı kendi risk-getiri profilini belirleyerek, bu profile uygun olarak yatırımlarını yönlendirmelidir. Bu doğrultuda, bazı yatırımcılar, riski daha yüksek yatırımlara sıcak bakarken, bazıları ise daha düşük risk taşıyan yatırım araçlarına yatırım yapmaktadır. Riski sevmeyen bir yatırımcı, ileride büyüme potansiyeli taşıyan ve riskli bir şirkete yatırım yapmak yerine daha yavaş büyüyen, her sene iyi temettü dağıtan bir şirkete yatırım yapmayı tercih etmelidir. Öte yandan, biraz daha fazla risk almak isteyen bir yatırımcı ise yapılacak yatırım ve uygulanacak stratejiler ile yüksek büyüme potansiyeli gösterebilecek bir şirkete yatırım yapabilir.
8) Portföyünüzü çeşirtlendirmek riski minimuma indirir
Hisse senedi yatırımı yapan bir yatırımcı makro ekonomik koşullardan kaynaklanan ve sistematik olarak adlandırılan riskin yanısıra, şirkete özel bir takım riskleri (şirketin mali durumunun kötüye gitmesi, pazar kaybı vs) de almaktadır. Sadece bir hisseye yatırım yapan yatırımcının toplam riski, şirket riski nedeni ile önemli ölçüde artmaktadır. Birden fazla ve çeşitli kriterlere göre seçilmiş şirketlere yatırım yapılması, şirket riskini en aza indirirken, taşınan riski sistematik risk ile sınırlandırmaktadır. Bu nedenle, mümkün olduğu kadar, ekonomik koşullara olan duyarlılığı farklılık gösteren birden fazla şirkete yatırım yapılmalı yani portföyde çeşitliliğe gidilmelidir.
9) Teknik analiz
Yatırım yapılacak şirketlerin belirlenmesinden sonra, alım için uygun fiyatların tespitinde teknik analiz önemli bir araçtır. Hisse senedinin fiyat grafiği incelenerek, temel destek ve direnç noktaları tespit edilmeli ve alıma geçilmelidir.
10) Şirketler ve içinde bulundukları sektörler hakkındaki haber ve gelişmeler takip edilmeli
Yatırım yapıldıktan sonra, bu şirketler hakkındaki haber ve gelişmeler yakından takip edilerek, şirketler üzerindeki etkileri analiz edilmelidir. Örneğin, alınan yeni bir ihale, şirketlerin gelir tahminlerini değiştirirken, kaybedilen bir ihracat pazarı da aksi etki yaratabilir. Şirketin içinde bulunduğu sektördeki gelişmeler de şirketleri yakından etkilemektedir. Örneğin, sektöre verilen teşvikler, yeni ülkelerarası anlaşmalar, getirilen düzenlemeler, sektörü ve şirketleri olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, yatırımcılar şirketlerin açıkladığı dönemsel mali tabloları mevsimsellik gibi faktörleri de göz önüne alarak incelemelidir. Hedeflenen piyasa değerine ulaşıldığında yine zamanlamaya dikkat edilerek satıma geçilmelidir.
Kaynak : Strateji Yatırım
Şirketlerin net kârı yerine faaliyetlerine odaklanan yatırımcılar, şirketlerin gerçek değerini hesaplarken, geleceğe yönelik nakit akımlarını da göz önünde bulundurmalıdırlar. Şirketin faiz vergi, amortisman öncesi kârından önemli nakit çıkışlarını yani yapılmakta olan/yapılacak yatırım ve net çalışma sermayesindeki değişimler çıkarılarak serbest nakit akımları bulunur. Daha sonra (şirket, sektör ve ülke riski göz önüne alınarak) uygun bir iskonto oranı ile bu nakit akımları bugüne indirgenerek, şirketin gerçek değeri bulunur. Bu analizleri yapan yatırımcının şirketin piyasadaki değeri ile bulduğu gerçek değeri kıyaslaması gerekmektedir. Eğer mevcut piyasa değeri şirketin olması gereken değerinin altında ise, yatırımcı bu şirket ya da şirketlere uygun bir zamanlama ile yatırım yapabilir.
7) Yatırımcı yatırım vadesini ve kendi risk-getiri profilini belirlemelidir
Yatırmcılar, ilk önce hangi vadede yatırım yapmak istediğini belirlemelidirler. Sermaye piyasalarında yatırım yapan bir yatırımcının orta ve uzun vadeli düşünmesi gerekir. Yatırımcıların yaşam koşulları ve risk anlayışları farklılık gösterdiğinden, her yatırımcı kendi risk-getiri profilini belirleyerek, bu profile uygun olarak yatırımlarını yönlendirmelidir. Bu doğrultuda, bazı yatırımcılar, riski daha yüksek yatırımlara sıcak bakarken, bazıları ise daha düşük risk taşıyan yatırım araçlarına yatırım yapmaktadır. Riski sevmeyen bir yatırımcı, ileride büyüme potansiyeli taşıyan ve riskli bir şirkete yatırım yapmak yerine daha yavaş büyüyen, her sene iyi temettü dağıtan bir şirkete yatırım yapmayı tercih etmelidir. Öte yandan, biraz daha fazla risk almak isteyen bir yatırımcı ise yapılacak yatırım ve uygulanacak stratejiler ile yüksek büyüme potansiyeli gösterebilecek bir şirkete yatırım yapabilir.
8) Portföyünüzü çeşirtlendirmek riski minimuma indirir
Hisse senedi yatırımı yapan bir yatırımcı makro ekonomik koşullardan kaynaklanan ve sistematik olarak adlandırılan riskin yanısıra, şirkete özel bir takım riskleri (şirketin mali durumunun kötüye gitmesi, pazar kaybı vs) de almaktadır. Sadece bir hisseye yatırım yapan yatırımcının toplam riski, şirket riski nedeni ile önemli ölçüde artmaktadır. Birden fazla ve çeşitli kriterlere göre seçilmiş şirketlere yatırım yapılması, şirket riskini en aza indirirken, taşınan riski sistematik risk ile sınırlandırmaktadır. Bu nedenle, mümkün olduğu kadar, ekonomik koşullara olan duyarlılığı farklılık gösteren birden fazla şirkete yatırım yapılmalı yani portföyde çeşitliliğe gidilmelidir.
9) Teknik analiz
Yatırım yapılacak şirketlerin belirlenmesinden sonra, alım için uygun fiyatların tespitinde teknik analiz önemli bir araçtır. Hisse senedinin fiyat grafiği incelenerek, temel destek ve direnç noktaları tespit edilmeli ve alıma geçilmelidir.
10) Şirketler ve içinde bulundukları sektörler hakkındaki haber ve gelişmeler takip edilmeli
Yatırım yapıldıktan sonra, bu şirketler hakkındaki haber ve gelişmeler yakından takip edilerek, şirketler üzerindeki etkileri analiz edilmelidir. Örneğin, alınan yeni bir ihale, şirketlerin gelir tahminlerini değiştirirken, kaybedilen bir ihracat pazarı da aksi etki yaratabilir. Şirketin içinde bulunduğu sektördeki gelişmeler de şirketleri yakından etkilemektedir. Örneğin, sektöre verilen teşvikler, yeni ülkelerarası anlaşmalar, getirilen düzenlemeler, sektörü ve şirketleri olumlu ya da olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, yatırımcılar şirketlerin açıkladığı dönemsel mali tabloları mevsimsellik gibi faktörleri de göz önüne alarak incelemelidir. Hedeflenen piyasa değerine ulaşıldığında yine zamanlamaya dikkat edilerek satıma geçilmelidir.
Kaynak : Strateji Yatırım
Yatırım Yapmanın 10 Altın Kuralı-I
İyi Bir Yatırım İçin İzlenmesi Gereken Adımlar
1) Büyüyen ya da büyüme potansiyeli olan sektörler seçilmeli
IMKB'de yatırım yapmak isteyen yatırımcıların öncelikle dikkat etmesi gereken nokta, sektörlerin genel ekonomideki dalgalanmalara ne kadar duyarlı olduğunu göz önünde bulundurarak, büyüyen ya da büyüme potansiyeli olan sektörlere yönelmesidir. Bazı sektörler büyüme potansiyeli taşımakla beraber, ekonomik dalgalanmalardan doğrudan etkilenmektedir. Beyaz eşya, otomotiv ve demir-çelik, ekonominin daraldığı ve büyüdüğü yıllarda bu büyümeyi çok yakından takip eden sektörlere iyi birer örnektir. Bazı sektörler ise ekonomiyi geriden takip etmektedir. Örneğin, inşaat ve inşaat malzemeleri sektörleri (çimento, cam, vs) ekonomik büyümeyi belirli bir zaman farkı ile takip etmektedirler. Öte yandan, gıda ve kısmen perakende gibi sektörler zorunlu harcamalar nedeni ile ekonomik dalgalanmalardan daha az etkilenmektedirler.
> Sektör Seçimi/Hisse Seçimi
> Portföy Oluşturma
> Yatırımın Zamanlaması
> Şirket ve Sektör Takibi
> Son Söz: Profesyonel yardım alın
2) Büyüyen ya da büyüme potansiyeli olan şirketler seçilmeli
Sektör seçiminden sonra sıra şirket seçimine gelmelidir. Yatırımcılar büyüyen ya da büyüme potansiyeli olan sektörlerde yine bu potansiyele sahip olan şirketleri seçmelidirler. Şirket seçimi yapılırken, şirketlerin sektördeki konumu, finansal durumu, yönetimi, geleceğe yönelik beklenti ve hedefleri ile şirketlerin stratejileri incelenmelidir.
3) Enflasyon etkisi düşünülerek şirketlerin finansal tabloları reel anlamda incelenmeli
Seçilen sektördeki şirketlerin finansal durumları incelenirken, enflasyonun olduğu bir ortamda nominal rakamların gerçeği yansıtmakta yetersiz kaldığı göz önünde bulundurularak, reel rakamlara odaklanılmalıdır.
4) Net kâr yerine faaliyetlerden elde edilen kâra odaklanmak gerekir
Finansal incelemede özellikle şirketlerin faaliyetlerinden elde edilen kâra odaklanmak gerekir. Yatırımcıların, çoğu zaman baktıkları net kâr, bazı şirketlerde gelecekte devamı mümkün olmayan faaliyet dışı gelirleri de içerdiğinden, sağlıklı bir analiz yapılmasına olanak sağlamamaktadır. Örneğin, özellikle faizlerin önemli ölçüde gerilediği bir ortamda, şirketlerin eskiden olduğu kadar faiz geliri elde etmeleri mümkün olmayacaktır.
5) Karşılaştırma
Yatırım yapılacak şirketin belirlenmesi sırasında kullanılacak en önemli yöntemlerden bir tanesi de şirketi aynı sektörde yer alan yerli ve yabancı rakipleri ile karşılaştırmaktır. Bu noktada, satış, pazar payı ve esas faaliyet kârlılığı gibi temel göstergeler ön plana çıkarken, şirketlerin finansal (Likidite, Kârlılık, Borçluluk) ve piyasa rasyolarının (Fiyat/Kazanç, Firma Değeri/Faiz Vergi Amortisman Öncesi Kâr gibi) karşılaştırmalı analizi yapılmalıdır. Bu karşılaştırma sonucunda, hem finansal hem de piyasa rasyoları alım için uygun fırsatın olduğunu gösterirlerken; bazen de şirketin finansal rasyoları sağlıklı bir şirket yapısını, piyasa rasyoları ise şirketin piyasa değerinin olması gerektiğinden yüksek olduğunu gösterebilir.
Kaynak : Strateji Yatırım
1) Büyüyen ya da büyüme potansiyeli olan sektörler seçilmeli
IMKB'de yatırım yapmak isteyen yatırımcıların öncelikle dikkat etmesi gereken nokta, sektörlerin genel ekonomideki dalgalanmalara ne kadar duyarlı olduğunu göz önünde bulundurarak, büyüyen ya da büyüme potansiyeli olan sektörlere yönelmesidir. Bazı sektörler büyüme potansiyeli taşımakla beraber, ekonomik dalgalanmalardan doğrudan etkilenmektedir. Beyaz eşya, otomotiv ve demir-çelik, ekonominin daraldığı ve büyüdüğü yıllarda bu büyümeyi çok yakından takip eden sektörlere iyi birer örnektir. Bazı sektörler ise ekonomiyi geriden takip etmektedir. Örneğin, inşaat ve inşaat malzemeleri sektörleri (çimento, cam, vs) ekonomik büyümeyi belirli bir zaman farkı ile takip etmektedirler. Öte yandan, gıda ve kısmen perakende gibi sektörler zorunlu harcamalar nedeni ile ekonomik dalgalanmalardan daha az etkilenmektedirler.
> Sektör Seçimi/Hisse Seçimi
> Portföy Oluşturma
> Yatırımın Zamanlaması
> Şirket ve Sektör Takibi
> Son Söz: Profesyonel yardım alın
2) Büyüyen ya da büyüme potansiyeli olan şirketler seçilmeli
Sektör seçiminden sonra sıra şirket seçimine gelmelidir. Yatırımcılar büyüyen ya da büyüme potansiyeli olan sektörlerde yine bu potansiyele sahip olan şirketleri seçmelidirler. Şirket seçimi yapılırken, şirketlerin sektördeki konumu, finansal durumu, yönetimi, geleceğe yönelik beklenti ve hedefleri ile şirketlerin stratejileri incelenmelidir.
3) Enflasyon etkisi düşünülerek şirketlerin finansal tabloları reel anlamda incelenmeli
Seçilen sektördeki şirketlerin finansal durumları incelenirken, enflasyonun olduğu bir ortamda nominal rakamların gerçeği yansıtmakta yetersiz kaldığı göz önünde bulundurularak, reel rakamlara odaklanılmalıdır.
4) Net kâr yerine faaliyetlerden elde edilen kâra odaklanmak gerekir
Finansal incelemede özellikle şirketlerin faaliyetlerinden elde edilen kâra odaklanmak gerekir. Yatırımcıların, çoğu zaman baktıkları net kâr, bazı şirketlerde gelecekte devamı mümkün olmayan faaliyet dışı gelirleri de içerdiğinden, sağlıklı bir analiz yapılmasına olanak sağlamamaktadır. Örneğin, özellikle faizlerin önemli ölçüde gerilediği bir ortamda, şirketlerin eskiden olduğu kadar faiz geliri elde etmeleri mümkün olmayacaktır.
5) Karşılaştırma
Yatırım yapılacak şirketin belirlenmesi sırasında kullanılacak en önemli yöntemlerden bir tanesi de şirketi aynı sektörde yer alan yerli ve yabancı rakipleri ile karşılaştırmaktır. Bu noktada, satış, pazar payı ve esas faaliyet kârlılığı gibi temel göstergeler ön plana çıkarken, şirketlerin finansal (Likidite, Kârlılık, Borçluluk) ve piyasa rasyolarının (Fiyat/Kazanç, Firma Değeri/Faiz Vergi Amortisman Öncesi Kâr gibi) karşılaştırmalı analizi yapılmalıdır. Bu karşılaştırma sonucunda, hem finansal hem de piyasa rasyoları alım için uygun fırsatın olduğunu gösterirlerken; bazen de şirketin finansal rasyoları sağlıklı bir şirket yapısını, piyasa rasyoları ise şirketin piyasa değerinin olması gerektiğinden yüksek olduğunu gösterebilir.
Kaynak : Strateji Yatırım
Borsa ve Semt Pazarı
Borsa nasıl işler? Bazen hareketlenen küçük piyasa değerli şirketlerin büyük miktarlarda alınıp/satılmasını nasıl açıklayabiliriz? Yatırımcı olarak bu tür hareketlerden kendimizi nasıl koruyabiliriz?
Semt pazarınada alış veriş yapmakla borsada alışveriş yapmamın arasında hangi benzerlikler var? Bu konuyu hiç düşündünüz mü?
Semt pazarıyla borsa pazarının çalışma sistemi temelde aynıdır. Pazar, alıcı ile satıcının karsılastığı alanlardır. Borsa pazarının, semt pazarından ayıran en büyük özellik sıkı kurallara bağlanmış olmasıdır. Ama pazardaki alıcı ve satıcının mantığı, semt pazarında ki gibi olursa siz istediğiniz kadar teknoloji ile destekleyin gelinen nokta aynı olacaktır.
Pazarların ilk özelliği alıcı ve satıcının olmasıdır.
Pazarların ikinci en büyük özelliği arz ve talebin oluşmasıdır. Arz ve talebin belirlenmesi aslında çok karışık hesaplamaları vardır. Bu karışık hesapları çok büyük uzmanlara bırakarak biz yatırımcıları ilgilendiren tarafına bakalım :
Borsada bir gün bir hisse senedinde anormal işler olmaya başlar. Hiç bir özelliği olmayan sıradan ve işlem hacmi sığ bir hisse senedinde yüzbinlerce lot işlem olmaya ve hisse senedi fiyatı artmaya başlar. Muhtemelen bu hareketlenme esnasında hisse senedinin her alış ve satış kademesinde milyonlarla telafuz edilen alıcı ve satıcı vardır.
İstanbul'un ünlü semt pazarlarına gidin pazarın bir yerinde mutlaka bir anormal hareketlenme vardır. Pazarda da ki süküneti bozan bu tezgahın (hakiki tezgah )önünde bir sürü alıcı kapış kapış mal seçmektedir. Siz de ister istemez tezgahın önünde durursunuz ve elinizle birşeyler karıştırırsınız. O kalabalıkta o tezgahta satılan ürünlerin aslında bilmem ne mağazasında ne fiyatla satıldığını öğrenirsiniz, ünlü bir kaç sanatcının da o tezgahtan mal aldığını da bir çırpıda öğrenirsiniz. Aslında sizi satılan o ürünü almak için pazara çıkmamışsınızdır. Ama aynı durumda ki binlerce pazar müşterisi de almayı hiç planlamadığı o ürünü almaya başlamıştır. Aslında o kalabalığı yarım saat kadar dışardan izleseniz o tezgahtan mal alanların bir bölümünün tezgahın arkasından aldığı malları geri getirdiğini ve tezgahın önünden yeniden müşteri gibi davrandığını göreceksinizdir.
Borsada da zaman zaman ortaya konan budur. Temel verileri emsal şirketlerden daha iyi olmayan sıradan hisselerde yapay olarak oluşturulan bu haretlenmeyle sektör ortalamasının üç-beş katı fiyatla yatırımcıya mal satmak için yapılabilir. Milyonlarca lotla ifede edilen alıcı ve satıcının ortada olmadığını anladığımız gün çok büyük bir yanılgıya düştüğümüzü anlarız Bu senaryo yıllardır var ve her defasında yanılan, magdur olan yatırımcılar oluyor.
İşin kötüsü nedir derseniz, ne için borsada olduğunu bilmeyen yatırımcının varlığıdır.
Kaynak : Strateji Yatırım
Semt pazarınada alış veriş yapmakla borsada alışveriş yapmamın arasında hangi benzerlikler var? Bu konuyu hiç düşündünüz mü?
Semt pazarıyla borsa pazarının çalışma sistemi temelde aynıdır. Pazar, alıcı ile satıcının karsılastığı alanlardır. Borsa pazarının, semt pazarından ayıran en büyük özellik sıkı kurallara bağlanmış olmasıdır. Ama pazardaki alıcı ve satıcının mantığı, semt pazarında ki gibi olursa siz istediğiniz kadar teknoloji ile destekleyin gelinen nokta aynı olacaktır.
Pazarların ilk özelliği alıcı ve satıcının olmasıdır.
Pazarların ikinci en büyük özelliği arz ve talebin oluşmasıdır. Arz ve talebin belirlenmesi aslında çok karışık hesaplamaları vardır. Bu karışık hesapları çok büyük uzmanlara bırakarak biz yatırımcıları ilgilendiren tarafına bakalım :
Borsada bir gün bir hisse senedinde anormal işler olmaya başlar. Hiç bir özelliği olmayan sıradan ve işlem hacmi sığ bir hisse senedinde yüzbinlerce lot işlem olmaya ve hisse senedi fiyatı artmaya başlar. Muhtemelen bu hareketlenme esnasında hisse senedinin her alış ve satış kademesinde milyonlarla telafuz edilen alıcı ve satıcı vardır.
İstanbul'un ünlü semt pazarlarına gidin pazarın bir yerinde mutlaka bir anormal hareketlenme vardır. Pazarda da ki süküneti bozan bu tezgahın (hakiki tezgah )önünde bir sürü alıcı kapış kapış mal seçmektedir. Siz de ister istemez tezgahın önünde durursunuz ve elinizle birşeyler karıştırırsınız. O kalabalıkta o tezgahta satılan ürünlerin aslında bilmem ne mağazasında ne fiyatla satıldığını öğrenirsiniz, ünlü bir kaç sanatcının da o tezgahtan mal aldığını da bir çırpıda öğrenirsiniz. Aslında sizi satılan o ürünü almak için pazara çıkmamışsınızdır. Ama aynı durumda ki binlerce pazar müşterisi de almayı hiç planlamadığı o ürünü almaya başlamıştır. Aslında o kalabalığı yarım saat kadar dışardan izleseniz o tezgahtan mal alanların bir bölümünün tezgahın arkasından aldığı malları geri getirdiğini ve tezgahın önünden yeniden müşteri gibi davrandığını göreceksinizdir.
Borsada da zaman zaman ortaya konan budur. Temel verileri emsal şirketlerden daha iyi olmayan sıradan hisselerde yapay olarak oluşturulan bu haretlenmeyle sektör ortalamasının üç-beş katı fiyatla yatırımcıya mal satmak için yapılabilir. Milyonlarca lotla ifede edilen alıcı ve satıcının ortada olmadığını anladığımız gün çok büyük bir yanılgıya düştüğümüzü anlarız Bu senaryo yıllardır var ve her defasında yanılan, magdur olan yatırımcılar oluyor.
İşin kötüsü nedir derseniz, ne için borsada olduğunu bilmeyen yatırımcının varlığıdır.
Kaynak : Strateji Yatırım
Yatırımcı-Spekülatör Ayrımı Nasıl Yapılır?
Bizim borsada hep yatırımcı-spekülatör farklılığı vurgulanır. Bu ayrım Amerika'da nasıl yapılıyor? Yatırımcı kimdir, spekülatör ne yapar?
Wall Street'te, spekülatör ile yatırımcılar hakkında ilginç tanımlama ve yorumlar yapılmıştır. Spekülatör kelimesinin kökü, "gözetleyip incelemek" anlamına gelen Latince'deki "speculari" kelimesidir. Dolayısıyla spekülatör, piyasayı inceler ve önemli olay gerçekleşmeden önce harekete geçer.
(The word "speculator" comes from the Latin "speculari" which means to spy and observe. A speculator, therefore, is a person who observes and acts before it occurs.)
Tahminlerinin %50'si tutan spekülatör, piyasada iyi bir ortalama yakalamıştır.
(If a speculator is correct half of the time, he is hitting a good average).
Yatırımcı, zarara uğramış spekülatördür.
(An investor is just a disappointed speculator).
Yatırımcı büyük oynayan kumarbaz gibidir. Bahse girdikten sonra kararından dönmez; bahsi tutmazsa her şeyi kaybeder.
(Investors are the big gamblers. They make a bet, stay with it, and if it goes wrong, they lose it all.)
Hisse senedi satın almayı herkes sever ama, satmayı seven bulunmaz. Hisse senedi sahipleri, satış zamanına kadar hisse senetlerini en azından alış fiyatından satıp tabi olma umudu içindedirler. Hisse senetleri satıldığı anda ise, tüm umutlar gitmiş; acı gerçekle yani yenilgiyle yüz yüze gelinmiştir. Yatırımcılar gerçekçi olmaktansa umut ederler. Hiçbir yatırımcının gücü, hisse senedi ile aşk ilişkisine girmeye yetmez.
(Everyone loves to buy stocks; no one loves to sell stocks. As long as you hold a stock, you still have hope it might come back up at least enough to get out even. Once you sell, you abandon all hope and accept the cold reality of defeat. Investors are always hoping rather than being realistic. You just can't afford to have a love affair with any stock.)
Kaynak : İMKB /Sermaye Piyasası ve Borsa Temel Bilgiler Kılavuzu
Wall Street'te, spekülatör ile yatırımcılar hakkında ilginç tanımlama ve yorumlar yapılmıştır. Spekülatör kelimesinin kökü, "gözetleyip incelemek" anlamına gelen Latince'deki "speculari" kelimesidir. Dolayısıyla spekülatör, piyasayı inceler ve önemli olay gerçekleşmeden önce harekete geçer.
(The word "speculator" comes from the Latin "speculari" which means to spy and observe. A speculator, therefore, is a person who observes and acts before it occurs.)
Tahminlerinin %50'si tutan spekülatör, piyasada iyi bir ortalama yakalamıştır.
(If a speculator is correct half of the time, he is hitting a good average).
Yatırımcı, zarara uğramış spekülatördür.
(An investor is just a disappointed speculator).
Yatırımcı büyük oynayan kumarbaz gibidir. Bahse girdikten sonra kararından dönmez; bahsi tutmazsa her şeyi kaybeder.
(Investors are the big gamblers. They make a bet, stay with it, and if it goes wrong, they lose it all.)
Hisse senedi satın almayı herkes sever ama, satmayı seven bulunmaz. Hisse senedi sahipleri, satış zamanına kadar hisse senetlerini en azından alış fiyatından satıp tabi olma umudu içindedirler. Hisse senetleri satıldığı anda ise, tüm umutlar gitmiş; acı gerçekle yani yenilgiyle yüz yüze gelinmiştir. Yatırımcılar gerçekçi olmaktansa umut ederler. Hiçbir yatırımcının gücü, hisse senedi ile aşk ilişkisine girmeye yetmez.
(Everyone loves to buy stocks; no one loves to sell stocks. As long as you hold a stock, you still have hope it might come back up at least enough to get out even. Once you sell, you abandon all hope and accept the cold reality of defeat. Investors are always hoping rather than being realistic. You just can't afford to have a love affair with any stock.)
Kaynak : İMKB /Sermaye Piyasası ve Borsa Temel Bilgiler Kılavuzu
Dövizde Keriz Silkeleme Operasyonu
Göngör URAS, Milliyet, 20/04/2007
Eskiden İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda sık sık keriz silkelenirdi. Borsanın kurtları, borsaya para yatırma gafletinde bulunan saf ve bakir Türk halkına "gel gel" yapar, fiyatını şişirdikleri belli hisse senetlerini onlara satar, sonra da fiyatı pat diye düşürerek aynı hisse senetlerini ucuz ucuz toplardı.
Şimdilerde borsadaki hisse senetlerinin yüzde 70.15'i yabancıların elinde. Bizim yerli kurtlar eskisi kadar kolaylıkla borsada keriz silkeleyemiyor.
Ama yerli kurtların yerini yabancı kurtlar aldı. Yabancı kurtlar (Londra'da konuşlandırdıkları bizim Türk gençleri aracılığıyla) şimdilerde (borsada değil de) dövizde keriz silkeliyorlar. Döviz fiyatını indire çıkara, dövize meraklı saf ve bakir Türk halkının cebini boşaltıyorlar.
Bunları anlayabilmeniz için
(1) Piyasalar denilen şey nedir?
(2) Piyasanın oyuncuları (kurtları) kimlerdir?
(3) Piyasaların cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriyle ilgisi nedir?
(4) Ne yapmak istiyorlar? gibi konularına bilgi sahibi olmanız gerekir.
Piyasacıların niyeti kötü
(1) Şu anda Türkiye denilince akla "piyasalar" geliyor. Piyasa denilince de döviz fiyatı, borsa endeksi ve Merkez Bankası/Hazine faizi... Bunlar dışındaki şeyler önemsizdir. Ülkede üretim artıyor mu, işsizlik ne durumda, tarım çöktü mü, gelir dağılımı bozuldu mu, sosyal huzursuzluk var mı, anarşi ve terör tırmanıyor mu?
Bunlar sorun değil. Siz piyasalara bakın. Paradan para kazananlar memnun mu? Üst tarafı boş.
(2) Piyasanın baş oyuncuları yabancılardır. Türkiye şimdilerde dünya üzerinde dövize en yüksek reel getiriyi (enflasyondan arındırılmış getiriyi) sağlayan bir ülke... Reel getiri denilen şey faizdir. Kâr payıdır. Ranttır. Onlar da bu halkın cebinden çıkar. Bunları ödeyen halk fakirleşir... Bunlar önemli değil... Önemli olan, yabancı piyasa oyuncularının memnuniyetidir.
(3) Cumhurbaşkanlığına şu gelirse böyle olurmuş, seçim sonuçları böyle olursa öyle olurmuş... Bunlar piyasa kurtları için önemli değil. Onların derdi, Türkiye'deki bu düzenin sürmesi, çarkın dönmesidir. En uygunu da Sayın Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması ve de seçimde AKP'nin oy çokluğunu sağlayarak tek başına hükümet kurmasıdır. Bunun için çalışıyorlar. Bunu da garanti görüyorlar.
Yazı da, tura da çıksa kazanıyorlar
(4) Bu ahval ve de şerait içinde piyasaların eylem planı şöyledir: Piyasalarda kurt oyuncuların keriz silkeleyebilmesi için piyasaların dalgalanması, fiyatların inip çıkması gerekir.
2006 yılı içinde dolar fiyatı 1.55- 1.46 YTL çizgilerine çıktığında yabancı kurtlar dolar sattı. Bu fiyatta dolar alanlar hapı yuttu. Şimdi dolar fiyatının düşürülmesi aşamasındayız. Dolar fiyatı 1.30 YTL'ye kadar düşürülecek. Kurtlar bu noktada alıma geçecekler. Alımda dolar fiyatı 1.35-1.36'ya yükselinceye kadar devam edecekler. O noktada kurtlar duracaklar ve doların fiyatının (cumhurbaşkanlığı seçimi sonunda) 1.46-1.50 çizgisine kadar yükselmesini bekleyecekler.
Dolar bu fiyata yükselince doları satacaklar. Yüzde 20 faizli bono satın alacaklar. Milletvekilliği seçimi sonucuna kadar da bonoda bekleyecekler. Milletvekilliği seçimi sonuçlarına göre tekrar döviz piyasasına dönerek keriz silkeleme operasyonlarına devam edecekler.
Eskiden İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda sık sık keriz silkelenirdi. Borsanın kurtları, borsaya para yatırma gafletinde bulunan saf ve bakir Türk halkına "gel gel" yapar, fiyatını şişirdikleri belli hisse senetlerini onlara satar, sonra da fiyatı pat diye düşürerek aynı hisse senetlerini ucuz ucuz toplardı.
Şimdilerde borsadaki hisse senetlerinin yüzde 70.15'i yabancıların elinde. Bizim yerli kurtlar eskisi kadar kolaylıkla borsada keriz silkeleyemiyor.
Ama yerli kurtların yerini yabancı kurtlar aldı. Yabancı kurtlar (Londra'da konuşlandırdıkları bizim Türk gençleri aracılığıyla) şimdilerde (borsada değil de) dövizde keriz silkeliyorlar. Döviz fiyatını indire çıkara, dövize meraklı saf ve bakir Türk halkının cebini boşaltıyorlar.
Bunları anlayabilmeniz için
(1) Piyasalar denilen şey nedir?
(2) Piyasanın oyuncuları (kurtları) kimlerdir?
(3) Piyasaların cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleriyle ilgisi nedir?
(4) Ne yapmak istiyorlar? gibi konularına bilgi sahibi olmanız gerekir.
Piyasacıların niyeti kötü
(1) Şu anda Türkiye denilince akla "piyasalar" geliyor. Piyasa denilince de döviz fiyatı, borsa endeksi ve Merkez Bankası/Hazine faizi... Bunlar dışındaki şeyler önemsizdir. Ülkede üretim artıyor mu, işsizlik ne durumda, tarım çöktü mü, gelir dağılımı bozuldu mu, sosyal huzursuzluk var mı, anarşi ve terör tırmanıyor mu?
Bunlar sorun değil. Siz piyasalara bakın. Paradan para kazananlar memnun mu? Üst tarafı boş.
(2) Piyasanın baş oyuncuları yabancılardır. Türkiye şimdilerde dünya üzerinde dövize en yüksek reel getiriyi (enflasyondan arındırılmış getiriyi) sağlayan bir ülke... Reel getiri denilen şey faizdir. Kâr payıdır. Ranttır. Onlar da bu halkın cebinden çıkar. Bunları ödeyen halk fakirleşir... Bunlar önemli değil... Önemli olan, yabancı piyasa oyuncularının memnuniyetidir.
(3) Cumhurbaşkanlığına şu gelirse böyle olurmuş, seçim sonuçları böyle olursa öyle olurmuş... Bunlar piyasa kurtları için önemli değil. Onların derdi, Türkiye'deki bu düzenin sürmesi, çarkın dönmesidir. En uygunu da Sayın Erdoğan'ın cumhurbaşkanı olması ve de seçimde AKP'nin oy çokluğunu sağlayarak tek başına hükümet kurmasıdır. Bunun için çalışıyorlar. Bunu da garanti görüyorlar.
Yazı da, tura da çıksa kazanıyorlar
(4) Bu ahval ve de şerait içinde piyasaların eylem planı şöyledir: Piyasalarda kurt oyuncuların keriz silkeleyebilmesi için piyasaların dalgalanması, fiyatların inip çıkması gerekir.
2006 yılı içinde dolar fiyatı 1.55- 1.46 YTL çizgilerine çıktığında yabancı kurtlar dolar sattı. Bu fiyatta dolar alanlar hapı yuttu. Şimdi dolar fiyatının düşürülmesi aşamasındayız. Dolar fiyatı 1.30 YTL'ye kadar düşürülecek. Kurtlar bu noktada alıma geçecekler. Alımda dolar fiyatı 1.35-1.36'ya yükselinceye kadar devam edecekler. O noktada kurtlar duracaklar ve doların fiyatının (cumhurbaşkanlığı seçimi sonunda) 1.46-1.50 çizgisine kadar yükselmesini bekleyecekler.
Dolar bu fiyata yükselince doları satacaklar. Yüzde 20 faizli bono satın alacaklar. Milletvekilliği seçimi sonucuna kadar da bonoda bekleyecekler. Milletvekilliği seçimi sonuçlarına göre tekrar döviz piyasasına dönerek keriz silkeleme operasyonlarına devam edecekler.
26 Kasım 2007 Pazartesi
Başarılı bir Future Trade için Kurallar
Amerika’da binden fazla alanında tecrübeli vadeli uzmanına şu soru sorulmuş:
Vadeli piyasada başarılı bir alım-satım yapabilmenin püf noktaları nelerdir?
Yapılan çalışma sonucunda konu ile ilgili beş binden fazla öneri gelmiş. Sizlerle bu öneriler içinde en önemli gördüklerimizi paylaşmak istiyoruz.
Koyun Olmaktan Korkma (Don’t be afraid to be a sheep)
Trendi takip et.
Neden piyasada olduğunun farkında ol. Sıkıntıdan kurtulmak için mi? Büyük kazanmak için mi? Eğer bu soruya dürüstçe cevap verebiliyorsan, başarılı bir futures trading için doğru yoldasın demektir.
Sistem kullan, herhangi bir sistem ve onu uygula. En kötü sistem bile sistemsizlikten iyidir.
Limitlerinin üzerinde alım-satım yapma.
Sadece hedef karını ve zararlı pozisyondan ne zaman çıkacağını biliyorsan pozisyon al.
Az bir sermaye ile bir çok piyasada işlem yapmaya çalışma.
Pozisyona girmeden önce Risk/kazanç dengesini mutlaka gözet.
Öncelikle Disiplin, Disiplin!
Hissi davranma ve disiplinli bir şekilde hareket et.
Disiplinli bir alım satım sistemi uygula. Organize, sistemli bir yaklaşımla hissi davranışları elimine et.
Disiplinli bir para yönetiminin anlamı akıllı bir dağılım ve risk yönetimi içerir.
Planlı bir şekilde hareket et. Ümitlerle, açgözlülükle, endişeyle ve korkuyla değil.
Piyasaya girmeden önce alım-satım planı (trading plan) yap ve planını takip et.
İyi bir plan;
Hedef fiyat
Giriş ve çıkış noktaları
Risk/ödül dengesi
Stop noktaları
Geçmiş fiyat seviyeleri hakkında bilgi
Dönemsel etkiler
İlişkili piyasa datalarının analizi
Teknik analiz
ve bu gibi konuların hepsini içerir.
Giriş ve çıkış noktalarına karar ver ve uygula.
Disiplinli bir şekilde teknik analiz sinyallerini uygula.
Zararları Kısa Kes (Cut Losses Short)
Vadeli piyasada en önemlisi zararı kısa kesmeyi bilmek ve karlı pozisyonu sürdürmektir. Basit gibi görünür ancak göründüğü kadar basit bir davranış şekli değildir. İnsanın hata yaptığını kabullenmesi kolay değildir.
Bunun en kolay yolu beyninizin bir köşesine “Zararlarımı kısa kesmeliyim” komutunu yerleştirmektir.
İlk zararın senin en küçük zararındır.
Bir çok tecrübeli trader; “Pozisyonunuz üçüncü günde de zararda ise, uzaklaş” tavsiyesinde bulunmaktadır. Bu tür zararları hemen keserek enfeksiyonun bedeninizi sarmasına izin vermeyin veya umutsuz bir aşkın içine düşmeyin.
Rüzgarı karşınıza alarak zararlı pozisyonda ısrar etmek zararların katlanmasına neden olur.
Zarar limitini belirle ve zarar kes emirlerini kullan.
Karlı Pozisyonu Sürdür (Let Profits Run)
Karlı pozisyonunu sürdür. Ancak iyi bir pozisyonda da gerektiğinden fazla kalma.
Beynini birçok küçük zararları realize etmeye ve bir kaç büyük karı realize etmeye programla.
Short Pozisyonda Trade Etmeyi Öğren (Learn To Trade From The Short Side)
Bir çok insan long gitmeye short gitmekten daha çok yatkındır.
İlişkili piyasalardaki farklılıkları gözlemle. Bir piyasa yükselirken diğeri onu takip etmeyebilir.
Korkularını, açgözlülüğün, bilgisizliğin, büyüklüğün, aptalca hareketlerin, endişelerin, sabırsızlığın vb. farkında ol. Çünkü bunlar sana piyasanın karşısında olmaktan daha pahalıya mal olabilir.
Körü körüne bilgisayara bağlı bir alım-satım sistemi uygulama. Tamamen bilgisayara dayalı bir alım satım planı tek en iyi plan değildir. Bilgisayar kendi kendine düşünebilen bir varlık değildir ve onlara veri olarak ne verirseniz çıkta olarakda sadece onu alırsanız. (Garbage in, garbage out)
Basit temel vadeli trading kurallarını iyi öğren. Basitçe ne yaptığını bilmeden hareket eden kişiler kaybetmeye mahkumdur.
Heyacan Arayanlar Genellikle Kaybeder (Thrill seekers usually lose)
Eğer kumar oynama heyecanıyla vadeli piyasada hareket edersen, büyük ihtimalle kaybedersin.
Vadeli piyasada spekülasyon yapmaya eğilimli birisi spekülasyonu bir iş ciddiyeti içinde yapmalı ve ona göre davranmalı. Birçok kişinin yaptığı gibi kumar gözüyle bakmamalı.
Piyasada Olacağın Süre İçin Kendine Makul Bir Zaman Hedefi Koy
Bir aracıda hesap açtığında, sadece yatıracağın para için karar verme. Alım satım yapacağın süre içinde önceden karar ver. Bu yaklaşım senin “Las Vegas” dediğimiz etkiden sakınmana yardımcı olur. Las Vegas yaklaşımını; “Bütün param tükenene kadar trade yapmak” gibi tanımlayabiliriz. Tecrübeler göstermiştir ki çok üzün süre ara vermeden spekülasyon yapan kişilerin para kazanmayı sürdürememişlerdir.
Bir kenarda durmakda bir pozisyondur. Pozisyona girmek için sabırla beklemek önemlidir. Kısaca pozisyon alırken kazanmak önemlidir.
Dedikodularla alım-satım yapma.
Bütün tüyoların ve bilgilerin farkında ol. Eğer elde ettiğin bilginin doğruluğundan emin isen piyasanın hareketini bekle ve trend yönünde ona göre pozisyon al.
Eğer kaynağın yeterli değil ise alım-satım yapma.
Yorgun düştüysen, piyasadan bir süreliğine uzaklaş. Özellikle zararda isen vadeli piyasa talepkardır ve zaman içinde masraflı olabilir. Bir adım geri at; bir süreliğine uzaklaş ve pillerini tekrar şaj et.
Eğer kendini çok zeki ve kurnaz görüyorsan dikkatli ol. Çünkü kurnaz ve akıllı kişiler sıklıkla piyasaya biraz daha erken girerler. Bu kişilerin gerçekleri görmeden potasiyel fiyat hareketlerini yakalamaya çalıştıkları için yanılma ihtimalleri yüksek olabilmektedir.
Zarar Yazan Pozisyonu Arttırma (Never Add Losing Position)
Beladan uzak dur. İlk zararın senin en küçük zararındır.
Zararlarını analiz et ve zararları neden ettiğini öğren. Bir çok trader hatalarından ders almaz ve hatalarının üzerinde düşünmez.
Eğer piyasaya yeni giriyorsan, en azından ilk yıl küçük bir trader ol. Sonra iyi ve kötü yaptığın alım-satımları analiz et. Sonra gerçekten yaptığın hatalardan ders al.
Yanında bir not defteri taşı ve ilginç piyasa bilgilerini buraya yaz. Piyasa açılışlarını, fiyat aralıklarını, stop emrilerini, kişisel gözlemlerini vb. buraya yaz. Zaman zaman notlarını tekrar oku ve onları analizlerinde performansın için kullan.
“Roma bir günde inşa edilmedi,” önemli bir gerçek hareket yok ki tek bir günde gerçekleşsin. Spekülatör büyük piyasa hareketlerine dahil olabilmek ve bundan yarar sağlamak için yeterli bir miktar teminatı hesabında herzaman tutmalı.
Beklenmedik karları realize et.
Her zaman stop emri kullan, her zaman, her zaman, her zaman…
Heyecan aramak için hiç bir zaman piyasalardan beslenme.
Kaynak : Oyak Yatırım
Vadeli piyasada başarılı bir alım-satım yapabilmenin püf noktaları nelerdir?
Yapılan çalışma sonucunda konu ile ilgili beş binden fazla öneri gelmiş. Sizlerle bu öneriler içinde en önemli gördüklerimizi paylaşmak istiyoruz.
Koyun Olmaktan Korkma (Don’t be afraid to be a sheep)
Trendi takip et.
Neden piyasada olduğunun farkında ol. Sıkıntıdan kurtulmak için mi? Büyük kazanmak için mi? Eğer bu soruya dürüstçe cevap verebiliyorsan, başarılı bir futures trading için doğru yoldasın demektir.
Sistem kullan, herhangi bir sistem ve onu uygula. En kötü sistem bile sistemsizlikten iyidir.
Limitlerinin üzerinde alım-satım yapma.
Sadece hedef karını ve zararlı pozisyondan ne zaman çıkacağını biliyorsan pozisyon al.
Az bir sermaye ile bir çok piyasada işlem yapmaya çalışma.
Pozisyona girmeden önce Risk/kazanç dengesini mutlaka gözet.
Öncelikle Disiplin, Disiplin!
Hissi davranma ve disiplinli bir şekilde hareket et.
Disiplinli bir alım satım sistemi uygula. Organize, sistemli bir yaklaşımla hissi davranışları elimine et.
Disiplinli bir para yönetiminin anlamı akıllı bir dağılım ve risk yönetimi içerir.
Planlı bir şekilde hareket et. Ümitlerle, açgözlülükle, endişeyle ve korkuyla değil.
Piyasaya girmeden önce alım-satım planı (trading plan) yap ve planını takip et.
İyi bir plan;
Hedef fiyat
Giriş ve çıkış noktaları
Risk/ödül dengesi
Stop noktaları
Geçmiş fiyat seviyeleri hakkında bilgi
Dönemsel etkiler
İlişkili piyasa datalarının analizi
Teknik analiz
ve bu gibi konuların hepsini içerir.
Giriş ve çıkış noktalarına karar ver ve uygula.
Disiplinli bir şekilde teknik analiz sinyallerini uygula.
Zararları Kısa Kes (Cut Losses Short)
Vadeli piyasada en önemlisi zararı kısa kesmeyi bilmek ve karlı pozisyonu sürdürmektir. Basit gibi görünür ancak göründüğü kadar basit bir davranış şekli değildir. İnsanın hata yaptığını kabullenmesi kolay değildir.
Bunun en kolay yolu beyninizin bir köşesine “Zararlarımı kısa kesmeliyim” komutunu yerleştirmektir.
İlk zararın senin en küçük zararındır.
Bir çok tecrübeli trader; “Pozisyonunuz üçüncü günde de zararda ise, uzaklaş” tavsiyesinde bulunmaktadır. Bu tür zararları hemen keserek enfeksiyonun bedeninizi sarmasına izin vermeyin veya umutsuz bir aşkın içine düşmeyin.
Rüzgarı karşınıza alarak zararlı pozisyonda ısrar etmek zararların katlanmasına neden olur.
Zarar limitini belirle ve zarar kes emirlerini kullan.
Karlı Pozisyonu Sürdür (Let Profits Run)
Karlı pozisyonunu sürdür. Ancak iyi bir pozisyonda da gerektiğinden fazla kalma.
Beynini birçok küçük zararları realize etmeye ve bir kaç büyük karı realize etmeye programla.
Short Pozisyonda Trade Etmeyi Öğren (Learn To Trade From The Short Side)
Bir çok insan long gitmeye short gitmekten daha çok yatkındır.
İlişkili piyasalardaki farklılıkları gözlemle. Bir piyasa yükselirken diğeri onu takip etmeyebilir.
Korkularını, açgözlülüğün, bilgisizliğin, büyüklüğün, aptalca hareketlerin, endişelerin, sabırsızlığın vb. farkında ol. Çünkü bunlar sana piyasanın karşısında olmaktan daha pahalıya mal olabilir.
Körü körüne bilgisayara bağlı bir alım-satım sistemi uygulama. Tamamen bilgisayara dayalı bir alım satım planı tek en iyi plan değildir. Bilgisayar kendi kendine düşünebilen bir varlık değildir ve onlara veri olarak ne verirseniz çıkta olarakda sadece onu alırsanız. (Garbage in, garbage out)
Basit temel vadeli trading kurallarını iyi öğren. Basitçe ne yaptığını bilmeden hareket eden kişiler kaybetmeye mahkumdur.
Heyacan Arayanlar Genellikle Kaybeder (Thrill seekers usually lose)
Eğer kumar oynama heyecanıyla vadeli piyasada hareket edersen, büyük ihtimalle kaybedersin.
Vadeli piyasada spekülasyon yapmaya eğilimli birisi spekülasyonu bir iş ciddiyeti içinde yapmalı ve ona göre davranmalı. Birçok kişinin yaptığı gibi kumar gözüyle bakmamalı.
Piyasada Olacağın Süre İçin Kendine Makul Bir Zaman Hedefi Koy
Bir aracıda hesap açtığında, sadece yatıracağın para için karar verme. Alım satım yapacağın süre içinde önceden karar ver. Bu yaklaşım senin “Las Vegas” dediğimiz etkiden sakınmana yardımcı olur. Las Vegas yaklaşımını; “Bütün param tükenene kadar trade yapmak” gibi tanımlayabiliriz. Tecrübeler göstermiştir ki çok üzün süre ara vermeden spekülasyon yapan kişilerin para kazanmayı sürdürememişlerdir.
Bir kenarda durmakda bir pozisyondur. Pozisyona girmek için sabırla beklemek önemlidir. Kısaca pozisyon alırken kazanmak önemlidir.
Dedikodularla alım-satım yapma.
Bütün tüyoların ve bilgilerin farkında ol. Eğer elde ettiğin bilginin doğruluğundan emin isen piyasanın hareketini bekle ve trend yönünde ona göre pozisyon al.
Eğer kaynağın yeterli değil ise alım-satım yapma.
Yorgun düştüysen, piyasadan bir süreliğine uzaklaş. Özellikle zararda isen vadeli piyasa talepkardır ve zaman içinde masraflı olabilir. Bir adım geri at; bir süreliğine uzaklaş ve pillerini tekrar şaj et.
Eğer kendini çok zeki ve kurnaz görüyorsan dikkatli ol. Çünkü kurnaz ve akıllı kişiler sıklıkla piyasaya biraz daha erken girerler. Bu kişilerin gerçekleri görmeden potasiyel fiyat hareketlerini yakalamaya çalıştıkları için yanılma ihtimalleri yüksek olabilmektedir.
Zarar Yazan Pozisyonu Arttırma (Never Add Losing Position)
Beladan uzak dur. İlk zararın senin en küçük zararındır.
Zararlarını analiz et ve zararları neden ettiğini öğren. Bir çok trader hatalarından ders almaz ve hatalarının üzerinde düşünmez.
Eğer piyasaya yeni giriyorsan, en azından ilk yıl küçük bir trader ol. Sonra iyi ve kötü yaptığın alım-satımları analiz et. Sonra gerçekten yaptığın hatalardan ders al.
Yanında bir not defteri taşı ve ilginç piyasa bilgilerini buraya yaz. Piyasa açılışlarını, fiyat aralıklarını, stop emrilerini, kişisel gözlemlerini vb. buraya yaz. Zaman zaman notlarını tekrar oku ve onları analizlerinde performansın için kullan.
“Roma bir günde inşa edilmedi,” önemli bir gerçek hareket yok ki tek bir günde gerçekleşsin. Spekülatör büyük piyasa hareketlerine dahil olabilmek ve bundan yarar sağlamak için yeterli bir miktar teminatı hesabında herzaman tutmalı.
Beklenmedik karları realize et.
Her zaman stop emri kullan, her zaman, her zaman, her zaman…
Heyecan aramak için hiç bir zaman piyasalardan beslenme.
Kaynak : Oyak Yatırım
Ekonomi Tıkırında :)
Çoşkun Telciler
......
2005 yılında ülkeye belirsiz kaynaklardan 1.9 milyar dolar, bilinen kaynaklardan 44 milyar dolar, toplam 46 milyar dolar döviz girdi. Giren dövizin 22.8 milyar doları döviz açığını kapattı. 23.3 milyar doları ise döviz rezervlerine eklendi.
Ülkeye bu kadar çok döviz girdiği içindir ki, döviz fiyatları ucuz...
"Döviz hem bol, hem ucuz... Oh ne güzel" diyebilir miyiz? Eğer gelen dövizi işsizlere iş, açlara aş imkânı yaratmak için kullanıyor isek, evet diyebiliriz. Ama ucuz dövizle ithalat yapar, dövizi Türk lirasına çevirerek yer, bitirirsek, yarın hem faizini hem de anapara taksidini ödemekte zorlanırız.
Döviz neden bol? Çünkü ihtiyaçtan fazla döviz giriyor. Nereden ve neden geliyor? Yurtdışında bol miktarda tasarruf var. Bu tasarruf en yüksek getiri sağlayan ülkelere yöneliyor. Türkiye'de reel faiz oranı yüksek. Başka ülkeler dövize net yüzde 2-4 faiz verirken biz, net olarak yılda yüzde 10-15 dolayında getiri sağladığımız için bize geliyor.
Kimse bir ülkeye "Biz biriktirdik. Yiyemedik. Buyurun siz yiyin" diyerek döviz göndermez. Yüksek getiri dövizin yönünü belirliyor.
• Türkiye'ye yüksek faizin cazibesiyle bolca döviz girince, önce dövizin fiyatı ucuzluyor.
• Ucuz döviz, ithalatı cazip hale getiriyor. Ucuz ucuz ithalat yapılınca, insanlar daha çok ithal malı kullanıyor.
• Ucuz döviz, ihracatçının döviz gelirini düşürüyor. İhracatçı aynı dövizi elde etmek için daha çok mal satmak zorunda kalıyor.
• Ucuz ithal malı rekabeti karşısında içeride üretim yapanlar, üretimi azaltmak veya üretimden vazgeçmek zorunda kalıyor. Yerli üretimde yabancı girdinin payı giderek artıyor.
• İthalat gideri artınca, ihracat zorlaşınca, dış ticaret açığı büyüyor. Dış ticaret açığının büyümesi sonuçta ülkenin döviz açığını büyütüyor.
• Açığın büyümesine rağmen, yüksek getirinin cazibesiyle ülkeye döviz girişi devam ettiğinden, sorumlular, döviz açığının ve bu açık nedeniyle oluşan borcun büyüklüğünü, faiz yükünü umursamıyor.
Türkiye’deki, yabancılara ait sıcak para 2005 yılında 26.4 milyar dolar artarak 58.1 milyar dolara kadar yükselip rekor kırdı. ANKA’nın Merkez Bankası, Merkezi Kayıt Kuruluşu, BDDK ve Hazine Müsteşarlığı verilerinden yaptığı hesaplamalara göre Türkiye’deki sıcak para stoku geçen yıl hem yeni gelen fonlar hem de mevcut fonlardaki yüksek değer artışı nedeniyle 26 milyar 428 milyon dolar arttı. 2004 yılı sonunda 31 milyar 631 milyon dolar düzeyinde bulunan yabancı kaynaklı sıcak para 2005 sonunda ise 58 milyar 59 milyon dolara kadar yükseldi. Sıcak parada son iki yıldaki büyüme ise 31 milyar 743 milyon dolar oldu. 2003 yılı sonunda Türkiye’de 18.3 milyar dolarlık yabancı kaynaklı para bulunuyordu.
2005 yılında Türkiye’de hisse senetlerinde değerlendirilen sıcak para dolar bazında yüzde 59.5 oranında kazanmıştı. Sıcak paranın Devlet iç borçlanma senetlerinden elde ettiği dolar bazındaki getiri ise vadelerine göre yüzde 16.6’yla yüzde 25.6 oranları arasında değişti. 2004 yılı sonunda dolarını YTL’ye çevirip vadeli YTL mevduata yatıranlar ise 2005 yılının tamamında yüzde 17.88’le yüzde 18.4 arasında değişen oranlarda dolar bazında kazanç elde etmişti.
Turgut Özal döneminden beri, darbelerin kaynağının döviz sıkıntısında olduğuna inanıldı. Bu nedenle, ne pahasına olursa olsun, ne kadar kaynak ayırmak gerekirse gereksin döviz tutma gereği duyuldu. Bunun sonucu olarak, ihracat, ithalattan fazla olduğu ve cari açık açığı hızla büyüdüğü halde, kasada döviz bulundurmak için, döviz getirenlere yurt dışında ödenen paradan daha fazlası ödeniyor. Böylelikle, hazinede bol miktarda döviz bulunmakta ama bunun yanı sıra borçlar devamlı artmakta. Devlet adamları diğer ülkelere yardım yaparken ülkemizdeki dövizler azalır ama önemli olan para kaybetmek değil kazanmak ve borçları alnımızın akıyla kapatmaktır.
Borçlar ödenemeyecek seviyeye gelmekte, milli gelirin büyük kısmı faiz ödemelerine gitmektedir. Böylelikle, halkın refahına harcanması gereken kaynak yurt dışına döviz almak için gitmektedir. Böylece her geçen gün daha da yoksullaşmaktayız.
Devlet adamları halka öğüt vereceklerine ve bu duruma göz yumacaklarına (en önemlisi de birbirleri ile didişeceklerine) biraz da bu işleri düşünmeliler. “Mecliste domuz kavgası” gibi konularla gündeme gelmektense tüm halk dahil olarak bu işlere kafa yormalıyız.
Bu saadet zinciri ne zaman sona erecek? Yabancılar ne zaman verdikleri parayı geri isteyecekler? Bunu “borçlanıyoruz sorun yok “ diyen, pembe gözlüklü “televole” iktisatçılarına sormak gerek. Dış borçlar, cari açık artarken her şey iyiye gidiyor diyen onlar. Ne zaman batacağımızı (pardon) borçlanmanın ne zaman sona ereceğini onlar bilir.
Ekonomik bağımsızlığımız kalmadı, ülke maliyesi IMF’in talimatlarını uygulayan bir kuruma dönüştü. Sıra geldi siyasal bağımsızlığımızın ne zaman sona ereceğine?
Osmanlı İmparatorluğunun sonunu, aldığı dış borçlar getirdiğini düşünürsek, bu borçlanmanın bizi nereye götürdüğü açıktır. Açık olmayan bunun ne zaman olacağı?
Ekonomiyi düzeltmek için ne gibi önlemler alınması gerektiğini söylemek haddimizi aşar. Ancak, şunu söyleyebiliriz. 1938 yılından sonra ne yapıldıysa, onun tersini yapmak gerek. Bunu da söylemek kolaydır. Yapmak biraz zordur.
http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=853
......
2005 yılında ülkeye belirsiz kaynaklardan 1.9 milyar dolar, bilinen kaynaklardan 44 milyar dolar, toplam 46 milyar dolar döviz girdi. Giren dövizin 22.8 milyar doları döviz açığını kapattı. 23.3 milyar doları ise döviz rezervlerine eklendi.
Ülkeye bu kadar çok döviz girdiği içindir ki, döviz fiyatları ucuz...
"Döviz hem bol, hem ucuz... Oh ne güzel" diyebilir miyiz? Eğer gelen dövizi işsizlere iş, açlara aş imkânı yaratmak için kullanıyor isek, evet diyebiliriz. Ama ucuz dövizle ithalat yapar, dövizi Türk lirasına çevirerek yer, bitirirsek, yarın hem faizini hem de anapara taksidini ödemekte zorlanırız.
Döviz neden bol? Çünkü ihtiyaçtan fazla döviz giriyor. Nereden ve neden geliyor? Yurtdışında bol miktarda tasarruf var. Bu tasarruf en yüksek getiri sağlayan ülkelere yöneliyor. Türkiye'de reel faiz oranı yüksek. Başka ülkeler dövize net yüzde 2-4 faiz verirken biz, net olarak yılda yüzde 10-15 dolayında getiri sağladığımız için bize geliyor.
Kimse bir ülkeye "Biz biriktirdik. Yiyemedik. Buyurun siz yiyin" diyerek döviz göndermez. Yüksek getiri dövizin yönünü belirliyor.
• Türkiye'ye yüksek faizin cazibesiyle bolca döviz girince, önce dövizin fiyatı ucuzluyor.
• Ucuz döviz, ithalatı cazip hale getiriyor. Ucuz ucuz ithalat yapılınca, insanlar daha çok ithal malı kullanıyor.
• Ucuz döviz, ihracatçının döviz gelirini düşürüyor. İhracatçı aynı dövizi elde etmek için daha çok mal satmak zorunda kalıyor.
• Ucuz ithal malı rekabeti karşısında içeride üretim yapanlar, üretimi azaltmak veya üretimden vazgeçmek zorunda kalıyor. Yerli üretimde yabancı girdinin payı giderek artıyor.
• İthalat gideri artınca, ihracat zorlaşınca, dış ticaret açığı büyüyor. Dış ticaret açığının büyümesi sonuçta ülkenin döviz açığını büyütüyor.
• Açığın büyümesine rağmen, yüksek getirinin cazibesiyle ülkeye döviz girişi devam ettiğinden, sorumlular, döviz açığının ve bu açık nedeniyle oluşan borcun büyüklüğünü, faiz yükünü umursamıyor.
Türkiye’deki, yabancılara ait sıcak para 2005 yılında 26.4 milyar dolar artarak 58.1 milyar dolara kadar yükselip rekor kırdı. ANKA’nın Merkez Bankası, Merkezi Kayıt Kuruluşu, BDDK ve Hazine Müsteşarlığı verilerinden yaptığı hesaplamalara göre Türkiye’deki sıcak para stoku geçen yıl hem yeni gelen fonlar hem de mevcut fonlardaki yüksek değer artışı nedeniyle 26 milyar 428 milyon dolar arttı. 2004 yılı sonunda 31 milyar 631 milyon dolar düzeyinde bulunan yabancı kaynaklı sıcak para 2005 sonunda ise 58 milyar 59 milyon dolara kadar yükseldi. Sıcak parada son iki yıldaki büyüme ise 31 milyar 743 milyon dolar oldu. 2003 yılı sonunda Türkiye’de 18.3 milyar dolarlık yabancı kaynaklı para bulunuyordu.
2005 yılında Türkiye’de hisse senetlerinde değerlendirilen sıcak para dolar bazında yüzde 59.5 oranında kazanmıştı. Sıcak paranın Devlet iç borçlanma senetlerinden elde ettiği dolar bazındaki getiri ise vadelerine göre yüzde 16.6’yla yüzde 25.6 oranları arasında değişti. 2004 yılı sonunda dolarını YTL’ye çevirip vadeli YTL mevduata yatıranlar ise 2005 yılının tamamında yüzde 17.88’le yüzde 18.4 arasında değişen oranlarda dolar bazında kazanç elde etmişti.
Turgut Özal döneminden beri, darbelerin kaynağının döviz sıkıntısında olduğuna inanıldı. Bu nedenle, ne pahasına olursa olsun, ne kadar kaynak ayırmak gerekirse gereksin döviz tutma gereği duyuldu. Bunun sonucu olarak, ihracat, ithalattan fazla olduğu ve cari açık açığı hızla büyüdüğü halde, kasada döviz bulundurmak için, döviz getirenlere yurt dışında ödenen paradan daha fazlası ödeniyor. Böylelikle, hazinede bol miktarda döviz bulunmakta ama bunun yanı sıra borçlar devamlı artmakta. Devlet adamları diğer ülkelere yardım yaparken ülkemizdeki dövizler azalır ama önemli olan para kaybetmek değil kazanmak ve borçları alnımızın akıyla kapatmaktır.
Borçlar ödenemeyecek seviyeye gelmekte, milli gelirin büyük kısmı faiz ödemelerine gitmektedir. Böylelikle, halkın refahına harcanması gereken kaynak yurt dışına döviz almak için gitmektedir. Böylece her geçen gün daha da yoksullaşmaktayız.
Devlet adamları halka öğüt vereceklerine ve bu duruma göz yumacaklarına (en önemlisi de birbirleri ile didişeceklerine) biraz da bu işleri düşünmeliler. “Mecliste domuz kavgası” gibi konularla gündeme gelmektense tüm halk dahil olarak bu işlere kafa yormalıyız.
Bu saadet zinciri ne zaman sona erecek? Yabancılar ne zaman verdikleri parayı geri isteyecekler? Bunu “borçlanıyoruz sorun yok “ diyen, pembe gözlüklü “televole” iktisatçılarına sormak gerek. Dış borçlar, cari açık artarken her şey iyiye gidiyor diyen onlar. Ne zaman batacağımızı (pardon) borçlanmanın ne zaman sona ereceğini onlar bilir.
Ekonomik bağımsızlığımız kalmadı, ülke maliyesi IMF’in talimatlarını uygulayan bir kuruma dönüştü. Sıra geldi siyasal bağımsızlığımızın ne zaman sona ereceğine?
Osmanlı İmparatorluğunun sonunu, aldığı dış borçlar getirdiğini düşünürsek, bu borçlanmanın bizi nereye götürdüğü açıktır. Açık olmayan bunun ne zaman olacağı?
Ekonomiyi düzeltmek için ne gibi önlemler alınması gerektiğini söylemek haddimizi aşar. Ancak, şunu söyleyebiliriz. 1938 yılından sonra ne yapıldıysa, onun tersini yapmak gerek. Bunu da söylemek kolaydır. Yapmak biraz zordur.
http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=853
Büyük Yatırımcı Olmanın Yolu
Büyük yatırımcı olabilmek için insanoğlunun ne tür etkiler karşısında nasıl tepkiler vereceğini kendi bilgi ve tecrübelerinizle çok önceden kestirebilmeniz gerekir. Kendinizin yapması gereken bir işi ehildir diyerek tutup bir psikologa havale ederseniz hep küçük yatırımcı olarak kalırsınız.
* Büronuzun çelik kapısının üstüne gizli kamera koyup danışmada görevli bayana "kızım tipini beğendiğini içeri al, beğenmediğini alma" diyebilirseniz,
* Ziyaretinize gelen ilkokul arkadaşınızdan lavaboya giderken cep telefonunu masanıza bırakmasını isteyebilirseniz,
* Mahiyetinize, takibinizdeki hisse senetlerinin her işlem günü sonunda gerçekleşen takas dökümlerinin tedavi gördüğünüz İngiltere'deki hastaneye fakslanması talimatı verebilirseniz,
siz de büyük yatırımcı olabilirsiniz. Sonuç olarak; büyük paraya sahip olup onu yönlendirmek büyük yatırımcı olabilmek için yeterli değil. Allah vergisi hasletlerinizin yanında sizin geliştirdiğiniz özel yöntemlerinizin olması gerekiyor.
* Büronuzun çelik kapısının üstüne gizli kamera koyup danışmada görevli bayana "kızım tipini beğendiğini içeri al, beğenmediğini alma" diyebilirseniz,
* Ziyaretinize gelen ilkokul arkadaşınızdan lavaboya giderken cep telefonunu masanıza bırakmasını isteyebilirseniz,
* Mahiyetinize, takibinizdeki hisse senetlerinin her işlem günü sonunda gerçekleşen takas dökümlerinin tedavi gördüğünüz İngiltere'deki hastaneye fakslanması talimatı verebilirseniz,
siz de büyük yatırımcı olabilirsiniz. Sonuç olarak; büyük paraya sahip olup onu yönlendirmek büyük yatırımcı olabilmek için yeterli değil. Allah vergisi hasletlerinizin yanında sizin geliştirdiğiniz özel yöntemlerinizin olması gerekiyor.
Hisseler ve Otomobiller
Gelin hisse senetleri ile 2 nci el otomobiller arasında bir benzerlik olduğunu varsayalım. Eğer kendiniz konuya vakıf değilseniz galeriye veya açık oto pazarına giderken yanınızda itimat ettiğiniz bir ustayı götürürsünüz; değil mi? Usta da öncelikle otomobilin motoruna daha sonra kaportasına bakar. Haksız mıyım?
Biz aracın motorunu hisse senedinin temel verilerine, kaporta-boya-aksesuar kısmını ise o hissenin teknik göstergelerine benzetelim. Yanınızda götürdüğünüz usta size tercihinizi her iki şartı da maksimum düzeyde karşılayan araçtan yana kullanmanızı tavsiye edecektir. Boyası pırıl pırıl parlayan ama motoru tekleyen veya motoru tıkır tıkır çalışan ama kaportası dökülen 2 nci el bir araç ruhsat üstünüze geçtikten sonra sizi epey üzecektir.
Şimdilerde 2 nci el otomobil alıp primle satmak pek mümkün olmasa da oto galericilerine sorduğunuzda aracı satarken değil alırken para kazanacağınızı söyleyeceklerdir. Hisse alımlarında bu hususun da göz önünde bulundurulmasında fayda var.
Otomobil piyasasında genellikle yedek parçası bol ve ucuz yerli 2 nci el araçlar daha revaçtadır. Biz bu kapsamdaki otomobiller ile İMKB-30/50 endeksine dahil hisse senetleri arasında da bir bağ kurabiliriz.
Aldığınız yabancı markalı otomobil firması Türkiye'de fabrika kurup faaliyete geçme planları yapıyorsa, mülkiyetinize geçen otomobilin prim yapması gündeme gelecektir. Bu durum bize ileriye dönük hikaye ve beklentileri olan hisse senetlerinin diğer hisselere nazaran daha fazla getiri potansiyeli taşıdığı gerçeğini hatırlatmaktadır.
Siz eğer teknik, temel ve beklentiden oluşan 3'lü bir saç ayağının üzerine tencerenizi oturtabilirseniz; çorbanızı güvenle pişirip huzurla içme imkanına kavuşursunuz. Aksi halde tenceredekiler etrafa dökülüp saçılır ve siz boşa emek, zaman ve para kaybetmiş olursunuz.
Mesajınızı okuyunca eksik bilgi verdiğim düşüncesine kapıldım ve 2 nci el otomobil örneğinden yola çıkarak yukarıdaki açıklamaları yapma gereği duydum.
Biz aracın motorunu hisse senedinin temel verilerine, kaporta-boya-aksesuar kısmını ise o hissenin teknik göstergelerine benzetelim. Yanınızda götürdüğünüz usta size tercihinizi her iki şartı da maksimum düzeyde karşılayan araçtan yana kullanmanızı tavsiye edecektir. Boyası pırıl pırıl parlayan ama motoru tekleyen veya motoru tıkır tıkır çalışan ama kaportası dökülen 2 nci el bir araç ruhsat üstünüze geçtikten sonra sizi epey üzecektir.
Şimdilerde 2 nci el otomobil alıp primle satmak pek mümkün olmasa da oto galericilerine sorduğunuzda aracı satarken değil alırken para kazanacağınızı söyleyeceklerdir. Hisse alımlarında bu hususun da göz önünde bulundurulmasında fayda var.
Otomobil piyasasında genellikle yedek parçası bol ve ucuz yerli 2 nci el araçlar daha revaçtadır. Biz bu kapsamdaki otomobiller ile İMKB-30/50 endeksine dahil hisse senetleri arasında da bir bağ kurabiliriz.
Aldığınız yabancı markalı otomobil firması Türkiye'de fabrika kurup faaliyete geçme planları yapıyorsa, mülkiyetinize geçen otomobilin prim yapması gündeme gelecektir. Bu durum bize ileriye dönük hikaye ve beklentileri olan hisse senetlerinin diğer hisselere nazaran daha fazla getiri potansiyeli taşıdığı gerçeğini hatırlatmaktadır.
Siz eğer teknik, temel ve beklentiden oluşan 3'lü bir saç ayağının üzerine tencerenizi oturtabilirseniz; çorbanızı güvenle pişirip huzurla içme imkanına kavuşursunuz. Aksi halde tenceredekiler etrafa dökülüp saçılır ve siz boşa emek, zaman ve para kaybetmiş olursunuz.
Mesajınızı okuyunca eksik bilgi verdiğim düşüncesine kapıldım ve 2 nci el otomobil örneğinden yola çıkarak yukarıdaki açıklamaları yapma gereği duydum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)