Çoşkun Telciler
......
2005 yılında ülkeye belirsiz kaynaklardan 1.9 milyar dolar, bilinen kaynaklardan 44 milyar dolar, toplam 46 milyar dolar döviz girdi. Giren dövizin 22.8 milyar doları döviz açığını kapattı. 23.3 milyar doları ise döviz rezervlerine eklendi.
Ülkeye bu kadar çok döviz girdiği içindir ki, döviz fiyatları ucuz...
"Döviz hem bol, hem ucuz... Oh ne güzel" diyebilir miyiz? Eğer gelen dövizi işsizlere iş, açlara aş imkânı yaratmak için kullanıyor isek, evet diyebiliriz. Ama ucuz dövizle ithalat yapar, dövizi Türk lirasına çevirerek yer, bitirirsek, yarın hem faizini hem de anapara taksidini ödemekte zorlanırız.
Döviz neden bol? Çünkü ihtiyaçtan fazla döviz giriyor. Nereden ve neden geliyor? Yurtdışında bol miktarda tasarruf var. Bu tasarruf en yüksek getiri sağlayan ülkelere yöneliyor. Türkiye'de reel faiz oranı yüksek. Başka ülkeler dövize net yüzde 2-4 faiz verirken biz, net olarak yılda yüzde 10-15 dolayında getiri sağladığımız için bize geliyor.
Kimse bir ülkeye "Biz biriktirdik. Yiyemedik. Buyurun siz yiyin" diyerek döviz göndermez. Yüksek getiri dövizin yönünü belirliyor.
• Türkiye'ye yüksek faizin cazibesiyle bolca döviz girince, önce dövizin fiyatı ucuzluyor.
• Ucuz döviz, ithalatı cazip hale getiriyor. Ucuz ucuz ithalat yapılınca, insanlar daha çok ithal malı kullanıyor.
• Ucuz döviz, ihracatçının döviz gelirini düşürüyor. İhracatçı aynı dövizi elde etmek için daha çok mal satmak zorunda kalıyor.
• Ucuz ithal malı rekabeti karşısında içeride üretim yapanlar, üretimi azaltmak veya üretimden vazgeçmek zorunda kalıyor. Yerli üretimde yabancı girdinin payı giderek artıyor.
• İthalat gideri artınca, ihracat zorlaşınca, dış ticaret açığı büyüyor. Dış ticaret açığının büyümesi sonuçta ülkenin döviz açığını büyütüyor.
• Açığın büyümesine rağmen, yüksek getirinin cazibesiyle ülkeye döviz girişi devam ettiğinden, sorumlular, döviz açığının ve bu açık nedeniyle oluşan borcun büyüklüğünü, faiz yükünü umursamıyor.
Türkiye’deki, yabancılara ait sıcak para 2005 yılında 26.4 milyar dolar artarak 58.1 milyar dolara kadar yükselip rekor kırdı. ANKA’nın Merkez Bankası, Merkezi Kayıt Kuruluşu, BDDK ve Hazine Müsteşarlığı verilerinden yaptığı hesaplamalara göre Türkiye’deki sıcak para stoku geçen yıl hem yeni gelen fonlar hem de mevcut fonlardaki yüksek değer artışı nedeniyle 26 milyar 428 milyon dolar arttı. 2004 yılı sonunda 31 milyar 631 milyon dolar düzeyinde bulunan yabancı kaynaklı sıcak para 2005 sonunda ise 58 milyar 59 milyon dolara kadar yükseldi. Sıcak parada son iki yıldaki büyüme ise 31 milyar 743 milyon dolar oldu. 2003 yılı sonunda Türkiye’de 18.3 milyar dolarlık yabancı kaynaklı para bulunuyordu.
2005 yılında Türkiye’de hisse senetlerinde değerlendirilen sıcak para dolar bazında yüzde 59.5 oranında kazanmıştı. Sıcak paranın Devlet iç borçlanma senetlerinden elde ettiği dolar bazındaki getiri ise vadelerine göre yüzde 16.6’yla yüzde 25.6 oranları arasında değişti. 2004 yılı sonunda dolarını YTL’ye çevirip vadeli YTL mevduata yatıranlar ise 2005 yılının tamamında yüzde 17.88’le yüzde 18.4 arasında değişen oranlarda dolar bazında kazanç elde etmişti.
Turgut Özal döneminden beri, darbelerin kaynağının döviz sıkıntısında olduğuna inanıldı. Bu nedenle, ne pahasına olursa olsun, ne kadar kaynak ayırmak gerekirse gereksin döviz tutma gereği duyuldu. Bunun sonucu olarak, ihracat, ithalattan fazla olduğu ve cari açık açığı hızla büyüdüğü halde, kasada döviz bulundurmak için, döviz getirenlere yurt dışında ödenen paradan daha fazlası ödeniyor. Böylelikle, hazinede bol miktarda döviz bulunmakta ama bunun yanı sıra borçlar devamlı artmakta. Devlet adamları diğer ülkelere yardım yaparken ülkemizdeki dövizler azalır ama önemli olan para kaybetmek değil kazanmak ve borçları alnımızın akıyla kapatmaktır.
Borçlar ödenemeyecek seviyeye gelmekte, milli gelirin büyük kısmı faiz ödemelerine gitmektedir. Böylelikle, halkın refahına harcanması gereken kaynak yurt dışına döviz almak için gitmektedir. Böylece her geçen gün daha da yoksullaşmaktayız.
Devlet adamları halka öğüt vereceklerine ve bu duruma göz yumacaklarına (en önemlisi de birbirleri ile didişeceklerine) biraz da bu işleri düşünmeliler. “Mecliste domuz kavgası” gibi konularla gündeme gelmektense tüm halk dahil olarak bu işlere kafa yormalıyız.
Bu saadet zinciri ne zaman sona erecek? Yabancılar ne zaman verdikleri parayı geri isteyecekler? Bunu “borçlanıyoruz sorun yok “ diyen, pembe gözlüklü “televole” iktisatçılarına sormak gerek. Dış borçlar, cari açık artarken her şey iyiye gidiyor diyen onlar. Ne zaman batacağımızı (pardon) borçlanmanın ne zaman sona ereceğini onlar bilir.
Ekonomik bağımsızlığımız kalmadı, ülke maliyesi IMF’in talimatlarını uygulayan bir kuruma dönüştü. Sıra geldi siyasal bağımsızlığımızın ne zaman sona ereceğine?
Osmanlı İmparatorluğunun sonunu, aldığı dış borçlar getirdiğini düşünürsek, bu borçlanmanın bizi nereye götürdüğü açıktır. Açık olmayan bunun ne zaman olacağı?
Ekonomiyi düzeltmek için ne gibi önlemler alınması gerektiğini söylemek haddimizi aşar. Ancak, şunu söyleyebiliriz. 1938 yılından sonra ne yapıldıysa, onun tersini yapmak gerek. Bunu da söylemek kolaydır. Yapmak biraz zordur.
http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=853
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder